• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
6 Ağustos 2026 Perşembe
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Zeynel Kete

Çerçeve yasa ve tarihsel eşik

6 Ağustos 2026 Perşembe - 00:00
Kategori: Yazarlar, Zeynel Kete

Tarih, kimi zaman uzun dönemlerin biriktirdiği çelişkilerin kısa zaman dilimlerinde açığa çıktığı eşiklerden ilerler. Gelinen her eşik aynı zamanda tarihsel bir momenttir. İçinden geçtiğimiz dönem de böylesi tarihsel bir karakter taşımaktadır. Bugün yalnızca Kürt halkı açısından değil, Türkiye, Ortadoğu ve bölgesel siyasal dengeler bakımından da yeni bir tarihsel moment yaşanmaktadır. Bu moment, cumhuriyetin yüz yıllık siyasal paradigmasının yeniden tartışmaya açıldığı yapısal bir dönüşümün başlangıcı olma potansiyelini taşımaktadır.

Cumhuriyetin ilk yüzyılı, farklı halkların, inançların ve kimliklerin demokratik birlikteliği temelinde değil; tek dil, tek kimlik, tek mezhep anlayışını esas alan ulus-devlet modelinin kurumsallaştırılması üzerinden şekillendi. Devletin ideolojik aygıtları, eğitim sistemi, hukuk mekanizmaları ve bürokratik yapısı bu tekçi paradigma doğrultusunda yeniden üretildi. Kürtler, Aleviler ve diğer toplumsal kesimler uzun yıllar inkâr, asimilasyon ve baskı politikalarının hedefi haline getirildi.

Özellikle son yarım yüzyılda güvenlik eksenli siyaset, yalnızca silahlı çatışmayı değil; toplumsal yaşamın bütün alanlarını belirleyen bir yönetim biçimine dönüştü. Köy boşaltmaları, zorunlu göçler, ekonomik yıkım, ekolojik tahribat, siyasal alanın daraltılması ve toplumsal hafızanın parçalanması aynı stratejinin farklı görünümleriydi. Bu süreçte toplum üretimden koparıldı; milyonlarca insan yerinden edildi; kentler emek, kültür ve hafızadan arındırılmış denetim mekânlarına dönüştürüldü. Kapitalist modernitenin ihtiyaçları doğrultusunda yeniden şekillenen bu toplumsal yapı, yalnızca ekonomik değil aynı zamanda kültürel ve siyasal bir çözülme yarattı.

Tam da böylesi bir tarihsel zeminde 27 Şubat’ta Sayın Abdullah Öcalan’ın yaptığı “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısı, klasik güvenlik paradigmasının aşılmasına yönelik tarihsel bir müdahale niteliği taşımaktadır. Ardından 9 Temmuz’da yaptığı değerlendirmede dile getirdiği “yaratıcı görevler ve sorumluluklar” vurgusu ise sürecin yalnızca siyasal aktörlerin değil, toplumun bütün dinamiklerinin omuzlarında yükseleceğini açık biçimde ortaya koymuştur.

Bunu izleyen süreçte gerçekleştirilen 12. Kongre kararları ve 11 Temmuz 2025 tarihinde silahlı mücadelenin sonlandırıldığına ilişkin açıklama ile silahların uluslararası kamuoyunun tanıklığında yakılması, yalnızca sembolik bir görüntü olarak okunamaz. Bu gelişme, çatışma döneminden demokratik siyaset dönemine geçiş iradesinin ilanı niteliğindedir. Silahların yakılması, aynı zamanda yeni dönemin siyasal meşruiyetini demokratik mücadelede arama iradesinin ifadesidir. Bu nedenle çerçeve yasa, teknik bir metinden ziyade demokratik siyasetin kurumsallaşmasının ilk adımı; yüz yıllık inkâr ve çatışma siyasetinden demokratik hukuk zeminine geçişin başlangıç eşiğidir.

Asıl mesele barışı toplumsallaştıracak demokratik siyaset zeminini büyütmektir. Tam da bu noktada “şahitlik” kavramı tarihsel önem kazanmaktadır. Silahların yakıldığı ana tanıklık edenler yalnızca bir tören izlemediler; tarihin yön değiştirdiği bir ana tanıklık ettiler. Tanıklık, edilgen bir gözlem hali değildir. Tanıklık hakikatin sorumluluğunu üstlenmektir. Hakikat arayışına ikrar vermektir. Bu nedenle orada bulunan herkes, demokratik toplumun kuruluşunda etik ve siyasal sorumluluk taşıyan öznelerdir.

Demokratik toplum, yalnızca seçimlerden ibaret bir siyasal sistem değil; halkın doğrudan örgütlendiği, farklı kimliklerin eşit yurttaşlık temelinde ortak yaşamı kurduğu yeni bir toplumsal modeldir. Barış da ancak böyle bir demokratik toplum içerisinde kalıcılaşabilir.

Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına girilirken artık daha açık görülmektedir ki ulus-devletin tekçi paradigması toplumsal sorunları çözme kapasitesini yitirmiştir. Kürt sorunu başta olmak üzere Türkiye’nin temel demokratik sorunları, güvenlik politikalarıyla değil; demokratik siyaset ve yeni bir toplumsal sözleşme ile çözülebilir.

Dolayısıyla çerçeve yasa, binlerce kilometrelik demokratikleşme yürüyüşünün yalnızca ilk adımıdır. Asıl belirleyici olan, demokratik toplumun gündelik yaşam içerisinde yeniden örgütlenmesidir. Yeni dönemin ihtiyacı olan şey yalnızca yeni kurumlar değildir; yeni bir siyasal dil, yeni bir demokratik kültür ve yeni bir toplumsal ahlaktır.

Alevi öğretisindeki “eşik” kavramı bu tarihsel geçişi anlamlandırabilecek güçlü bir toplumsal hafızaya sahiptir. Eşik, eski ile yeninin birbirine bağlandığı geçiş mekânıdır. İnsan eşiğe niyaz olurken yalnızca bir kapıdan geçmez; eski yüklerinden arınır, hakikate yönelir ve yeniden doğar. Toplumlar da tarihsel eşiklerden geçerken benzer dönüşümler yaşarlar.

Bugün Türkiye’nin önünde duran görev tam da budur: Çatışma toplumundan demokratik topluma, inkâr siyasetinden eşit yurttaşlığa, güvenlikçi devlet anlayışından demokratik cumhuriyete geçişi başarabilmek. Anadolu ve Mezopotamya’nın irfanı, halkların birlikte yaşam kültürü ve demokrasi mücadelesinin biriktirdiği toplumsal deneyim, bu tarihsel eşiğin aşılması için güçlü imkânlar sunmaktadır.

Artık mesele yalnızca barışı istemek değildir. Mesele, barışı toplumsal yaşamın kurucu ilkesi haline getirebilmektir. Çerçeve yasa da ancak demokratik toplumun örgütlü iradesiyle anlam kazanacaktır. Çünkü tarih bize göstermektedir ki kalıcı barışlar, yalnızca hukuki metinlerle değil; örgütlü toplumun iradesi, demokratik siyasetin gücü ve halkların ortak yaşam kararlılığıyla inşa edilir. Silahları barışa çerağ yapanlara aşk olsun.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Cenevre’de başka türlü bir ev

Sonraki Haber

Hukuki güvence ihtiyacı

Sonraki Haber

Hukuki güvence ihtiyacı

SON HABERLER

Hukuki güvence ihtiyacı

Yazar: Yeni Yaşam
6 Ağustos 2026

Çerçeve yasa ve tarihsel eşik

Yazar: Yeni Yaşam
6 Ağustos 2026

Cenevre’de başka türlü bir ev

Yazar: Yeni Yaşam
6 Ağustos 2026

Üçüncü kutbun yeniden inşası

Yazar: Yeni Yaşam
6 Ağustos 2026

İşyerleri çoğaldı, denetim azaldı

Yazar: Yeni Yaşam
6 Ağustos 2026

Esenler’de halk buluşması: Tarihi günlerden geçiyoruz

Yazar: Yeni Yaşam
5 Ağustos 2026

DEM Parti: Adana Avrupa’nın çöp limanı haline geldi

Yazar: Yeni Yaşam
5 Ağustos 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır