Abdullah Öcalan’ın Avukatı İbrahim Bilmez, ‘Umut hakkı’nın bir lütuf değil hukuki bir hak olduğunu belirterek, Türkiye’nin kararları uygulamadığını ve İmralı’da özel tecrit rejiminin sürdüğünü vurguladı
Barış ve Demokratik Toplum sürecinde atılması gereken adımların siyasi iktidar tarafından geciktirilmesi tartışma konusu olurken, ‘Umut hakkı’ konusunda Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne (AKBK) geçen hafta tekrar başvuruda bulunan Abdullah Öcalan’ın avukatlarından İbrahim Bilmez, ANF’ye yaptığı değerlendirmede ‘Umut hakkı’nın bir lütuf değil, Türkiye’nin yerine getirmekle yükümlü olduğu hukuki bir hak olduğunu vurguladı.
‘Umut hakkı, hukuki bir haktır’
AİHM’in 2014 yılında müvekkilleri hakkında verdiği ‘Umut hakkı’ kararının iki yıldır yürütülen süreçten bağımsız ele alınması gerektiğini belirten İbrahim Bilmez, bu hakkın sadece Abdullah Öcalan ile sınırlı olmadığını, bütün ağırlaştırılmış müebbet hükümlülerini ilgilendirdiğini söyledi. Bilmez, konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı:
“AİHM’in ‘Umut hakkı’na ilişkin bir kararı var ve bu kararda açık bir şekilde deniyor ki, ‘Siz bir insana ölünceye kadar hapis cezası veremezsiniz. Bir insanı dışarıya çıkma umudu olmadan dört duvar arasında tutarsanız, bu sözleşmenin üçüncü maddesinin ihlali sayılır, yani bu bir işkencedir’… Dolayısıyla bu karar verildiği günden bu yana aslında Sayın Öcalan ve ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü olarak tutulan herkesin işkence koşulları altında olduğu anlamına geliyor… ‘Umut hakkı’ bir lütuf değil, hukuki bir haktır.”
‘Türkiye 12 Yıldır konuyu geçiştiriyor’
Türkiye’nin 2014’ten bu yana AİHM’in “Umut hakkı” kararının gereğini yerine getirmediğini ve AK BK’yi oyaladığını ifade eden İbrahim Bilmez, Türkiye’nin somut bir eylem planı sunmadığını belirtti. AK BK’nin Gurban Grubu dosyası kapsamında Türkiye’ye verdiği sürenin Haziran 2026’da dolduğunu hatırlatan Bilmez, Türkiye’nin bu defa da yürütülen sürece işaret ettiğini ancak çıkan Çerçeve Yasa’da 2005 öncesi cezaların kapsam dışı bırakıldığını dile getirdi. Bilmez, bu durumu şu sözlerle eleştirdi:
“Zaten Türkiye ağırlaştırılmış müebbet cezası meselesinin bir istisna olduğunu savunuyordu ve bu cezanın sadece ‘terör suçlarına’ verildiğini öne sürüyordu. Oysa AİHM de tam bu konuda Türkiye’yi mahkum ediyor. AİHM, bu işin istisnası yok diyor… Yine bir istisnai durum var ve yine Sayın Öcalan ve onunla benzer durumda olanlar, yani 2005’ten önce ceza alanlar kapsam dışı tutuluyor. Bu durum çözüme hizmet eden bir yaklaşım değil ne yazık ki.”
‘AKBK de politik yaklaşmamalıdır’
AK BK’nin de ‘Umut hakkı’na politik yaklaşmaması ve sözleşmenin kendisine yüklediği görevi yerine getirmesi gerektiğini belirten İbrahim Bilmez, geçen hafta AK BK’ye 9/1 başvurusunda bulunduklarını açıkladı. Türkiye’nin 5 Ekim 2026 tarihinde alelacele bir eylem planı sunduğunu ancak ‘Umut hakkı’na dair somut bir planlama açıklamadığını belirten Bilmez, komitenin siyasi davranmaması gerektiğini vurguladı.
‘İmralı’da özel tecrit rejimi sürüyor’
İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’nde özel bir tecrit rejiminin devam ettiğini kaydeden İbrahim Bilmez, iki yıllık süreçte müvekkili Abdullah Öcalan ile sadece üç kez görüşebildiklerini aktardı. Kürt meselesinin çözümü için muhatap kabul edilen bir kişinin koşullarının doğal olarak düzenlenmesi gerektiğini belirten Bilmez, değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı:
“Böyle büyük bir mesele çözülecekse muhatap kabul ettiğiniz kişinin koşullarını doğal olarak düzenlemeniz lazım ki soruna el atabilsin, müdahale edebilsin, diğer muhataplarla konuşabilsin, topluma mesajını verebilsin, kendi halkını ikna etsin, Türkiye halklarına gerekli mesajları versin… İlk aşamada çıkan Çerçeve Yasa’nın yürürlüğe girmesi lazım ve Sayın Öcalan’ın koşullarının da bir an önce iyileşmesi gerekiyor. Bu sürece uygun bir şekilde hareket edebileceği koşulların yaratılması gerekiyor ve tabii ki en önemlisi özgürlüğüne kavuşması gerekiyor.”
Haber: Zeynep Kuray / ANF









