Kürt Halk Önderi Öcalan’ın DEM Parti İmralı Komisyonu aracılığıyla yaptığı açıklama, doğal olarak, toplumun ana gündemi oldu. Sayın Öcalan yaptığı açıklamayla sürece yeni bir adım attırmış, süreci özgün bir aşamaya taşımıştır. Bu açıklamanın önemini anlamlandırabilmek için 1978’den öncesini hatırlamak gerekiyor.
PKK kurulup mücadeleye başladığında devlet ve Kürtlerin bir kısmı da dahil, toplumun büyük bir kısmı, Kürt ulusunun varlığını kabul etmiyordu. İnkâr esas politikaydı, buna karşı çıkmak imha gerekçesiydi.
Bunca yıllık mücadele Kürt ulusunun varlığını ortaya koydu. Dahası bütün ilgililerin de Kürt ulusunun varlığını kabul etmelerini sağladı. Kürt ulusunun varlığının kabul edilmesi, inkâr politikalarının sürdürülmesini zorlaştırdı. Büyük bedellerle sürdürülen mücadelenin yarattığı bu sonuç çok değerliydi. Kürt sorununun çözümü, bu noktadan sonra gündeme geldi.
İşte Sayın Öcalan, yaptığı bu açıklamayla Kürt sorununun çözümünün demokratik programını ortaya koymuştur.
Bu program hayata geçirilirse, başta Kürt sorunu olmak üzere birçok sorun, demokratik tarzda çözülmüş olacaktır. Hem de çok fazla zaman almadan ve çok zor olmadan.
Sayın Öcalan’ın yaptığı bu açıklamada neler yer almaktadır?
Birincisi, Kürt sorununun doğmasına ve bunca yıl sürmesine yol açan temel eksiklikler olarak, demokrasinin ve hukukun olmamış olması, tespit edilmiştir. Doğrusu, demokratik Kürt siyaseti uzun yıllardır bu tespitleri yapmıştır. Ama bu tespitler, ilk defa, Kürt sorununun demokratik çözümünün programı olarak ortaya konmuştur.
İkincisi, bu eksiklilerin tespitinden yola çıkan Sayın Öcalan, hukukun egemen olduğu demokratik bir cumhuriyet kurulmasını temel hedef olarak belirlemiştir.
Üçüncü olarak, Sayın Öcalan Kürt sorununun çözümünde, “sorunun tarihselliğini, ciddiyetini ve üretebileceği riskleri görmek yerine kısa vadeli dar siyasi çıkarlara göre hareket” etmenin herkese kaybettireceğini belirterek, devletin soruna doğru yaklaşmasını, çözüme hizmet etmeyen yaklaşımlardan uzak durulması gerektiğini, “demokratik toplumun diliyle” anlatılmıştır.
Dördüncüsü, açıklamada ezilen, etnik, dinsel ve kültürel grupların, “kesintisiz ve örgütlü bir demokratik mücadeleyle kendi yaratımlarına sahip” çıkabilecekleri; “Bu süreçte devletin demokratik dönüşüme duyarlı” olmasının önemli olduğu belirtilmiştir. Böylece demokratikleşmenin sadece Kürtlere değil, “gadre uğramış” bütün kesimlere kazandıracağı ifade edilmiştir.
Yani denilmektedir ki söz konusu mücadele bütün bir toplumun örgütlü demokrasi mücadelesidir ve çözüm de bu mücadeleyle sağlanacaktır.
Bu pasajın devam eden cümlesinde Sayın Öcalan, devletin demokratik dönüşüme açık olmasına ve bunun önemine vurgu yapmaktadır. Çünkü nihayetinde sorunun bir tarafında devlet bulunmaktadır ve devletin de çözüm için adımlar atması gerekmektedir.
Sayın Öcalan bu açıklamasında, sürecin başından beri lügatimize giren “entegrasyon” kavramını da açıklığa kavuşturmuştur. Buna göre, demokratik entegrasyonun, “ayrıştırmacı ya da tersinden asimilasyonist yöntemlerin alternatifi” olduğu belirtilmiştir. Yani birlikte, ama kendi özgür kimliğiyle yaşamayı sağlayacak olan bir toplumsal sistemin öngörüldüğü ifade edilmiştir.
Vatandaşlığın nasıl tanımlanacağı konusundan da Sayın Öcalan, itiraz edilmesi kolay olmayan bir tanım geliştirmiştir.
“Vatandaşlık ilişkisi, millete aidiyet üzerinden değil devletle bağ esas alınarak kurulmalıdır. Dininde, milliyetinde, düşüncesinde özgür olmayı temel alan bir özgür yurttaşlığı esas alıyoruz. Din ve dil empoze edilemediği gibi milliyet de edilmemelidir.” diyerek, “çözülemez sorun” olarak sunulan vatandaşlık tanımını da çözülebilir noktaya taşımıştır.
Aynı konuda Sayın Öcalan, “anayasal vatandaşlık ilişkisi dinsel, ideolojik, kimliksel ve milliyet varlığını özgürce ifade etme ve örgütlenme hakkını kapsar.” diyerek, kimlik ve milliyet varlığını, ifade ve örgütlenme özgürlüğünü, demokratik toplumun kriterleri olarak ortaya koymuştur.
Bütün bunlardan sonra, her cümlenin başında demokratlıktan söz eden devlet yöneticileri ne yapacak? Sayın Öcalan’ın süreci daha ileri taşıması için umut hakkını uygulanacaklar mı?
Yoksa şu ana kadar yaptıkları gibi Kürtlerin ve ezilenlerin kazanmaması için mi mesai tüketecekler?
Yada bir tarafta barış ve demokratik toplum süreci işlerken, aynı anda Alevi toplumuna, işçilere ve farklı toplumsal gruplara “beğenmiyorsanız çekin gidin” anlamına gelen sözler etmeye devam mi edilecek?
Oysa ki demokrasi, kuralları olan bütünlüklü bir toplumsal sistemdir. Toplumsal kesimlere ve muktedirlerin isteğine göre değişmez. Devlet, süreci başarıya taşımak için bütün topluma aynı demokratik duyarlılıkla yaklaşmalıdır.
Palyatif çözümlerle, ikircikli, statükocu, parçalı yaklaşımlarla, beklenti yaratıp zamana oynayarak ve hukuksal zemini oluşturulmamış yöntemlerden ısrar ederek, demokratikleşme sağlanamaz.
Daha fazla cesaret ve kararlılık, barışa ve demokratik topluma giden yolu kısaltacaktır. Özgürlüğün kapısını, mücadele anahtarı açacaktır.









