Yürürlüğe girecek AB Göç ve İltica Paktı’na karşı açıklama yapan İHD, ‘Sınırsız, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünyada eşit ve özgür bir yaşam için ırkçılığa, göçmen düşmanlığına, savaş politikalarına, sınır rejimlerine ve göçü yönetilebilir bir emek rezervi olarak gören anlayışa karşı göçmenlerle omuz omuza mücadele etmeye devam edeceğiz’ dedi
İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, 12 Haziran’da yürürlüğe girecek Avrupa Birliği (AB) Göç ve İltica Paktı’nın daha fazla ölüm, yaralanma, ırkçılık ve emek sömürüsüne yol açacağını belirterek şube binasında basın toplantısı düzenledi.
Çok sayıda hak savunucusunun katıldığı toplantıda, basın metni üç dilde okundu. İHD Göçmen Komisyonu üyelerinden Tuğba Yılmaz Türkçesini, Ali Diler Kürtçesini, Yıldız Öner ise İngilizcesini okudu.
Yürürlüğe girecek paktın göçün nedenlerini ortadan kaldırmayı değil, göçmenleri Avrupa sınırlarından uzak tutmayı hedefleyen yeni bir sınır rejimi olduğunu belirten Tuğba Yılmaz, “AB yıllardır savaşların, yoksulluğun, iklim krizinin ve emperyalist müdahalelerin yarattığı göç hareketlerine karşı sınırlarını militarize etmeyi tercih ediyor. Akdeniz’de ve Ege’de binlerce insanın yaşamını yitirmesi bu politikaların kaçınılmaz sonucu haline gelmiş durumda. Uluslararası Göç Örgütü verilerine göre yalnızca 2025 yılında Akdeniz’de 2 binden fazla insan hayatını kaybetti veya kayboldu. Son on yılda bu sayı 30 bini aştı. Akdeniz dünyanın en ölümcül sınırlarından biri haline getirildi. Ölüm ve kayıpların sürekliliği, arama-kurtarma faaliyetlerinin daraltılması, geri itmelerin kurumsallaşması ve göç yollarının daha tehlikeli güzergâhlara kayması, Avrupa sınır rejiminin caydırma mantığıyla işlediğini gösteriyor” diye konuştu.
‘Göçmenler özgürlüklerinden mahrum bırakılacak’
Paktın bir diğer sonucunun ise sınır bölgeleri ve Avrupa dışında yeni göçmen kamplarının kurulmasına olanak tanıdığını kaydeden Tuğba Yılmaz, “Yeni sistemle birlikte göç başvuruları sınırlarda hızlandırılmış prosedürlerle değerlendirilirken, başvurusu reddedilen kişiler geri dönüş süreçleri tamamlanana kadar göçmen kamplarında yani kapalı merkezlerde tutulabilecek. Avrupa Birliği aynı zamanda reddedilen göçmenlerin AB dışındaki üçüncü ülkelerde kurulacak ‘geri gönderme merkezlerine’ sevk edilmesini sağlayacak yeni mekanizmalar üzerinde çalışıyor. Böylece göçmenler yalnızca Avrupa sınırlarından uzak tutulmakla kalmayacak, hukuki belirsizlik içinde, özgürlüklerinden mahrum bırakıldıkları kamp benzeri yapılarda tutulma riskiyle karşı karşıya kalacak” ifadelerini kullandı.
‘Bazı ülkelere sınır polisi rolü verilecek’
Paktın merkezinde yer alan bir diğer unsurun ise sınırların dışsallaştırılması olduğunu aktaran Tuğba Yılmaz, “Avrupa Birliği göç kontrolünü kendi sınırlarında değil, Türkiye, Tunus, Libya ve Balkan ülkeleri gibi üçüncü ülkeler üzerinden yürütmek istiyor. Bu ülkeler giderek Avrupa’nın tampon bölgesi ve sınır polisi haline getiriliyor. Türkiye bu politikanın en önemli halkalarından biri. Türkiye ile FRONTEX arasında 2012 yılında imzalanan Mutabakat Zaptı sonrasında risk analizi, veri paylaşımı, sınır güvenliği eğitimi ve operasyonel işbirliği alanlarında ilişkiler giderek derinleşti. Başlangıçta teknik işbirliği olarak sunulan bu süreç, zamanla Türkiye’nin AB’nin göç kontrol stratejilerine daha fazla eklemlenmesine yol açtı. Özellikle 2016 Türkiye-AB Mutabakatı ile birlikte Türkiye, Avrupa’ya geçişleri engelleyen bir sınır bekçisi rolüne girdi. Son yıllarda FRONTEX, Europol ve Türkiye makamları arasındaki işbirliğinin artırılması, sınır yönetimine yönelik yüz milyonlarca euroluk AB yatırımı ve geri kabul mekanizmalarının güçlendirilmesi bu yönelimin en somut göstergeleri arasında yer alıyor” dedi.
Pakta karşı taleplerini sıralayan Tuğba Yılmaz:
- Güvenli ve yasal geçiş yollarının açılmasını ve göçmenlere kalıcı yasal statü hakkı tanınmasını
- Göçmen kamplarının, geri gönderme merkezlerinin kapatılmasını, geri itme uygulamalarının durdurulmasını
- AB ile imzalanan Geri Kabul Anlaşmasının derhal feshedilmesini
- Göçmenlerin Avrupa’nın ve Türkiye’nin sınır güvenliği politikalarının pazarlık konusu olmaktan çıkarılmasını
- Göçmen emeğinin güvencesiz ve düşük ücretli çalışma koşullarında sömürülmesine son verilmesini, tüm göçmenlerin eşit sosyal, ekonomik ve sendikal haklara erişiminin sağlanmasını
- Göçmenlerin sağlık, eğitim ve barınma hizmetlerine erişiminin güvence altına alınmasını
- Yeni göç hareketlerine yönelik politikaların güvenlik eksenli değil insan hakları temelinde şekillendirilmesini istiyoruz.
‘Omuz omuza mücadele edeceğiz’
Göçmenlerle omuz omuza mücadele edeceklerini vurgulayan Tuğba Yılmaz, “Sınırsız, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünyada eşit ve özgür bir yaşam için ırkçılığa, göçmen düşmanlığına, savaş politikalarına, sınır rejimlerine ve göçü yönetilebilir bir emek rezervi olarak gören anlayışa karşı göçmenlerle omuz omuza mücadele etmeye devam edeceğiz. Göçmenleri hedef gösterenlere karşı eşitliği, dayanışmayı ve birlikte yaşamı savunmaya devam edeceğiz” diye belirtti.
‘Bir önceki paktın devamı’
Açıklamanın ardından söz alan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Özgül Saki, AB Göç ve İltica Paktı’nın bir önceki paktın düzenlemesi için yapıldığını ama devamı niteliğinde olduğunu ve yaklaşık 6 yıl önce tartışılmaya başlandığını belirtti. Bu düzenlemelerin sadece hak ihlalleri ile sınırlı olmadığını, tüm toplumlar açısından kabul edilmesi mümkün olmayacak şekilde toplumun önüne geldiğini ifade etti. Tüm bunlara karşı her yoldan mücadele edeceklerini söyleyen Özgül Saki, herkesi buna karşı dayanışmaya çağırdı.
Kaynak: MA









