Cumhuriyet’e giden yollar döşenirken o ilk günlerde dönemin toplumsal dokusu bütünüyle göz ardı edilmedi. Padişahlıktan, kulluktan, iç ve dış çöküntüden, emperyalist güçlere bağımlılık içinde kıpırdayamaz hale gelmiş bir durumdan başka bir ufka, başka bir aşamaya geçiş mesajlarının yarattığı heyecanı, az çok tarih bilen herkes görebilir.
Başta Mustafa Kemal olmak üzere dönemin öne çıkan isimleri, Türk’ün ayakları üzerine dikilebileceği, Kürdün kendi yaşam alanlarında eşit ve özgürce yaşayabileceği, Alevi’nin Hristiyan’ın inançlarında özgür kalacağı ve baskı altında bir inancın himayesinde sayılmayacağı, Laz’ın, Çerkez’in, Arap’ın eşit ve özgür olacağı söylendi. Özcesi Osmanlı hegemonyasında yaşayan ancak yurttaş olarak değil tebaa olarak görülen halkların, dünyada esen ulusal ve sosyal kurtuluş dalgasıyla birlikte yeni bir geleceğe göz dikeceğini, ufka doğru bakacağını kestirmek zor değildir.
Kuruluşun heyecanı ve çok halklı ufuk
Eski köhne düzenden kurtuluşu ve Cumhuriyet’in kuruluşunda Mustafa Kemal’in rolü önemli, ancak her ne kadar tek bir kişinin üzerinden izah etmek hoşa giden bir anlatı olsa da bu süreç halkın, halkların mücadelesi ve direnişiyle mümkün olmuştur. Bu gerçeği görerek yola çıkanlar, Amasya Tamimi’nden ilk Meclis’in kuruluşuna, 1921 Anayasası’na, oradan İzmit Basın Toplantısı’na uzanan her konuşmada ve izahatta, Cumhuriyet’in geleceğinin halkların eşitliğine ve özgürlüğüne dayanan bir yaşam biçimi olduğunu tarif etmişlerdir. Bu tahayyüldür ki yoksul halkları dişiyle tırnağıyla gelecek umuduna sevk etmiştir.
Kongrelerden anayasaya uzanan eşitlik vaadi
Kongreler bu gelişimin aynasıdır. Erzurum’dan Sivas’a uzanan her kongrede halklar, dilleri, inançları, temsiliyetleriyle yer almış; geleceğe ilişkin hedeflerde ortaklaşacaklarını beyan etmişlerdir. Bu hedeflerdir ki aynı zamanda Rus İmparatorluğu’nu yıkarak sosyalist bir cumhuriyet kurmuş olan SSCB işçi, emekçi halklarının desteğini almıştır. Bağımsız ve özgür bir gelecek idealiyle ayağa kalkan Anadolu, Mezopotamya ve Trakya halkları, büyük bir coşku içinde bir gelecek çizgisi belirlemiştir.
Komünistler de bu mücadelenin içindedir. Mustafa Suphi ve onun sekreteri olduğu TKP’nin 15 seçkin kadrosu, Bakü’den bu amaçlarla yola çıkmıştır. Kurtuluş, kuruluş, inşa… Onların hunharca katli, söylenenlerle icraat arasındaki farkı açıkça göstermiştir. Yine bu gelişme seyri içinde Koçgirili Kürt ve Alevi halkı, 1921 Anayasası’nda tarif edilen haklarını dile getirdikleri için başka bir gerçekle karşı karşıya kalmıştır. Bu her iki gelişme ve katliam, Cumhuriyet’in daha inşa sürecinde nasıl bir rota izleyeceğine dair ipuçları vermiştir.
Mustafa Suphi’ler, Koçgiri ve tekçiliğin izleri
Çok sürmedi. Halkların ortak cumhuriyeti, Türkünden Kürdüne, Alevisinden Sünnisine, Hristiyanına kadar her inançtan halkların eşit ve özgür yaşayacakları cumhuriyet özleminde kırılmalar yaşanmaya başlamıştı. Tekçiliğin göstergeleri, giderek o dönem hiçbir yardımı esirgemeyen SSCB’den uzaklaşma ve kapitalist-emperyalist dünyaya entegre olma biçiminde tezahür etti.
Lozan Antlaşması ile Türkler tarihsel bir sözleşmeye imza atarken, aynı zamanda başta Kürtler olmak üzere aynı coğrafyanın eşitlik umudu içinde kurtuluş ve kuruluş mücadelesinde yer alanlar yok sayılmıştı. İzmir İktisat Kongresi ise ekonomik yönü kapitalist dünyayla tamamlanma hesabı olarak Lozan’a diyet sayılabilir. Bu süreci yok sayılan ilk Anayasa, ilk Meclis, verilen sözler ve onun yerine ikame edilen başka bir gelecek izleyecekti.
1924 Anayasası bu yeni hedeflerin ete kemiğe bürünmüş hali oldu. Sonrası malum… Yok sayılan Kürtler hedef tahtasından inmedi, 1925’ten ‘38’e ve oradan günümüze uzanan bir acı tarih var. Aleviler gün yüzü görmedi. Tekçi zihniyet adım adım devletin ve giderek halkların kodlarına işlendi. Herkes Türk’tü ve herkes Sünniydi…
- yılda cumhuriyet ve çeyrek asırlık AKP iktidarı
Bugün artık 103. yılı kutlanan bir asrı geride bırakmış ve yeni bir yüzyıla yelken açan bir Cumhuriyet’te yaşıyoruz. Hemen herkes bilir ki “Cumhuriyet” tek başına ne kurtuluştur ne eşitlik… İran’dan tutun diktatörlüklerle yönetilen ülkelere kadar cumhuriyetler olduğu gibi, adında bu ibare olmadığı halde daha demokratik, daha eşitlikçi krallıklar da vardır. Bugün Cumhuriyet’in 103 yıllık tarihini ele almak, irdelemek, olumlu yanlarını görmek, tarihsel gerçekleri anlamak ancak her şeyiyle alkışlamak gerekmediğini görerek hareket etme ihtiyacımız vardır.
Tek adam yönetimi
Ancak Cumhuriyet’in ilk yıllarından söz ederken son yıllarını da unutmamak gerekir. 25 yıldır Cumhuriyet’i yöneten ve ilk yıllarında eleştirel yaklaşımıyla tanınan AKP iktidarı ilk birkaç yıldan sonra giderek baskıcı, yasakçı bir tek adam yönetimine dönüştü. Bazı yasaklar kaldırılsa da fiilen işletilmedi. Grev hakkı kullanılamaz oldu. AYM, AİHM yok sayılıyor. Seçme hakkı kayyımlarla işlevsiz hale getirildi. Basın, düşünce ifade ve örgütlenme hakları yok. İktidarın hem kazanımları yok etmeye yönelik hesapları hem de hukuktan ekonomiye, kadın haklarından eğitime, laiklikten sağlığa kadar yaşamın her alanını daha zor ve karmaşık hale getirdiği bir dönemden geçiyoruz.
Ayrıca sosyalistleri, devrimci demokratik güçleri, Kürtleri, Alevileri, dışlanmış yok sayılmış halkları dışında tutularak söylenecek olursa hemen tüm burjuva düzen partileri bu yüz yıllık inkârcı, tekçi baskıcı ve sömürücü tarihten sorumludur. İktidar karşısında Cumhuriyeti savunuyor görünen, ulusalcı, milliyetçi, inkârcı ve tekçi gücün/güçlerin bugün de toplaştığı onlarca partinin tavrı ve varlığı bu gerçeği bariz biçimde gösteriyor.
Yeni bir sözleşme ve Demokratik Cumhuriyet çağrısı
Dolayısıyla Cumhuriyet’in tarihsel olarak önemli bir gelişme olduğu ancak demokratikleşme karşısında devlet gücünü, egemen güçlerin sömürü ve baskı mekanizması, halkları ve inançları yok sayan olarak süregeldiğini unutmamak gerekir. Dolayısıyla bugün Türklerden Kürtlere, Araplardan Lazlara, Çerkeslere… Alevi, Sünni, Hristiyan… Yani her inanç, dil ve kültürden halkların, işçi ve emekçilerin, gençlerin ve kadınların geleceğini eşit ve özgür olarak tayin edecek demokratik bir geleceğe ihtiyaç vardır.
40 yıldır süren çatışma sürecinin son bulduğu, Kürt Hareketi’nin demokratik bir cumhuriyet için programlar ve hedefler belirlediği, önemli adımların atıldığı ancak iktidarın henüz hiçbir somut adım atmadığı bu gelişmenin tüm halklar tarafından sahiplenmeye ihtiyacı var. Bu, sadece Kürtler için değil tüm Türkiye halkları için ortak bir gelecek, yeni demokratik bir sözleşme için tarihi bir olanak sunuyor. Bunun içindir ki 103. yılında yeni bir yol, yeni çağın Demokratik Cumhuriyeti için tüm halklar olarak el ele vermek gerek…









