• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
26 Ekim 2026 Pazartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Kadın

Kadınlar gelecek için yan yana geliyor

26 Ekim 2026 Pazartesi - 00:00
Kategori: Kadın, Manşet, Söyleşi

‘Kadınlar Yan Yana Geleceği Konuşuyor’ konferansının çağrıcılarına kadınlar için barışın anlamını sorduk:

  • Arzu Yılmaz: Eğer kadınlar yan yana gelebilirse başka türlü bir siyaset, barış ve gelecek de mümkün diye düşünüyorum
  • Berrin Sönmez: Kadınlar Yan Yana etkinliği, demokrasi ve eşitliği önce kendi aramızda güçlendirmeye yol açabilecek değerli bir imkân sunuyor
  • Besna Tosun: Barış, kadınlar için kendi hayatları hakkında söz sahibi olmak ve geleceklerini özgürce kurabilmektir
  • Birsen Atakan: Farklı beklentilerle bir araya gelen kadınların deneyimlerini paylaşması, birbirini anlaması ve ortak bir gelecek kurma iradesi göstermesi başlı başına bir barış pratiğidir
  • Büşra Ersanlı: Şiddetsiz bir Türkiye’yi en çok kadınlar özlüyor, barış kadınlar için her şey, topyekûn şiddetsizliktir
  • Ceren Önder Kandemir: Kadını yalnızca anne olmaktan, ‘anneler ağlamasın’ cümlesine hapsolmaktan çıkarıp, çözümün öznesi hâline getirmeye kararlı günlere vardığımız için umut doluyum
  • Eren Keskin: Kadınlar savaşta hem kendi canlarını hem sevdiklerini kaybediyor; bu nedenle silahsızlanma ve barışçıl mücadele kadınlar için son derece önemli
  • Eylem Aktaş: Farklı seslerin birbirini susturmadan, kendi renkleriyle bir arada var olabildiği bir yaşam hepimizin hakkı
  • Fatma Bostan Ünsal: Barışın tesisi genel toplum ve özelde kadınlar için hayati önemdedir; kutuplaşmanın aşılması kritik bir adımdır
  • Feryal Öney: Barışın yalnızca çatışmanın bitmesiyle değil, adaletin, demokrasinin ve eşitliğin hayat bulmasıyla mümkün olduğuna inanıyoruz
  • Füsun Demirel: Erkek egemen zihniyet barış sürecini egemenliğin yeniden paylaşımı gibi görürken, kadınlar savaşın toplumsal dokularda yarattığı tahribatın onarılması ile ilgilenir
  • Gözde Şeker: Kadınlar yaratmadıkları sorunların mağduru oldukları bir hayat sürmeye mecbur bırakılıyor; biz bunu reddedip sözümüzü ortaklaştırıyoruz
  • Güldestan Yüce: Tarih boyunca savaşları erkekler çıkardı, fakat savaşın yarattığı enkazları toplamak hep kadınların gücüne ve iradesine kaldı
  • Güley Bor: Kadınların barış mücadelesi aynı zamanda ittifakların hikayesidir; barışın sürdürülebilir olmasının en büyük teminatıdır
  • Gülseren Onanç: Adalet olmadan barış olmaz, barış olmadan demokrasi olmaz, demokrasi olmadan eşitlik olmaz, eşitlik olmadan özgürlük olmaz
  • Gülsüm Elvan: Biz ölmek değil yaşamak istiyoruz; varız ve yan yana olup üretmeye, inşa etmeye, değiştirmeye çalışacağız
  • Gülsüm Kav: Kadınlar doğaları gereği daha uzlaşmacı oldukları için değil, eşitsizliğe ve şiddete karşı mücadeleleriyle geliştirdikleri bilgi ve örgütlenme deneyimi nedeniyle barışın kurucu özneleridir
  • Özgür Sevgi Göral: Kürt meselesinin çatışmadan çıkarak demokratik siyaset bağlamına geçme ihtimalinin konuşulduğu bu zamanda, en geniş ittifaklarla politikaya alan açmak önemli
  • Perva İnal: Biz kadınlar eğer güçlü durursak, barış için direnirsek ve barışı her yerde dillendirirsek bu bütün topluma sirayet edecektir
  • Pervin Buldan: Barışı inşa edecek olan da barışı toplumsallaştıracak olan da kadın örgütlülüğü ve mücadelesidir; kadınlar barışın inşa gücüdür
  • Pınar Dinç: Kadınlar Yan Yana Konferansı’nın amacı buluşma, dinleme, duyma ve anlama zemini yaratmaktır
  • Rojda Akkaya: Kadınlar barışı yalnızca talep eden değil, onun koşullarını kuran ve sürekliliğini sağlayan özneler olmalıdır
  • Sebahat Tuncel: Kadınlar için barış, yalnızca savaşın yokluğu değil; şiddetin, tahakkümün ve eşitsizliğin olmadığı demokratik, ekolojik, kadın özgürlüğünü esas alan bir yaşamın kurulmasıdır
  • Zeynep Altıok: Eşit yurttaşlık ve adalet temelinde kurulmayan bir barış kalıcı olamaz
  • Zeynep Duygu Ağbayır: Kadının itirazını susturan bir sabır anlayışını kabul etmiyorum; barış, sokakta, evde, işyerinde nasıl yaşayacağımızla ilgili çok politik bir kelimedir

Nezahat Doğan

Türkiye’deki kadın hareketlerinin çok güçlü deneyimleri, hafızası, mücadele ve birikimleri var. Siyasal ayrılıklar köklü ve derin ancak kadınların ortak mücadelesi kadın şiddetine, ötekileştirilmeye, eşitsizliğe, adaletsizliğe, yok saymaya ve eril sistemlere karşı bir hat oluşturdu. Bugün demokratik toplum, demokratik cumhuriyet, eşit yurttaşlık, barış, özgürlükler için, derinleşen yoksulluğa, kadın kırımına, ekolojik yıkıma karşı kadınlar bir araya gelerek ses yükseltiyor, ortak, birleşik mücadele hattını oluşturuyor…

Farklı alanlardan “yan yana gelen kadınlar” 31 Ekim 1 Kasım tarihleri arasında Ankara’da konferansta geleceği konuşmak üzere bir araya geliyor. Biz de konferans çağrıcılarına; öznesi kadın olan ağır sorunların yaşandığı ülkede kadınların her alanda barışı güçlü bir şekilde sahiplenmesi nasıl bir gelişim sağlar? Barış kadınlar için ne anlam ifade ediyor, neden gerekli? Bu konferansın amacı, kadın ortaklaşması ve mücadelesi açısından önemi nedir? sorularını sorduk…

Bir yol arayışı

Akademisyen Arzu Yılmaz: Günümüzde siyaset özgürlük, eşitlik adına elde edilmiş tüm kazanımları dışlama ve arkaik her türlü hiyerarşik yapıyı canlandırma çabasıyla yeniden tanımlanıyor; savaşın da barışın da anlamı ve biçimi tahrif ediliyor. Kadınlar Yan Yana Konferansı da bu gücü açığa çıkarmak için ortaya konulan bir çaba. Toplumun tüm katmanlarını baskı altına alan şiddet, sömürü ve hukuksuzluk karşısında bir araya gelme, konuşma, dertleşme, dayanışma ve direnme ihtiyacına bir yanıt… Siyasetin dışına itilen toplumu yeniden siyasetin merkezine taşıyacak bir yol arayışı… Herkesin kendi mahallesine çekildiği, kutuplaşmanın farklı fay hatları üzerinden keskinleştiği bugünün Türkiye’sinde eğer kadınlar yan yana gelebilirse başka türlü bir siyaset, barış ve gelecek de mümkün diye düşünüyorum. Zira kadınlar bunu daha önce yaptı, yine yapabilir.

Özne olmalıyız

Müslüman Feminist Berrin Sönmez: Öncelikle hiç de hoşumuza gitmeyecek bir gerçekliği tespit etmekte fayda var. Biz, eşitlik mücadelesi yürüten kadınlar kendimizi özne olarak tanımlamayı severiz, hedefimiz budur çünkü. Fakat bu hedefi realize etmenin yolu somut gerçeği görüp, ifşa etmekten geçer. Eril sistem hepimizi özne değil nesne olarak görüyor. Barış ve diğer konularda özneliğimizi kabul ettirmek için, kararlara ve eylemlere eşit katılım için öncelikle erkeklere “suçlu sizsiniz, hepiniz bu suça ortaksınız, bir adım geri çekilip yanınızda kadınlara yer açın” mesajını iletecek söylem ve eylem arayışında olalım derim. Toplumsal barışın sağlanması sadece kadınların sorunu değil elbette. Erkeklerin de yarattıkları bu sorunun çözümüne eşit derecede katkı vermesi halinde kadın eşitlik mücadelesi yeni bir aşamaya evrilebilir. Barış ortamında kadın eşitlik mücadelesiyle kadının statüsü, şiddetle mücadele gibi sorunlar üzerine daha yoğun ve ortak çalışma imkanına kavuşabiliriz. Kadınlar Yan Yana etkinliği, demokrasi ve eşitliği önce kendi aramızda güçlendirmeye yol açabilecek değerli bir imkân sunuyor.

Geleceği kurmalıyız

Cumartesi İnsanı Besna Tosun: Kadınların yaşamın her alanında şiddetle, eşitsizlikle, yoksullukla ve ayrımcılıkla mücadele etmek zorunda olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Barışı savunmak, yalnızca silahların susmasını değil; cesaretle eşitliğin, özgürlüğün ve adaletin savunulması demek. Barış, kadınlar için kendi hayatları hakkında söz sahibi olmak ve geleceklerini özgürce kurabilmektir. Kadınların barışı güçlü bir biçimde sahiplenmesinin, demokratikleşmeye, eşitliğe ve birlikte yaşama ihtimaline güçlü bir katkı sunacağını ve barışın kadınların sözüyle, emeğiyle ve mücadelesiyle büyüyeceğine inanıyorum.

Barış toplumsal ihtiyaç

Hukukçu-Sosyolog Birsen Atakan: Barış denildiğinde çoğumuzun aklına önce savaşın sona ermesi, silahların susması gelir. Kuşkusuz bu, barışın temel koşuludur; çünkü savaş ortamında ne haklarımızı kullanabilir ne de kendimizi gerçekleştirebiliriz. Ancak barış bundan çok daha fazlasıdır. Bir kadın olarak benim için yalnızca silahların susması yeterli değildir. Yoksulluk, eşitsizlik, kadınlara, çocuklara, hayvanlara ve doğaya yönelik tahakküm ve şiddet; hukuksuzluk, baskılar ve hapsedilmeler sürerken kalıcı bir barıştan söz etmek mümkün müdür? Sahici ve kalıcı bir barış için bütün bu meselelerin öncelik-sonralık sıralaması yapılmaksızın ele alınması gerekir. Farklı beklentilerle bir araya gelen kadınların deneyimlerini paylaşması, birbirini anlaması ve ortak bir gelecek kurma iradesi göstermesi başlı başına bir barış pratiğidir. Çünkü biliyoruz ki özel olan politiktir ve hepimizin hem bireysel hem de toplumsal olarak barışa ihtiyacı vardır.

En iyi kadınlar anlatır

Siyaset Bilimci Büşra Ersanlı: Erkek egemen hükmetme, yönetme dürtüsü siyasal ve toplumsal kültürde her zaman hâkim. Evde, işte, sokakta, derneklerde ve partilerde. En çok hissedenler kadınlar ve çocuklar. En yoğun grup da onlar. En iyi onlar anlatır, sözlü ve fiziksel şiddeti. Barışın da huzurun da onurun da en güçlü sözcüleri onlardır. Onlar daha fazla konuşacak, daha fazla eyleyecek şiddetsizliği… Farklı gruplar, ideolojiler de olsa kadınlar bir araya geldiğinde tartışabiliyor da anlaşabiliyor da… Şiddetsiz bir Türkiye’yi en çok onlar özlüyor. Harekete geçme deneyimleri de çok. Şiddet arttıkça da güçlü örgütlenirler. Öyle de yapıyorlar yan yana gelmeye devam ediyorlar. Ev ev, mahalle mahalle, grup grup şiddetin yoğun kapsamını anlatıyorlar. Barış kadınlar için her şey. Barışta topyekûn şiddetsizlik var. Sadece çatışmasızlık değil, aynı zamanda canlıya her biçimdeki ve her alandaki şiddetin yok olması. Şiddetsiz bir Türkiye insanı, hayvanı ve doğayı kurtarır. Kadınlar barış için bu mücadeleyi verecek.

Benzersiz bir birikim

Reklamcı Metin Yazarı Ceren Önder Kandemir: Söz konusu bir sorunu çözmek, barışmak, affetmek ve korkusuzca yüzleşmek olduğunda, biz kadınların birikimini benzersiz buluyorum. Çünkü bunları önce kendimizde uygulamışız. Kendi sorunlarımızın çözümünde, kendimizi affetmekte, hatalarımızla dürüstçe yüzleşmekte ve belki de insanlık için en zoru olan kendimizle barışmakta taklit edilemez bir birikime sahibiz. Sorunlarımızın gözünün içine, gözümüzü kaçırmadan bakabiliyoruz. Bu yüzden kadınların sadece yan yana gelmesi, konuşması, tartışması bile yol haritasını oluşturuyor. Yeter ki alan oluşsun ve bu birliktelik hedefi tüm kadınların duyacağı şekilde yayılsın.

Barış kadınlar için ne ifade ediyor sorunuza gelince, savaşın ne ifade ettiğine bakmamız yeterli. Ortada bir savaş var, çözümü birbirinin gözünün içine bakabilecek ve dediğim gibi korkusuzca yüzleşebilecek insanların bir araya gelip can kulağıyla diğerini dinlemesinde. Can kulağıyla ve ajandasız dinlemenin pratiği de bizlerde. Kadını yalnızca anne olmaktan, “anneler ağlamasın” cümlesine hapsolmaktan çıkarıp, çözümün öznesi hâline getirmeye kararlı günlere vardığımız için umut doluyum.  Bu günlerin mücadelesini yıllardır canıyla, kanıyla, evinde, iş yerinde veya alanlarda, özgürlüğüyle veren, vermeye hiç bıkmadan devam eden tüm kadınlara karşı, yolumuzu açıp aydınlattıkları için şükran doluyum.

Kadın hareketi biatsız

İnsan Hakları Savunucusu-Avukat Eren Keskin: Yaşadığımız coğrafya, devletin siyasi karakteri nedeniyle son derece erkek egemen, militarist ve feodal değer yargılarının topluma dayatıldığı ve ne yazık ki içselleştirildiği bir coğrafya. Bunun en ağır sonuçlarını da hep kadınlar yaşadı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin erkek egemen politikaları, kadınlar arasında siyasal bir fark tanımıyor. Tüm kadınlar bu politikalardan olumsuz yönde etkileniyorlar. Ancak kadın hareketinin bütünüyle biatsız bir hareket olduğunu söylemek gerekiyor. Bütün bu yapıya rağmen kadın mücadelesi olabildiğince yükseldi. Burada tabii ki Kürt kadın hareketinin, feminist hareketin ve sosyalist kadınların çok büyük payları var. Kadınlar savaşta hem kendi canlarını hem de sevdiklerini kaybediyor; şiddete maruz kalıyor ve savaşın yarattığı yoksulluğun en büyük acısını yaşıyorlar. İşte bu nedenle de barış, silahsızlanma, barışçıl ve sivil mücadele kadınlar için son derece önemli.

Kendi rengimizle var olmalıyız

Müzisyen Eylem Aktaş: Türkiye’de kadınların farklı düşüncelere, kimliklere ve yaşam biçimlerine rağmen ortak sorunlar karşısında yan yana gelebilmesini çok değerli buluyorum. Kadına yönelik şiddet, eşitsizlik, derinleşen yoksulluk ve doğanın tahribatı hepimizin hayatını etkiliyor. Bu nedenle kadınların sesinin her mahalleden, her kesimden yükselmesi gerektiğine inanıyorum. Kadınların ekonomik bağımsızlığını, güvenliğini, özgürlüğünü ve karar alma süreçlerinde eşit söz hakkını savunmak, ortak mücadelenin temelini oluşturmalı. Kadınların barışı güçlü bir şekilde sahiplenmesinin, toplumda şiddetin yerine diyaloğun, ayrışmanın yerine dayanışmanın güçlenmesine katkı sağlayacağına inanıyorum. Farklı seslerin birbirini susturmadan, kendi renkleriyle bir arada var olabildiği bir yaşamın hepimizin hakkı olduğuna inanıyorum.

Kadınlar için hayati

İnsan Hakları Savunucusu Fatma Bostan Ünsal: İster “negatif barış” anlamıyla ifade edilen “silahların susması” isterse daha geniş anlamıyla hakların teminat altına alındığı hukuk devleti ve demokratik toplum olarak anlaşılsın barışın tesis edilmesi genel toplum ve özelde kadınlar için hayati önemdedir. Mevcut kutuplaşmış toplum nedeniyle tüm toplumu harekete geçirecek toplumsal dinamiklerle böyle bir ortamın tesis edilmesindeki zorluklar nedeniyle kutuplaşmanın aşılmasının kritik önemi ortadadır. Kutuplaşmayı azaltıp, toplumun faklı kesimlerinin insan hakları, hukuk devleti gibi temel değerler için bir araya gelmesini sağlayacak vasata erişmede kadınların yukarıda saydığım avantajları kadınların bunu sağlamak üzere bu tür ortaklıklarla bir araya gelme sorumluluğunu idrak ettiğini göstermektedir.

Söz sahibi olmalıyız

Müzisyen Feryal Öney: Kürt meselesinin demokratik çözümü ve yıllardır süren çatışmanın sona ermesi için ortaya çıkan imkânları çok önemsiyoruz. Barışın yalnızca çatışmanın bitmesiyle değil, adaletin, demokrasinin ve eşitliğin hayat bulmasıyla mümkün olduğuna inanıyoruz. Kadınların da bu sürecin şekillenmesinde söz sahibi olması gerekiyor. Çünkü nasıl bir gelecekte yaşayacağımızı konuşurken bizim deneyimlerimiz, taleplerimiz ve mücadelemiz dışarıda bırakılamaz. Bu konferansın kıymeti de burada. Farklı yerlerden, farklı mücadelelerden gelen kadınların bir araya gelmesi, birbirini dinlemesi, ortaklaşabileceğimiz yolları araması… Bu buluşmadan beklentimiz, birbirimizi daha iyi duymak, yeni bağlar kurmak ve ortak mücadelemizi güçlendirmek.

Kadınlar onarır

Oyuncu Fusün Demirel: Savaşlarda en büyük acıyı yaşayan kadınlar ve çocuklardır. Savaşlara, şiddete, çatışmaya karar veren erkek egemen sistemdir, oysaki savaşın sonuçlarını taşıyan kadınlardır. O halde barış ve uzlaşma konusunda neden kadınların söz hakkı olmasın? Ölümlerin, yaralanmaların, sakatlanmaların, kayıpların, zorunlu göçlerin ardından hayatı sürdürebilme sorumluluğu hep kadınların oldu. Kadınların barış süreçlerinin dışına atılmasının nedenlerinden biri kadınların savaşın muhatabı olarak görülmemesidir. Çünkü erkek egemen zihniyet barış sürecini egemenliğin yeniden paylaşımı gibi görürken, kadınlar savaşın toplumsal dokularda yarattığı tahribatın onarılması ile ilgilenir. Kadın bakış açısındaki dil; yas, hafıza, adalet, onarım, eşitlik, özgürlük, birlikte yaşama, birbirine dokunabilme, hayatı birlikte yeniden onarabilmenin dilidir. Kadınlar barış çığlığı atarken din, dil, etnik köken, cinsiyet gibi ayırımcılığı bırakıp tek ses olmaya özen gösterirler ve barışın önünü açmak için seferber olurlar… Bu konferansın amacı da işte budur.   Çok seslilikten doğarak tek ses olmak ve barışın toplumsal hayattaki kalıcılığı için sürekli ve düzenli bir kadın dayanışması ile demokratik bir toplumun inşasının sağlanmasına katkı sunmak. Elbette buradaki birliktelik umudumu çok yükseltti. “kadınlar yan yana” yeni katılımlarla da bir çığ gibi büyüsün ve demokratik, eşit, özgür bir ülkede hep birlikte yaşayabilme imkanlarımızı birlikte güçlendirelim.

Sözümüzü ortaklaştırmak

Gazeteci Gözde Şeker: Savaşanlar-savaştıranlar, doğayı maden talanına açanlar, bu ülkenin insanlarını yoksullaştıran bölüşüm krizinin mimarları, çocukları MESEM’lerde öğüten çarkı yaratanlar, kadınların yıllardır sistematik bir şekilde öldürülmesine yol verenler…. Listeyi ne yazık ki uzatabiliriz, ama ortak nokta değişmez: Hepsinin arkasında eril siyasetin temsilcileri, erkek suretler var. Bu yüzden çıkışın kadınların sesinde, sözünde şekilleneceğine inanıyorum. Kadınlar yaratmadıkları sorunların mağduru oldukları bir hayat sürmeye mecbur bırakılıyor. Biz bunu reddederek, saatler süren ama hiçbir şey söylemeyen boş konuşmaların aksine “sorun bu, çözümü de bu” şeklinde net yaklaşımlarla, birbirimizi dinlemek ve sözümüzü ortaklaştırmak için bir araya geliyoruz.

Troyalı Kadınlar’la aynı

Oyuncu Güldestan Yüce: Sorunuz Troyalı Kadınlar metninden kadın tiratlarını getirdi aklıma. Hep söylendiği gibi, tarih boyunca savaşları erkekler çıkardı. Fakat savaşın yarattığı enkazları toplamak, o enkazların altından önce kendini, sonra ailenin geri kalan bireylerini çıkarmak kadınların gücüne ve iradesine kaldı. Troyalı Kadınlar oyununda öngörüleriyle içinde bulunduğu toplumu uyaran, deli damgası yiyen ama zamanla söyledikleri bir bir gerçekleşen Kassandra ile Kürdistan coğrafyasındaki bir kadının haykırışıyla nasıl aynı olur diye şaşırmıştım. Ve tabii Troyalı Kadınlar… Eşini, çocuğunu erkeklerin savaşlarına kurban eden kadınlar da bana 90’lı yıllarda faili meçhul cinayetlerle dul kalan kadınları, Silvan’ı hatırlattı. Tarih var olduğundan beri bu döngü hiç değişmiyor sanki. Enkazı toplamak hep kadınlara kalıyor. Doğduğum topraklarda çok büyük trajedilere tanıklık ettim. Oyuncu bir Kürt kadın olmak bile başlı başına büyük bir mücadeleydi.  Bugün gelinen noktada Kürt kadınının ulaştığı yer, bir zamanlar hayaldi. Ama daha yapacak çok şey var. Sınıfsız, sınırsız, özgür bir dünya mümkün. Bu şiarla, olduğumuz her noktada mücadeleye devam!

İttifakların hikâyesi

Avuka Güley Bor: Barış talep eden kadınlar olarak barışı pozitif, onurlu, kalıcı, feminist gibi farklı şekillerde tanımlasak da barışı silahların susmasını içeren ve bunun ötesine geçerek toplumsal adaletsizliklerin de giderildiği bir süreç olarak anlamamız ortak. Kadınların barış mücadelesine kattığı bu politik çerçeve bir yandan çatışmanın sona ermesini savunurken bir yandan da çatışmasızlık dönemlerinde kadınlara, LGBTİ+’lara, çocuklara, işçilere ve dahasına yönelik devam eden şiddeti, ekolojik yıkımı ve eşitsizlikleri de görünür kılıyor, bunlara itiraz ediyor ve meşrulaştırılmasını önlüyor. Yani kadınların barış mücadelesi barışın sürdürülebilir olmasının teminatı. Bu mücadele aynı zamanda ittifakların hikâyesi: Karşılaşmalar, temaslar, tartışmalar, itirazlar, ortaklaşmalar ve zaman zaman da görüş ayrılıklarının bıraktığı bir ortak mücadele mirası var.

Adalet olmadan barış olmaz

Ses Kurucu Başkanı Gülseren Onanç: Kadına yönelik şiddet, yoksulluk, bakım yükü ve ekolojik yıkım aynı kaynaktan besleniyor: Kırk beş yıldır güvenlik diliyle yönetilen eril bir siyaset. Kadınlar barışı mahallede, iş yerinde, belediyede, Meclis’te sahiplendiğinde barışın içeriği değişir. Barış artık silah bırakmakla sınırlı kalmaz, hakikati, adaleti ve eşit yurttaşlığı da kapsar. Barış korkmadan yaşamak, kendi dilinde konuşabilmek, kaybının hesabını sorabilmek, geleceğe güvenle bakabilmek demek. Devlet kaynaklarının savaşa değil kreşe, okula, kooperatife ve doğaya harcanması demek. Cumartesi Anneleri’nden Barış Anneleri’ne kadar kadınlar yıllardır örgütlü bir şekilde adaleti arayarak, demokrasi talep ederek barışı kurmak üzere mücadele ediyor. Biz de “Kadınlar Yan Yana” girişimi olarak barışı tanımladık; Adalet olmadan barış olmaz, barış olmadan demokrasi olmaz, demokrasi olmadan eşitlik olmaz, eşitlik olmadan özgürlük olmaz.

Yan yana varız

Berkin Elvan’ın Annesi Gülsüm Elvan:

Kadınlar yıllardan beri tarlada evde, sokakta, her yerde mücadele içerisindeler. Kadınlar biz varız diyor ve bu bir isyandır aynı zamanda. Geçmişten bugüne kadın hep çile çekmiş, kadın sesini çıkarınca öldürülüyor. Biz yaşamak, üretmek, eşitlik istiyoruz. Bugün neden bir cumhurbaşkanı, başbakan kadın olmasın, hep erkekler mi olacak. Neden yönetimde erkekler var, kadınlar neden yönetimlerde yer almıyor. Biz bunun mücadelesini de vermek zorundayız.  Mahallelerde ne kadar güçlü olursak, ev ev dolaşırsak, ne kadar birleşirsek, birlikte mücadele edersek o kadar güçleniriz. Biz ölmek değil yaşamak istiyoruz. Varız ve yan yana olup üretmeye, inşa etmeye, değiştirmeye çalışacağız, onun için barış diyoruz, adalet diyoruz, eşitlik istiyoruz.

Kader ortaklığı içindeyiz

Feminist Aktivist Gülsüm Kav: Barış kadınlar için öncelikle eşit yurttaşlık ve eşit yaşam hakkı anlamına geliyor. Kayıp, zorunlu göç, şiddet ve geleceksizlik girdabından çıkabilmek anlamına geliyor. Bu ülkede “eşit yurttaş” olarak görülmeyen kim varsa, yüzyıllardır eşitsizlik yaşayan kadınlar olarak onlarla kader ortaklığı içindeyiz. Dolayısıyla haklarımız için mücadelenin, ezilen halkların mücadelesiyle yapısal ortaklıkları var. Bu açıdan bugün çatışmaların sona ermesi önemlidir. Bu nedenle konferans yapıyor, sürecin adaleti, toplumsal cinsiyet eşitliğini ve ekonomik güvenceyi içermesi için ne yapmalıyı konuşuyoruz. Doğrusu şu ki; bu sürece kadınlar özne olarak katılamadıklarında, kalıcı bir barışın toplumsal zemini de zayıf kalır. Kadınlar doğaları gereği daha uzlaşmacı oldukları için değil, eşitsizliğe ve şiddete karşı mücadeleleriyle geliştirdikleri bilgi ve örgütlenme deneyimi nedeniyle barışın kurucu özneleridir.

Farklı perspektifler

Akademisyen Özgür Sevgi Göral: Yanan bir dünyada yaşıyoruz, giderek sertleşen militarizm, 2008 iktisadi krizi sonrası geniş emekçi sınıflara kemer sıkma politikaları dayatan kapitalizm, kadınların, LGBTİ+ların dişiyle tırnağıyla kazandıklarına göz diken özgürlük ve eşitlik karşıtı siyasi iktidarlar, iklim felaketleri bugünün dünyasını şekillendiriyor. Dünyanın her yeri aynı zamanda bu politikalara karşı mücadele eden, dağınık, sınırlı da kalsa, işaret fişeği gibi yanıp sönen özgürlük ve kurtuluş hareketleriyle bezeli. Kürt meselesinin çatışmadan çıkarak demokratik siyaset bağlamına geçme ihtimali bu dünyada konuşuluyor, Türkiye bu dünyanın bir parçası. Böyle bir zamanda, en geniş ittifak ilişkileriyle bu süreci tartışarak politikaya alan açmak önemli. Konferanstan sürece dair farklı perspektiflerden kadınlar için, bu farklara rağmen ve bu farklarla birlikte bir karşılaşma alanı yaratmasını bekliyorum.

Kutuplaşmayı kırmalıyız

Mezopotamya İslami Araştırmalar Federasyonu Eşbaşkanı Perva İnal: Ben 53 yaşındayım. Bu yaşıma kadar hep gördüğüm ve yaşadığım şeyler bizi birbirimizden ayıran, kutuplaştıran ve adeta bizi şiddete mecbur kılan bir siyasetin izlendiğini gözlemliyorum. O yüzden Cihad, Mücahid bunlar nedir, kimdir? Allah yolunda Cihat deniyor, bu ne demektir? Bunları da sorguladım. İslam’da barış ayetleri, savaş ayetleri nelerdir bunları önüme çıkarttım ve baktım. Kur’an’daki savaş ve barış ile ilgili ayetlere de baktığımda daha da mutlu oldum. Peygamberin savaşlarına baktığımda, mücadelesine baktığımda savunma amaçlı olduklarını gördüm. İslam’ın kök anlamına baktığımda, barış anlamına geldiğini görünce daha da bir mutlu oldum. Biz kadınlar eğer güçlü durursak, barış için direnirsek, barışı her yerde dillendirirsek bu bütün topluma sirayet edecektir. Ama nasıl bir barış? Tabii ki bir tarafın ezildiği, diğerinde üstün olduğu bir barış değil.  Eşit haklara sahip bir barış içinde bir yaşamla mümkün olduğunu çocuklarımız da görecektir ve bunun içinde onlar da aynı şekilde mücadele edecektir.

Kadınlar barışın inşa gücüdür

Dem Parti İmralı Heyeti Üyesi Pervin Buldan: Barış ve demokratikleşme sürecinde siyasetin ve sözün gücü bir mücadele yöntemi olarak benimsenirken, uzun yıllardır her alanda bütün varlığıyla mücadele yürüten kadınların sözü ve demokratik eylemlilikleri oldukça etkin ve belirleyici olmuştur. Geldiğimiz aşamada da çatışma çözümleri ve barışın inşasında yine kadınların öncü rolü kritik önem arz etmektedir. Zira barışı inşa edecek olan da barışı toplumsallaştıracak olan da kadın örgütlülüğü ve mücadelesidir. Özellikle pozitif barış süreçlerinin toplumsallaşması ancak biz kadınların örgütlü gücüyle ve barışa katılımımızla mümkündür. Müzakere masasından tutalım da inşa ve demokratikleşme süreçlerine kadar her aşamada kadının güçlü rolünü oynaması barışı mümkün hale getirir. Çatışmalı dönemlerde eşitlik, demokratikleşme ve barış mücadelesinin bizzat öznesi olan kadınlar hiç kuşku yok ki yeni dönemde de barış ve demokratikleşme sürecinin de öncüleri olacaklardır. Nitekim sürecin baş aktörü Sayın Öcalan da “Kadınlar barışın inşa gücüdür” diyerek, kadınların rolünün ne denli tarihsel olduğunun altını bizatihi çizmiştir. Kadınlar şunu çok iyi biliyor; özgür bir yaşamın temelleri ancak barış zemininde atılabilir. İşte biz bütün bunların karşısına barışı sadece silahların susması olarak koymuyoruz. Biz bütün bu şiddet türlerinin karşısına barışı özgürlüklerin, eşitliğin, adaletin vs. inşası olarak koyuyoruz.

O nedenle bu sorunları müzakere etmek ve bu sorunlara çare üretmek de ortak sorumluluğumuzdur. Masada da meydanda da inşada da yerimizi en güçlü şekilde almak ve mücadele ortaklığımızı büyütmek açısından bu konferansı son derece önemli ve değerli bulduğumu ifade etmek isterim.

Bir anlama zemini

Akademisyen Pınar Dinç: Türkiye’de kadınların ortak mücadelesi gerçekten güçlü bir hat oluşturdu. Ancak siyasetin yarattığı ayrışmaların bu alana hiç sirayet etmediğini söylemek de zor. Çünkü yaşanan baskı ortak, yıkım ortak, acılar, korkular ve kaygılar ortak olsa da bu ortak dertler henüz olması gerektiği kadar güçlü bir ortak mücadeleye dönüşebilmiş değil. Bunun nedenleri yalnızca ideolojik farklılıklar değil; uzun yıllardır topluma işlenen Kürt karşıtlığı, Kürt meselesinin terörle özdeşleştirilmesi, birbirinden habersiz bırakılmak ya da insanların gündelik hayatın zorlukları içinde ortak mücadeleyi büyütecek imkânı bulamaması da bu mesafeyi üretiyor. Bu nedenle kadınların nasıl bir hat oluşturması gerektiği sorusu çok kıymetli. Kadınlar Yan Yana Konferansı’nın amacı da tam olarak böyle bir buluşma, dinleme, duyma ve anlama zemini yaratmak. Bugün aramızda olduğu varsayılan birçok mesafenin zamanla aşılabileceğine inanıyorum.

Talep eden değil kuran olmalıyız

TJA Rojda Akkaya: Kadınların barış mücadelesi aynı zamanda nasıl bir toplumda yaşamak istediğimize ilişkin politik bir müdahaledir. Savaşın ve çatışmanın yarattığı yıkımın yanı sıra, bu süreçleri besleyen eşitsizliklerin, dışlanmanın ve demokratik katılım eksikliğinin de aşılmasını gerektirir. Kadınlar barışı örgütlü biçimde sahiplendiğinde, barış yalnızca çatışmanın sona ermesi olarak değil, demokratik toplumun kurulmasına yönelik bir dönüşüm olarak ele alınabilir. Kalıcı barış, kadın özgürlüğünü, halkların eşitliğini, emeğin özgürleşmesini ve ekolojik yaşamı birlikte ele almayı gerektirir. Kadınların eşit olmadığı, halkların kendi kimlikleriyle özgürce yaşayamadığı, emeğin sömürüldüğü ve doğanın talan edildiği bir yerde barışın toplumsal zemini eksik kalır. Bu nedenle kadınlar barışı yalnızca talep eden değil, onun koşullarını kuran ve sürekliliğini sağlayan özneler olmalıdır. Farklı kimliklerimizle ve düşüncelerimizle yan yana Yaşamı birlikte savunmak, birlikte üretmek ve birlikte yönetmek zorundayız.

Pozitif barışa odaklanmalıyız

Kürt Kadın Siyasetçi Sebahat Tuncel: Barış yalnızca silahların susması, çatışmaların sona ermesi ile sınırlamayacak ve hayatlarımızı bire bir etkileyen bir kavramsallık. Barışa negatif ve pozitif anlamalar da yükleniyor. Erkek egemen kapitalist sistemin temsilcileri barış kavramını çoğu zaman savaşın yerine de ikame edebiliyorlar. Bizler ise barışın pozitif anlamına odaklanıyoruz. Kadınlar açısından savaş, yalnızca cephede yaşanmıyor. Savaşın sonuçları kadınların bedeninde, emeğinde, evinde, hafızasında ve gündelik yaşamında ortaya çıkıyor. Zorunlu göç, yoksullaşma, kayıplar, cinsel şiddet, bakım yükünün artması ve toplumsal ilişkilerin parçalanması, kadınların yaşamını doğrudan etkiliyor. Bu nedenle kadınlar için barış, yalnızca savaşın yokluğu değil; şiddetin, tahakkümün ve eşitsizliğin olmadığı demokratik, ekolojik, kadın özgürlüğünü esas alan bir yaşamın kurulmasıdır. Kendi durduğumuz yerden ama kendinde ısrar ederek değil karşısındakini duyarak, anlayarak ve empati kurarak ama kendini de ifade ederek yeniden buluşacağız.

Ayrımcılığa karşı ortak tutum 

Kadın Siyasetçi Zeynep Altıok: Barış, yalnızca silahların susması değildir. Şiddetsiz, güvenceli ve eşit bir yaşamı; kimliğimiz, inancımız, dilimiz ve düşüncemiz nedeniyle tehdit altında olmamayı; bedenimiz, emeğimiz ve geleceğimiz üzerinde söz sahibi olmayı ifade eder. Güvenlik adına kurulan politikalar kimi zaman toplumun bazı kesimlerini korumak yerine onları sürekli şüphe ve tehdit altında bırakabiliyor. Kürt kimliğinin inkârı, Kürtlerin daima bölücü olarak görülmesi, Alevilere yönelik ayrımcılık ve nefret politikaları, Suriye’deki soykırım ve Alevilere yönelik saldırılar bunların tümü bu gerçekliğin parçalarıdır. Bunları konuşmadan ve herkesi kapsayacak yasal bir güvence önermeden kurulacak bir barış, yaraları görünmez kılar; eşit yurttaşlık ve adalet temelinde kurulmayan bir barış da kalıcı olamaz. Kadınların barışı güçlü biçimde sahiplenmesi, barışın toplumsal taleplerle ve gündelik yaşamla bağını kurar; görüşme ve müzakere süreçlerinin toplumun bütün kesimlerine açılması için ortak bir irade yaratır.

Kadınları susturan sabra hayır

Hak Savunucusu Zeynep Duygu Ağbayır: Militarizm, erkek egemenliği ve emek sömürüsü hayatlarımızda birbirinden ayrı işlemiyor. Gücün ve itaatin yüceltildiği, hak aramanın tehdit sayıldığı bir siyaset, kadınların özgürlüğünü de işçinin örgütlenmesini de daraltıyor. Çatışmanın ağırlaştırdığı yoksulluğun ve bakım ihtiyacının yükü de büyük ölçüde kadınlara kalıyor. Kürt meselesinin demokratik çözümünü burada açıkça konuşmamız gerekiyor. Dil, kimlik, siyasi temsil ve eşit yurttaşlık taleplerinin karşılık bulduğu bir barışa ihtiyacımız var.  Ben Müslüman, sosyalist ve feminist bir çizgideyim. Dindar çevrelerde de aynı meseleleri konuşmakta ısrarcıyım. Din adına kim konuşuyor, kararı kim veriyor, kadınlardan neden sürekli sabır ve fedakârlık bekleniyor? Kadının itirazını susturan bir sabır anlayışını kabul etmiyorum. “Nasıl bir barış istiyoruz?” sorusunu birlikte konuşmayı önemsiyorum. Barış, hayatımızın geri kalanından ayırıp küçük bir alt başlığa yerleştirebileceğimiz bir mesele değil. Çok politik bir kelime; demokrasiyi, eşitliği, adaleti şart koşuyor. Sokakta, evde, işyerinde nasıl yaşayacağımızla, geleceğimizi nasıl kuracağımızla ilgili.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Husiler, Suudi Arabistan’da havalimanı ve askeri üsleri hedef aldı

Sonraki Haber

İzmir ve Amed Baro seçimlerinin anatomisi

Sonraki Haber

İzmir ve Amed Baro seçimlerinin anatomisi

SON HABERLER

12 yaşında bir ‘satıcı’: Uyuşturucuyu kız çocuklarına taşıtıyorlar

Yazar: Yeni Yaşam
26 Ekim 2026

Avrupa jineolojî konferansı: Jineolojîyle komünal özgür yaşamın inşasına

Yazar: Yeni Yaşam
26 Ekim 2026

İzmir ve Amed Baro seçimlerinin anatomisi

Yazar: Yeni Yaşam
26 Ekim 2026

Kadınlar gelecek için yan yana geliyor

Yazar: Yeni Yaşam
26 Ekim 2026

Husiler, Suudi Arabistan’da havalimanı ve askeri üsleri hedef aldı

Yazar: Yeni Yaşam
25 Ekim 2026

Qoser’de uyuşturucuya karşı yürüyüş ve nöbet eylemi

Yazar: Yeni Yaşam
25 Ekim 2026

İsviçre Kürt Enstitüsü yeni dönem yönetimini belirledi

Yazar: Yeni Yaşam
25 Ekim 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır