‘Eğer hem insanlarla ve hem de doğayla kaybettiğimiz ilişkiyi yeniden kurmak istiyorsak, arabanın yarattığı sorunlara radikal bir çözüm bulmamız gerekecek’
Edward T. Hall
Kapitalist toplumda her şey sermayenin ihtiyacına göre dizayn ediliyor. Geçerli ulaşım politikası toplum çoğunluğunun değil, otomotiv tekellerinin, dev petrol şirketlerinin, yol-otoyol-köprü inşa eden şirketlerin, bankaların, sigorta şirketlerinin, vb. çıkarına göre dizayn ediliyor… Başka türlü söylersek, “büyük insanlığın” dışında ve aleyhine kotarılıyor…
Başlarda araba bir zenginlik, lüks ve “özgürlük” aracı sayılıyordu ve küçük bir ayrıcalıklı azınlığın oyuncağıydı… Reel ücretlerin yükselmesi ve üretim maliyetlerindeki düşüşün de etkisiyle, araba kullanımı arttı. Ford T model arabanın “mucidi” Henry Ford’un 1908 yılında “The automobile for everybody” (herkese bir araba) sloganını ve vaadini ortaya attığı dönem sonrasında otomobil (araba) kullanımındaki artış hızlandı. Nitekim 1907’de trafikteki araba sayısı 25.000 iken, 1914’de 500.000’e, İkinci Dünya Savaşı öncesinde 50 milyona, 1975’de 300 milyona yükseldi… Ve 2007’de 900 milyonu, 2015’de 1 milyar sınırını aşmıştı… Geçen yıl (2025) 73 milyon binek araç (araba), kamyon, otobüs ve ticari araçlarla birlikte 94,4 milyon araç üretildi… Bugün dünyada 1,6- 1,7 milyar civarında araç var… Bu tam bir skandal… En çok arabanın olduğu ABD’de 1000 kişiye 844 motorlu araç düşüyor… Eğer Hindistan’da da kişi başına aynı oranda araba düşseydi, dünya çoktan yaşanamaz bir yer haline gelirdi…
Ortalama büyüklükte bir araba üretmek için ağılığının 2 katı kadar petrol ve 300.000 litre su harcamak gerekiyor. Aynı şekilde ağırlığının 20 katı hammadde kullanılıyor… Mesela 1.5 ton ağırlığında bir araba üretmek için 30 ton hammadde gerekiyor…
İyide o arabalar gökten yağmur gibi yere düşmüyor… Bir araba üretmek için demir, çelik, alüminyum, bakır, plastik, kauçuk, enerji, su kullanılıyor… Onca araç için devasa yollar, otoyollar, köprüler, tüneller, otoparklar inşa etmek gerekiyor… Elektrikli araba bataryası için ekstra elementler, lityum, nikel, grafit, manganez, fosfor gerekiyor…
Temiz araba söyleminin bu dünyada reel bir karşılığı yok! Benzinle mazotla değil de elektrikle çalışan arabaya “temiz araba” veya “yeşil araba” diyorlar… Dolayısıyla temiz arabayla atmosferin ısınmasına neden olan karbon gazı, CO2 emisyonunun sorun olmaktan çıkacağı söyleniyor. Aslında orada söz konusu olan zihinsel bir manipülasyon. Sürdürülebilir kalkınma, yeşil ekonomi, yeşil büyüme gibi bir oxymore… Amaç şeylerin ve süreçlerin gerçek niteliğini gizlemek…
Bu dünyada elektrik üretmeye yarayan tükenmez bir “maden” mevcut olmadığına göre, elektrik neden üretilecek, nereden ve nasıl sağlanacak? Nükleer santrallerde üretilebilir ama nükleer enerji yenilenemez, üstelik çok sınırlı bir fosil kaynağa, uranyuma dayanıyor… Fakat nükleere dayalı enerji üretiminin muhtemel riskleri diğer fosil yakıtlardan (petrol, kömür) daha az değil… Zira yüzlerce yıl etkili olmaya devam eden radyoaktif kirlenmeye neden oluyor, üstelik nükleer kaza riski sanıldığından çok daha yüksek… Tabii elektriğin nasıl üretildiğini de dikkate almak gerekir… Eğer elektrik termik santrallerde üretiliyorsa, daha baştan hesap baştan yanlış yapılmış demektir…
İnsanı arabayla, yükü kamyonla (TIR’la) taşımanın esas olduğu mevcut ulaşım sistemi, hem arzulanır ve hem de sürdürülebilir değil, zira insanî, sosyal ve ekolojik sorunlar yaratıyor ve bunları azdırıyor, dolayısıyla sürdürülebilir değil… Artık tam bir yıkım aracına dönüşmüş bulunuyor… Oysa tren bireysel ve toplumsal açıdan daha ucuz, daha az çevre sorunu yaratıyor… Tren, metro, hafif tren, tramvay, otobüs, troleybüs, vapur, bisiklet hem daha ucuz ve hem de daha sağlıklı… O zaman sürekli yeni otoyol, köprü, tünel, alt ve üst geçit inşa etmeye gerek kalmaz, arabanın kent alanının önemli bir bölümünü kapsaması engellenir… Zira, yollar, kaldırımlar, sokaklar arabalar tarafından işgal edilmiş durumda… Aslında sokakların, kaldırımların, yolların arabalar tarafından işgal edilmesi kent yaşamının ölmesi demektir. Zira, sokağı olmayan bir kent, artık kent olmaktan çıkmıştır… Sokaklar tehlikeli hale geldiğinde, kaldırımlar araba park yeri haline geldiğinde, çocuklar nerede oynayacak, nerede büyüyecek, nasıl sosyalleşecek? Bebek arabaları nerede sürülecek? Oysa sokaklar vazgeçilmez bir yaşam ve sosyalleşme mekânıdır…
Esasen 70-80 kilo ağırlığında bir insanı, 1,5 -2 ton ağırlığında bir araçla taşımak size mantıklı geliyor mu? Arabalar 5 kişiyi taşıyacak şekilde üretiliyor ama ekseri 1 kişi taşınıyor… Üstelik bir arabanın üretilmesinden hurdaya çıktığı zamanın %95’i parkta geçiyor (atıl kalıyor…) Kullanım süresi sadece %5 civarında… Elbette bu araba üretilmesin demek değil… Kamu ulaşımını destekleyecek kadar üretilmesinde bir sakınca yok…
Artık araba tam bir yıkım ve katliam aracına dönüşmüş durumda… Nitekim Dünya Sağlık Örgütü’nün 20 Temmuz 2026’daki yayınına göre yaklaşık 1 milyon 160 bin kişi trafik kazalarında hayatını kaybetmiş… Yaralananların da 20-50 milyon kişi olduğu tahmin ediliyor… Dünya’da her gün 3 bin 178 kişi trafik kazalarında ölüyor… Türkiye’de geçen yıl (2025) 1 milyon 549 bin 574 trafik kazasında 6035 kişi hayatını kaybetti, 403.937 kişi yaralandı…
Özel arabaya dayalı ulaşım topluma büyük maliyetler yüklüyor… Arabalar tarafından atmosfere salınan ve sera etkisi yaratan karbon gazının atmosferi ısınmasındaki payının %20’ler civarında olduğu tahmin eriliyor. Velhasıl arabanın doğanın dengesinin bozulmasında önemli bir paya sahip, dolayısıyla iklim değişikliğini tetikleyen unsurlardan biri… Başka türlü söylersek, araba eko-sistemi bozuyor, ekolojik yıkımı azdırıyor, havayı kirletiyor, görüntü ve gürültü kirliliğine neden oluyor… Trafiğe giren araba sayısı arttıkça ulaşım hızı yavaşlıyor.
İstanbul ve Ankara’da sadece sabah-akşam saatlerinde değil, bütün gün trafik tıkanıyor. 15 dakikada gidilecek yere yaklaşık bir saat harcandığı oluyor…
Fakat arabanın insana ve kente verdiği zarar çok büyük… Bir kere araba sahibi olanları bencilleştiriyor, saldırganlaştırıyor, obeziteyi arttırıyor. Direksiyona geçen “sürücü birey” arabanın kapısını kapattığı anda dünya ile ilişkisi kesiliyor. Araba şimdilerde öylesine bir yabancılaşma ve bağımlılık yaratmış durumda ki, artık tam bir kendi kendini köleleştirme aracına dönüştü… Velhasıl araba yaşam tarzımızı, düşünce tarzımızı biçimlendiriyor. Bireyciliği, rekabet fikrini ve hız tutkunluğunu kamçılıyor… Durum böyleyken, politikacılar ‘herkese bir araba’ vadediyorlar… Ne söylediklerini, söylediklerinin ne anlama geldiğini biliyorlar mı?..









