Bağışlanmayan rüyalar gün gelir kâbusu olur insanın. Yaşamak nerede başlar, sonlar nelere gebe kalır bilinmez. Eşyasız ve enkazlarla dolu bir yerin orta yerinde geçmişler yad edilir, gelecek için umut balonları havalanır, hepsi de naylondan. Çünkü hayat ıskalanmıyor, sadece ıslanıyor ve kimse buna şahit olmak istemiyor.
Bitirmektir bazı şeylerin adı ve bıraktığı boşluğun mesafesi. Yollara yazık, yola düşene de acı ama nedenleri gırla geliyor bir anda ve ikna kabiliyeti heyecanla dolu. İnsan şaşıp kalıyor, gerçekler nerede kaybolmuştu ve yalanlar nerede yakalardı hayatın en önemli anını? Acabalar tam da burada mesken aramaya başlıyor.
Sarmaşık olmak bitkilere havale edildi, karışık olmaya ise insan sığamadı. Öyle ki insan kendini uğurlamaktan aciz bir teranede geçmişe sığınıp geleceğe nişan alıyor. Sek sek oynamak, tek tek vurulmak ya da güm güm vurulmak en beklenmedik saatte. Zaten sürprizler hayatı kurtarıyor, kimi zaman da tersine koşuyor.
Hayat ve yaşamak tartışmaya açık artık. Dehşet ölümlerin sıradanlığı, vahşetin gösterisi, yıkımların bitmeyen enkazı ve renklerin gittikçe solması. Kurak yarınlar bırakılmış ve günler birbirine dolanarak aynılaşmış. İnsan her şeyden birazını barındırıyor ve gittiği yere kadar götürüyor.
Kırılmış günler geçer, bir an her şeyi beter ve heder eder. Zalimler çağında eski çağların dermanı aranıyor çünkü burası artık kaybolmuş dünya, kahrolmuş hayat ve yaşanan cehennem. Sezgilerin ahengi bir yere götürmüyor ve yersiz bırakma hükmünü beraberinde taşıyor. İşte yıldızlar ve yıldızlı gök ve onu altında yaşayan bizler; hayat bu kadar cesaret edebildi yaşamaya demek gerekir dünyaya.
Karamsar işaretler, keşmekeş konuşmalar, saçmalayan sorular, hatırlanmayan cevaplar cereyan ediyor her bir yerden. Biçimler, sırlar, aynalar, kesitler, pusulalar ve puslu havaların manzarası, görünen her yerde kendini gösteriyor ve herkes bakmaktan başka bir çare bulamıyor. Herkesleşen her şey, her şeyi herkes olarak görüyor ve ona göre davranıyor.
Saklanan öfkeler beri gelsin, fırlatılan serzenişler gelip yerine otursun çünkü sonrası var ve bunun için yaşayanlar hatta günleri, ayları ve yılları acımadan heba edenler var. Cümle kağıtsız kalır, söz dinleyensiz, müzik kulaksız, şiir yüreksiz, resim boyasız kalır ve dünya böyle bir yerde hapis kalır.
Gör artık rüya, uyan artık gerçek diye diye adımlar atarak, öfkeye ödevler yükleyerek yıllar yıllar geçirdik. Serencam değişmedi, serzenişler azalmadı ve dünya yürümeye devam etti dönerek. İnsanla başlamayan dünya elbette insansız kalmaya mahkûm oldu ve öylece kaldı; tarifsiz, yersiz ve daima her şeyi yutan.
Kısalıyor ve saçmalığın dibinde yaşıyor zamanlar. Hazların ve hızların birbirini kemirdiği anların içinde aramak ve bulmak telaşı herkese tebelleş olmuş. Haysiyetlerin imtihanı var, hizaya çekilen tarih var ve unutulmayan hatıralar var. Ablukada yaşamak savruldu dünyaya ve dünya dönmekten yine de vazgeçmedi.
Haftanın kitap önerisi: Valeria Luiselli, Sahte Belgeler / Çeviren: Seda Ersavcı, Siren Yayınları









