• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
11 Haziran 2026 Perşembe
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Manşet

Cunta ve 5 No’lu: Duvarlar yıkılırken

10 Haziran 2026 Çarşamba - 23:00
Kategori: Manşet, Söyleşi

Yazar Mahmut Barık, 5 Nolu’da Mazlum’la, Kemal Pir’le, Dörtler’le yaşadıklarını, Mavi Ring’i anlattı:

  • Slogan atıyorlardı: ‘Kahrolsun sömürgecilik’ gibi. Ferhat dedi ki ‘Eğer birbirinize sahip çıkarsanız üstünüze gelemezler’ Mektup bırakmışlardı. ‘İntihar etmiyoruz. Siyasi bir eylemdir…’ diye
  • Bize ‘Yemek duası okuyacaksınız. Türküm diyeceksiniz’ dediler. Dörtlerin eyleminden sonra cezaevinde bir şey oldu. Korku duvarı aşıldı. Mazlum’un ‘Teslimiyet ihanete direniş zafere götürür’ sloganı gerçek ifadesini buldu
  • Kemal Pir: ‘Bunun hesabını senden soracaklar. Benim ordumdan birisi gelip sana bu yaptıklarının hesabını soracak.’ Böyle bir konuşmayı hatırlıyorum. Tünelin bulunduğu gün Esat Oktay’ın ölüm haberini aldık

Mehmet Ali Çelebi

Mart-Temmuz arası aylar 12 Eylül darbesine karşı direnişin zirve yaptığı aylardır. Cuntanın halkı sindirip kişiliksizleştirmek, devrimci mücadeleyi boğmak için pilot olarak seçtiği yerlerden biri Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi’dir. Kıbrıs’ta Rumlara karşı kullanıldıktan sonra cuntanın Kürtlere karşı görevlendirdiği Esat Oktay Yıldıran ve ekibinin yönettiği 5 No’lu, dünyada vahşet sıralamasında en kötü şöhretli cezaevleri arasına girmiştir. İlk yazılı dilin pınarı olmuş, dünyanın ilk yazılı destanı Gılgameş’i kanatlandırmış bu coğrafyada binlerce yılın tarih dağına yaslanmış Kürdün dilini, iradesini, onurunu yok etmek için cunta 5 No’luyu devreye koymuştur. Ancak 14 Temmuz 1982’de Kemal Pir, Hayri Durmuş, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek öncülüğünde ölüm orucu başlatılır. Cunta ve inkara karşı direnenler koğuşlarda kalanlara ve dışardakilere ufuklar açarlar. O dönemi yaşayan, o dönemdeki isimlerle yan yana ranzalarda kalan tanıklardan Yazar Mahmut Barık’la konuştuk. Ax Pişta Min, Kevnesopiyên Kurdan, Porzêrinê adlı Kürtçe ve Kumrular Hiç Uğuldamadılar, Güneşe Gömülmek adlı Türkçe kitapları bulunan Barık, Mavi Ring’de yaşananları da açtı…

35. Koğuş. 4 katlı ve her katta 10 hücre var. Her katta bir de kör hücre var

Mahmut Barık kimdir?

1961 yılında doğdum. Kürt ailenin dördüncü çocuğu olarak dünyaya geldim. Öğretmen okulunda 1978-1979’da mezun oldum. Atamam oldu. Öğretmen okulunda öğrenci hareketlerinde bulundum. 12 Eylül darbesi oldu. O faaliyetlerinden dolayı aranma durumu oldu. Teslim olmadım 12 Eylül’cülelere. Memurluğu bıraktım. Sonra Aralık 18’inde bir askeri operasyonda gözaltına alındım. 63 gün soruşturmada kaldım. Sonra Askeri Savcılık, 5 No’lu Cezavi. Esat Oktay Yıldıran’ın emniyet amiri olduğu Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi. Mazlumların, Hayrilerin, direndiği, Kemal Pirlerin direndiği cezaevi…

  • Mardin’de nasıl bir ortamda yetiştiniz?
Soldaki Mahmut Barık, sağdaki gazeteci Mehmet Ali Çelebi

İlkokulu köyde okudum. Ben okula başladığım zaman korkunç derecede bir asimilasyon vardı. Mesela asla köyde, okulda oynarken biz Kürtçe konuşamazdık. Ramazan Sivri diye Antalyalı bir öğretmen vardı. Diyarbakır’da işkence gördüm bir de Ramazan Sivri’den işkence gördüm Kürtçe konuştuğum için. Bir sistemdi bu. Kürtçe konuşmama kesinlikle yasak. Mesela Temizlik Kolu Başkanı, bilmem Müzik Kolu Başkanı var okullarda biliyorsunuz. Bizim Mardin’de okullarda Kürtçe Konuşmamak Kolu Başkanlığı kurmuşlardı. Görevi Kürtçe konuşanları takip etmek. Hem de evde, yani mesaiden sonra takip etmek. Okula başladığımızda öğretmen önce Kürtçe Konuşmama Kurulu Başkanı’nın listesini okur. Sıra dayağından geçirirdi. Kürt dili ve kültürü üzerinde o derece yoğun bir baskı vardı. Mesela ya Şivan Perwer’in kasetlerini dinlemek, ya da Mihemed Şêxo’nun, ya da Karapetê Xaço’nun Kürtçe kasetlerini dinlemek yasaktı. Erivan Radyosu vardı o zaman. Erivan Radyosu iki saat Kürtçe yayın yapıyordu, hasretle o iki saati bekliyorduk. Asimilasyon koşullarında Öğretmen Okulu’na girdim, kazandım. İki dönemdi o zaman. Eğitim Fakülteleri yoktu. O dönemde devrimcilerle tanıştık. Bizim komün evimiz vardı. Mazlum Doğan’ı hatırlıyorum. Baki Karer’i hatırlıyorum. 15-16 yaşındayım, sempati duyuyorum. Kürdistan sömürgedir, değildir tartışmaları vardı. Bu ortamda 12 Eylül gerçekleşti.

Cezaevleri dönemi…

Bize ‘yemek duası okuyacaksınız. Bir de Türküm diyeceksiniz’ dediler. Esat Oktay Yıldıran geldi. Ali Erek olayı var. Yoğun işkence vardı. Sabahtan akşama kadar saldırıyorlardı. Kule yapıyorlardı, işkence yapıyorlardı. Akla hayale gelebilecek her türlü işkence… Tek haber bağlantımız mahkemeye gidiş gelişlerdi. O mahkemede Mazlum’un eylemini öğrendik. Eller arkadan bağlı, kafamız önündekinde. Ama tüm işkenceleri göze alarak konuşuyorduk. ‘Heval sizin hücrede ne var’ diye birbirimize bilgi veriyorduk. Mazlum’un haberini aldık. Sonra koğuşta Ferhat Kurtay arayışlara girdi. Bir gün bizi havalandırmaya çıkardılar. Yıldırım Merkit itirafçı olmuştu, Merkez Komite üyesiydi, tüm yazışmaları deşifre etmişti. Yıldırım Merkit’in itirafından sonra Ferhat Kurtay’ın konumu ortaya çıktı. Yüzbaşı Esat Oktay dedi ‘Bak bugün yarın mahkemede tahliye olacaktı. Kendini gizlemişti, ben ortaya çıkardım. Bir numaralı adam’ dedi hepimizin önünde. Sonra işkence ettiler, içeri girdik. Mahmut Zengin, Eşref Anyık, Necmi Öner; Ferhat Kurtay öncülüğünde toplanıyorlardı. Ferhat Kurtay’ın yatağında toplanıyorlardı. 17 Mayıs gecesi öncesi çok miktarda tiner, boya istediler. O zaman cezaevinde slogan yazdırıyorlardı bize, fotoğraf çizdiriyorlardı. Atatürk resimleri. Kemalist sloganlar. ‘Türk öğün çalış güven’, ‘Bir Türk dünyaya bedeldir’ gibi. Necmi bizim koğuş sorumlusuydu. ‘Cezaevinde birinci olacağız’ deyip çok tiner, boya istedi. Mahmut, Eşref, ben aynı yatakta yatıyorduk. Mahmut Zengin Eşref’in yanındaydı. Necmi en başta kalıyordu, Ferhat en sonda. Ranzalar üç katlıydı, tahtadandı. Tiner üzerine döküp yakınca büyük gürültü ile bomba patladı gibi. Baktık ki bir kısım komple alevler içinde.

 

1 - 10
- +

1.

2.

3.

4.

5.

6.

7.

8.

9.

10.

  • Ne duydunuz? Ne söylüyorlardı?

Slogan atıyorlardı: ‘Kahrolsun sömürgecilik’ gibi. Mektup da bırakmışlardı. Adnan Yılmaz’a vermişlerdi. Bize okuttu Adnan. ‘İntihar etmiyoruz. Siyasi bir eylemdir…’

  • Son sohbetlerinizde aklınıza gelen bir şey var mı?

O gün tüm komünü boşalttık. Komün hayatı yaşıyorduk o baskı koşullarında. Tüm yemeği, bisküvileri dağıttılar. Sigaraları dağıttılar. Necmi’nin sohbet etmediği insan kalmadı. Eşref böyle, Mahmut böyle, Ferhat böyle. Biz farkına varmadan hatır istediler. Biz farkına varmadan tek tek bizimle vedalaştılar.

  • Mazlum Doğan, Kemal Pir’le diyaloğunuz oldu mu?

Mazlum’la aynı hücredeydik. Kemal’le 35’te birlikte kaldık, o üçüncü kattaydı, ben birinci kattaydım. Birbirimizi görmedik. Bu eylemden sonra bizi, 58 kişiyi hücrelere aldılar. Kemal‘in bulunduğu hücreye aldılar. O zaman da Kemal 4. kattaydı, ben de 3. kattaydım.

  • Gelişmeler cezaevini, Oktay Yıldıran’ları nasıl etkiledi?

Müthiş etkileri oldu. Eskiden ne diyorlarsa yapıyorduk. Mazlum’un eylemi bizi kendimize getirdi. Ferhatlar zincirleri kırdı, ama hala üstümüzdeydi. 14 Temmuz’da tam kırıldı. 1 Eylül’de ise tam parçaladık. Böyle bir süreç: Mazlum, Dörtler, 14 Temmuz ve 1-5 Eylül. 1 Eylül’de başladı, 5 Eylül’de tüm cezaevi kitlesel direnişe geçti.

  • Aileler ne zaman duydu?

Ferhatların cenazelerini ertesi gün ailelere verdiler. Eşref’in elbiselerini isteyince biz fark ettik ki vefat etmişler hastanede.  Şimdi mesela o yangından sonra ateş harlandı ya, o ateşin içinde slogan atıyorlardı. Koğuşta biz 150 kişiydik. O güne kadar tesadüfe bakın. 150 kişiye günde bir bardak su veriyorlardı. O gün su geldi musluklardan. Biz 40 bidon doldurmuştuk. Ve o 40 bidonumuzu onların üzerine döktük. Dökünce slogan attılar. Dediler ki “suyu döken ihanetçidir.” (Duygusallaşıyor, bir süre duraksıyor) Sonra durdu, evet. İçeri girmeye cesaret edemediler önce, belki koğuş komple direnişe geçmiş diye. Ferhat (Kurtay) dedi ki ‘Eğer birbirinize sahip çıkarsanız üstünüze gelemezler’ Necmi’den (Öner) kan akıyordu, erimişti. (Duygulanıyor, duraksıyor)

  • Kemal Pirlerin açlık görevi o dönemde yaşananlar…

Ferhatların, Dörtlerin eyleminden sonra cezaevinde bir şey oldu. Yani korku duvarı aşıldı diyebilirim. Mesela işkence ettikleri zaman çeneye vuruyorlardı, çene kırıyordu, ayak kırılıyordu. Öldürüyorlardı. Süründürüyorlardı. İnsanlar can telaşına düşmüştü. Ama bir müddet sonra, yani Ferhatların eylemi sonrasında artık teslimiyetin bir kurtuluş olmadığını, onların isteklerinin asla sonunun gelmeyeceğinin idrakına vardık. Mesela dediler ki ‘biz Türküz’, ya da yemek duasıyla başladık. Birbirimizi dövdürmeye, sövdürmeye kadar işi vardırdılar.

Onu da özellikle söyleyeyim. Esat Oktay Yıldıran başladığı zaman ben de 37’deydim. Bize geldi hücre salonunda şöyle bir konuşma yaptı. Dedi ki ‘Ben Esat Oktay Yıldıran, yeni iç emniyet amiriniz. Ben ve sizler. Devlet benim sırtımda. Her şeyi yapmakla serbestim. Herkesin bir dayanma gücü vardır. Ben sizi o dayanma gücünüzün sonuna getireceğim ve sizi ben teslim alacağım. Bir gün değil, bir ay değil, yıllarca elimdesiniz. Herkesin belli bir dayanma noktası vardır. Ben sizi teslim alacağım ve sizi öyle bir duruma getireceğim ki, sizi cezaevinden tahliye ettiğim zaman siz çıkmak istemeyeceksiniz.’ Yani anlamı çok açıktır: Yani sizi insanlığınızdan çıkaracağım. Yani sizi insani değerlerden tümüyle yoksun bırakacağım. Yani teslimiyetçi, arkadaşını ispiyonlayan, tüm değerlerden yoksun hilkat garibesine dönüştüreceğim. Ama başaramadılar. Önce Mazlum’a çarptılar. Sonra Dörtlere çarptılar. Sonra 14 Temmuz’a, Hayrilere çarptılar. Ve en son Kemal Pirlere çarptılar. Kemal Pirler zaten 14 Temmuz eylemini birlikte yaptılar. Sonra tüm cezaevinde 1 Eylül’de ölüm orucu başladı. 5 Eylül’de tüm cezaevi kitlesel direnişe geçti. Yaşamanın direnmek olduğunu öğrendim, öğrendik 5 No’lu cezaevi pratiğinde. Yani teslimiyetin kurtuluş olmadığını, direnişin zafer getirdiğini pratiğimizde gördük. Mazlum’un ‘Teslimiyet ihanete direniş zafere götürür’ sloganı 5 No’lu Cezaevi pratiğinde gerçek ifadesini buldu. Mazlum’ın bir sloganı vardı “Yaşamak direnmektir” diye. 14 Temmuz’da da Hayri Durmuş mahkemede, -mahkemede değildim ama mahkemedekiler dönüşte bize söylediler- Ben o zaman 35’teydim, hücredeydim. Çünkü Ferhat eylemi gerçekleşmişti ve eylemden sonra bizi 58 kişiyi hücreye götürmüşlerdi. 4. kata Hayri Durmuş, Kemal Pir, Celalettin Delibaş, Muzaffer Ayata kalıyordu. Her birini aralıklarla hücreye koymuşlardı. 3. katta Mustafa Karasu 9. hücrede kalıyordu. Paşa Güven, Orhan Aydın, Zeki Yılmaz vardı. Ben de Fevzi Yetkin’le 4. hücrede kalıyorduk. Onların temel sloganları ‘Siz askersiniz, Türksünüz. Tüm insanlık değerlerinden sizi yoksun bırakacağız. Türk askeri olarak sizi yetiştireceğiz.’ 80’lerin kültürel ve dil üzerindeki asimilasyon politikasını cezaevinde tamamlamak istiyorlardı 12 Eylülcüler. Ama cezaevinde o dönem yaşayanlar müsaade etmediler. Canlarını ortaya koyarak bunu engellediler.

  • Esat Oktay’a ne oldu sonra?

Esat Oktay’ın bizim 35’teki hikayesini anlatayım. Genellikle geliyordu, 4. katta Kemal Pir’le sohbet ediyordu. Biz de o sohbeti hep dinlerdik. Ben mesela 3. kattaydım. Her katta 10 hücre vardı. Toplamda 40 hücreydi. Ve 82 idamlık vardı. Her iki idamlığı bir hücreye koymuşlardı. Biz dinlerdik, yankı yapıyordu, Bir sohbetini anlatayım mesela: ‘Kemal Pir, ben seni yendim. Senin ordunu, hepsini ben teslim aldım. Şimdi hepsi bana itaat ediyor.’ Kemal Pir’in şu cevabı olmuştu: ‘Yenilgiyi kabul ediyorum. Sen beni yendin ama beni bitirmedin. Bunun hesabını senden soracaklar. Benim ordumdan birisi gelip sana bu yaptıklarının hesabını soracak.’ Böyle bir konuşmayı hatırlıyorum. Sonrasında biz 5 Eylül direnişinde tüm teslimiyet zincirlerini kırdıktan, tüm cezaevinde direniş yayıldıktan sonra ‘83’ten ‘84’e kadar rahat bir dönemimiz oldu. Sonra ‘84’de tekrar baskı, 84 direnişi oldu. ‘84 direnişinden sonra 2-3 ay ölüm orucu oldu, 4 arkadaş vefat etti o direnişte. Necmettin Büyükkaya, Orhan Keskin, iki kişi daha ölüm ucunda vefat etti. Necmettin Büyükkaya’yı işkencede öldürdüler. Sonrasında tekrar biz kazandık. Tünel çalışmaları oldu. Tünel hikayesi de çok uzun, onu anlatmayayım. O tünelin bulunduğu gün Esat Oktay’ın ölüm haberini aldık.

O gün biz 320 kişiyi Diyarbakır’dan sürgün ettiler. 63 metre uzunluğunda, 7 metre yerin dibinde tünel bulundu. tünel bulununca biz idamlıklar Eskişehir Cezaevi’ne sürgün edildik. Çok işkencelerle geçti yolculuk boyunca da. İki yıl Eskişehir’de kaldık. Eskişehir’de tekrar tünel çıktı. Eskişehir Özel Tip Cezaevi’ydi. Kayaların üzerine oyulmuştu. Ve tüneli kazınca kayalık olduğu için dışarıya ses veriyordu. Nöbetçiler cezaevinin etrafını dolaşırken bakıyor yerin dibinden tak tak tak ses geliyor. Ondan sonra gelip hücrelerimizi aradılar. Hücre sistemiydi, bazen kapıları açıyorlardı. 4 kişilikti hücrelerimiz. Geldiler buldular.

Mavi Ring…

Mavi Ring olayı Eskişehir’den Aydın’a sürgündür. Gece 12’de başladı baskın. Sabaha doğru hepimizi ringlere koydular. Bizi kelepçelediler. İşkence yapıyorlar diye de sıkı giyinmiştik. Eskişehir’le Aydın arası normalde 5-6 saat. Biz 24 saatte gittik. Bir de ringdir hava almıyoruz. Ege bölgesine girince sıcaklık 40 dereceye çıktı. Ringlerin içinde su yok ve ölüm orucunun da 32. günündeyiz. Resmen tabut. Bir de araba yürüdüğü zaman biraz rüzgar vuruyor hava alıyorsun. Konvoy yüzbaşısı her bir  yarım saatte 20 dakika, yarım saat mola veriyor. Niye mola veriyor, hepimiz üst üste ölelim diye. Kelepçeyi de sıkmış, çok arkadaşımızın eli şişmişti. Bayram’la aynı kelepçedeydik. Fuat Kavlar başka bir ringde. Bağırıyoruz, çağırıyoruz. Bir sefer geldi yüzbaşı. Bir arkadaşımız ölmek üzere küfrediyor yüzbaşıya. O bağrışlarımıza ıslık çalıp ritim tutuyor. Acımazsızca bir sürgün yaşadık ve iki arkadaşımız vefat etti. Her bir ringin boşalması bir saat sürüyor. Sıra bizim ringe geldi. Kapı açıldı benle Bayram indik aşağı ne görelim: Mezbaha. Çırpınıyorlar. Afalladık. Nasıl böyle bir şey olabilir? Bayram’ı götürdüler. Ben yine böyle gözlüklüyüm. Dedi ‘Sen Türk müsün, Türk olduğunu kabul ediyor musun?’ ‘Ne Türk’ü ya’ dedim. Dedi ‘Yemek yiyecek misin?’, ‘Ne yemeği’ dedim. Ölüm orucunu kırmamızı istiyorlar. O anda gözlüğümü düşünüyorum. Diyorum ki gözlüğüm kırılmasın. ‘Yemek yiyecek misin?’ Gözlüğü üstüne attım. Arkadaşlar işkencede çırpınıyorlar. Dedim ‘Ben yemiyorum, Türk de değilim.’ Attılar beni de mezbaha içine. Gözlerimi açtım, bir odadayım çırılçıplağım. Bıyıklarımın yarısı yok. Sakallarımın yarısı yok. Su gölünün içindeyim. Bayılmışım meğerse. Ayıltmak için su dökmüşler. Baktım bir arkadaş daha var, o da çırılçıplak. Öldük diye bizi morg gibi bir yere atmışlar. 2 arkadaş daha var. Arkadaşları hücreye almışlar demişler 4 arkadaşımız eksik. Ben, Demiray, Mehmet Yalçınkaya, Hasan Hüseyin Eroğlu. İki arkadaş vefat etmiş, morga almışlar. Bizi de artık nefes mi alıyormuşuz nasıl yapmışlarsa orda bekletmişler biraz. Acaba ölürler mi ölmezler mi diye bekletmişler. Ertesi gün bizi aldılar. SHP heyet oluşturmuştu, Fikri Sağlar, Sedat Doğan geldi. İkimizi sedye üzerinde götürdüler gösterdiler, ‘ölmemişler’ diye. Ertesi gün bizi arkadaşların yanına verdiler. 52. günde anlaşmayla sonuçlandı. 8 yıllık Diyarbakır süreci işkence dönemini yaşadım. Çok pervasız biçimde üzerimize geldiler. Dünyada birinci, ikinci. İran’daki Evin Cezaevi diyorlar, bir de Vietnam’daki Saygon Cezaevi diyorlar. O dönem için söyleyebileceğim Mazlum Doğan’ın ‘Yaşamak Direnmektir sloganıdır. Bu da 5 No’lu Cezaevi’nde anlamını buldu.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Ali için yeniden yargılanma başvurusu: 17 yaşında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmişti

Sonraki Haber

Devlet aklına karşı demokratik akıl

Sonraki Haber

Devlet aklına karşı demokratik akıl

SON HABERLER

Çiftçinin payına yine hüsran düştü

Yazar: Yeni Yaşam
10 Haziran 2026

Yüz yıllık direniş

Yazar: Yeni Yaşam
10 Haziran 2026

Barışın sigortası demokratik dönüşüm

Yazar: Yeni Yaşam
10 Haziran 2026

Devlet aklına karşı demokratik akıl

Yazar: Yeni Yaşam
10 Haziran 2026

Cunta ve 5 No’lu: Duvarlar yıkılırken

Yazar: Yeni Yaşam
10 Haziran 2026

Ali için yeniden yargılanma başvurusu: 17 yaşında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmişti

Yazar: Yeni Yaşam
10 Haziran 2026

Tutsak Mahşad Keşani’ni hastaneye kaldırıldı

Yazar: Yeni Yaşam
10 Haziran 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır