• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
18 Mayıs 2026 Pazartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Kadın

Bahat Ewrîn: Jineolojî teoride kalmamalı, toplumun tümüne inmesi gerekiyor

18 Mayıs 2026 Pazartesi - 09:22
Kategori: Kadın, Manşet

Jineolojî’nin teoride kalmayarak toplumun tümüne inmesi gerektiğini belirten Rojhilat Jineolojî Akademisi’nden Bahat Ewrîn, ”Jin, jiyan, azadî’ felsefesini Jineolojî’den ayıramayız. Bu bir slogan değil, yaşam felsefesidir’ dedi

ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşın geleceği ve Kürtlerin bu noktadaki tutumuna dair haber dizimizin son bölümünü, Rojhilat’taki kadın mücadelesi ve Jineolojî çalışmalarıyla tamamlıyoruz. Rojhilat Jineolojî Akademesi’nden Bahar Ewrîn, savaşta kadınların mücadelesini, Jineolojî çalışmalarını, Rojhilat’ın durumunu ve ortaya çıkan fırsatları değerlendirdi.

  • ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşın nereye evirileceği merak ediliyor. Siz bu belirsizliği nasıl yorumluyorsunuz? 

Ortadoğu’da 3. Dünya Savaşı yıllardır devam ediyor. Körfez savaşları, Afganistan, Irak’la başladı. Hegemon güçler, Ortadoğu’da ekonomik ve siyasi güçlerini sonsuz kılmak için bu politikayı yürütüyor. Bu politika halklar için önemli fırsatlar ve tehditler barındırıyor. Bu savaşta 3 hat var. Birincisi hegomonik dış güçler, yani Kürt Halk Önderinin (Abdullah Öcalan) “vahşi kapitalizm” olarak adlandırdığı hat. İkincisi bölgedeki ulus devletler ve üçüncüsü ise demokrasi isteyen ve ülkeleri demokratikleşen halklar.

İran, 1979 yılından bu yana kadınların haklarını bastırmak için politika yürütüyor. Yıllardır İran’da her anlamda bir kriz var. İran’da bu kış başlayan isyan sadece ekonomik değil, siyasi ve toplumsal taleplerdi. Rejim yıllardır demokratik bir dönüşü yapmak istemiyor, sürekli baskı ve yok etme politikası yürütüyor. Bu kış yapılan eylemlerde 40 bin insanın öldürüldüğü söyleniyor. Bunun karşısında halkların bir direniş geleneği elbette var. İran eğer içerden bir demokratikleşme sağlasaydı belki bugün bu müdahaleden bile söz etmeyecektik. En son ABD ve İsrail’in saldırısı başladı. Bu savaşın nereye gideceğini de bilmiyoruz.

  • İran’da kadınların mücadele tarihinin zemini nereye dayanıyor?

İran’da kadınların tarihsel bir direnişi söz konusu. Mesela Pehlevi döneminde kadınlar okul kuruyor, dergi ve gazete çıkarıyor, sosyal anlamda demokratik ülkelerin yaptığı tüm çalışmaları yapıyorlardı ve yaşıyorlardı. 1979 yılından sonra kadınlar ülkenin daha da demokratikleşeceğini sanıyordu ama İslami bir yönetim geldi ve hemen hicap kanunu çıkarıldı. Yine kadınların örtünmesine dair kanunlar çıkarılmaya başlandı. Buna karşı kadınlar büyük mücadeleler ortaya koydu. O günden bu yana kadınların rejimle mücadelesi başladı ve asla boyun eğmedi. Rejim de kanun, zindan, işkence, öldürme yolu ile bu politikalarını derinleştirdi. Kadınların üzerindeki politikalar tarihidir. Kadınlara yönelik saldırılar ideolojiktir. Dünyanın her yerinde kadın sorunu var. Ama İran’da din ve dinsel diktatörlük olduğu için ağırdır. İran’da rejimin çıkardığı her kanuna karşı kadınlar büyük bir mücadele verdi. Kadınlar entelektüel ve mücadele açısından her zaman mücadelelilerini değiştiriyor, şekillendiriyor.

  •  “Jin, jiyan, azadî” direnişini tüm bu tarihsel zeminde nereye oturtuyorsunuz? 

“Jin, jiyan, azadî” direnişinde kadınların mücadele yöntemi ve radikalizmi artık dünyaya örnek oldu ve yeni bir mücadele hattı ortaya koydu. “Jin, jiyan, azadî” öncesi ve sonrası artık bambaşka bir mücadeleden söz etmemiz gerekiyor. “Jin, jiyan, azadî”den sonra yeni bir yol ve yeni bir merhaleye girdi. Bu kendisi ile toplumsal, zihinsel bir devrim gerçekleştirdi. Kadınlar bununla sadece biyolojik değil, toplumsal bir varlık olduğunu gösterdi. “Jin, jiyan, azadî” sonrası devletin baskının yanında ailenin de kadınlara yönelik baskısı en üst düzeye çıktı. Bu meseleleri sadece aile meselesi olarak ele almak büyük bir yanlış olur. Devletler bu bilinci erkeklerin kadınları öldürebileceği bir güç olarak ortaya koyuyor. İran’da kanunlara göre; bir erkek, annesini, eşini ya da birlikte olduğu kadını öldürse meseleyi “namus meselesi” olarak değerlendiriyor. Bu kişiler de ceza almadıkları ya az ceza aldıkları için bunu yapmaya devam ediyorlar. Tüm bunlara rağmen İran’da devrim ve mücadele kadınların öncülüğünde devam ediyor. Kadınlar İran’da demokratik değişim ve dönüşümü sağlacaktır.

  • Görüştüğümüz kadınların büyük çoğunluğu da özellikle ev içi şiddet ve aile içinde yaşananları birinci sıraya yerleştiriyor…

Aile sistemi devlet sisteminin bir sistemidir. Devlet nasıl ki toplumu kontrol ediyor, sınır belirliyor ve tüm baskısını uyguluyorsa aynı sistem aile sisteminde de var. Erkek, sultasını aile üzerinde sürdürüyor. Bu sistem işte erk zihniyetini sürekli erkeğe hatırlatıyor, yeni yol ve baskı yöntemleri buluyor. Bir toplumda değişim ve dönüşüm olacaksa kesinlikle önce bunun aileden başlaması gerekiyor. Bir erkek kadın iradesini tanımadığı sürece demokratik bir toplumdan söz edemeyiz. Ama bu değişim ve dönüşümün çok zorlukları var çünkü artık kökleşmiştir.

Toplumda erkeklerin etkisini azaltmak için öncelikle bunu aileden başlatmak gerekiyor. Kürt özgürlük hareketinin felsefesinde, ilk çelişkinin aile içerisinde kadın ve erkek arasında başladığını ifade ediliyor. Kadın ve erkek arasındaki bu çelişki bitmeden toplumsal çelişkiler bitmeyecek. Ortadoğu’da yaşanan ekonomik, ekolojik savaş ve yok etme politikası da bununla ilgilidir. Mesela doğa üzerinde yaşanan kıyımın aynısı kadın üzerinde de yaşanıyor. Çünkü erkek, kadın üzerinde yürüttüğü bu politikanın aynısını doğa üzerinde de uyguluyor. Çünkü erkek kendisini insan, kadını ve doğaya aynı görüyor. Bu zihniyetle doğayı talan ediyor, çünkü onu canlı bir varlık olarak görmüyor. Ortadoğu’nun demokratikleşmesi için çok fazla şeyin değişmesi gerekiyor.

  • Bunun da aileden başlaması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Elbette, bu değişimi aileden başlatmamız gerekiyor. Bunun için büyük ve çok yönlü mücadele gerekiyor. Sadece kadınlar bu mücadeleyi yürütmemeli, erkek de bunun bir parçası olma. Bu kültürü değiştirmemiz için alternatifler üretmemiz gerekiyor. Son yıllarda eşit yaşamdan ve eşbaşkanlıktan söz ediyoruz. Bu sadece erkek ve kadının yan yana gelerek siyaset yaptığı bir sistem değil. Bu sistemle aynı zamanda zihniyet, cinsiyetçi kalıpları değiştirmesi gerekiyor. Eşbaşkanlık önemi değişimler yarattı elbette. Bu eşbaşkanlığı yürüten biri pekala evinde de bu demokratik sistemi kurabilir. Teori ve pratik eşit olmalıdır. Sorunu belirleme sadece teoride kalmamalıdır. Bunun için çoklu mücadele alanları kurmamız gerekiyor. Kürt kadınlarının bu konuda önemli deneyimleri var. Devlet dışında bir değişimi öncelememiz, mücadele etmemiz gerekiyor ki sonuç alalım.

  • Kadın mücadelesinin olduğu her yerde aynı zamanda bir kaos durumu da var. Kadınlar bu durumdan nasıl bir ‘fırsat’ yaratabilir ya da dönüşüm sağlayabilir?

Kaos aralıkları bazen büyük fırsatlar ortaya çıkarır ama tehditleri de görmezlikten gelmememiz gerekiyor. Ortadoğu’da yaşanan her şeyden en fazla kadınlar etkileniyor. Kadınlar her anlamda etkileniyor ama kadınları savaşın kurbanları olarak da görmememiz gerekiyor. Kadınlar her türlü şeye maruz kalıyor ama kadınlar aynı zamanda savaşıyor, direniyor ve mücadele ediyor. Savaş her anlamda bir etki bırakır ama şuan rejimin en güçsüz olduğu dönem. Kadınlar bu dönemde örgütlülüklerini güçlendirmeli ve bir mücadele hattı çizmeliler. Ortadoğu gerçeğinde örgütlenme dışında hiçbir yol yok ve başarıya ancak böyle ulaşılır. Yine kadınların, ekolojistlerin ve sosyalistlerin bir cephe oluşturması gerekiyor. Mesela sistemler çıkarları için sürekli değişiyor, dönüşüyor, buna karşı mücadele edenler de bu dönüşümü sağlaması ve strateji belirlemesi gerekiyor. ‘Jin, jiyan, azadî’ direnişinde bizler çok dersler aldık. Biz orada tüm kadınların bir araya gelebileceğini öğrendik. Yine en önemli ders ise, tek başımıza bu değişimin olmayacağı ve demokratik bir buluşmanın sağlamasınması gerektiğiydi.

  • Söz ettiğiniz durum İran’da mümkün mü?

Şuan İran’da kadınlar arasında bir diyalog var ve bu diyalog önemli bir merhaleye ulaştı. Kadınlar arasındaki köprü halklar arasındaki köprüyü kurabilir ve bu çok çok önemli bir durum. Bunun için önemli bir ilerleme var. Hem Kürt kadınları hem de farklı fikirlerde olan kadınlar arasında bir diyalog var. Yine Rojava’da kadınlar üzerindeki saldırı Kürt kadınlarını da tamamen bir araya getirdi. Ortadoğu şuan büyük değişim ve dönüşümlerin odağında bir yerdir. Ne olacağını biliyoruz ama kazanımının zemini çok. Baskı altında olan ve sisteme karşı mücadele eden herkesin bir araya gelmesi gerekiyor.

  • Tüm bu bahsettiklerinizde Jineolojî nerede duruyor, bu kuramı nasıl yaşamsallaştırmayı düşünüyorsunuz?

Yaşanan her şeyin ve her krizin çözümü için yeni bir padigma gerekiyor. Bir paradigma sorunu artık çözemeyecek duruma gelirse o paradigmanın da değişmesi gerekiyor. Önder Apo (Abdullah Öcalan) mesela değiştirdi. Üç sorun üzerine; ekolojik, demokrasi ve kadın sorunu. Jineolojî de işte bu paradigmaların çevresinde şekilleniyor ve kendini yeniden kuruyor. “21. Yüzyıl’da, teknoloji ve bu kadar ilerlemeye rağmen neden böyle bir paradigmaya ihtiyaç var?” deniliyor. Ne kadar ilerleme olursa olsun insanlığın her zaman toplumun sorunlarını çözecek yeni bir bilime ihtiyacı vardır. Bir bilim toplumun sorunlarını çözemiyorsa o bilim o zaman egemenin/iktidar bilimi olur.

Jineolojî ile kadınların artık bir bilimi var. Mesela bugüne kadar kadınların açığa çıkardığı bilim ve diğer bazı fikirler bilim olarak yer almamıştır. Bilim her zaman erkeğin bakışı ile ele alınmıştır. Bilim tarafsız değil, tam anlamıyla cinsiyetçidir. Dünya bile erkeğin gözüyle yorumlanmıştır. Jineolojî işte bunu sorguluyor. Kadınların denemelerini, açığa çıkardıklarını bilimin bir parçası olmasını istiyorlar. Çünkü kadınların bu denemelerinin bir itibarı yok ve bilim erkeklerin gözlem ve deneyimleri oluşturuyor. Önder Apo, Jineolojî’nin feminizmden daha önemli bir rol üstleneceğini söyledi. Yani bir bilim üretirken diğerini geçmesi gerekiyor. Bu bilim, kadınların tüm sorunlarını çözecek bir bilim olması gerekiyor. Çünkü interdisipliner bir bilimdir.

  • Bunun teoriden pratiğe geçişi sancılı olmayacak mı? 

“Jineolojî hangi sorunları çözecek?” sorusu önemlidir. Jineolojî teoride kalmamalı toplumun tümüne inmelidir. Rol ve misyonunu ancak böyle oynayabilir. Biz, Jineolojî’nin akademik ve teorik bir çerçevede kalmasını istemiyoruz. Biz tam da bunun eleştirisi üzerine yola çıktık. Jineolojî halka inmelidir ve sadece bir kesimi değil, tüm kadınları içerisine alacak bir paradigma olmalıdır. Kadınlar kendisini burada görmelidir. Hegemonya, kadın bilimi olmasını istemiyor ve bu çalışmaların daha iyi yapılmasına müsaade etmiyor. Çünkü Jineolojî de direnişin bir parçasıdır. Tabi bunları kendimize bahane etmiyoruz. Toplumsal zihniyet değişimi için büyük işler yapabilecek durumdadır.

Jineolojî işte bu kadın devrimini yapacak bir güçtedir. Devrim yapmak için mesela özsavunma, demokratik siyaset, komünal ekonomi, felsefe ve tarih bilincine sahip olmamız gerekiyor. Çünkü kadının tarihi tersyüz edilmiş, erkek eliyle yazılmıştır. Bu dönüşüm Jineolojî ile olur. Ortadoğu’nun böylesi bir rönesansa ihtiyacı var. Yaşanan krizlere bakıldığında böyle bir değişime ihtiyaç var. Jineolojî büyük bir dinamik harekettir. Kürt hareketinin her zaman bir proje ve programı var. Mesela Önder Apo’nin fikirleri yerel ve ulusal arasında bir bağ oluşturdu. Büyük bir zihniyet değişimi var. Mesela Kürt kadınının gerillaya katılması tek başına fikri, toplumsal bir devrimdir. Bu devrim tüm cinsiyet kalıpları tek tek yıktı. Bu açıdan Kürt hareketini sadece siyasi ve demokratikleşme mücadelesi veren bir hareket olarak adlandıramayız. Çünkü çok büyük kültürel, zihinsel devrimler gerçekleştirdi. Bir hareketin ayakta kalması için proje, değişim ve dönüşüm sağlamalıdır.

  • Buna karşı bir direnç yok mu? 

Jineolojî çok önemli işler yapabilir ama buna karşı direnç her alanda var. Mesela bir bilim, eğer üniversite ya da akademilerde onay almadıysa bu bilim olarak kabul edilmiyor. Bu pozitivist yaklaşımdır. Jineolojî de alternatif bilim ya da kadın sosyoloji bilimi olarak da isimlendirmek gerekiyor. Sistem ve erkek akıl elbette Ortadoğu’da böyle bir bilincin gelişmesini istemiyorlar.

  • Rojhilat’ta bu durum nasıl?

Sadece Rojhilat’ta değil, her yerde bu karşı çıkış var. Rojhilat’ta da maalesef yaşanan bu savaş ve baskılardan dolayı istenilen bir düzey yakalanmadı. Birçok yerde Jineolojî toplum içerisinde yürütülüyor ama Rojhilat’ta bu durum sıkıntılı. Ama buna rağmen eğitim çalışmaları, araştırmalar yapılıyor. “Jin, jiyan, azadî” felsefesini Jineolojî’den ayıramayız. Bu bir slogan değil, yaşam felsefesidir. Rojhilat’ta bir değişim dönüşüm yaşanırsa kadınlara yönelik çok önemli çalışmaların yapılacağı imkanlar ortaya çıkacak. Önemli olarak oraya girmemiz ve orada bu çalışmaları yapmamız gerekiyor. “Jin, jiyan, azadî” direnişi sonrası Kürt kadınlarının mücadelesi tanındı. Şimdi kadın dünya deneyimleri bizden bilgi istiyor. Biz Rojhilta’ta sıfırdan başlamıyoruz ve çok önemli bir zemin var.

Ancak tek başına bir mücadele bir sonuç vermez. İran’daki tüm kadınlar arasında bir blok oluşturulması, taktik sahibi olması gerekiyor. Birlikte hareket etmek ve mücadele etmek dışında bir yol yok. Her hareket ve fikrin bir etkisi var. Feminizmin de bir etkisi var. Eleştirdiğimiz noktalar var ama bu onlarla birlikte hareket etmeyeceğimiz anlamına gelmiyor. Çünkü sorunlarımız aynıdır. Biz tüm kadınların mücadelesinden ilham alıyoruz. Bizim fikirlerimiz bir araya gelmememize engel olmamalıdır.

  • Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu’nda kadın devrimi tüm devrimlerin önüne konuluyor. Kadınlar buna karşı ne yapmalıdır?

Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı başta biz olmak üzere her yerde önemli bir değişim yarattı. Kadınlar bu müzakere masasında olmalıdır. Kadın sorununun tam da barış görüşmelerinde çözülmesi gerekiyor ve başka sorunlara kurban edilmemelidir. Önder Apo işte bunu kırdı ve tüm görüşmelerinde kadınları birinci sıraya alıyor. Bu çok önemlidir. Entegrasyon, demokratikleşme meselesinde kadınlar öncü olmalıdır. “Kadın özgür olmadan toplum özgür olamaz” bir felsefesidir. Kadın kurtuluş ideolojisinin en önemli ayakları etik ve estetiktir. Bizim mücadelelerimizin de yapı taşı ahlaki olmalıdır. Şunu söylemeliyim ki kırdığımız her kalıp tek başına bir devrimdir.

  • Gülistan Doku, Rojin Kabaiş, Narin Güran ve buna benzer onlarca kadın katliamı yaşandı. Buna karşı nasıl bir mücadele örülmeli, toplumsal refleksek nasıl olmalıdır?

Önder Apo erkek aklına ilişkin “kastik katil”den söz ediyor. Şuan yaşananları sadece devletin aklı ile yorumlayamayız. Bu tarihi, yüzyıllara dayanan bir durumdur. Ama devlet her seferinde bunu güncelliyor. Mitolojiyi sosyolojiye bağlarsak ne olduğunu anlarız. Jîna’nın öldürülmesi yine devletin işi değil miydi? Tecavüz kültürü yok edilmeden hiçbir şey yapılamaz. Aile 6 yıldır bu mücadele etti ve bu kirliliği ortaya çıkardı. Türkiye’de her gün kadınlar katlediliyor. Kadın katliamı ideolojiktir ve bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. Toplum da buna karşı sessiz kalmamalıdır. Bu özel savaşa karşı herkesin dikkatli olması gerekiyor. Toplumsal refleks olmalıdır. Çok yönlü bir savaş var ve buna karşı bir mücadele etmemiz gerekiyor. Her yerde büyük bir mücadele sahibiyiz. Gelecek, Narin’lerin, Rojin’lerin, Gülistan’ların ve Jîna’ların yaşaması ve öldürülmemesi için büyük mücadeleler gerekiyor

Haber: Adnan Bilen / MA 

 

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Dêrsim’deki saldırıda yine ‘akıl sağlığı’ kılıfı!

Sonraki Haber

Mayka Solves Estaban: Siyasi irade olmadan barış mümkün değil

Sonraki Haber

Mayka Solves Estaban: Siyasi irade olmadan barış mümkün değil

SON HABERLER

Çiğdem Kılıçgün Uçar: Abdullah Öcalan için ‘Umut Hakkı’nı da aşan bir hukuka ihtiyaç var

Yazar: Yeni Yaşam
18 Mayıs 2026

DEM Parti MYK toplantısı başladı

Yazar: Yeni Yaşam
18 Mayıs 2026

Arzu Yılmaz: Ankara bölgesel konjonktüre göre hareket ediyor

Yazar: Yeni Yaşam
18 Mayıs 2026

‘Barış için adım at’ yürüyüşlerinden ortak ses: Öcalan ve siyasi tutsaklara özgürlük

Yazar: Yeni Yaşam
18 Mayıs 2026

Akademisyen Yasemin Gülsüm Acar: İnsanlar kendini eşit seviyede görmek ve hissetmek istiyor

Yazar: Yeni Yaşam
18 Mayıs 2026

Cizîr TSO Başkanı: Nisêbîn-Qamişlo Sınır Kapısı’nın açılması gerekiyor

Yazar: Yeni Yaşam
18 Mayıs 2026

‘Yanlış’ baskında kolu kırık çocuk darp edilmişti: Polisler hakkında suç duyurusu

Yazar: Yeni Yaşam
18 Mayıs 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır