Çocuklarına ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen Refika Nergiz ve Sultan Ancar, ‘umut ilkesi’ için adım atılmasını beklediklerini belirterek, düzenleme yapılmasıyla sürece olan inancın artacağını söyledi
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde “umut ilkesi” konusunda düzenleme yapılması noktasında toplumda büyük bir beklenti söz konusu. “Umut ilkesi”, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen ve koşullu salıverme imkanından yararlanamayan tutukluların durumuyla ilgili bir düzenleme.
Düzenlemenin dayanağını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 2013 yılında “Vinter ve diğerleri” olarak bilinen davayla ilgili değerlendirmesi oluşturuyor. AİHM, ömür boyu hapis cezalarının belirli bir süre sonra gözden geçirilmemesini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 3. Maddesi’ne aykırı buluyor. Söz konusu maddede hiç kimsenin işkenceye, insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye tabi tutulamayacağının altı çiziliyor.
AİHM’in 2014 yılında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan için verdiği ihlal kararıyla bu konu Türkiye’de de gündeme geldi. “Umut ilkesi” her ne kadar Abdullah Öcalan üzerinden tartışılsa da, resmi rakamlara göre 4 bin civarında tutsağı ilgilendiren bir konu.
Çocukları hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen aileler de “umut ilkesi”ne dair düzenleme yapılması beklentisi içerisinde.
5 kez ağırlaştırılmış müebbet cezası
72 yaşındaki Refika Nergiz bu annelerden sadece biri. Refika Nergiz’in oğlu Ali Nergiz, 5 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı ve 18 yıldır cezaevinde. 2 çocuk babası Refika Nergiz, Amed’de 2008’de bir polis aracına dönük gerçekleşen ve 5 polisin yaşamını yitirdiği saldırı nedeniyle gözaltına alındı ve tutuklandı.
Dosyada tutuklu olan diğer isimler, Ali Nergiz’in olayla bir ilgisinin olmadığını ve eylemi kendilerinin yaptığını söyledi. Ancak “tanık” beyanları üzerinden Ali Nergiz’e önce 35 kez, daha sonra indirime gidilerek 5 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi.
3 yıldır görüşe gidemiyor
Ali Nergiz, bu süreçte sırasıyla Amed, Çewlik ( Bingöl), Wan’daki cezaevlerinde kaldı. Son olarak Tekirdağ 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’ne sevk edildi. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına dair düzenlemeler nedeniyle 4 yıl tekli hücrede kaldı. Daha sonra tek başına yaşamını idame ettiremeyecek düzeyde olan başka bir hasta tutsağa bakmak için tekli hücreden çıkarıldı. Şimdi iki tutsakla birlikte kalıyor.
Refika Nergiz, yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle 3 yıldır oğlunun görüşüne gidemiyor. Mesafenin uzak oluşu, bu yolculuğu yapmasını zorluyor. Nergiz’in ailesinin bulunduğu yere sevk talebi ise karşılanmıyor. Anne Nergiz, ancak 10 dakika süren telefon görüşleriyle çocuğunun sesini duyabiliyor.
Kendisi de tutuklandı
Oğlunun farklı tarihlerde katıldığı açlık eylemleri nedeniyle kimi sağlık sorunlarını olduğuna dikkati çeken Refika Nergiz, “Oğlumun yaşadığı sağlık sorunlarından biri göz sorunu. Diz kapağında menisküs var. Tekli hücrede kaldı, ona bakacak kimse olmadığı için bacaklarından ameliyat olamadı. Bu durum apseye neden oldu” dedi.
Aynı dosya kapsamında “gizli tanık” beyanları nedeniyle kendisinin de 1,5 yıl cezaevinde kaldığını aktaran Refika Nergiz, “Bırakıldığımda ağladım. Keşke ben değil de oğlumu bıraksaydılar dedim. Oğlum daha gençti, çocukları vardı. Oğlum suçsuzdu. Suçsuz insanları cezaevine atıyorlar. Sadece oğlum için yanmıyorum. Yıllarca cezaevlerinde kalıyorlar. Kimi cezaevinde ölüyor, kimi ağır hastalıklara yakalanıyor. Cezaevlerindeki bu tecrit artık kaldırılmalı” diye belirtti.
‘Adım atsınlar ki samimi olduklarına inanalım’
Refika Nergiz’in 3 oğlu farklı tarihlerde PKK saflarına katıldı ve 2’si farklı tarihlerde yaşamını yitirdi. “Kendimi bildim bileli acılar çektik” diyen Refika Nergiz, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne işaret etti. Refika Nergiz, devletin somut adımlar atması halinde barışın gelebileceğine inanabileceğini söyledi.
Refika Nergiz, şunları söyledi:
“Siyasi tutsaklar hala cezaevinde. Bir adım atsınlar ki süreçte samimi olduklarına inanalım. Acıyı ancak yaşayan anlar. Bundan 10 gün önce bir ameliyat geçirdim. O halimde bile dedim ki, zindandakilerin çıktığını ve dışardakilerinin geldiğini göreyim ondan sonra ölüm bana haktır. Oğluma gidemiyorum, ona kavuşmaya hasretim. Uzakta olunca gitmek çok zor oluyor. Bütün bunlar zulümdür. Biz polisler ve askerler ölünce annelerinin canının yandığını hissediyorduk. Çünkü biz de anneyiz, evlat acısı yaşamışız. Barış Anneleri barış için o kadar ayaklanıyor ama asker ve polis anneleri hiçbir şey yapmıyor.”
Umut ilkesinin uygulanmasını isteyen Refika Nergiz, “‘Umut ilkesi’ sadece bir kişi için değildir, bizim çocuklarımız içindir de. Sadece kendi oğlum için değil, cezaevindeki herkes için ‘umut ilkesi’nin olmasını istiyorum. Cezaevindeki tüm tutsakların umut ilkesinin sağlanmasını istiyoruz” çağrısında bulundu.
7 ay görüş yasağı
67 yaşındaki Sultan Ancar’ın oğlu Cebrail Ancar, 3 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldı ve 17 yıldır cezaevinde. Sırasıyla Mersin, Kürkçüler, Ceyhan, İskenderun cezaevlerinde kaldı. Şuanda Kırşehir Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tekli hücrede kalıyor.
Sultan Ancar, oğluna 7 ay görüş yasağı verildiğini, bu sürenin ardından bir kez görüşe çıktığını, ancak daha sonra tekrar 7 ay görüş yasağı verildiğini belirtti. Sultan Ancar, oğlunun koşullarına işaret ederek, “Havalandırmada adli tutuklular tarafından başlarına sıcak su dökülmesinden kaynaklı yapılan protesto eyleminden dolayı görüş cezası veriliyor. Dökenlere değil, çocuklarımıza ceza verdiler. Her zaman biz suçluyuz! Çocuğum yaralandı, yaralayan değil, yaralanan cezalandırıldı. Haksızlık her yerde var. En büyük zulüm cezaevlerinde ama en büyük direniş de cezaevlerinde. Çocuklarımız suçlu değil. Onlara verdikleri cezaların 2 katı bizi cezalandırıyorlar. En büyük acı bizim yüreklerimizde” dedi.
Kuyu tipinde kalıyor
Oğlunun kaldığı cezaevinin “kuyu tipi” olduğunu belirten ve her cezaevinde keyfi uygulamaların yapıldığını belirten Sultan Ancar, iktidar ve bağlı medyasının Kürtlere dönük “terör” söylemine tepki gösterdi. Sultan Ancar, “Süreç gerçekten varsa önce üslup değişmeli, artık biz Kürtleri ‘terör’ olarak görmesinler. Hak ve hukuk istiyoruz. Anadilimizi istiyoruz. Elimize metre alıp, toprağı parçalamıyoruz. Biz de dünyadaki tüm insanlar gibi kültürümüzle, kıyafetlerimizle, dilimizle yaşamak istiyoruz” diye kaydetti.
En son 31 Aralık tarihinde oğlunun görüşüne gittiğini söyleyen Sultan Ancar, “Bilgili insanlar cezaevinde tutuluyor; tacizciler, kadın katilleri bırakıyorlar. Onlar her hafta aileleri ile görüntülü konuşuyor, bizim 15 günde bir 10 dakika konuşma hakkımız var. Onu da bazen veriyorlar, bazen vermiyorlar” şeklinde konuştu.
‘Babasının cenazesine katılamadı’
Tutsaklık koşulları nedeniyle büyük zorluklar yaşadıklarını söyleyen Sultan Ancar, şöyle konuştu:
“Eşim rahatsızdı, akli dengesini yitirmişti, çocuğumun yakın bir cezaevine sevki için dilekçe verdik. Ancak kabul etmediler. Babası da onun hasretiyle yaşamını yitirdi. Vasiyeti, Cebrail’in kendi üzerine toprak atmasıydı ancak savcı ile yapılan görüşmelerde 7 bin TL gönderilmesi halinde izin vereceklerini söylediler. Para yatırdık ancak getirmediler. Cezaevi idaresi ‘Senin hakkın var ama izin vermiyoruz’ diyor oğluma. Adaletsizlik var. Bizim başımıza bu adaletsizliği getirenlerin de başlarına aynıları gelsin.”
‘Umut ilkesi herkese uygulanmalı’
Devlet Bahçeli’nin umut ilkesine dair açıklamalarını hatırlatan Sultan Ancar, “Bahçeli’ye cesareti dolayısıyla teşekkür ediyoruz. Keşke hiç kimsenin çocukları ölmeseydi. ‘Umut ilkesi’ varsa herkese uygulanmalıdır. Tek bir kişi ile sınırlı tutulmamalıdır. Bir gülle bahar olmaz. Önce medya dilini değiştirmelidir. Biz nasıl ki bugün Bahçeli’ye teşekkür ediyorsak, onlar da Apo’ya (Abdullah Öcalan) teşekkür etmeli. Hiçbirimiz katil değiliz. Bu ülke İngilizler tarafından işgal edildiğinde Kürtler, Türklere destek verdi. Birlikte topraklarını özgürleştirdiler. Bugün İngiliz dili resmidir, ders olarak veriliyor. Ama bizim çocuklarımız anadilinde eğitim göremiyor” ifadelerini kullandı.
‘Barış umudu yükselir’
Abdullah Öcalan başta olmak üzere tüm tutsakların “umut ilkesi’nin sağlanması çağrısında bulunan Sultan Ancar, şunları söyledi: “‘Umut ilkesi’ sağlanırsa barış umudu yükselir. ‘Umut ilkesi’ne dair bir adım atılırsa zaten her şey çözülür. Herkes için en büyük barış, en büyük özgürlüktür, en büyük kazanımdır. Önderlik (Abdullah Öcalan) için de Bahçeli için de Sayın Cumhurbaşkanı için de… Başını yastığa koysunlar ve düşünsünler; ne hayırdır, ne değildir diye. Çocuklarımız silahlarını yaktı, daha ne yapsınlar? Çocuklarımız yanımıza gelmediği sürece umudumuz kalmaz. ‘Umut ilkesi’ çocuklarımız için sağlanmazsa; kimseye inanmayız. Çocuklarımız hep toprağın altına koyduk, artık yeter. Toprağın üzerinde kalanlar bize kalsın.”
Haber: Diren Yurtsever / MA









