Süreyya Karacabey, politik tiyatronun değişen dünya koşullarına göre kendini yeniden tanımlaması gerektiğini vurgulayarak sanatın barış ve adalet mücadelesindeki dönüştürücü gücüne, kolektif sorumluluğuna ve imkânsızın peşinden gitme potansiyeline dikkat çekti
Türkiye’de sanat, Cumhuriyet’in ilk yıllarından bu yana sansür ve baskı politikalarıyla karşı karşıya kalırken, politik oyunların yasaklandığı ve Kürtçe oyunların sahne bulamadığı ortamlarda politik tiyatro yapma mücadelesi devam ediyor. Tiyatro kuramı, dramatik yazarlık ve sanat eleştirisi alanındaki çalışmalarıyla tanınan, 2017 yılında Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen akademisyen Doçent Dr. Süreyya Karacabey, ANF’den Hayri Tunç’a Türkiye’de tiyatronun durumunu, bağımsız sahnelerin yaşadığı zorlukları ve sanatın barış mücadelesindeki yerini değerlendirdi.
‘Bağımsız tiyatrolar için yol kapatıldı’
Sistemin bağımsız tiyatroları tanımsız bir bölgeye sürüklediğini ve çıkış yolunu kapattığını belirten Süreyya Karacabey, İstanbul’daki bağımsız sahneler üzerine yapılan bir araştırmanın çarpıcı sonuçlarını paylaştı. Araştırmaya göre sahnelerin yüzde 88,2’sinin herhangi bir sponsorluk veya bağış desteği almadığını, yüzde 73,5’inin ise tam zamanlı çalışan istihdam edemediğini belirten Süreyya Karacabey, şu ifadeleri kullandı:
“Düzenli istihdam yaratamayan, profesyonel ekip kuramayan, tanıtım altyapısına yatırım yapamayan tiyatro sahneleri bunlar. Araştırma boyunca defalarca duyduğumuz ‘el yordamıyla yapıyoruz’ cümlesi bir üslup tercihi değil, yapısal mahrumiyetin sıradanlaşmış adı.”
Sermayenin tiyatro alanına girmesiyle birlikte üretim özgürlüğünün ortadan kaldırıldığını vurgulayan Karacabey, büyük prodüksiyonların sermaye ve devletin tekelinde olduğunu, bilet satış platformları ile ödül sistemlerinin repertuvar tercihlerini piyasa sinyalleriyle şekillendirdiğini ifade etti.
‘Kürtçe tiyatro siyasi risk kapsamında görülüyor’
Türkiye’de tiyatronun Kürt meselesine yaklaşımını ele alan Süreyya Karacabey, Kürt meselesini dolaylı biçimde dile getiren oyunların az sayıda yazıldığını, ancak kapalı ve metaforik bir dil kurulmadığı takdirde sahnelenmelerinin imkansız olduğunu belirtti. Karacabey, Kürtçe tiyatroya yönelik baskılara ilişkin şunları kaydetti:
“Dil şüphesiz toplumsal belleğin kurucu unsurudur. Anadili haktır ve bu çağda bunu tartışmak bile bende mahcubiyet duygusu yaratıyor. Bir halkın içine doğduğu dilde düşünmesini, konuşmasını ve sanat yapmasını savunmak bir lütuf değil, temel bir haktır. Ama mevcut durum, doğal bir hakkın teslimiyle değil, iptaliyle uğraştığı için bu hak, siyasi risk listesine uygun olarak yasaklanıyor.”
Pragmatist yöntemlerin aracı amaç haline getirmemesi gerekiyor
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne de değinen Süreyya Karacabey, pragmatist yöntemlerin aracı amaç haline getirmemesi gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi:
“Dünyadaki örnekler, barış süreçlerinin çok uzun zamana yayıldığını ve çeşitli aşamalardan, uğraşmalardan sonra yine de kırılgan bir hatta inşa edilebildiğini gösteriyor. Bu kırılgan hattı oluşturan şey, müzakere koşullarındaki değişkenler ve gerçekten yeni bir yapıyı kurmanın önündeki engeller.
Burası siyasetin sorunu. Pragmatist yöntemlerin aracı amaç haline getirmemesi gerekiyor diye düşünüyorum. Yoksa artık birbiriyle savaşmayan bir toplum hedefinden daha iyi bir şey olabilir mi hep barış diye ısrar eden biri için? Kürtlerle devletin müzakeresinde Türkler ve diğer halklar nerede duruyor? Doğal olarak devletin arkasında görülüyorlarsa bu çok fena. Değillerse neredeler?”
Bu uzun bir yol. Toplumsallaşmadan geçmeli, ortak iyi için daha birleştirici koşullar inşa etmeli ve bu dert hepimizin derdi olmalı. Bu yolun açılmasını bekliyorum.”
Türkiye’de “öteki”nin temsilinin her dönem sorunlu olduğuna dikkat çeken Süreyya Karacabey, dizilerde ve sahnelerde ötekilerin hala hikayenin karanlık bölümüyle ilişkilendirildiğini, devlet politikalarına eleştiri yöneltmeyen kültürel çoğulculuğun ise zararsız özneler olarak ele alındığını ifade etti.
‘Çözüm üreten tiyatro politiktir’
Politik tiyatronun 1970’li yılların ezberleriyle yapılamayacağını, dünyadaki değişimlere göre kendini yeniden tanımlaması gerektiğini vurgulayan Süreyya Karacabey, sanatın barış ve adalet mücadelesindeki rolüne dair şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bütünle bağlantı kurmak zorunda olduklarını bilirler. Böyle düşündüklerinde ise artık sorumluluğun bir parçası olurlar ve düşleri kolektif bir nitelik kazanır… Bir zamanlar birinin dediği gibi, ‘Politika imkanlının sanatıdır, oysa sanat imkansızla uğraşır.”
HABER MERKEZİ









