• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
28 Haziran 2026 Pazar
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Gündem Güncel

Bêrîvan kadınlar: Dağları var, hayalleri yok

28 Haziran 2026 Pazar - 00:00
Kategori: Güncel, Manşet

Havva Eren: En az 20 yıldır bu dağlardayım. Gözümüzü açtık bu cenderenin içindeyiz. Emeğimiz para da etmiyor, ne yapıyorsak yiyoruz. O yıl bitiyor diğer yıla kadar. Hayat böyle geçiyor

Necmiye Kandemir: Emeğimiz görünmüyor ki. Düşün akşama kadar bu işkenceyi çekiyorsun ama adam diyor ki ne yaptın, sen ne yapabilirsin ki buna… Oysa sen öyle çalışmışsın ki ağrıdan yatamıyorsun

Kıymet Çağırcı: Çok şey kalıyor insanın içinde. Babamız da, eşimiz de ahımızın altında kalacak…15 yaşında evlendirildim. Zayıftım, iş bilmiyordum. Ama şimdi biraz değişti her şey

Reyhan Hacıoğlu

Günün en berbat saati yolculuk için. Araçla belli bir noktaya kadar gittikten sonra devamında yürüyerek gideceğimizi söylüyor arkadaş. En fazla ne kadar uzak olabilir ki diyerek sırt çantamı, tripot, kamera ve içinde sonradan neden oraya kadar taşıdığımı çok sorguladığım bilgisayarım olan çantayı alarak yola çıkıyoruz.

Önce toprak, sonra taşlık ve en son kayalıklarla dolu bir yoldan bulutlara doğru ilerliyoruz. Bir hayli yol gittikten sonra rehberlik eden arkadaş, “Soluklanalım biraz” deyince, dönüp arkamıza bakıyoruz. Korkunç güzel ve ürkütücü bir yükseklik görünüyor. Çok yorulmama rağmen hemen arkasındayım rehber arkadaşın.

Yorucu bir yolculuktan sonra işte ordalar; Wan’ın Miks (Bahçesaray) ilçesinin Arıncı köyünde bêrîvanlık yaparak geçimlerini sağlayan yurttaşlar onlar. Aslında amacım ekonomik duruma dair röportajlar almaktı. Ama çıktığımız zirve ve oradaki kadınların yaşamlarına çok kısa bir zaman dilimindeki tanıklık, haberin öznelerinin kim olması gerektiğini gösterdi.

Bir tarafta üç, bir taraf dört kadının dizili olduğu bêrîvanda kadınlar karşılıklı koyun sağıyor. Önceleri bizi turist sanan bir anne, Türkçe, istersem koyunları sağabileceğimi söylüyor gülerek. Kürtçe zaten bildiğimi söyleyince hayli hoşlarına gidiyor.

Yüzlerini güneşten ve toz topraktan korumak için kapatmışlar. Etraflarında dört dönüp çekim yaptıkça, kâh gülüyor kâh utanıyorlar. Yanımdaki arkadaş, birinin çatlamış ellerini çekiyor. Utanarak, eteğine saklayıp “Kirli ama” diyor. Biz de ellerindeki yaralar için çektiğimizi söylüyoruz. Biraz rahatlayıp sağmaya devam ediyor.

Birinin parmakları kanıyor. Biraz çekince, kamerayı indirip çekinmemesi için yana çekiliyorum, daha önce bağladığı bez kopmuş ve eski yara kanamış. Onlarla röportaj yapmak istediğimizi söylüyorum, önce olmaz diyorlar. Yaşadıklarını elbette kendimin de anlatabileceğimi ama onların sözünün olmasını istediğimi belirtince ikna oluyorlar.

 

1 - 17
- +

1.

2.

3.

4.

5.

6.

7.

8.

9.

10.

11.

12.

13.

14.

15.

16.

17.

Onlar işlerini bitirene kadar biraz ilerdeki çocukların yanına geçiyorum. Zümeyra ve Sabriye 12 yaşında iki çocuk. Okulları tatil diye onlar da gelmişler. Zümeyra 12 kardeş, Sabriye 8 kardeşler. Zümeyra evin okuyan tek çocuğu, bir de ablası var açık öğretimde. Kızların ikisi de Yatılı Bölge Okulları’nda (YİBO) okuyor. Sabriye; “Eğer hepsi kız olmasaydı annem yollamayacaktı beni” diyor. Bütün gün beklemenin yorucu göründüğünü söylüyorum. Zümeyra, “Ama bütün kadınlar bunu yapıyor ki” diyor.

Süt sağmayı bitiren kadınlar hızlıca kaynatmaya koyuluyor. Etrafta gölgelik çadırları yok, suyu ise biraz aşağıdan getirmeleri gerek. Erkekler daha tepelik bir yere çıkıyor. Yemekleri hazır olunca, yemeğe gelecekler…

30 yıl hep aynı döngü

Binewş anne (Eren) ile başlıyorum. Kaç yaşında olduğunu bilmiyor (!) ama “50 üstü varım” diyor. En az 30 yıldır bu işi yapıyor. Haliyle yaşam koşullarını sormak istiyorum. “Dağlarda yaşamak çok zor” diye başlıyor Binewş anne sözlerine, “Tek başımayım, ekmek param için geliyorum. Ne edeyim, koyunlarım var ama bakacak kimsem yok” diyor.

Sağdığı sütün kendisine yetip yetmediğini soruyorum; “İdare ediyor, fazla koyunu olanın fazla ediyor tabii ama olmayan da ancak kendine yetiyor” diyerek devam ediyor Binewş anne. Yoksulluk her yerde olduğu gibi hayatları dağlarda geçen kadınlar için de aynı ve “İnsanın evi olsa güzel tabi” diyen Binewş anne, “İnsan dağlara dolaşmaya gelse güzel tabi, İstanbul’dan güzel ama çalışmaya gelince zor. Burada da evde de çalıyoruz. Süt sağ, peynir yap, yoğurt hep aynı iş güç” diyerek yaşadıkları döngüyü tarifliyor.

Dağla ev arasında sarkaç hayatlar

En az 20 yıldır dağlarda olduğunu belirten Havva Eren de, benze şeyler söylüyor. Burada kadınların hayatları dağlar ile ev arasında sarkaç gibi. Sabahın köründe kalktıklarını belirten Havva Eren, “Ne çocuklarımızla, ne evimizle ilgilenebiliyoruz. Atları yükle, koyunları hazırla, yemeği hazırla… gelene kadar çok zahmet çekiyoruz” diyor.

Devamında sarf ettiği şu sözleri ise hepsinin yaşadıklarının özeti: “Günyüzü görmedik, gözümüzü açtık bu cenderenin içindeyiz. Emeğimiz para da etmiyor. Ne yapıyorsak yiyoruz. O yıl bitiyor diğer yıla kadar. Sabah 9’da gelip akşam 9’a kadar buradayız. Lavabo yok, su desen çok uzak…”

Miks’in yollarının kapalı olmasına geliyor söz, uzun süre mahsur kalmak değil de başka ilçe ve şehirlerde olan yakınlarının cenazelerine gidememek üzüyor en çok.

Birçoğunun çocuklarının yaşamı da kendilerinden farklı değil. Havva ananın iki oğlu var, biri de kendisi ile bêrîvanda. Onu göstererek; “İki oğlum var bak o var ya, o da gözünü burada açtı. Onun da hayatı yok. Ev yok, bark yok. Başka şansımız da yok” diyor. Kendilerine dair tek bir hayalleri yok. “Tek hayalim çocuklarımın düğününü görmek. Sonra ölsem de ölürüm artık” diyor Havva ana.

Hamile iken bile geldim

Onun döngüsü de Binewş anneden farklı değil. Süt sağ, yoğurt yap, peynir tuzla… “Akşam eve gidince de çalışıyoruz. 4 saat ya var ya yok yatmamız. Bugün saat 3’te kalktım, ekmek pişirdim sonra buraya geldim” diyen Havva anne hamile iken bile gelmiş bêriye birçoğu gibi. Doğum yaptıktan sonra bebeğini beşikte bırakıp gelmiş. “Kazandığımız bizi başkasına muhtaç etmiyor o kadar, yoksa para falan kazandığımız yok” diyor Havva ana.

Hamilelikten bahsederken gözüm az ilerde süt süzen hamile genç kadına ilişiyor. Onunla da konuşmak istiyorum ama çekiniyor.

Kendimi bildim bileli dağlardayım

Her kadının hikâyesi çok farklı olsa da zamanla “alışmışlar” yaşadıklarına. “Kader” dedikleri bu zorlu ve yorucu döngüde her şeye rağmen gülümsüyorlar. Onlardan biri de Naciye abla (Kandemir). O da kaç yaşında olduğunu bilmiyor… “Kendimi bildim bileli bu dağlardayım” diyerek başlıyor sözlerine. “Her gün ellerimiz ağrıyor, eşlerimiz yaşlı, çobanlık yapamaz ee benim de yetim çocuklarım var. Daha küçükler, oğlum asker, bekâr çocuklarım var” sözlerinden ikinci evliliği olduğunu ve bêrîvana “kumasıyla” geldiğini anlıyorum.

Belli ki canı çok yanıyor çünkü en net cümleleri o kuruyor ve ekliyor Necmiye abla: “Ellerimiz, kollarımız ağrıyor. Sabahlara kadar inliyoruz. Ayaklarımı sana göstersem acırsın, simsiyah olmuş. Mecburuz bu dağlara. Sonbahara kadar buradayız.”

Tek derdi diğer kadınlar gibi çocuklarının başkalarına muhtaç olmaması olan Necmiye abla, “Elden ayaktan düşsek de geleceğiz ki çocuklarımız kimseye muhtaç olmasın. İhtiyacımız kadar peynir alıyoruz, fazlasını da satıyoruz ancak öyle geçimimiz oluyor” diyor.

Kadınlar olarak yaşadıkları zorlukları soruyorum, önce biraz tereddüt ediyor Necmiye abla, sonra anlatıyor ve kurduğu “Tabi ki erkekler arasında yaşamak çok zor, en basitinden bir lavabo yok. Erkekler oralarda ise oturamıyorsun, şarkı söylemek yok, yüksek sesli konuşmak yok…” sözleri her şeyi anlatıyor.

Erken kalkanlardan o da, sabah 5’te kalkıp, çamaşır yıkamış bêriye çıkmadan. Sonrasında yemek, çantaları, hayvanları hazırlamak derken konuştuğumuz saate kadar hiç oturmamış.

Bir ömrü bir güne sığdırmak

Günlerini nasıl geçirdiklerini soruyorum Necmiye ablaya ve o anlatırken ben yoruluyorum:  “Sabah erkenden gelip çantaları indiriyoruz, kahvaltı yapıyoruz. O vakte kadar sağım zamanı geliyor. Bir kere sağıyoruz ya sonra sağdığımız o sütleri kaynatıyor, peynir yapıyoruz. Yemek veriyoruz erkeklere, sonra kendimiz yiyoruz. Kalkıp mayaladığımız peynirleri saklıyoruz. Zaten o arada ikinci bêri saati geliyor. İkinci defa sağıp aynı işlemleri yapıyoruz. Sonra bir bakıyorsun gitme saatin gelmiş. Çantaları, koyunları topla derken gece ancak eve varıyorsun. Çantaları indir, hayvanları yerleştir. Sonra eve geçip yemek yapıyoruz. Evi topluyoruz. Getirdiğimiz yoğurt ve peynirleri saklıyoruz. Ertesi günün hazırlığını yapıyoruz. Zaten saat gece yarısını geçmiş oluyor. Yatıyoruz. Ekmek varsa saat 3 ya da 4 gibi kalkıyoruz. Onu pişiriyoruz. Sonra çobanların ve kendi öğle yemeğimizi hazırlıyoruz. Sonra çantaları, hayvanları hazırla ve yola koyul…”

‘Neden bir hayalimiz olsun ki’

“Burada kışlar çok zor ama nedir biliyor musun, evi çatılı olanın fazla zahmeti yok. Çatısız olanın zahmeti çok…” diyerek yoksulluğu anlatan Necmiye abla, tüm yaşadığı zorluğa rağmen aklı evde kalıyormuş. “Sabahtan geliyorsun. Evin, çocukların arkanda kalıyor. Orda öldü mü kaldı mı bilmiyorsun ve aklın da kalbin de kalıyor haliyle” diyen Necmiye ablanın da tek hayali çocuklarının evlenmesi. Neden kadınların kendilerine dair hayalleri yok diye soruyorum gülerek, “Neden olsun ki!” diyor.

Herkesin bir derdi var

Necmiye abla bunu ise şöyle anlatıyor: “Onlar için bu rezilliği çekince diyorsun bari onlar mutlu olsun. Herkesin derdi var, benim de yetim çocuklarım var. Askerde oğlum var, babam felçli.” “Araba olsa belki biraz rahat ederiz” diyor Necmiye abla ve karşı dağları göstererek, “Karlar erisin, şu karşı dağlara geçeceğiz.”

Gösterdiği noktaya bakıyorum, bir hayli uzak ve yüksek. Bu yolculuklar sadece onlar için değil elbette hayvanları için de zorlu geçiyormuş. Şimdiye kadar birçok hayvanları düşüp ölmüş ya da bir yerlerini kırmış.

Emeklerinin görünmemesine içerliyor. Ama onu bile gülerek anlatıyor Necmiye abla, “Görünmüyor ki emeğimiz. Yani yaptığını da görmüyor. Düşün akşama kadar bu işkenceyi çekiyorsun ama adam diyor ki ne yaptın, sen ne yapabilirsin ki buna…” diyerek sitem ediyor.

En çok kadınlara zor

Kıymet Çağırcı, 6-7 yıldır o da bêride. Aynı döngüde, aynı işleri yapıyor. Yaşadıklarını şu sözlerle anlatıyor Nimet Çağırcı: “Akşam ayakta duramıyorsun. Kızlar küçük, gelin gitmiş, eşim desen gariban. Emeği çok karşılığı yok. Namaz kılacak bir yer de yok. Dağlar hem kadınlara hem erkeklere zor. Ama en çok kadınlara.”

“Çok şey kalıyor insanın içinde. Çocuklarımız için yaşıyoruz, diyorsun bari onlar kurtulsun. Miks mesela bildik bileli böyle çileli” diyen Kıymet Çağırcı’nın devamında sarf ettiği sözler ise başka bir gerçekliğin dile gelmesi: “Babamız da, eşimiz de ahımızın altında kalacak… Hakkımızı arıyoruz biz de, rahat yaşamak istiyoruz. 15 yaşında evlendirildim. Zayıftım, iş bilmiyordum düşün. Böyle olacağını bilmezdim. Ama şimdi biraz değişti. Bari çocuklarımız çektiğimizi çekmesinler…”

‘Ağrılarımdan namaz kılamıyorum’

33 yıldır bêrîvanda olan Hazine Kandemir’in şu söyledikleri de yabancı olmadıklarımız: “Kadınların yaşamı çok ağır, erkekler yaşamlarını sürdürüyor ama kadınlar için çile bitmiyor ki… Burası bize göre kapının önü (!). Daha uzağa gidiyoruz, akşam ayaklarım öyle ağrıyor ki namaz bile kılamıyorum… İki oğlum engelli, kim bakacak ki, mecbur geliyorum buralara.”

Sesinin çok güzel olduğunu söylüyor diğer kadınlar, rica ediyorum bir şeyler söylemesi için. “Erkekler etrafta değilse olur” diyor. Önce dağları, sonra ovaları dolanarak Miks sularına karışan sesi yabancısı olmadığımız bir coğrafyanın ağıtı gibi…

Önce erkekler yiyor

Röportajlardan sonra hazırlanan sofraya davet ediliyorum. Kadınlarla yiyeceğimi söyleyip, sıranın kadınlara gelmesini bekliyorum. Erkekler kalkıyor, çayları veriliyor. Biz geçiyoruz sofraya… Sanki bütün ağrıları, acıları onlar yaşamamış gibi hepsi şen şakrak. Herkes getirdiği ekmeği ortaya koymuş. Misafir olunca en güzel yemekler bana uzatılıyor. Hepsi yaptığı peynirden tattırmak istiyor.

‘Gel peynir yapımını da gör’

Çay içerken, Necmiye abla elimden tutup “Gel peynir yapımını da izle, görmeden gitme” diyor gülerek. Sağdıkları sütleri süzüp, içine sirik dedikleri ottan ekleyerek devam ediyor işine. Onu izlerken insan bir daha hayran kalıyor. Dağlardan daha dağ kadınlar duruyor karşımda!

Gitme vakti geliyor… Bir daha gelmemi isterlerken, sıkıca sarılıyorum hepsine, “Keşke siz hiç çıkmasanız”, demek geliyor içimden ama  “Neden olmasın, hem bu sefer sabahtan birlikte çıkıp akşam birlikte ineriz” diyorum…

‘Erkek aklın’ rehberliği

Bu sefer en önde yürüyorum, epey gittikten sonra rehber arkadaş, “Sen de az değilmişsin, ben pes edersin sandım. Hani Türkçe derler ya ‘Bu performansı beklemiyordum açıkçası bir kadın olarak'” diyor. Arkamı dönüp cevap vermek istiyorum ama Zümeyra’nın arkamızdan baktığını fark ediyorum…

Aşağılarda, direnen kadınlar sayesinde birçok şey değişse de yukarılara doğru çıktıkça hala her şey aynı. Adı yok, emeği yok, zamanı yok ve en ağırı kendine ait bir hayali bile yok. Milyonlarca kadından sadece birkaç tanesiydi onlar.

 

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Marsilya’da ‘umut hakkı’ yürüyüşü: Barış için Öcalan’ın özgürlüğü sağlanmalı

Sonraki Haber

‘Haklarımız keyfi biçimde engelleniyor’

Sonraki Haber

‘Haklarımız keyfi biçimde engelleniyor’

SON HABERLER

Jin Dergi’nin yeni sayısı yayında

Yazar: Yeni Yaşam
28 Haziran 2026

Barışa koşan adam

Yazar: Yeni Yaşam
28 Haziran 2026

Çerçeve yasa nerede?

Yazar: Yeni Yaşam
28 Haziran 2026

Erdoğan ödüllendirdi, Venezuela’da binalar çöktü

Yazar: Yeni Yaşam
28 Haziran 2026

Oxir be heval Bayram, oxir be

Yazar: Yeni Yaşam
28 Haziran 2026

Dicle Üniversitesi için idam fermanı!

Yazar: Yeni Yaşam
28 Haziran 2026

‘Haklarımız keyfi biçimde engelleniyor’

Yazar: Yeni Yaşam
28 Haziran 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır