Adalet Bakanı Akın Gürlek’in mahpusların avukat görüşmelerine yönelik kısıtlama sinyali veren açıklamasına ilişkin gazetemize konuşan Amed Barosu Başkan Yardımcısı Şilan Çelik, ‘hukuken kabul edilemez’ olarak değerlendirdi. Şilan Çelik, ‘Bu yaklaşım hem mahpus haklarını hem de avukatların mesleki faaliyetini hedef alıyor, demokratikleşme söylemiyle açıkça çelişiyor’ dedi
Şirin Bayık
Adalet Bakanlığı’na atanan Akın Gürlek’in Bakan olarak yaptığı ilk mülakatta “Örneğin bir avukat sabah 8’de giriş yapıyor ve gece 24.00’da çıkış yapıyor. Tutuklu şahıs tüm notlarını, tüm açıklamalarını, tüm talimatlarını avukatı aracılığıyla dışarı çıkarabiliyor. Mevzuat boşluğumuz var. Bu konuda Adalet Bakanı olur olmaz gerekli talimatları verdim. Meclisimizin gündemine getireceğiz. Mevzuat değişikliği yapılacak” sözleriyle bu konuda düzenlemelerde değişikliğe gidileceğine dair sinyal vermişti. Bunun üzerine 80 barodan konuya itirazlar yükselirken, gazetemize konuşan Amed Barosu Başkan Yardımcısı Şilan Çelik, OHAL döneminde savunma hakkını zedeleyen uygulamaları hatırlatarak, benzer bir sürece geri dönülmesinin hukuk devleti açısından ciddi bir gerileme olacağını ifade etti.
‘Haklar yasayla güvence altında, talimatla daraltılamaz’
Şilan Çelik, Adalet Bakanı’nın göreve başlar başlamaz yaptığı açıklamaya tepki göstererek, söz konusu beyanın kamuoyunda mahpusların ve avukatların haklarının yürütmenin tasarrufuyla sınırlandırılabileceği algısı yarattığını belirtti:
“Adalet Bakanı’nın göreve başlamasıyla beraber ilk olarak yapacağı şeyler arasında böyle bir şeyden bahsetmesi açıkçası bir talihsizlik olarak değerlendiriyorum. Öncelikle yapmış olduğu bu açıklamayla hem mahpusun haklarını aslında bir nevi hedef alıyor hem de avukatların mesleki faaliyetlerinde İtibarsızlaştırmaya yönelik bir açıklama. Sanki mahpusun hakları ve avukatın mesleki faaliyeti kendisinin talimatının etkisindeymiş gibi, kendisinin talimatıyla kısıtlanabilirmiş gibi bir algı da yaratıyor maalesef ki. Halbuki hem mahpusların hakları hem de avukatların mesleki faaliyetleri yasalarla güvence altına alınmış durumda.”
Açıklamanın yalnızca mahpusları değil, savunma makamını da hedef aldığını vurgulayan Şilan Çelik, “Avukatın mesleki faaliyeti savunmadır. Bunu kriminalize eden ya da itibarsızlaştıran bir dil kabul edilemez” dedi.
‘AİHM ve AYM kararları ortadayken geriye gidiş olmaz’
Türkiye’de demokratikleşme ve yargı reformu tartışmalarının sürdüğü bir dönemde böyle bir açıklamanın kaygı verici olduğunu söyleyen Şilan Çelik, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) infaz rejimi ve adil yargılanma hakkına ilişkin çok sayıda ihlal kararına dikkat çekti:
“Özellikle Türkiye’nin demokratikleşmesinden bahsedilen bir süreçteyken, demokratikleşme yönünde hem AİHM kararlarının uygulanması hem Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının uygulanmasına dönük de ciddi bir talep varken, bunun aleyhine olabilecek bir şekilde bir açıklama yapmak ve bunun üzerinden bir kanunu düzenlemeye gideceğine dair bir işaret etmek açıkçası kabul edilebilecek bir şey değil. Yani bunu hukuken açıklamak kendi çerçevesinden bunu hukuken değerlendiriyor olabilir. Ancak bunu biz hukuken bir yere koyamayız.”
OHAL uygulamalarına dönüş uyarısı
Şilan Çelik, OHAL döneminde avukat görüşmelerinin kayda alınması ve savunma hakkını zedeleyen uygulamaları hatırlatarak, benzer bir sürece geri dönülmesinin hukuk devleti açısından ciddi bir gerileme olacağını ifade etti:
“Akın Gürlek yargı mensubuyken ki aslında vermiş olduğu kararlar, AİHM kararlarını tanımaması, Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamaması maalesef ki bakıyoruz ki Adalet Bakanlığı’na olduğu dönemde de yine devam ediyor aynı şekilde. Aynı pratiklerine devam edeceğini gösteriyor. Çünkü dediğimiz gibi bir de Türkiye her seferinde maalesef ki böyle bir şey olur da yapılırsa çünkü hem bu açıklamasından sonra sanki böyle bir şeyin bir hazırlığına başlamış gibi de bir şey var.
Kendisi mevzuatta bir boşluk olduğunu da aslında yapılabileceğinin de sinyallerini verirken sanki buna yönelik de bir hazırlığın da başladığını dair bir endişemiz de var açıkçası. Şimdi böyle olursa bu ülke olarak da hem hukuk sistemimizi de çok daha geriye götürecek bir şey olacaktır. Çünkü her olayda özellikle mesela OHAL sürecinde de sürekli mahpusların haklarını kısıtlayan ya da avukatların mahpusların özellikle adil yargılanma ve savunma haklarını kısıtlayacak şekilde uygulamalar yapılıyordu. Hapishanelerde avukatların görüşmelerinin kayda alınması, ses kayıtlarının alınması gibi uygulamalar başlamıştı o dönem. Bakıyoruz ki biz o günleri geride bırakmaya çalışırken, hukuku bu yönlü geliştirmeye çalışırken ancak bu şekilde bir uygulamayla yine aynı o günlere geri dönmenin de aslında bir şeyi olacak bu. Maalesef ki bu dediğimiz gibi Türkiye’nin önüne koyduğu bu demokratikleşme hedefiyle de uyumsuz bir adım olacaktır.”
‘Mahpus olmak, haksız bırakılmak değildir’
Mahpusların temel haklarının ceza infaz kurumunda da devam ettiğini belirten Şilan Çelik, Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi ile Mandela Kuralları’na atıf yaparak çağdaş hukuk sistemlerinin mahpus haklarını genişletme yönünde ilerlediğini söyledi, “Mahpusun avukatıyla görüşmesi en doğal hakkıdır. Bu hakkın kısıtlanması savunma hakkını ve ifade özgürlüğünü ihlal eder. Cezaevinde olmak, temel haklardan mahrum bırakılmak anlamına gelmez. Bu noktada diyelim ki bir mahpusun avukatla görüşmesi kadar en doğal hakkının böyle elinden alınması, kısıtlanması ya da mahpusla görüşmesinin dışarıya aktarılması bir nevi bu belki ifade özgürlüğünü de ihlal edecek. Yani savunma hakkını ihlal edecek, ifade özgürlüğünü ihlal edecek. Bu şekilde mahpusun dış dünyayla irtibatını da kesecek şekilde yani onu tamamen izole bir duruma getirme amacı taşıyor” dedi.
‘Masumiyet karinesi zedelenir’
Şilan Çelik, özellikle tutuklular açısından durumun daha hassas olduğunu belirtti. Tutukluluğun bir mahkûmiyet olmadığını vurgulayan Çelik, “Tutuklu hakkında kesinleşmiş bir hüküm yoktur. Bu nedenle savunma hakkına yönelik her kısıtlama masumiyet karinesini de zedeler” ifadelerini kullandı.
Hükümlülerin avukat görüşmelerinin zaten mesai saatleriyle sınırlı olduğunu hatırlatan Şilan Çelik, kamuoyunda yaratılan ‘sınırsız görüşme’ algısının gerçeği yansıtmadığını da sözlerine ekledi.
‘Açıklama siyasi mahpusları işaret ediyor’
Açıklamanın özellikle siyasi mahpuslara dönük olduğuna işaret eden Şilan Çelik, “Çünkü siyasi mahpuslar dediğimiz kişiler, siyasi saiklerle aslında bugün tutuklu olan ya da hükümlü olan kişiler. Bunu ne için söylüyoruz? Bu konuda hem Anayasa Mahkemesi’nin de gerçekten siyasi sahiplerle bu kişiler hakkında yargılamalar yürütüldüğüne dair kararları var. Yine AİHM’in de bu yönlü kararları var. Şimdi bu siyasi sahipler tutuklu ya da hükümlü olan mahpusların tabii ki de bu mahpuslukları belki siyasi faaliyetlerini devam ettirmelerine de engel olacak bir duruma gelmemeli. Kişi sonuçta siyasetçi ve oradayken de yine aynı şekilde dışarıyla irtibatını sağlayabilecek bir durumda olabilir. Ya bunu da tabii ki belli bir çerçevede yapıyor. Yani bunu da avukatın orada sadece bu amaçla hareket ettiğini söylemek de kötü niyetli olur. Yani avukatı da dediğimiz gibi avukatın orada mesleki faaliyetini de başka bir şeye çeviriyor gibi aslında avukatları da hedef alan bir durum bu noktada. Yani oradaki avukatla görüşme sonuçta tutuklular avukatla istedikleri saatlerde görüşebiliyorlar.
Tabii yani kastedilen büyük ihtimalle odur. Yani diğer türlü zaten çünkü hani dışarıya beyanat veriliyor denilen kısmı budur yani başka hani kim olacak? Diğer kişi dosyası ile ilgili de görüşüyor olabilir ya da aile görüşleri kısıtlı sonuçta haftada bir görüşebiliyorlar, ayda bir görüşebiliyorlar. Belki ailesiyle ilgili bir görüşme yapıyordur. Yani yapabilir. Bunun kişi mahpusun bu özgürlüğü var. Kişinin dediğimiz gibi hapishanede olması bu haklarından mahrum bırakıldığı anlamına gelmiyor tabii ki” ifadelerini kullandı.
‘Meclis’e gelirse itiraz edeceğiz’
Şilan Çelik, olası bir kanun teklifinin Meclis’e gelmesi halinde Amed Barosu olarak gerekli hukuki itirazları yapacaklarını belirterek, “Bu düzenleme hem mahpusun haklarını kısıtlayan hem de savunma makamını hedef gösteren bir girişim olur. Hukuken açıklanabilir bir yönü yoktur. Böyle bir adım atılırsa demokratik zeminde ve hukuki yollarla itirazlarımızı sürdüreceğiz” dedi.









