Ülkeye biçilen roller arasında; uluslararası sermaye için dikensiz bir ucuz iş gücü cenneti yaratmak, lojistik ve tedarik üssü haline getirmek ve tüm doğayı, toprağı maden tekellerinin yağmasına açmak olduğunu söyleyen BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen, ‘Bu ablukayı ancak birleşik bir meşru mücadele kırar’ dedi
En büyük sanayi ve üretim merkezleri arasında yer alan Dîlok’ta (Antep) yüz binlerce işçi kölelik koşullarında çalışıyor. İşçiler, uzun çalışma saatleri, düşük ücret, güvencesizlik, emek sömürüsü ve örgütlenme engelleriyle karşı karşıya. Birleşik Tekstil Dokuma ve Deri İşçileri Sendikası (BİRTEK-SEN) Genel Başkanı Mehmet Türkmen, kentteki emek sömürüsünü değerlendirdi.
Dîlok’ta kayıt dışı çalışanlarla birlikte yaklaşık 500 bin işçinin “kölelik şartlarında” istihdam edildiğini söyleyen Mehmet Türkmen, işçilere dönük baskının kenti “ucuz iş gücü cenneti” haline getirme amacıyla yapıldığını kaydetti. Mehmet Türkmen, “Türkiye’de açlık sınırı 37 bin, dört kişilik bir ailenin asgari yaşam standartlarını belirleyen yoksulluk sınırı ise 110 bin TL’ye dayanmış durumda. Bugün Dîlok sanayisinde yoksulluk sınırının yarısına yaklaşabilen tek bir işçi bile yok. Açlık sınırı dediğimiz şey sadece bir ailenin zorunlu gıda harcamasıdır. Eskiden ‘karın tokluğuna çalışıyoruz’ denirdi ya, bugün Dîlok işçisi kelimenin tam anlamıyla karın tokluğuna bile çalışamıyor” diye konuştu.
‘Dokuma işçilerinin gelirleri yarı yarıya düştü’
Kendisinin de eski bir halı dokuma ustası olduğunu ve 2003 yılına kadar bu sektörde ter döktüğünü söyleyen Mehmet Türkmen, sanayideki reel ücret erimesini tarihsel kıyaslamalarla şöyle anlattı:
“Benim işçilik yaptığım 2003 yılında, halı dokuma makine operatörleri (halfe) net asgari ücretin tam 4 katı aylık alırdı. Bugün ise halfe dediğimiz kalifiye ustalar aylık 55-60 bin TL, onların yardımcıları ise 40-45 bin TL arasında alıyor. Yani asgari ücretin iki katına bile ulaşamıyorlar. Son 20 yılda dokuma işçisinin geliri reel olarak tam yarı yarıya düşürüldü.”
Mehmet Türkmen, iplik sektöründe de benzer bir durumun yaşandığına işaret ederek, “İplik sektöründe ise durum daha da vahim. Büyük fabrikalarda istisna tutmazsak ortalama ücretler 43-45 bin TL bandında sıkışmış durumda. Üstelik geçmişte neredeyse tüm büyük fabrikalarda işçilerin yılda 3 ya da 4 maaş tutarında ikramiye hakkı vardı. Son 5-6 yılda hem enflasyonun etkisiyle hem de sistemli bir baskıyla bu ikramiyeler tamamen tasfiye edildi, ücretler reel olarak eritildi.”
‘İşçilik ömür boyu süren bir borç sarmalına dönüştü’
Mehmet Türkmen, Başpınar’daki fabrikalarda pazar tatilinin fiilen ortadan kaldırıldığını, fabrikalarda “zorunlu pazar mesaisi” uygulaması olduğunu, işçilerin sosyal hayatının, aile yaşamının ve senelik izin haklarının tamamen gasp edildiğini ifade etti. “Eskiden de bu sanayide sömürü vardı, eskiden de düşük ücretler vardı” diyen Mehmet Türkmen, “Ama en azından bir fabrikada çalışan işçi iyi kötü geçinir, 8-10 yıl birikim yaptıktan sonra bir ev, bir araba sahibi olabilir, çocuğunun düğününü yapabilirdi. Bugün işçilerin geleceğe dair hiçbir birikim yapma şansı yok. Tek biriktirebildikleri şey borçlarıdır. İşçilik ömür boyu süren bir borç sarmalına dönüştü” diye konuştu.
‘Ülkeye 3 yol biçildi’
Sendikal faaliyetleri ve işçi direnişlerine dönük iktidarın baskılarına değinen Mehmet Türkmen, “Bu ülkeye biçilen üç temel rol var. Birincisi, uluslararası sermaye için dikensiz bir ucuz iş gücü cenneti yaratmak. İkincisi, ülkeyi bir lojistik ve tedarik üssü haline getirmek. Üçüncüsü ise tüm doğayı, toprağı maden tekellerinin yağmasına açmak. İşte bu yüzden gerçekleri yazan gazetecileri, toprağını koruyan köylüleri ve hakkını arayan işçileri aynı kefeye koyup hapsediyorlar” ifadelerini kullandı.
‘Sarı sendikalar mahkum edilecek’
Mehmet Türkmen, iktidarın bölgede sendikalı olmak isteyen işçilere de tek bir yol dayattığını belirterek, “İşçi ya örgütsüz kalacak ya da patronla ve devletle iş birliği içinde olacak. İşçinin taleplerine kulak tıkayıp sınıfına ihanet eden sarı, bürokratik, bürokrat sendikalara mahkum edilecek. Bize olan düşmanlıkları bu tekerleğe çomak sokmamızdandır” dedi.
‘Bizi hücreye koymalarına neden olan şey fiili kazanımlardır’
Tüm bunlara karşı BİRTEK-SEN’in büyük bir mücadele verdiğine dikkati çeken Mehmet Türkmen, şunları ekledi:
“BİRTEK-SEN kurulduğu son 4,5 yılda Dîlok’un yanı sıra Urfa, Malatya, Adıyaman, Adana ve Tokat gibi illerde güçlü bir dinamizm yarattı. Bürokratik sendikaların çürümüşlüğünden yaka silken işçiler sendikamızda birleşti. Son 4-5 yılda tekstil iş kolunda Türkiye genelinde yaşanan tüm fiili grev ve direnişlerin yüzde 90-95’ini biz örgütledik. Sadece Antep’te 80’e yakın fiili greve öncülük ettik ve bunların 70’i işçilerin ek zam almasıyla, gasp edilen tazminatlarının kurtarılmasıyla, yani kazanımlarla sonuçlandı. İşte patronları ve iktidarı korkutan, bizi hücrelere koymalarına neden olan şey bu fiili kazanımlardır.
‘Bu ablukayı ancak birleşik bir meşru mücadele kırar’
Artık iktidarın kendi yasalarına bile uymadığı, anayasal sendikal hakların fiilen lağvedildiği bir saldırganlık var. Bu yüzden mesele BİRTEK-SEN’in tek başına direnişiyle çözülecek bir eşiği geçmiştir. İktidarın keyfine göre eğip büktüğü yasal çerçevelere sıkışarak bu abluka dağıtılamaz. Gazetecilerin hapsedilmesine, belediyelere ve siyasetçilere kayyumlar-baskılar yoluyla çökülmesine, doğanın talan edilmesine ve işçinin ekmeğinin çalınmasına karşı tek bir cepheden yükselen bu saldırılara karşı; tüm toplumsal muhalefetin, çevre hareketlerinin ve işçi sınıfının fiili, meşru, örgütlü ve birleşik bir mücadele cephesi kurması şarttır. Bu ablukayı ancak birleşik bir meşru mücadele kırar.”
Kaynak: MA









