• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
8 Temmuz 2026 Çarşamba
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Gündem Güncel

Çerçeve yasa geçici değil kalıcı olmalı

8 Temmuz 2026 Çarşamba - 23:00
Kategori: Güncel, Manşet

ÖHD üyesi Avukat Eylem Arzu Kayaoğlu ile sürecin hukuki yanlarını ve olası ‘çerçeve yasa’yı konuştuk:

  • Çerçeve yasa herkesi kapsamalı ve ayrımsız bir yasa olması gerekiyor. Yasa, dağ kadrosunda bulunanlardan mahpuslara ayrım gözetmeksizin herkesi kapsamalıdır. Bu geçici bir düzenleme değil, kalıcı barış hukukunun ilk adımıdır
  • Eğer bu barışın kalıcılaştırılmasına, Demokratik Cumhuriyet yolunu açacak bir yasa olacaksa tabii ki öncelikli olarak taraf olarak yani siyasal müzakereci olarak Sayın Abdullah Öcalan’la ve örgütü ile de uzlaşılması gerekir
  • Sayın Öcalan’ın hukuki statüsünde özgürlüğünü sağlanması şeklinde yapılacak bir düzenleme herhangi bir kişiye özel bir durum olarak değerlendirilmemelidir. Öcalan, örgüt ve geniş toplumsal kesim üzerinde etkisi olduğu kabul edilen biridir

Şirin Bayık

Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında çıkarılması planlanan “çerçeve yasa”ya ilişkin tartışmalar sürüyor. AKP iktidarının konuyu muhatapları ile ortaklaştırıp ortaklaştırmadığı belirsizliğini korurken, hukukçular da yasayı değerlendiriyor. Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi Avukat Eylem Arzu Kayaoğlu, “çerçeve yasa”ya dair gazetemize konuştu. Kayaoğlu, hazırlanacak yasanın geçici bir yasa olarak ele alınmasının yanlış olacağını belirterek, bunun çatışma çözümünden barış hukukuna ve demokratik topluma geçişin ilk hukuki zemini olması gerektiğini vurguladı.

Ayrımcı olmamalı

Yasanın ayrımcı ve kategorik bir anlayışla hazırlanmasına karşı çıkan Kayaoğlu, “Özellikle iktidar tarafından son birkaç haftadır ağırlıklı olarak yapılan konuşmalarda geçen çerçeve yasa, çatışma çözümünden barış hukukuna demokratik toplumun oluşturulmasına ve sonuç olarak da Demokratik Cumhuriyet’e erişmenin ilk safhasını, ilk yasasını oluşturacak.  Dolayısıyla hem kapsamlı ama aynı zamanda da bu kapsamdan bahsederken de hani böyle çok maddeli olmasına gerek yok. Daha az maddeli olabilir. Ama çerçevesinin geniş oluşturulması gereken bir yasa olması gerekiyor. Burada özellikle iktidar cenahının ya da kamuoyunda bazı çevrelerin açıklamalarında kategorik bir yasa olabileceği, ayrımcı aslında örgüt üyelerinin bazılarıyla ilgili işte silahı bırakmış mı, bırakmamış mı, çatışmalı süreçlerde yer almış mı, almamış mı, nerede, nasıl bir görevi olmuş gibi kategorik bir ayrım yapmayı düşündüklerini görüyoruz. Tabii ki bu taslağın henüz içeriğine ulaşmadık. Ama çerçeve yasanın bütün bunlardan uzak herkesi kapsayacak ve ayrımsız olarak herkese uygulanabilecek bir yasa olması gerekiyor” dedi. Böyle bir yaklaşımın çözüm üretmeyeceğini belirten Kayaoğlu, “Yasa, dağ kadrosunda bulunanlardan cezaevindeki mahpuslara kadar ayrım gözetmeksizin herkesi kapsamalıdır. Bu geçici bir düzenleme değil, kalıcı barış hukukunun ilk adımıdır” ifadelerini kullandı.

‘Ben yaptım, oldu’ olmaz

Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un “Bu yasa geçici bir yasa olacak. Kıyamete kadar olmayacak. Silahlarını bırakan bundan istifade edecek. Yasal düzenleme genel af niteliğinde olmayacak” sözlerini değerlendiren Kayaoğlu, “Numan Kurtulmuş’un ifade ettiği gibi kesinlikle böyle bir ‘geçici yasa’ olmaması gerekiyor. Geniş çerçeveli, geniş kapsamlı, herkesi kapsayabilecek ve gerçekten sorunu yasayla çözebilecek bir çerçeve yasanın oluşturulması gerekir” şeklinde konuştu.

Devamında ise, AKP’nin ‘ben yaptım, oldu’ şeklindeki tavrına itiraz eden Kayaoğlu, “Eğer bu bir demokratik toplumun oluşturulmasına, barışın kalıcılaştırılmasına, Demokratik Cumhuriyet yolunu açacak bir yasa olacaksa tabii ki öncelikli olarak taraf olarak yani siyasal müzakereci olarak Sayın Abdullah Öcalan’la ve örgütü ile de bir şekilde uzlaşılması gerekir. Ayrıca demokratik kamuoyunun tartışmasına açılması gerekiyor. Birlikte oluşturulmasından bahsettiğimiz o demokratik kamuoyu, sivil toplum örgütleri, insan hakları örgütleri, barolar ve bütün siyasi partilerin fikrinin alınması gerekir. Çalışmalara dahil edilmesi gerekir. Aksi durum AKP’nin ya da iktidarın, ‘Ben yaptım, oldu. Ya bunu kabul edersiniz ya da etmezsiniz’ gibi bir dayatmaya sebep olacak. Bu da çıkarılması muhtemel olan bir yasada daralmaya sebep olur. Bu daralma da bizim öngördüğümüz, şu anda üzerine çalıştığımız bütün dünya kamuoyunun gözünün üstünde olduğu bu demokratik süreci de elbette ki olumsuz etkileyebilir. Yani demokratik müzakere yöntemine uygun olan bir şey olmaz” dedi.

Dayatma değil müzakere

Dünya deneyimlerinden örnekler veren Kayaoğlu, “Çatışma, çözüm deneyimlerine baktığımızda tabii ki her devletin, her ülkenin çatışma koşulları, çözüm süreçleri, ülkenin kendi siyasi politik zemini, koşulları birbirinden farklı olur. Ancak dünya deneyimleri bize şunu gösteriyor. Bütün çatışma çözüm süreçleri diyalogla başlayıp bir müzakere ile yani müzakere derken de tek taraflı devlet tarafından yapılmış dayatmalarla değil, çatışma süreçlerine doğrudan veya dolaylı olarak katılan bütün tarafların ve kamuoyunun birlikte oluşturdukları yasalarla ancak mümkün olabildiğini görüyoruz. Türkiye açısından da bu elbette ki imkansız bir durum değil. Ancak şuan gösterilen tavır bundan uzak görünüyor. Özellikle Numan Kurtulmuş’un yapmış olduğu açıklamalar ya da işte özellikle sosyal medyada dönen 7 maddelik, 8 maddelik bir yasadan bahsediliyor. DEM Parti ile dahi paylaşılmayan bir yasanın diğer siyasi partilerle, sivil toplum örgütleriyle, demokratik kamuoyuyla, barolarla paylaşılmadan ortaya çıkarılması hali bir demokrasi değildir” şeklinde konuştu.

TMK kaldırılmalı

Anayasada tartışmalı olan TMK’nin süreç bağlamındaki varlığına ilişkin ise, “Özellikle örgütlü suç dediğimiz yani ‘Terörle Mücadele Kanunu’ ile bütün siyasi mahpuslar ya da daha doğrusu siyasi dosyaların hepsi aynı kanunun içine konuluyor. Kanunun kaldırılması mümkün mü? Elbette ki mümkün. Kaldırılması gerekir. Kısa vadede de uzun vadede de kaldırılması gerekir. Ama tek başına TMK’nin kaldırılması bu sorunu kaldırmaz. Madde madde konuşacaksak eğer Türk Ceza Kanunu’nun içinde değiştirilmesi, ortadan kaldırılması gereken onlarca yasal düzenleme var. Yani 215’ten tutun hani 314. maddeye kadar arka arkaya gelen kanunlar silsilesinin tamamının ortadan kaldırılması gerekir. Değişikliğe uğraması gerekir. Demokratik toplum süreci kalıcı barışın oluşturulabilmesi süreci bunu gerektirir. Bu bir dayatma değil. Bunun ille de yapılması gerektiğini söylememizin asıl sebebi bu sürecin bir ihtiyacıdır aynı zamanda. Devlet de eğer demokratik olacağını, demokratik bir cumhuriyete gideceğini ve iç barışı sağlayacağını düşünüyor ve bunu istiyorsa bütün bunların yapılması gerekir. Şuanda geçiş yasasıyla bu maddeler düzenlenebilir. Ama geçiş yasası barış hukukunun, demokratik müzakere hukukunun asıl zeminini oluşturacak bir yasa olduğu için kısa sürede TMK’nin şu anda vermiş olduğu cezalandırma yöntemi daha doğrusu infaz kanunundaki birkaç tane değişiklikle beraber zaten ortadan kaldırılabilir” dedi.

Kayaoğlu, kimi örneklerle şu değişiklikleri vurgu yaptı: “Uzun süredir ‘30 yıllık mahpuslar’ dediğimiz infazını tamamlamış kişiler ve sadece 30 yıllık mahpuslar değil bu arada süreli hapis cezasına mahkum edilmiş ve koşullu salıverilmesini doldurmuş olmasına rağmen infazı yakılan veya ertelenen yüzlerce insan var. Bunlarla ilgili infaz kanununda tek bir değişiklik yapılmasıyla beraber zaten ortadan kaldırılabilir şeyler. Bu bütün bu uygulamalar ortadan kaldırılabilir. Ya da mesela infaz erteleme ve infaz yakma dediğimiz olaylar. Bunlar idari kararlardır. Çünkü cezaevlerinin içinde İdare ve Gözlem Kurulu kararları var ve orada sorulan soruların içeriği ve denetlenemeyecek olan yorumlamalar, o kurullarda görev yapan işte savcısından teknik elemanına kadar herkesin kendi kişisel yorumunu da dahil ederek insanların koşullu salıverilmesi hakkında bazı hükümler çıkıyor. Bunlar da idari kararlar. Mesela İdare ve Gözlem Kurulu bir hafta içerisinde yapılacak düzenleme ile ortadan kaldırılabilir.”

Güven eksikliği

Yaklaşık 1 buçuk yıldır devam eden süreçte henüz somut adımların atılmamasının sürece olan güveni sarstığını söyleyen Kayaoğlu, yüzyıldır kaybettirilen adalet duygusuna da işaret ederek, süreçteki zaman kavramının önemini dile getirdi: “Şimdi Türkiye’deki çatışma çözüm sürecinin çok boyutlu olması elbette ki sürecin uzamasına sebep oluyor. Yüzyıllık bir sorunun bir yıl içinde, iki yıl içinde bir anda çözülebileceği, demokratik toplumun oluşturulacağı, her şeyin güllük gülistanlık olacağını düşünmek hayalle iştigal etmek demektir. Bu süreç durabilir, aksayabilir, zaman zaman gerileme olabilir. Ama önemli olan her iki tarafın ve özellikle demokratik kamuoyunun bu süreçlerin tıkandığı yerde veya durduğu yerde ilerlemesi için ön açıcı olmasıdır. Burada asıl olarak halklara düşen bir sorumluluk var. Bununla birlikte yasal düzenlemelerin bir an önce çıkarılmasının şöyle bir faydası var; 27 Şubat 2025’te Sayın Öcalan’ın ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’yla başlayan bir sürecin ardından örgütü tarafından atılmış olan bir sürü adım var. Ama bu süreci kırılgan hale getiren, insanlarda hayal kırıklığına sebep olan, güvensizliği yaratan şey devletin adım atmaması. Cezaevleri hala dolu, hasta mahpuslar hala var. Belediyelere atanmış olan kayyımlar hala duruyor. O kayyımın atanması ile ilgili olan yasadaki değişiklikler hiçbir şekilde yapılmadı. Yani devletin somut bir adımı yok. Gözle görünür olan tek şey işte görece diyelim biz ona. Hala tabii ki var ama görece Kürt halkına yönelik büyük operasyonlar yok. Yani gözaltı ve tutuklama operasyonlar yok. Ama hala iki kişi, üç kişi beş kişi, bazı basın açıklamalarında, eylemlerde bunu görebiliyoruz. Mesela İstanbul Newroz’unda tutuklanan insanlar hala tutuklu. Bakın sadece Sayın Öcalan’ın fotoğrafını taşıdıkları için tutuklu olan insanlar hala var. İşte bununla birlikte yasal düzenlemenin de gecikmesiyle beraber hem kamuoyunda hem herkesin kafasında ‘bu süreç istenilen şekilde yürümüyor ve bu süreç kırılgan bir süreç, her an bozulabilir’ düşüncesi yaratıyor. Hiç kimsenin bir sürece güveni yok. Ancak güven bu tarz çatışma çözüm süreçlerinin en büyük kazanımıdır. Bu yüzden mutlaka ve hızlıca düzenlemeler yapılmalı.”

Hukukçular taslak sunabilir

Son olarak da hukukçular olarak süreci sahiplenen bir yerde olduklarını belirten Kayaoğlu, “Burada demokratik kamuoyunun ön ayak olması lazım, ön açıcı olması gerekiyor. Bu yönde biz de bir konferans (Demokratik Kürt Hukukçular Konferansı) yaptık ve konferansın en önemli noktası şu oldu; Kürt hukukçuların aslında ne olursa olsun duran, aksayan, yavaş ilerleyen süreç olmasına rağmen sürece bir güvenimiz var. Sürecin yürütücüsüne güvenimiz var. Dolayısıyla evet hukuksal taleplerimiz tabii ki var. Geçiş yasasıyla kalıcı barış yasaları ile ilgili de taleplerimiz var. Örneğin hukukçuların da hazırladığı bir taslak öneri olarak sunulabilir” dedi.

Öcalan’ın koşulları

Sürecin başmüzakerecisi olan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün sağlanmamasının da güven inşası yaratmadığını belirten Kayaoğlu, “Sayın Öcalan’ın hukuki statüsünde özgürlüğünü sağlanması şeklinde yapılacak bir düzenleme herhangi bir kişiye özel bir durum olarak değerlendirilmemelidir. Öcalan, örgüt ve geniş toplumsal kesim üzerinde etkisi olduğu kabul edilen biridir. Dünya örneklerinde, çatışmasızlık sürecinin barışla devam etmesi ve sonuçta demokrasiye geçişte siyasal müzakereci liderlerin hukuki ve siyasi statülerinde idari kararlar ve hukukta yapılan ara ve özel düzenlemelerle değişiklik yapıldığını görüyoruz. Öcalan’ın hukuki durumunun, hükümlülük durumunun sonlandırılması sürecin en temel ihtiyacıdır. Öcalan’ın özgürlüğü herhangi bir kişinin özgürlüğü değil, özgür çalışma koşullarının sağlanması sürecin ilerlemesi açısından da önemlidir. Bu nedenle evet umut hakkı ilkesi önemlidir ve devletin, AİHM kararlarını Anayasa ve uluslararası sözleşmelere göre mutlaka bir yasal düzenleme yapması gerekir. Fakat Öcalan’ın hukuki durumu, statüsünün umut hakkı ilkesi ve infaz rejimine göre değerlendirilmesi dar bir yorumlama ve eksiklik olur. Bu nedenle hükümlülük durumunun ortadan kaldırılması gerekir” şeklinde konuştu.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Aleviliğin hakikat mücadelesi ve gösteri toplumuna karşı direniş (1)

Sonraki Haber

Özel Sektör Öğretmenleri 14 Temmuz’da Ankara’ya geliyor

Sonraki Haber

Özel Sektör Öğretmenleri 14 Temmuz’da Ankara’ya geliyor

SON HABERLER

Özel Sektör Öğretmenleri 14 Temmuz’da Ankara’ya geliyor

Yazar: Yeni Yaşam
8 Temmuz 2026

Çerçeve yasa geçici değil kalıcı olmalı

Yazar: Yeni Yaşam
8 Temmuz 2026

Aleviliğin hakikat mücadelesi ve gösteri toplumuna karşı direniş (1)

Yazar: Yeni Yaşam
8 Temmuz 2026

Taşeronluk iş cinayetlerini faili meçhule çeviriyor

Yazar: Yeni Yaşam
8 Temmuz 2026

Barış herkes için

Yazar: Yeni Yaşam
8 Temmuz 2026

Deniz Göktaş’ın gösterisi erişime engellendi

Yazar: Yeni Yaşam
8 Temmuz 2026

Gimgim’da halk buluşmaları: Hakikat geldi Meclis’e dayandı

Yazar: Yeni Yaşam
8 Temmuz 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır