• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
23 Ekim 2026 Cuma
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Dünya

Kapitalist temelle köklü kopuş ekososyalizmdir

22 Ekim 2026 Perşembe - 23:00
Kategori: Dünya, Manşet, Söyleşi

Filozof, sosyoloji profesörü Michael Löwy, Fransa’daki isyana dair sorularımızı yanıtladı:

  • Neo-faşist politikaların ortaya çıkardığı korkunç sosyal uçurumu göz önüne bulundurduğumuzda gençliğin ayaklanması şaşırtıcı değil. Eğer gençliğin ayaklanması halk tabakalarını, kent ve kır emekçilerini, dışlanmış kesimleri ve kadınları içine çekerse, önemli değişimler yaşanabilir
  • Ekososyalizm, devrimci bir dönüşümü temsil eder. Bugün hepimiz, modern kapitalist medeniyet adlı intihar treninin yolcularıyız. Kapitalist modernitenin bu treni artan bir hızla bir uçuruma, ekolojik felakete doğru ilerliyor. Acil durum frenini çekmek artık hayati bir zorunluluktur

Mehmet Ali Çelebi

Fransa’da ortaya çıkan devrimci ayaklanmalar tarihsel sonuçlar doğurmuş, monarşilerin alaşağı edilmesini, ulus devletlerin, cumhuriyetlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Örneğin 1789 Fransız İhtilali’nin ürünü Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi, dünya insan hakları mimarisinde önemli yer tutmuştur, BM 1948 İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne ilham vermiştir. Fransa’daki diğer devrimler de 1917 Ekim Devrimi gibi dünya ölçeğinde tarihsel ilerlemelere yol açmıştır. Bu kez lise öğrencileri ezber bozdu, polis-asker-yargı-sermaye gücüne güvenen iktidarlara meydan okudu. Fransa’nın başkenti Paris’te lise öğrencilerinin özgürlüğü kanatlandırmak için 17 Eylül 2026’da başlattığı protestolar, ayaklanmaya dönüştü. Önce Fransa’nın diğer kentlerine ardından Avrupa ve Latin Amerika’da çok sayıda ülkeye yayıldı. Filozof Michael Löwy, dip dalgasının, isyanın harareti yayılırken sıcağı sıcağına, yeni neslin özgürlük serüvenini, başkaldırının arkaplanını ve ortaya çıkarabileceği sonuçlara dair sorularımızı yanıtladı.

  • ABD’de Trump, Rusya’da Putin gibi isimlerin ve destekledikleri bölgesel diktatörlerin şekillendirmeye çalıştığı yeni dünya düzenine karşı etkili bir meydan okumanın olup olmayacağı bir süredir tartışılıyordu. Emekçi örgütlerin, partilerin yetersiz kaldığı kaydediliyordu. Ancak Fransa’nın başkenti Paris’te Saint-Exupery Lisesi’nde lise öğrencilerinin çaktığı kıvılcım kısa sürede ayaklanmaya dönüştü. Bu ayaklanma bileşenleriyle okunduğunda tayin edici faktörler nelerdir?

Lise öğrencisi gençliğinin ayaklanması, başlangıçta okullardaki katlanılmaz maddi koşullara karşı, kabul edilemez koşullara karşı bir protesto niteliğindeydi. Bir süre sonra ise üniversite öğrencilerinin, akademisyenlerin, öğretmenlerin, sendikal örgütlerin ve Sarı Yeleklilerin desteğiyle Emmanuel Macron hükümetinin anti-sosyal politikalarına ve polisinin acımasız şiddetine karşı bir mücadeleye dönüştü.

800 bin eylemcinin katıldığı büyük buluşmayı, bütün seferberliğin bileşenlerini bir araya getiren bir başka önemli unsur da anti-faşizmdir. Anti-faşizm, göstericilerin sloganlarında, taşıdıkları dövizlerde ve söyledikleri marşlarda her biçimiyle kendini gösteriyor. Çünkü Marine Le Pen klanının 2027’de yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kazanma ihtimali ciddi bir tehdit olarak herkesin zihninde.

 

  • Ayaklanmaya katılanlar 1789 devrimi sürecindeki Bastille Baskını’nı hatırlattı…

Katılımcıların büyük çoğunluğu için sosyal ve siyasi bir eylemlilik, polislere karşı kendilerini savunmak dışında şiddetsiz. Şiddet olayları ve yağmalar azınlıkta gelişen olaylar. Ve rejimi tehdit eden olaylar değil. Bu bir devrim değil. Daha çok Mayıs 1968’teki muhteşem gençlik hareketiyle kıyaslanabilir, fakat 1789 değil…

  • Paris’te Eylül 2026’de büyüyen isyan dalgası sonrası İtalya, Portekiz, İspanya, Arnavutluk, Belçika, Hindistan, Meksika, Kolombiya, Arjantin, Tunus’ta da benzer protesto dalgaları ortaya çıktı. Bu bağlamı nasıl değerlendirmek gerekir?

Birçok ülkede çeşitli biçimlerde kendini gösteren Z Kuşağı’ndan söz ediyoruz. Eylem halindeler. Farklı farklı eylemler gerçekleştiriyorlar birçok ülkede. Neo-liberal, hatta bazıları için neo-faşist diyebileceğimiz birçok yönetimin politikalarının ortaya çıkardığı korkunç sosyal uçurumu göz önüne bulundurduğumuz zaman, giderek derinleşen ekolojik krizi göz önüne aldığımız zaman gençliğin ayaklanması şaşırtıcı değil. Eğer gençliğin ayaklanması halk tabakalarını, kent ve kır emekçilerini, dışlanmış kesimleri ve kadınları içine çekerse, önemli siyasi değişimler yaşanabilir.,

  • Fransa’da devrimci direnişler hep sosyalist dinamikler ve insanlık için umut olmuştur. Dünya çapında etkili olan, monarşileri çözen, ulusal devletlerin kapılarını açan, evrensel insan haklarının yerleşmesine vesile olan, emekçilere kazanımlar getiren ikonik devrimlerin Fransa’da gerçekleştiği görülür. 1789 devrimi, 1830 devrimi, 1848 devrimi, 1871 Paris Komünü, Mayıs 1968 gibi. Ve 2026 isyanı oldu. Karl Marx’ın “Gökyüzünü fethe çıkan bu Parislileri o eski dünya köleleriyle karşılaştırın bir” dediği yeni Paris Komünü mü geliyor?

Geniş bir toplumsal kesimi de etkileyen gençliğin bu isyanı, Emmanuel Macron yönetiminin sergilediği küçümseyici tavır ve uyguladığı acımasız polis baskısı karşısında duyulan toplumsal öfkeyi ve hiddeti dışa vuruyor. Bu eylemleri Mayıs 1968’e benzetebiliriz. Mayıs 1968’de 10 milyon kişinin katıldığı genel grev oldu, şimdiki eylemler daha bu düzeye ulaşmadı. Fakat Paris Komünü’ne değil. Çünkü Paris Komünü ile Fransız proletaryası yönetimi ele geçirdi. Fransız devrimci geleneği çok değerlidir. Paris Komünü de, sömürülenlerin aşağıdan örgütlenmesinin, proletaryanın demokratik siyasi iktidarının güzel bir örneğidir. Ne var ki devrimler her zaman yenilikçi, yaratıcı, öngörülemez ve şaşırtıcıdır. Geçmişin örneklerini taklit etmekle sınırlı kalamazlar. Bu, 21. yüzyılın gelecekteki devrimleri için de geçerlidir.

  • Ukrayna Savaşı ve İran Savaşı’nın küresel etkileri ve sonuçları konusunda neler söylersiniz?

Bilirsiniz, biz sosyologlar için bugünü anlamak oldukça zordur. Bununla birlikte, İran’ın dahil olduğu çatışmanın Amerikan emperyalizmini bir çıkmaza sürüklediği açıktır ve gelecekteki askeri maceralardan caydırabilir. Aynı durum, Ukrayna’ya karşı yürüttüğü bu akıl dışı savaşta hâlâ ısrar eden Rus emperyalizmi için de geçerlidir. Her ne kadar hâlâ Ukrayna’ya karşı bu absürt savaşı sürdürmekte ısrar etse de. İran özelinde ise; ABD ve İsrail ile yaşanan bu yüzleşme sona erdiğinde, İran halkının kendisini baskı altında tutan teokratik-askeri rejime karşı yeniden ayağa kalkacağını umabiliriz.

  • Suriye iç savaşı sırasında ortaya çıkan, Temmuz 2012’de başlayan Rojava Devrimi’ne 2026’da yoğun saldırılar oldu. Türkiye, Irak, İran ve Suriye denklemlerinde hep gündemde olan Kürtler ve cihadist yapıları öne çıkaran Trump yönetiminin hedefinde olan Rojava Devrimi konusunda nasıl bir değerlendirmeniz olur? 

Murray Bookchin’in liberter, özgürlükçü fikirlerinden ve Abdullah Öcalan’ın demokratik konfederalizminden esinlenen Rojava’nın devrimci deneyimi, dünya çapında tüm radikal ve/veya özgürlükçü sol için bir ilham kaynağı olmuştur.  Rojava’nın özerkliğinin, Kürt güçlerinin Suriye hükümetiyle kabul etmek zorunda kaldığı anlaşma nedeniyle şimdi ciddi ölçüde sınırlandırılmasından, hatta tamamen ortadan kaldırılmasından endişe ediyorum.

SDG, Suriye Demokratik Güçleri şimdi Suriye ordusuna entegre edilmiş durumda. Kadın savaşçılar ise Suriye rejimi tarafından reddedildiği için dışarıda bırakıldı. Kürtlerin, yaşadıkları bütün ülkelerde kültürel ve siyasi hakları için mücadeleye devam edecekleri düşünüyorum. Donald Trump’ın desteğine güvenebileceklerini düşünmek trajik bir hata olur!

  • Avrupa’da bazı kritik ülkelerde ırkçı partiler ya birinci oluyor, ya hükümet kuracak çoğunluğa ulaşıyor. Fransa’da RN, Almanya’da AfD, İngiltere’de Reform UK yükselişte. İtalya’da ırkçı parti Fratelli d’Italia hükümet kurdu. Türkiye’de ırkçı partiler koalisyon ortağı. 2026’da Almanya’da AfD’nin bazı eyaletlerde birinci çıkması, ‘Faşistler Almanya’da iktidar olup yeni bir dünya savaşına mı yol açacak’ sorusu soruldu. 2027 başkanlık seçimleri öncesi ırkçı Marine Le Pen’in partisi RN birinci sırada görülüyor. Emekçiler, yoksullar neden ırkçı partilerine oy veriyor?

Her ülkede geçmişin ağır mirası, bu yeniden yükselişi açıklamaya yardımcı olabilir: Fransa’da sömürgecilik, Almanya’da Nazizm, İtalya’da faşizm…

Ne var ki, söz konusu oldu, sağın yükselişi ABD, Hindistan, İsrail, Japonya, Latin Amerika ve diğer pek çok yeri kapsayacak şekilde küresel bir nitelik taşıdığından, dünya ölçeğinde bir açıklamaya ihtiyaç duyuyoruz. Henüz bulamadığımız küresel bir açıklama geliştirmemiz gerekiyor, o açıklama şimdilik elimizde yok. İşçi sınıfının veya alt-orta sınıfın bazı kesimleri neden ırkçı ve/veya neo-faşist partilere oy veriyor? Bunun nedeni kesinlikle göçmenler değil!

Örneğin Fransa’da, Le Pen’e oy verilen bölgeler, neredeyse hiç göçmenlerin bulunmadığı kırsal veya yarı-kentsel bölgeler. Buna karşılık, göçmen nüfusun çok yoğun olduğu Paris’te seçmenler hâlâ sol partilere oy veriyor… Halihazırda Fransa’da tanık olduğumuz gibi gençlik hareketleri, RN’nin, Rassemblement National’in ırkçı söylemini marjinalleştirerek durumu değiştirebilir mi? Bunu umabiliriz, ama kesin değil…

  • Kapitalizme karşı alternatif radikal bir “Ekososyalizm” yaratma zemini oluşuyor mu? Kapitalizmin yapay zeka destekli askeri sanayi kompleksine, ekolojik yıkıma, yabancılaştıran ve yalnızlaştıran sistemine karşı işçi sınıfının, komünlerin, öz yönetimlerin, ezilen ulusların yeni dönemde nasıl yönetim modeli oluşturmasını önerirsiniz?

Ekososyalizm, modern kapitalist/endüstriyel uygarlığın temelleriyle köklü bir kopuşu ifade eden yeni bir uygarlık projesidir. Yalnızca böyle bir kopuş sayesinde gezegeni ve üzerinde yaşayanları, insan türünün bizzat varlığını tehdit eden eşi benzeri görülmemiş bir ekolojik felaketten kurtarabiliriz. Ekososyalizm; seçici bir küçülmeyi, demokratik bir ekolojik planlamayı, genelleştirilmiş özyönetimi ve radikal demokratik, adem-i merkeziyetçi yeni bir siyasi biçimi gerektirir.

Ekososyalist dönüşüme giden yol tam burada ve şimdi başlar; çokuluslu fosil yakıt şirketlerine, yani petrol, kömür, gaz şirketlerine, gereksiz ve ekokırım niteliğindeki mega projelere karşı, kapitalist tarım-gıda endüstrisinin ormanları yok etmesine karşı somut mücadelelerle başlar. Bu mücadelelerin toplumsal özneleri arasında; şehir ve kır emekçileri, özellikle köylüler, gençlik, kadınlar ve yerli halklar yer alır.

Günümüzde, yıkıcı kapitalist girişimleri engellemeyi amaçlayan toplumsal ve ekolojik mücadelelerin giderek birbirine yaklaştığına tanık oluyoruz. Naomi Klein’ın ifadesiyle “Blockadia”ya tanık oluyoruz. Fransa’da Notre-Dame-des-Landes’da yeni bir havaalanı inşasının başarıyla engellenmesi; Brezilya’da yerli halkların Amazon yağmur ormanlarını tarım-gıda endüstrisinin motorlu testerelerinden korumaya katkıda bulunması; Kanada’da ise çevrecilerin ve yerli halkların katran kumlarından petrol çıkarılmasına karşı direnişi buna örnektir. Bu mücadeleler içinde öz-örgütlenme, sınıfsal ve ekolojik bilinç ile anti-kapitalist bir siyasi farkındalık kök salar. Bu, Ekososyalist bir dönüşüme giden yolda atılması gereken temel ve ilk adımdır.

Ekososyalizm, kapitalist askeri-endüstriyel kompleksin iktidarını tasfiye eden devrimci bir değişimi temsil eder. Walter Benjamin’in devrim tanımını çok beğenirim: “Belki de devrimler bu trende seyahat eden insanlığın imdat trenini çekme eylemidir.” Bugün hepimiz, modern kapitalist medeniyet adlı intihar treninin yolcularıyız. Kapitalist modernitenin bu treni artan bir hızla bir uçuruma, ekolojik felakete doğru ilerliyor. Acil durum frenini çekmek artık hayati bir zorunluluktur…

Michael Löwy kimdir?

“Ekososyalizm”, “Devrimci Bir Hümanizm: Che Guevara’nın Düşüncesi”, “Devrimler”, “Sürekli Devrim Teorisi”, “Dünyayı Değiştirmek Üzerine”, “Devrim Bir İmdat Frenidir”, “Latin Amerika Marksizmi”, “Marksizm ve Din: Kurtuluş Teolojisi Meydan Okuyor”, “Marksistler ve Ulusal Sorun” gibi kitapları olan Marksist filozof, sosyoloji profesörü Michael Löwy, 1938’de kimya mühendisi ve öğretmen anne-babanın oğlu olarak Brezilya’nın São Paulo kentinde doğdu. Kazandığı bursla 1961’de Fransa’ya geçti. Fransız Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi’nde (CNRS) toplumsal bilimler araştırmalarında yer aldı, yöneticilik yaptı. Prof. Dr. Löwy; Paris VIII Üniversitesi, Los Angeles’taki California Üniversitesi, Michigan Üniversitesi, Stanford Üniversitesi ve Pittsburg Üniversitesi’nde misafir öğretim üyesi olarak dersler verdi. Sosyolojik ve tarihsel açıdan Marksist düşünce, siyaset felsefesi üzerine çalışmalar yapan Prof. Dr. Löwy, Marksist felsefeninin tarihsel ve siyasal serüvenine odaklandı. Michael Löwy; Karl Marx, Che Guevara, Georg Lukacs; Liberation Theology, Walter Benjamin, Franz Kafka üzerine çalışmalara imza attı. Din ve siyaset ilişkileri, romantik anti-kapitalizm, Avrupalı Musevilerin entelektüel haritası, kültürel yapıları, dini kökleri, siyasi eğilimleri üzerinde çalışmalar yaptı.

* Çeviri için Heval Arslan’a teşekkürler.

 

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Emekliler emekli olamıyor

Sonraki Haber

Aleviler barışın neresinde olmalı 

Sonraki Haber

Aleviler barışın neresinde olmalı 

SON HABERLER

Fon vurgunu soruşturmasında 12 kişi tutuklandı

Yazar: Yeni Yaşam
22 Ekim 2026

Burjuva medyasının lağım kokan nefesi…

Yazar: Yeni Yaşam
22 Ekim 2026

Aleviler barışın neresinde olmalı 

Yazar: Yeni Yaşam
22 Ekim 2026

Kapitalist temelle köklü kopuş ekososyalizmdir

Yazar: Yeni Yaşam
22 Ekim 2026

Emekliler emekli olamıyor

Yazar: Yeni Yaşam
22 Ekim 2026

Özel savaşın mantosu Siverek

Yazar: Yeni Yaşam
22 Ekim 2026

Kadıköy Belediye Başkanı YENİ Parti’ye geçti

Yazar: Yeni Yaşam
22 Ekim 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır