Özgür Basın’da çalıştığı süre boyunca önemli haberlere imza atan gazeteci Hüseyin Aykol, 1992 yılında Bekaa Vadisi’nde Abdullah Öcalan ile röportaj yaptı. Röportajlar ‘Öcalan kendinden emin’ ve ‘Apo: Bahar bizimdir’ manşetiyle verildi
Geçtiğimiz 1 Ocak günü hayatını kaybeden gazetemiz Yeni Yaşam’ın hem okur temsilcisi hem de yazarı olan Hüseyin Aykol 1992’de Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile Bekaa Vadisi’nde röportaj yaptı. İstanbul’da 20 Ekim 1990-Aralık 1992 tarihleri arasında yayın yapan haftalık Yeni Ülke Gazetesi’nde 15-21 Mart ve 21-28 Mart tarihleri arasında Hüseyin Aykol’un Abdullah Öcalan ile yaptığı söyleşi yayımlandı.
İki hafta boyunca yayımlanan söyleşi “Öcalan kendinden emin” ve “Apo: Bahar bizimdir” manşetiyle verildi. Hüseyin Aykol’un o dönem PKK Genel Sekreteri olan Abdullah Öcalan ile yaptığı iki bölümlük söyleşinin tamamı:
- Kamuoyunda bir “bahar psikozu” var. PKK aslında her Newroz’da kendine daha ileri hedefler koyuyor. 1992’de değişik olan nedir? PKK ne yapacak?
PKK’nın kuruluşundan günümüze kadar planlı bir hareket olarak geliştiğini söylemek gerekir. 1992 için hiç şüphesiz daha kapsamlı bir plan ve bunun oldukça uygulanabilir hazırlıkları gerçekleştirilmiştir. Parti tarihimizin hiçbir dönemiyle kıyaslanmayacak hazırlık düzeyimizle, 92’yi ileri bir aşamada devrimin hız kazandığı bir yıl haline getirebiliriz. Diğer yıllarla karşılaştırıldığında olağanüstü düzeyde bulunan durumumuz çok ani ve rastlantısal bir gelişme olarak değerlendirilmemelidir. Giderek büyüme kazanan, hız kazanan gelişmemizin doruk noktasını bu yıl yaşıyoruz. Mesele, bir “bahar sendromu”, bir “bahar kabusu” değildir. Gerçi ’92 yılı hiç şüphesiz burjuvazi ve onun işbirlikçileri için kabus olacaktır, ama halkımız için çok görkemli büyük çıkış yılı, büyük kazanım yılı olacaktır. Halkımız, şimdiye kadar kazandıklarımızdan, son 20 yılda kazandıklarımızdan fazlasını, bu yıl kazanacaktır.
Biz, 1992 yılını özellikle Newrozla birlikte büyük bir halk yürüyüşü haline getirmek istiyoruz. Kuzeyden güneye, doğudan batıya, köyden kente, kentten köye ve her alanda görkemli yürüyüşlerin, karşılaşmaların yeniden dirilişin, yeniden kucaklaşmanın, yeniden birçok değeri keşfetmenin, yaratmanın yeni biçimlerini yaşamak istiyoruz. Hiçbir dönemle kıyaslanmayacak biçimde özgür iradeyi bu yıl yaşayacağız. Bu çok kana da cana da mal olabilir. Bu yıla sığdırmak istediğimiz çok güçlü bir halk ordulaşmasıdır. On binleri aşkın bir gerilla gücünün tarihi bir halk iradesinin tezahürüyle ulusal meclisinin gerçekleştirilmesi yılındayız. Kürdistan genelinde birlik doğrultusunda ileri bir adımı, gene bu yıl atacağız. Bu yıl, Kürdistan’da yükselecek büyük devrimci hamle, emperyalizmin Ortadoğu halklarına dayatmak istediği “yeni düzen”e bir cevap niteliğinde olduğu kadar, Türkiye’deki demokratik mücadelenin ileri düzeyde bir kazanım sağlayabileceği ortama da yol açacaktır. Daha şimdiden ilk sonuçlarını gördüğümüz 1992 yılı, tarihimizde büyük yer işgal edecektir. Başaracağımıza inancımız tamdır. Ancak sadece inancımızla değil, hazırlıklarımızla da başaracağız.
- PKK’nin 1992 hedeflerini engellemek için TC’nin de hazırlıkları var. Baharda büyük operasyon yapılacak deniliyor.
Abartmamak gerekir. Geleneksel kış sonrası hazırlıklarıdır. Çok ciddi bir gerilemeyi, toptan kaybetmeyi önlemek için bu hazırlıkları sürdürmektedir. Hemen hemen her yıl ve daha önce de üzerimize çok yüklü geliyorlardı. Gerileme sürecindeler. Ordunun yıpranması söz konusudur. Daha önce de tüm komando birliklerini ve özel timleri kullandı. Bu sene bundan daha farklı bir şey yapamaz. Hiç şüphesiz daha fazla uçakları kullanacak. Tank, top gücünden yararlanmak isteyecek, Komandolarını daha fazla eğitmiş olabilir. Ancak konuya “Daha büyük taarruz yapılacak”, “Büyük katliam yapılacak” diye yaklaşmamak gerekir. Mevcut dünyamız, bölgemiz ve dahası bizim hazırlıklarımız ki bizim esas aldığımız belirleyici unsur budur- girişebileceği katliam çığlıklarına kat be kat cevap verebilecek ve bu mücadeleden daha da güçlü çıkabilecek durumdadır. Geçmiş yıllardaki isyanların başına getirilen boğmayı, tasfiye etmeyi asla bizim için gerçekleştiremez. Hareketimiz sonuna kadar planlıdır ve giderek gelişmektedir. PKK tarihine ve yine Serihildanlar tarihine bakılacak olunursa, her geçen yılın bir öncekini kat be kat aştığı görülecektir. Şimdiye kadar gelişmeme diye, gerileme diye bir şeye tanık olmadık. Bu kadar hazırlıktan sonra bu kadar büyük bir atakla büyük bir yürüyüşe girdikten sonra yüzbinler de şehit verilse, sonunda kazanan tarafın kesinlikle halkımız olduğunu söyleyebiliriz. Bu şantajların, tehditlerin sonuç vermeyeceğinden, büyük yürüyüşümüz önünde çare olamayacağından, yürüyüşün tamamen halkımız lehine sonuçlanacağından eminiz. Bu temelde mücadelemizin bu yılki aşamasına tarihi hortlatmak istercesine yapılan o katliam tehditleri, psikolojik savaştır. Daha şimdiden boşa çıkmaya mahkumdur. Buna karşı bütün tedbirlerimizi aldık. Tüm sonuçlara göğüs gerebilecek kadar kendimize güveniyoruz. Ama durumumuz salt bir güvenden öte, bize bir yaparlarsa, daha fazlasıyla hemen anında karşılık verecek boyuttadır. Bu açıdan TC’nin faaliyet ve demeçlerini psikolojik savaş abartması olarak değerlendiriyoruz. Esas olarak belirleyici olan, özgürlük yürüyüşünün kendisine olan büyük güveni ve kazanma azmidir.
- Çok çetin kış koşulları yaşandı, bundan etkilendiniz mi? Bahar için PKK’nin hazırlığı ne düzeydedir?
Gerçekten belki de son yüzyılın en şiddetli kışını geçirdik. Bu kışı biz böyle beklemiyorduk. Ve dolayısıyla buna hazırlıklarımız sınırıydı. Bu yüzden sınırlı bazı kayıplarımız oldu. Kışın zorlukları bizi biraz zorladı. Bununla birlikte helikopter saldırıları vardı. Karı fırsat bilerek uçak, helikopter saldırıları oldu. Onlar, 500 hatta bin kayıp verdirdiklerini iddia ediyorlar. Bunlar tamamen yalandır, abartmadır. İşin gerçeğini anlatayım: Kıştan ötürü bizim 20 civarında bir şehit listemiz var. Yine helikopter saldırılarından 15 civarında şehidimiz var. Ve yine 15-20 kişinin de soğuktan ayakları dondu. Ama bu kış boyu bize katılan gerilla adayları sadece Botan bölgesi söz konusu edilirse, kayıplarımızın en az yirmi katıdır. Dolayısıyla, kışın bizi geriletmesi şöyle dursun, verdiği muazzam bir deney, tecrübe vardı. Bu kışa dayanmak çok büyük bir güç kazanmak demektir. Biz bu dersi aldık. Dahası, tek bir kişi bile teslim olmadı. Tek bir kişi bu arada geriye çark etmedi. Büyük direnme gücünü, büyük dayanma gücünü biz bu kış bulduk. Öyle inanıyorum ki en az ideolojik, siyasi eğitim kadar önemli olan “yeraltına” geçmenin hazırlıkları daha şimdiden çok iyi olarak yapılmıştır. Bütün hareket, helikopter saldırılarına karşı yeraltına çekildi. Ve kar şiddetine karşı yeraltına girildi.
Bütün bunlar, birçok kaybı daha şimdiden önleme anlamına geliyor. Daha Newroz’a ulaşmadan geliştirmiş olduğumuz tedbirlilik, sanırım özellikle bu kış dolayısıyla yerinde olmuştur ve olası kendimizi koyuverme, gevşetme biçimindeki tutumlara son vermemize yol açmıştır. Bu yönüyle kış koşullarının mücadelemize oldukça katkı sunduğunu, kış hazırlıklarının pişmemizde, olgunlaşmamızda, disipline olmamızda çok değerli bir anlam taşıdığını belirtmek isterim. Bu kışa böyle dayanabilen, bu kışı böyle çıkarabilen bir hareketin büyük oynayacağı ve kazanacağı kesindir diyoruz.
- Bu arada, hava bombardımanları sürüyor. Etkili olmadığı bilindiği halde niçin devam ettiriliyor?
Tamamen psikolojik etki yaratmayı amaçlıyor. Sınırın psikolojik etkinin yanı sıra bir de kış hazırlıklarımız hedef alınıyor. Hazırlıklarımızın tam olarak sonuca ulaşmasına bir engel de yaratmak istiyorlar. Rahatsız ederek, yoğunlaşmamız engellenmek isteniyor. Yapılabilen ise şöyledir: Son saldırılarda bizim açık ihmalkarlığımızdan dolayı bir yerde 8 yoldaş, bir yerde 4 yoldaş, bir başka yerde 1 yoldaş, bir diğer yerde de 1 yoldaş daha şehit olmuştur. Bunların dışında gerçekten başka kayıp olmadı. Psikolojik etkisi de şu anda artık lehimize çevrilmiştir. Bizim için eğitici olmuştur. Hava saldırılarına karşı aldığımız tedbirlerle daha başarılı adımlar atabilecek duruma geldik. Aslında bir yere kadar bizim için iyilik oldu saldırılar.
- Hava bombardımanlarından söz edilince aklımıza hemen Bekaa’nın da bombalanması geliyor. Acaba Bekaa bombalanabilir mi? Bombalansa ne olur?
Sizlerin de burada gördüğünüz gibi bir defa buranın bombalanması zordur. Bombalansa da kayıp verdirme meselesi çok sınırlı kalacaktır. Bakın, şurası Suriye sınırıdır. Burayı bombalamayı göze alan uçağın Şam’dan geçmesi gerekiyor. Bu, sanıyorum Suriye ile savaşı göze almak demektir. İsrail bile şu son saldırılarda en yakınımıza kadar geldi; ama buraya gelemedi. Bu hava saldırısını yapmak için Suriye topraklarından geçmek gerekiyor. Burada üslenmemizin böyle bir anlamı var. Suriye’den izin almak gerekiyor. Sanırım bu da zordur. Dahası, biz burada kendi tedbirimizi almış durumdayız. Sığınaklarımız var. İlk dakikada bize biraz zarar verilse de ondan sonra zarar verilmesi mümkün değildir. Biz de şu anda arazide kaybolmayı esas alıyoruz ve hatta buradaki kampın yerini değiştiriyoruz. Arazi geniştir. Kayalıklar çoktur. Oralara yerleşiyoruz. Siyasi riski de ağırdır. Çünkü burayı bombalayan, bütün Arap alemini karşısına alır. Yine de çılgınlık yapabilirler. Yaparsalar da zararı sınırlıdır. Yarardan çok zararını göreceklerdir.
- Demirel’in ilk 100 gününü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Demirel’in hükümet kurabileceği, fakat iktidar olamayacağına dair kuşkularımız vardı. Gelişen, gerçekleşende bu oldu. Demirel, iktidarsız bir adamdır. Demirel’in bu dönemde yani ilk 100 gününde yaptıkları Özal’dan daha kötü bir tarzda, ordu ve generallerle geçmiş tecrübelerine de dayanarak arasını düzeltmek olarak özetleyebiliriz. Yani, “Sizin yapmak istediklerinizi bakın nasıl ben Özal’dan daha iyi Meclis’ten ve hükümetten geçiriyorum” gibi biraz onların gözüne girmek şeklinde bir çaba içinde oldu. Yine Özal’ın Amerika ile geliştirdiği ilişkilerin en iyisini ben de geliştirebilir anlamında Bush’a koştu. “Ben Eisenhover Vakfı’ndan mezun olmuştum” diyerek, onlara sığındı. Böylece onların onayını kendisi için tazeledi. Yaptıkları budur. Sermaye çevrelerine de aynı biçimde karşılık vermek istedi. Ve sonuçta Kürdistan’da yürürlükte olan Özel Savaş politikasının ve onun savaş merkezinin emrine girmekten öteye bir kimlik sergileyemedi. Böylece, demokratlıkta insan haklarını savunmakla ve sivil yönetim olarak halkla bir ilişkisi olmadığını ortaya koydu. Elbette, Özal şöyle etkili bir adamdı, generallere rağmen sözünü şöyle dinletmiştir demek istemiyorum. Ancak Demirel söz konusu olduğunda, durumun daha da ağır hale geleceğini vurgulamıştık. Şimdi netleşen oluyor. Demirel belki bu kampımız için de siyasi irade çıkarabilirdi. Belki de çıkarır. Fakat askeri açıdan Bekaa’nın bombalanmasının fazla pratik bir yararı olmayacağını belki de çok kolay olarak gördüğü için bu sözüm ona yüce siyasi iradesi hayata geçmedi. Ama Harhuxe’ye geçti. Ve halen Güney her gün taranıyor. Her gün bombalanıyor. Biz bunu ciddiye almıyoruz. Çünkü sonuçsuzdur. Ama ülkeyi en çok bombardımana tutan Demirel- İnönü hükümeti olmuştur.
Yılbaşından beri Dersim, Bingöl ve bütün Botan helikopter ve diğer savaş uçaklarıyla bombalanmaktadır. Ve bu yıl da galiba çok yaygın bombalanacaktır. Ve şimdi bütün dünyaya sormak istiyorum; hangi hükümet başkanı ülkesini böylesine ağır hava bombardımanına tutar? Dahası, siyasi çözüm değeri, demokratik çözüm değeri gibi lafların boş olduğu ortaya çıkmıştır. Çok yakında daha da tırmanacak olan devrimci mücadelemiz bu hükümetin de işlevsizliğini ve özellikle seçimler dolayısıyla yarattığı kitle temelinin aşınmasını getirecektir. Daha şimdiden bu sürece girilmiştir. Dolayısıyla, İnönü’nün partisi SHP’nin erimesi de hızlanacaktır. DYP’nin erimesi de daha hız kazanacaktır. Mesele artık halkın demokratik seçeneğini oluşturmaktır. Demokrasi bloğunu geliştirmektir. Buna hazırlıksız yakalanmamaktır. İktidarın kitle temelindeki meşruiyeti oldukça aşınmıştır ve mücadelemiz bunu daha da hızlandıracaktır. Çare, artık sözlerini tutmayan bu ANAP iktidarı, DYP iktidarı filan değil. Halkın demokratik iktidarıdır. Buna doğru geliştirilecek dayanışma birliklerinin ve mücadelelerin bu yıl hız kazanacağına inanıyoruz. Biz, Türkiye’deki demokrasi güçlerine daha fazla değer vereceğiz. Onların ileri düzeyde bir gelişmeye yol açmalarına elimizden gelen katkıyı sunacağız. Ve inanıyoruz ki, Demirel-İnönü hükümetinin- teşhir ve tecritti gerçekleşecektir. Halk seçeneğinin kitle nezdinde taraftar bulması yoğunlaşacaktır.
Ayrıca, RP’nin de sahte gelişmesi duracaktır. Ve yine Kürdistan’da da ordulaşma ve ulusal meclisin gelişmesi belirleyici tek irade ve güç haline gelecektir. İşte, Demirel-İnönü hükümeti ile ilgili değerlendirmelerimiz bunlardır. Ve gelişmelerin de bu yönde olacağına inanıyoruz.
- Olağanüstü Hal oylamasına ilişkin tartışmaları nasıl yorumluyorsunuz? Yurtsever milletvekilleri ne yapmalı?
Olağanüstü Hal, sıkıyönetim ya da başka bir hal yönetimi, hepsi birdir aslında. Sıkıyönetimi de getirebilirler. Özde değişen bir şey yoktur. Sivil hükümet iradesizdir. Bizim karşımızda özel savaş organları vardır. Onlar ellerinden geldiğince bu özel savaşı yürütüyorlar. Biz de elden geldiğince devrimci halk savaşını yükseltiyoruz. Meclis’teki tartışmalar incir çekirdeğini doldurmayan tartışmalardır. Yeter ki, Milli Güvenlik Kurulu’ndan karar gelsin. Bunu beklerler ve bunu onaylarlar. SHP grubundaki tartışmalarda hiç şüphesiz iyi niyetli bazı yurtseverler filan vardır. Fakat onların mevcut özel savaşı etkileme durumu sınırlıdır. Küçümsememek ile birlikte sınırlıdır.
Bu haliyle tartışmalar, eğer politikasında köklü demokratikleşmeyi sağlayamazsa SHP’nin giderek epeyce aşınacağını gösteriyor. Ve yurtsever milletvekilleri ayrışır. Biz özel savaşı, Olağanüstü Hal’i desteklemeyi çok tehlikeli buluruz. Buna karşıyız. Halk bu tip Olağanüstü Hal yönetimine karşı savaş yürütüyor. Dolayısıyla, yurtsever milletvekillerinin böyle bir destek içinde olmaları düşünülemez. Onların yeri bu tip bütün özel savaş yöntemlerine ve onun her türlü uygulamalarına karşı çıkmaktır. SHP içinde karşı çıkmaktır, dışında karşı çıkmaktır. Özellikle bu aşamada, halkın demokratik seçeneğine ve alternatifine güç vermeleri beklenir. Dolayısıyla, ayrılmak ve giderek demokratik bir bloğa güç vermek bize göre daha doğru bir yoldur. Türkiye’de de ortaya çıkan biraz bu yönlü gelişmelerdir. Türkiye halkının demokratik seçeneğini, Kürdistan halkın demokratik seçeneğiyle birleştirmek gerekiyor. Ortaklaşa kılmak gerekiyor. Biz bundan sonra mücadelemizi böylesine bir gelişmenin hizmetine sokulma- sına özen göstereceğiz. Destek ve dayanışmamız bu temelde daha da yetkinleştirerek sürdüreceğiz.
İnanıyorum ki böylece, Türkiye halkına dayatılan her türlü askeri sultayı, yani politika yaptırmamayı, demokrasiyi işletmemeyi ve dolayısıyla meselenin siyasi görüşme, demokratik yol ve yöntemlerle halledilmemesine ilişkin yaklaşımlarını biraz gerileteceğiz. Böylece gerçek demokratikleşme sağlanırken, sorunların siyasi temelde çözümü imkan dahiline girecektir. Bunu biraz gösterdik. Daha fazlasını önümüzdeki dönemde gösterebileceğimize inancımız tamdır. Başaracağımız kesindir.
- “Bahar Sendromu”ndan en çok aydınlar etkilendi. Murat Belge ve bazı aydınlar İstanbul’da toplantılar yapıyorlar. Diyorlar ki, “Baharda savaş çıkacak, bu çok kötü bir şey. Arabuluculuk yapalım, bunu önleyelim” diyorlar. Bu faaliyetler konusunda ne diyorsunuz?
O bahsettiğiniz girişim bana göre içinde devletin icazetinin olduğu bir girişimdir. Murat Belge’nin çok ilginç bazı çabalarına tanık olmaktayız: “Her iki tarafın da terörü” diyor. Bu çok ağır bir sözdür. Bir tarafın terörü ki, bir ulusun inkarını, imhasını, diğer tarafın terörü ki, ölüm -kalım yaşam savaşını sürdürüyor. Nasıl bunlar aynılaştırılabilir? Eğer bu aydınlar çok düşmüş tipler değilse, oldukça bilinçli, hainine bir çaba içerisindedirler. Biz, “ateşkes istiyorlarsa ateşkes yapalım, yeter ki insanlar vurulmasın, yeter ki meseleler zorla tasfiye edilmesin” diyoruz. Terörü biz mi icat ettik? Bir ulusun imhasını, bir ulusun isminin bile tasfiyesini biz mi terörle dayattık? Ordu zoruyla bütün bunları biz mi yaptık? Ki biz bir tarafın terörü olalım. Aydın sıfatı altında nasıl böyle değerlendirmeler yapıyorlar, yadırgamamak elde değil. Dürüst olanlar varsa bence durumlarını yeniden, değerlendirsinler. Eğer devlete ajanlık yapmak istiyorlarsa, bu işi daha kılıfına uydurarak yapsınlar. Murat Belge, belki babasına özenebilir. Babasının TKP’yi tasfiye etmesinde, Kadro dergisiyle Kemalizme oldukça iyi bir ideolojik doğrultu sağlamasına güvenebilir. Ama o aynı şeyi 12 Eylül düzeninde belli bir tasfiyeden, imhadan sonra Kürt hareketine dayatarak, PKK’ye dayatarak, PKK’yi de TKP yoluna sokacağını sanıyorsa aldanıyor. Eğer barıştan, ateşkesten, şiddetin önlenmesinden anlıyorsa, biz sonuna kadar hazırız. Başta da hazırdık, şimdi de hazırız. Hiç bize gelmelerine gerek yok. Yeter ki azılı, o terörist devletlerini ikna etsinler. Ateşkese, sorunların siyasi, demokratik çözümlerine bağlı hal yollarına koymaya ikna etsinler. Bu çok doğru bir yaklaşımdır ve onları dürüst olmaya çağırıyorum.
- “Her iki tarafın da terörü” dediniz de aklıma Ahmet Zeki Okçuoğlu’nun toplantılarda yaptığı konuşmalar ve Okçuoğlu’nun “her iki tarafın terörünün ama daha çok PKK’nin teröründen” yakınan demeçleri geldi. Diyor ki, “PKK bana terör uyguluyor. Ama ben devletin Türk aydınlarına uyguladığı terörü tercih ederim.” PKK, Ahmet Zeki Okçuoğlu’na ne yaptı ki bu kadar tepki duyuyor?
Bu bayın durumu çok ilginçtir. Bu bay. Said Kırmızıtoprak’la birlikte 36 kişilik bir grup içinde Barzani’nin yanına gidip, Türkiye’ye geri dönenlerden birisidir. Zalim birkaç kişiden birisidir. Büyük ihtimalle daha o zaman Barzani’yle, MİT kanalıyla çok tehlikeli bir biçimde Kürt hareketi içine sokulmuştur. Ben bunu tanıyorum. Bu 1970’lerde sahte Kawa’cılık diye bir siyaset çıkarmak istedi. Kawa’yı da parçaladı. DDKD’yi de parçaladı. Nereye girdiyse parçaladı. Bir de çok gayrı ahlaki bir durum yaşıyor. Sınır tanımaz bir ahlaki düşkünlük içindedir. Kürt kelimesiyle bunun kadar hiç kimse oynamamıştır. “PKK’nin zorundan çektiğimi, devletin zorundan çekmemişim” diyor. “Ben PKK’nin baskısı altındayım” diyor. Neden? Evet, PKK büyük onur savaşımı yürütürken, büyük ulusal kurtuluş savaşımı yürütürken, bu zat, devletten daha fazla PKK’den çekiyorsa; büyük bir ihanetin içerisindedir. Acaba bu düşünceler affedilebilir mi? İşlediği ihanetler affedilebilecek ölçülerde midir? Onu bilemiyorum. Eğer mümkünse bir an önce kendisini affettirme yoluna girmelidir. Aksi halde bu tutum ve davranışını sürdürürse, hani Kurtuluş Savaşı’nda bir Ali Kemal olayı vardır, linç edilmiştir. PKK’nin baskısına da gerek yok. Birkaç toplantıda daha böyle konuşursa halk kendisini linç edebilir. Çok saptırmak istedi, çok tehlikeli girişimleri başlatmak istedi. Bir an önce kendisini affettirme yoluna girerse, çok daha iyi olur kanısındayım.
- Yine, bazı aydınların mevcut demokratik örgütlenmelere alternatif oluşturma çabaları var. Siz bunları nasıl karşılıyorsunuz?
Bu bahsettiğiniz sahte Kürt partisi ise devletin bu yönde hazırlıkları vardır. Bazı tedbirleri almak istiyor, fakat halk nezdinde ideolojik siyasi elit düzeyinde de o kadar köklü bir biçimde mücadelemizi geliştiriyoruz ki, böyle yasal, icazetli, TBKP gibi bir partiyi Kürtlerde yaratmak mümkün değil. Bu daha önce de bizlere dayatılmak istendi. UDG, KUK, TKDP örnekleriyle yaşatılmak istendi. O dönemlerde böyle az çok sahte MİT partileri vardı. Dervişê Sado’ların partisi vs… Buna biraz daha Kürt etiketi yapıştırıp piyasaya sunmak istiyorlar. 20 yıldır, 30 yıldır böyle işbirlikçi Kürt partileri vardır, bunların yanında, yapmak istedikleri bir kılıf değişikliğidir. Ama gerçekten devrime kazandırılan Kürt halkı, PKK’nin dürüst aydınları, çevreleri kendisine çekmesi bu kadar gelişmişken, böyle sahte Kürt oluşumlarının başarı kazanabileceğine bu aşamada hiç inanmıyoruz. TBKP pratiğine bakılsın. O kadar güçlü aydın desteği varken, bu duruma düştüler. İcazetli hem de Avrupa’dan da içi boşaltılmış, sözüm ona Kürt aydınları, yine KDP artıklarıyla bu işi başarmaları çok zordur. Belki bazı kendini tanımazlar deneyebilir. Ama şimdiden dediğim gibi bunların teşhir , tecridi ve halkın içine adım atamamaları gibi durumları kesindir.
- Çetinkaya olayı, İTO’ya bomba konulması gibi eylemleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Aslında bunlar, PKK’nin sistemli bir eylem taktiği falan değildir. Türk halkını bu tip eylemlere dayanarak ürkütmeleri beyhude bir çabadır. PKK’nin taktik olarak bu yöntemleri esas alması düşünülemez. Benim de bazı sözlerim saptırılmak istendi. Şunu söyledik, “Siz uçaklarınızla her tarafı bombalarsanız, ki bombalama oldu, çocuklar da, kadınlar da öldürüldü. Kürt halkının doğal tepkisi beklenmelidir. Bizde birinin çocuğunu, kardeşini, ağabeyini vurursanız, o da intikam alır. Bu, basit bir Kürt geleneğidir” dedim. Ve bu giderek Türkiye’deki ifadesini bulur, dedim. Ve bu temelde bazı olaylar, eylemler oldu. Kalkıp da bundan değişik sonuçlar çıkarmak, şovenizme davetiye çıkarmak geçersizdir. Sen böyle sınırsız Kürdistan’ı bombalarsan, tahrip edersen, Kürdistan halkı da batıdaki insanıyla, sempatizanıyla cevap verir. Bu sefer daha açık belirteyim; fabrikalara sabotaj yapabilirler, milyarlık, trilyonluk tesisler ufak bir sabotajla gidebilir. Orduda zehirlenme oldu denildi. Bu zehirlenmeler daha da yaygınlaşabilir. Bunun gibi intikam alma duyguları gelişebilir.
MHP’liler Kürtleri vururlarsa, Kayseri’deki, Orta Anadolu’daki MHP’lilerin karargahlarına girip benzer intikam alma eylemleri gelişebilir. Sen yaparsan, karşılığını da görürsün. Sen bir ulusu soykırıma tabi tutarsan, -soykırım bizim siyasetimizdir- demiyorum, “karşıyız” diyorum. “Sonuna kadar karşıyız” diyorum. Kürtler de kendisini savunmasını bilecektir. Çünkü eskisi gibi eli kolu bağlı değildir. Bizim tercihimiz ve yöntemimiz ise bu değildir. Bizim buradan çıkarmak istediğimiz sonu; Türk halkının bu özel savaşa dur diyebilmesidir. Çünkü bundan kendisi de zarar görüyor. Daha da zarar görebilir. Yüzlerce evladı ölmüştür. Daha da ölebilir. On binlere de tırmanabilir. İş sahaları dinamitlenebilir. Tüccarın mağazaları gidebilir. Fabrikatörün fabrikası da gider. Bunun önüne geçmenin yolu iç içe geçmiş bu iki halkın sorunlarını özel savaş yöntemleriyle değil, insani ve siyasi yöntemlerle çözmektir. Biz bu çağrıyı yapıyoruz. Tekrar ediyorum; eğer bir an önce bu çözüm yollarına girmezlerse, ortada ne fabrika ne turistik tesis, ne saha kalır. Bunlara yönelme gelişir. Hele bombardımanlar daha da gelişirse; kimyasal silahlar falan kullanılırsa, bu tepki daha da yaygınlaşır. Bu iyi anlaşılmalıdır. Bundan çıkarılan sonuç; şovenizme sarılmak değil, kendi üzerinde oyun oynanan bu sınır tanımaz hükümetlerin, özel savaş organlarının durdurulması olmalıdır. Bu politikaların önüne geçilmesidir.
Türk halkı kardeşçe yaşamak istiyorsa, sorunların demokratik tarzda hallini istiyorsa bunun için ağırlığını koymalıdır. Türk aydınlarından da demokratik çevrelerden de “dürüst bir insanım, Müslümanım” diyenden de beklediğimiz budur. Bunun anlaşılmayan hiçbir yanı yoktur. Şovenizmi güçlendirerek, cevap vermeye gerek yoktur. Biz eşit ve özgür temelde sorunların demokratik bir tarzda siyasi görüşme yöntemleriyle halledilmesini istiyoruz. Bunun için ateşkes diyorlarsa ateşkes, görüşme diyorlarsa görüşme, hepsine varız. Ama yok terörle bizi imha etmek isterlerse kendimizi savunmayı biliriz. Kurbanlık koyun gibi boynumuzu uzatmaya niyetimiz yok. Gerçekten bunu anlamamak hiç mümkün değildir.
- Halka yönelik faaliyetler çeşitli taktiklerle sürdürülüyor. Kontrgerilla diye bir faaliyet var. Son günlerde Hizbullah adını da kullanarak başka boyutlar kazanmak istedi. Bu konuda ne diyorsunuz?
Bu arayışlar özellikle Kemalist ideolojinin Kürdistan’da etkisinin kırılmasından ve yine geleneksel tarikat akımlarının, 12 Eylül’den sonra oldukça geliştirilen etkisinin kırılması, RP’nin etkisinin kırılmasından sonra başladı. Daha önce de dayatılan mezhepçilik falan vardı. Zazacılık, Alevicilik benzeri dayatmaların boşa çıkarılması sonucunda sanırım İran’ın da Türkiye’de dostluk temelinde desteklediği örgütler oldu. Türkiye’den bu konuda İran’a sanırım çok aday yollandı. Bunların içinde sızmalar olabileceği göz önüne getirildiğinde, Hizbullah’la bizi karşı karşıya getirme gibi sistemli bir provokasyonun içine girildiği kanısındayım. Ben şunu demek istemiyorum, işte Erbakan gitti veya dinci kesim gitti İran’la işbirliği yaptılar: Bunlar eylem yapıyor. Fakat İran’ın etkinliği provoke edilmek istendi. Bir de Abdülkadir Aksu, Faisal Finans vardır. Yine bu petrol gelirleri vardır: Botaş benzeri. Çetinkaya ve İTO gibi olaylar eylem biçimimiz değil. Ancak katliamlar sürerse, halkın doğal tepkisi, tüccar mağazalarını fabrikalarını yok edebilir.
Bütün bunlardan geniş imkanlarla bazı insanlar satın alındı. Bunlar kullanılmaya çalışıldı. Fakat bizim de kararımız bunların üzerine gitmek oldu. Samimi Müslümanlar, hatta Hizbullahçılar varsa gelin teslim olun dedik. Sizi affederiz ama direkt devletle, polisle, karanlık köşelerde cinayet işlemeye devam ederseniz, üzerinize gideceğiz dedik. Teslim olmayanlara veya bizimle dostluk, dayanışmayı ispatlamayanlara karşı olan hamlemiz devam ediyor. Özellikle tetik çekenler, dışarıdan MHP’li getirilmiş kadrolardır. Hepsini tespit ettik. Sanırım, bu Hizbullah-Kontra taktiği de en yakın dönemde tasfiye olup gidecektir.
- İki halkın ilişkilerinde tek tek insanların ilişkilerinden çok, öncülerin ilişkileri önemlidir. Bu anlamda, Türkiye alanına baktığımızda bir HEP var. HEP’in ‘Demokratik Cephe’ çalışması var. Tartışma halindeki ‘Açık Devrimci Sosyalist Parti’ var. Bir de şu anda oluşum halinde olduğunu duyduğumuz, PKK’den esinlenen illegal temelde örgütlen- Türkiye sol hareketinin parti çalışması var. Bunları teker teker ele alabilir misiniz?
HEP, PKK demek değildir. PKK’nin zaman zaman desteklemek durumunda olduğu demokratik bir partidir. Onun için PKK ile özdeşleştirilmesi yanlıştır ve saptırmadır. Türkiye’nin devrimci gruplarıyla bazen ilişkilerimiz oluyor. Ve yeni bir devrimci halk partisi şekillenmesi ortaya çıkarsa bunu da destekleriz. Kaldı ki, Türkiye’de devrimci gelenek hayli güçlüdür. Her gün değişik gruplar ortaya çıkıyor. Her devrimcinin, illegal düzeyde birleşmesine desteğini sunma kararındayız. Nasıl HEP’i destekliyorsak, illegal düzeyde de doğru bir platform dahilinde doğru bir strateji-taktik altında örgütlenmesine ve diğer devrimci gruplarla dayanışmasına büyük özen gösteriyoruz. Atılan adımları daha da güçlendirmeye çalışacağız. Legal planda özellikle birçok grubun, partinin tek bir demokratik blok içinde partileşmelerini uygun görüyoruz. İllegal düzlemde mücadele etmek isteyenlerin de bizden dayanışma istekleri olabilir. Bunlara da elimizden geldiğince yardımcı olacağız. Kırda gerilla savaşı yürütmek isteyenleri gerilla savaşıyla, şehirde direnmeyi geliştirmek isteyenlere, direniş savaşıyla destek olabiliriz. Bütün bunlar, PKK’nin genel devrimci perspektifiyle ve Türkiye halkına biçtiği stratejik rolden kaynaklanmaktadır. Türkiye devrimi, strateji ve taktiği içinde bu yerdedir. Şimdiye kadar bu temelde çalışmalar olmuştur. Bundan sonra nitelikli kılınarak ilerletilecektir. Türkiye halkının devrim seçeneği, demokratik seçeneği PKK’nin de gün ışığına çıkarmak istediği, alternatif kılmak istediği bir seçenektir. Bunun geliştirilmesinin Türkiye’deki geliştirilmesinin gruplar tarafından yanlış anlaşılmaması gerekir. Bu bir tadilat değildir. Bu yoldaşça bir destek, dayanışmadır. PKK’nin ad değiştirmiş bir biçimi hiç değildir. Türkiye’nin zayıf olan demokratik güçlerine destek ve dayanışmadır. Hiçbir güç de ne sol adına ne düzene bizi böyle bir destek dayanışma içine girmekten ve bunu başarmaktan alıkoyamaz.
- Geçen söyleşilerinizde Devrimci Sol üzerine bazı eleştirileriniz olmuştu. Devrimci Sol taraftarları bunlara cevap verdiler. Bu konuda söyleyeceğiniz bir şey var mı?
Bizim konuyla ilgili bazı sözlerimiz abartılarak ve saptırılarak yansıtılmak istendi. Devrimci Sol, Devrimci Yol vd. için şunu söylemek istiyorum: Madem ki bu kadar zamandır silahlı savaşım içerisindesiniz, biz sizlerden sonra ortaya çıktık. Niye bu kadar yıl söylediklerinizi yapamadınız? Hani halk savaşı? Kaç adım attılar bu alanda? Dar hücre eylemcileri olmaktan niye kurtulamadılar? Yine eylem anlayışlarında bireysel suikastlardan öteye niye gidemiyorlar? Bu soruları kendilerine soruyorum. Hazırlık için yetmedi mi? Örgütlenme için yetmedi mi? Devrimci Sol için nerede bir konferans, nerede bir platform, nerede bir program, nerede bunun resmiyeti. Böyle haklı eleştiriler yöneltiyorum. Sorumlu merkezi nerededir? Teori, taktik çalışmalar nerededir? Bu eleştirileri yöneltiyorum. Bunların yanlış anlaşılmaması gerekir. Devrimci Yol madem büyük bir kitle örgütüdür, bu örgütün yeniden örgütlenmesi, kongresi, yeni bir çalışma merkezi hedefleri nelerdir? Legal ve illegal düzeyde ne yapıyorlar? Yapmıyorsalar ben nasıl Devrimci Yol’un ciddiyetine inanayım. Ve dolayısıyla böyle olacaklarına; diyorum ki; bütün devrimciler, sorumluluklarını bilerek, legal düzeyde mücadele etmek istiyorlarsa, demokrasi mücadelesine legal düzeyde hizmet etsinler. İllegal düzeyde devrimci şiddetle işlerini halletmek istiyorlarsa, bunun doğru tarzına ulaşsınlar. Mahir diyorlarsa, Mahir’in tespitleri açıktır. Kır- şehir ilişkisini çok net koymuştur. THKO diyorlarsa, THKO’nun kır anlayışı açıktır. TİKKO diyorlarsa TİK- KO’nun, İbrahim’in kır çalışmaları, ge- rilla anlayışları açıktır. Bu temelde dürüst olmaya ve onları görevlerine karşı tutarlı olup, başarılı olmaya çağırıyorum. Ya ağırlığımızı koyup bu işleri ilerletmenin de halklarımıza karşı görevlerimizin bir gereği olduğunu belirtiyor ve başarmaya çalışacağız diyorum.
- Bir başka örnek; Türkiye’de son aylarda ilginç bir çizgi izleyen, izlediği çizginin de doğrudan sonuçlarına katlanan bir yapı var: Sosyalist Parti. Sosyalist Parti’nin seçim tavrını, seçimlerden sonra izlediği politikayı, sonunda bugün vardıkları noktayı nasıl yorumluyorsunuz?
SP için fazla konuşmak istemiyorum. O partiyle, partiye ilişkin bazı görüşmeler yapacağız. Olası olumlu bir zemine doğru, demokratik legal bir zemin tutturmaya çalışırken, geçmişteki gibi karşılıklı suçlamalara girişmek istemiyorum. Fakat biz özellikle 12 Eylül öncesinden kaynaklanan olumsuzluklara değil, daha çok olumlu yanlardan birleşmeyi esas alıyoruz. SP’nin kendine göre bir mücadele anlayışı vardır, biz buna saygılıyız. Başka bir değerlendirme içine girmek istemiyorum. Türkiyeli örgütler incir çekirdeğini doldurmayan sudan sebeplerle, bazı şeyleri abartıyorlar. Bizim siyasi tavrımız buna fırsat vermez. SP’nin tutulacak bir yanı varsa biz onu tutmaya çalışacağız. Bu sözlerim ne onları küçültmek ne de abartmak içindir. Baştan da yaklaşımımız bu olmuştur. Bundan sonra da bu olacaktır. Bütün gruplarla bu temelde tartışmaya ve asgari müştereklerde birleşmeye çalışacağız. SP buraya gelirse biz buna saygı gösteririz. Diğer gruplar da gelirse onlara da saygı gösteririz. Asgari müştereklerde birleşebilir miyiz, birleşemez miyiz? Pratikte dürüst davranabilir miyiz, davranamaz mıyız? Bir deneme dönemini yaşıyoruz. Normal siyasal ilişkiler içinde olmak kötü bir şey değildir. Biz bütün gruplardan bunu bekliyoruz.
Bizim ilişkilerimizi istismar etmemek gerekir. Kitle ilişkilerimizi istismar etmemek gerekir. Bizim kitle ilişkilerimiz bütün Türkiye’nin demokrasi güçleri güçlerinin, sosyalist güçlerinin hizmetindedir. Fakat kitlemize de sahip çıkmasını çok iyi biliriz. Kitlemiz örgütlü bir kitledir. Bir tek çobanı bile koparmak son derece zordur. Bunu özellikle vurguluyorum. Ama böyledir diye de daha milliyetçi bir temelde bu kitleyi korumuyoruz. Derin bir enternasyonalist anlayış geliştirmeye çalışıyoruz. Devrim hizmetinde değerlendirmeye çalışıyoruz. SP’yi de bu konuda daha derli toplu olmaya, ilkeli yaklaşmaya çağırıyoruz. Diğer bütün Türkiyeli demokratik sosyalist güçleri de ilkeli yaklaşmaya çağırıyoruz. Biz hazırız. Her türlü dayanışma için, halkların kardeşliği için ve yine ortak her türlü kitlesel eylem için hazırız. Hiç kimse PKK’nin bu konuda eksik olduğunu, kardeşliği esas olmayan yaklaşımlar içinde olmadığını iddia edemez. İstiyorlarsa İstanbul’da, istiyorlarsa Cizre’de, Diyarbakır’da her yerde hepsinden daha fazla önde ve tüm gücümüzle bu çabaların içinde olacağız. Bu vesileyle bir kez daha, eğer dayanışma içinde ortaklaşarak iş yapmak istiyorlarsa, PKK’yi asla bir engel olarak değerlendirmeyip, ona göre demokrasi ve sosyalizm mücadelelerini yükseltmeye çağırıyoruz.
- Bir de bu ay içerisinde görüşülecek olan 125. maddeden yatan Kürt tutsakların durumu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Onlar, gerçekten kendi yasa ve anayasalarına ihanet edenlerin rehine tuttuğu esirlerdir. Ve gerçekten bu kadar kendi yasalarını lekeleyen bir rejime ender rastlanır. Aynı yasadan hatta aynı maddeden başkaları bırakılmıştır, bunlar rehine tutuluyor. Kesinlikle yasaların ve anayasanın ağır bir ihlali ile karşı karşıyayız. Bu rezilce bir durumdur. Anayasa Mahkemesi Başkanı gerçekten bu konuda anayasanın söz verdiği, yemin içtiği gibi bir savunucusu değildir. Rehine tutuyorlar, tutabilirler. Onların anlayışında buna yer vardır. Tamamen dediğim gibi bir siyasi koz olarak kullanmak istiyorlar. Almanlarda da böyle bir şey vardı. Almanlarda da böyle bir şey vardı. Onlarda siyasi bir koz olarak kullanmak istiyorlardı. Bu, mücadelemizin büyüklüğünü, kendi yasalarını kendi elleriyle bile çiğneyebilecek kadar zavallılaşabileceklerini gösteriyor. Ve tabii ki biz böyle şantajlara boyun eğmeyeceğiz. Ve hiçbir tutsağımızda, onların bu şantajına boyun eğecek durumda değildir. Biz sadece onların bu duruma düşmesinin ne kadar ikiyüzlü ne kadar anti-demokratik olduğunu göstererek mücadelemizi daha da yükselteceğiz. Bununla dayatılmak istenen bir reformizm vardır. Bu tutuma hiçbir zaman izin vermeyeceğiz ve hiçbir PKK’li tutsak da buna izin vermeyecektir.
- Önümüzdeki dönemde Ulusal Meclis’in, Botan-Bahdinan Savaş Hükümeti’nin kuruluşu var. Bütün bunların nasıl gelişeceğini anlatır mısınız?
Gerçekten Kürdistan’da bu yıl Ulusal Meclis toplanacaktır. Bu konuda çağrılarımız var. Bunun nasıl düzenleneceğine ilişkin, yönetmelik esaslarını da düzenliyoruz. Halkımıza ulaşır. Fakat demokratik tarzda olacağı, özellikle Türk parlamentosunun Kürt gerçekliğini kabul edemez niteliği, Kürt lafı söylendi diye tu kaka etmeleri, kürsüden indirmeleri, de göz önüne alındığında 30 milyonu aşkın bir ulusun, ulusal iradesini temsil eden bir meclise kavuşmadan edemeyeceklerini çok açık vurgulamak gerekiyor. Gerçekten çok gecikmiş bir görevi gerçekleştirmek durumundayız. Daha önce de vurguladığım gibi, bir Mustafa Kemal bile 20-30 kişilik Erzurum- Sivas kongreleri gibi düzenlemeler içine girmiştir. Birkaç aşiret reisi ve birkaç eşrafla bunları yaptı. Biz ayağa kalkmış bir halkın, mücadele içinde olan bir halkın, kurtuluş iradesini ortaya koymuş bir halkın kendi ulusal iradesini yaratacağından eminiz. Partimiz bu konuda üzerine düşeni yapacaktır. Seçim işi olur. Bizim bu konuda hazırlıklarımız vardır. Her mıntıka, her şehir ve hatta kırsal alanda 400 civarında adayla, delegeyle meclis toplantısına gelebilecektir. Meclis bizim silahlarımızın gölgesi altında ve kurtarılmış bölgelerde gerçekleşecektir. Bu planlı, programlı, şüphesiz daha da ayrıntılı hale getirilecektir. Halkımızın ulusak iradesinin kararlarına sonuna kadar bağlı olanlar meclise katılabilir. Onun çıkardığı yasalara, özellikle devrimin yasalarına, devrimin ekonomik, sosyal, kültürel alanlardaki bütün kararlarına işlerlik kazandırabilecek en üst düzeyde bir karar organı olması itibariyle, gelecek olanların, bu görevlere layık kişiler olmalarını bilerek, halkımız bir seçime gidebilecektir. Bunun dışında bir referandum gelişebilir. Meclisin toplantısıyla birlikte bir referandum gelişebilir. Halkımızın, Türk halkıyla özgür ve eşit temellerde birliğini dışlatamayan, “Bağımsızlığa var mısınız, yok musunuz?” sorusunu soracak bir biçimde bir referandum olacaktır. Bunu da meclisin toplantısından sonra gerçekleştirmeye çalışacağız. Bu gerçekleştikten sonra bir de yürütme, bu meclisin bünyesinden çıkabilir. Buna, “devrim hükümeti” de denebilir, “geçici hükümet” de denebilir. Fakat, dar bir yürütme. Nasıl ki Türkiye’de Erzurum, Sivas kongrelerinde yine TBMM’de eğer ki “temsiliyle meclis hükümeti” denildiyse bize de buna benzer roller icra edebilecek bir yürütme gücü ortaya çıkacaktır. Halkımızın bundan sonra işlerini özellikle ekonomik, sosyal, kültürel, siyasal sahaya ilişkin ve hatta orduya ilişkin en üst karar mercii olması itibarıyla bu yasal organı ve onun dar yürütmesi teşekkül edecektir. Halkımız, sanıyorum şimdiden bunun derin tartışması içindedir. Tartışma düzeyinde kabul görmüştür. Gerçekleşmesi için de bazı adımlar atılacaktır, bu yıl da dediğim gibi böylesine tarihi bir adımı başarıyla atacağız. Buna Kürdistan’ın diğer parçalarından da sınırlı da olsa katılımlar olacaktır. Kürdistan’ı esas itibarıyla temsil düzeyi yüksek bir meclis olabilecektir. Bazı eksiklikleri olsa da böyle bir adımı başarıyla atmamızdan bizi alıkoyamayacaklar. Önemli bir gelişme olabilecektir. Birçok çalışmayı birleştirecektir. Özellikle ulusal kurumlaşmalara büyük hız verebilecektir. Ulusal ekonomik kuruluşlar, ulusal kültürel kuruluşlar, ulusal sosyal kuruluşlar bu meclisin gerçekleşmesiyle birlikte epey hız kazanacaktır.
- Diğer parçalardan katılımlardan -söz ediyorsunuz. Zaten Botan- Behdinan Savaş Hükümeti güneyden Behdinan’ı da içeriyor. Bu alanda PAK’ın katılması ne düzeyde olacak?
PAK daha çok Güney Kürdistan içinde devrimci siyaseti ideolojiyi örgütlemeye çalışacaktır. PAK’in görevi otonomiciliği aşmaya, var oldukça da emperyalizme ve içerde de her türlü gerici rejime bağlı örgütsel çalışmaların halkımızın üzerine yaydığı teslimiyeti, kaçışı önlemek, özgücüne güvenen, bağımsızlık ve özgürlük çizgisinde yeniden örgütlenmesini sağlayabilecek bir girişimdir. Bunun adımlarını atmaktadır. Giderek, hiç şüphesiz bir cephe oluşumuna da gidebilir. Yine de silahlı mücadelede bazı hazırlıklarını yapabilir. Meclise yansıması olacaktır. Yine Güney Kürdistan’da bir kurtuluş örgütü geliştirilirse, onun içinde de yansıması olacaktır. Fakat işlevi, esas itibarıyla güneyde ideolojik siyasi doğrultuda bağımsız ve özgürlük çizgisini egemen kılmak olacaktır. Ve yine bazı Serhildanlara ve yine bazı silahlı savaşım birliklerini gerçekleştirmektedir. Şimdilik bu temelde hazırlıklarını yürütmektedir. Ve gelişebileceğimize dair inançlıyız. Hazırlıklar da oldukça yetkindir. Güneyde özellikle emperyalist ve işbirlikçi dayatmaları boşa çıkartabilecek ciddi bir akım olmaya adaydır.
- Güney Kürdistan’daki seçimlerde PAK’ın Talabani’yi destekleyeceği söyleniyor?
Hayır. Kendi bağımsızlık çizgisi temelinde eylemini sürdürecektir. Mahalli düzeylerde bazı taktik ittifaklar yapabilir, ama esas itibarıyla bağımsızlık ve özgürlük çizgisinin propagandasını ve örgütlenmesini yapacaktır. Bütün örgütlerin tabanlarındaki devrimcilere hitap edecektir. Ve şimdiden de bu temelde çizgiye doğru hızla kayışlar söz konusu olacaktır. Geliştireceğimiz taktikleri Talabani’yi destekliyor biçiminde yorumlamamalısınız. Böyle bir durum yoktur. Fakat bağımsızlık ve özgürlük çizgisine hizmet edecek çok çeşitli taktik ittifakları yapabileceği gibi sert çatışmalara da girebilir.
- İstanbul’da yayınlanan bazı gazetelerin size röportaj için başvurduğunu, fakat sizin kabul etmediğinizi duyduk. Acaba niçin Yeni Ülke’yi kabul ettiniz?
Türkiye’de basın gerçekten özel savaşın emrine girmiştir. Hele özellikle büyük basının tamamen bu konuda talimatlara göre hareket ettiğini gördük. Çok röportaj yaptık. Sorumsuzca kullandılar. Çoğunu yansıtmadılar. Benim de onlara istihbarat verme diye bir görevim yoktur. Basın ahlak yasalarına uymayan kendileridir. Dolayısıyla onlara değer vermemem anlaşılırdır. Yeni Ülke gibi, 2000’e Doğru gibi özellikle yaptıkları röportajlara bağlı kalmaya özen gösteren dergi ve gazetelere elbette ki öncelik tanıyacağımız, taleplerini kırmayacağımız açıktır. Bu nedenle sizleri kabul ettik. Ayrıca her zaman söylediğim gibi biz, halklarımıza karşı sorumluluğumuza müdrik bir hareketiz. Zaman zaman rapor verme ihtiyacını duyuyoruz. Yanlış anlamaları, mesajların olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak için zaman zaman sizlerle bu tip görüşmelere değer biçiyoruz. Bu temelde hareket edenlere de gerçekten açığız. Eğer sizler de bu temelde hareket ederseniz, anlamı olan nitelikli görüşmeler yapabiliriz. Gerçekten halklarımızın bu aşamada oldukça ilişkilerini daha da tahrip edebilecek bazı yanlış anlayışları bertaraf etmek, gerçekten ne demek istediğimizi oldukça tutarlı bir biçimde yansıtmak gibi yüce bir anlayışla geldiniz. Değer veriyoruz, bu temelde gelişinize yüksek değer biçiyoruz. Teşekkür ediyoruz. Ayrıca bu temelde yayın organınız aracılığıyla halklarımıza, bütün Türkiyeli aydınlara, demokratlara, tanıdık dostlara mücadelelerinde başarılar diliyor ve Newrozlarını kutluyorum.
HABER MERKEZİ









