• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
14 Mayıs 2026 Perşembe
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Forum

Devlet ve komün ikileminde Alevi ikrarına bağlı kalmak

10 Mayıs 2026 Pazar - 00:00
Kategori: Forum, Manşet

İktidar her dönem yeni bir rapor yayınlayarak, Alevi toplumunda hiçbir karşılığı olmamasına rağmen pratiğe geçirmek istediği politikalarının meşrulaştırıcı aparatı olarak kurguladığı hayali federasyon ve derneklerden ‘onay’ çıkarmaktadır. Bu hamleler uzun yıllar boyunca Alevi toplumunun eşit yurttaşlık temelli mücadelesini omuzlamış olan Alevi kurumlarını boşa çıkarmayı hedeflemektedir

Cemevi Başkanlığının yönelimlerine kapılan azımsanmayacak derecede Cemevi sayısı ve ‘dedeler’ birikmekte. Artık Alevilerin komünalitede ısrarı daha çok kendi kurumlarını sahiplenme ve kendi hakikatlerine göre yaşatma yönünde olacağı gerçeğiyle karşı karşıyayız. Bu tabloyla yüzleşme zamanı çoktan gelmiş durumdadır

Asil Benler

“Hakikat şehrinin yoluna giren

Giren değil şehre varanlar mutlu

Rıza pazarında ikrar verenler

İkrar veren değil duranlar mutlu.”

İnsanlığın serüvenine devlet ve komün diyalektiği ile bakmak, toplumsal problemin ortaya çıkışı ve günümüze dek süregelen hâl ve formlarını kavrayabilmek açısından esaslı kavrayışlar sunmaktadır. Komün ve komünalite toplumsalın temel doğuş ve varoluşsal haliyken, iktidar ve devlet ise kısaca tarihsel sürecin akışında bu varoluşsal olgunun bastırılma girişimi ve yeniden dikey olarak toplumsal aleyhte kurgulanışı anlamına gelmektedir. Bu diyalektik gerilim başta da belirtildiği gibi birçok hâl ve form halinde açığa çıkarak günümüze kadar sürmektedir.

Alevilikte, esasta inanç motifli bir toplumsal hâl olarak komünalite de ısrar etme ikrarıdır. Yalnızca bir inanç sistematiği değildir Alevilik; aynı zamanda rızalığın, eşitliğin ve ortak yaşamın öğretisidir. Asırlar boyunca “el ele, el Hakk’a” düsturu temelini esas alarak aralarında konfederal bir ağ oluşturmuş ve geniş bir coğrafyaya yayılmış olan talip topluluğunu kapsama alanına almış olan Ocaxlar silsilesinin işlevselliği bu açıdan belirleyicidir. Merkeziyetçi iç veya dış iktidar olgusu olmadan tek tek aşiretler ve ailelere, en ücra köy ve kasabalardan hanelere dek, inanç takviminin özgün dönemlerini de gözeterek devrevi olarak toplumun geniş yaşam alanlarına temas edebilmek ve yola ikrar vermiş talip topluluğunu hakikat bilgisi etrafında diri tutabilmek önemli bir konfederal örgütlenme gerektirmektedir.

Tüm bu örgütlenmenin dinamik inşa edici gücü şüphesiz ki “bir lokma, bir hırka” felsefesinin vücut bulduğu dervişane bir adanmışlıktır. Bu adanmışlığa Alevilik Mürşid, Pir ve Ana demiştir. Bireysel çıkar, menfaat, para veya iktidar hırsı olmadan talip topluluğu ile Hakk ve Hakikat ilişkisi kuran ve bunun karşılığında toplumun çıralık kültürü ile sunduğu mütevazi paylaşımlarla yaşamını idame ettirebilen bir adanmışlık düzeyidir bu. Modern devrimci partilerin dahi hayata geçirmekte zorlandığı bu örgütlenme şekli şüphesiz ki bizlere hala çok şey öğretecek değerler bütününü bağrında taşımaktadır.

Ocax sisteminin mahiyeti vurgulanırken oluşan temel yanılgılardan birini düzeltmek de bu hususta önemlidir. Ocax, tek başına “inanç öncülerini” temsil eden bir değer değildir. İnanç öncülüğü, yani Ana ve Pirler tarih içerisinde oluşmuş olan batıni ekollere verilen sorumluluk üstlenme ikrarı ve bu sorumluluk ikrarının ailesel olarak sürdürülmesine dair edinilmiş bir görev bilincine karşılık gelmektedir. Batıni ekollerde edinilen derinlik ve kemâletle, başka yurtlarda Ocaxlar kurmak ve bunu da tartışmasız bir şekilde toplumla birlikte yapmak önemli bir komünalite düzeyi oluşturmak demektir. Aynı zamanda tüm bunları devletçi uygarlığa rağmen, onun iktidar yapılanmalarının dışında inşa edebilmek çağın bilgeliğini gerektiren oldukça önemli bir toplumsal değerdir. Henüz tam olarak hakkı verilmemiş olsa da, Ocax kültürünü bir komün değeri olarak işlemek Alevi tarih yazımında taşları yerine oturtacağı gibi, makro ölçekte komün tarihi araştırmalarına da önemli veriler sunacaktır.

Bu değeri var edebilmek ve koruyabilmek adına yol erenleri büyük bedeller ödemiştir. Hallacı Mansur’dan Seyid Rıza’ya dek uzayarak devam eden geniş ölçekli bir tarih çizelgesi çizecek olursak; derisi yüzülen, yakılan, idam edilen vb yöntemlerle katledilen nice hakikat arayışcısı önümüze çıkacaktır. Bunun yanında başkaldırı ve isyan süreçleri de devlet ve komün çelişkisinin Alevi toplumsallığı özgünlüğünde keskinleştiği dönemler olarak okunabilir. ‘Tarihte Alevi isyanları olarak bilinen isyanlar neden ortaya çıkmıştır’ sorusuna bugüne kadar tarihi belge, kanıt ve sözlü aktarımlar esas alınarak verilen cevaplar nettir. Kimseyi zorla Alevi yapmak için değil, kimsenin toprağını işgal etmek için değil, aksine dönem iktidarlarının zulmü, ağır vergileri, yolsuzlukları, Alevi inancını yok saymaları gibi nedenler ve alternatif olarak Rıza Şehri kurma gibi hedefler bu isyanların temel kaynağını oluşturmuştur. Önsel Alevilik olarak değerlendirilebilecek Mazdek ve Hürrem’den, Alamut direnişi, Babek, Baba İshak, Pir Sultan Abdal ve benzerlerine kadar gelen direniş damarı, tarihte ısrarlı ortak yaşam arayışları olarak okunur.

Nakîbü’l-Eşrâflıktan Dedeler Zirvesi’ne

Tarihselliğin güncele ne kadar yansıdığını tartışmak ve buradan yola çıkarak bozulma ve aşınmaların ne düzeyde olduğuyla yüzleşmek de kaçınılmaz olmaktadır. Çözümlenmeye çalışılan tarihsel dönem şüphesiz tek düze ve çelişkisiz olmamıştır. Yolu araçsallaştıran ve nefsini ikrarının önüne koyanlar da çıkmış ve komünalite kültüründe ciddi tahribatlar yaratmışlardır. İyiyle kötünün, Hakk ve Nehak’ın mücadelesi düalist bir düzlemde her dönem mevcuttur. Hızır Paşa bunlardan en bilindik örneklerdendir. Öyle ki artık kişiden çok bir anlayış ve tanım haline gelmiştir Hızır Paşa. Yani biyolojik varlığı aşmış, lanet edilen ve uzak durulması gereken bir anlayış ve tanım olmuştur.

Kapitalist modernitenin iktidarı her yere yayan biyopolitika eksenli saldırısı tüm toplumlarda olduğu gibi Alevilerde de ciddi bozulmalar yaratmıştır. Bu bozulmadan şüphesiz Pirler de Talipler de payını almıştır. Bugün ne yazık ki söz konusu Alevilik olunca birçok insanın aklına getirdiği şey bu bozulmanın yarattığı kişisel yol dışı yanlış pratikler olmaktadır.

Bozulmaların yanında sistematik bir şekilde Alevi süreklerine yönelik tahakkümcü müdahalelerin de ardı arkası kesilmemiştir. Cumhuriyet dönemini işleyecek olursak Tekke ve Zaviyelerin kapatılmasından, yaşanan katliamlara, sürekli kılınan asimilasyon politikalarına ve Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığına kadar gelen sürece kadar birçok başlık bu konuda birer eşik olarak değerlendirilebilir.

Gelinen aşamada Alevi halkların bir elli yıl öncesi yaşamları ile günceldeki yaşamları arasında büyük sosyolojik değişimlerin yaşandığını kabul etmek gerekir. Örneğin kır ve kent yaşamı arasındaki orantısız yoğun nüfus değişikliği büyük alt üst oluşların önemli bir zemini olmakta. Cemevi gibi bir olgu eski inanç dünyasında yok iken, bugün artık genel kabul ölçülerine erişmiş ve ibadet mekânı olarak öne çıkmış durumda. İnanç öncülüğü konumu, büyük oranda Rıza toplumsallığı, Rıza şehri gibi hedeflerin rehberi ve inşacısıyken, bugün daha çok cenaze erkânı ve dönemsel olarak tekrarlanan cem erkânlarını yürütme düzeyine indirgenmiş durumdadır. Tüm bunlarla beraber büyük oranda toplumsal anlam kaybının yaşandığı da önemli bir veri aynı zamanda.

Tüm bu süreçlerde Alevilik, inkâr ve asimilasyon politikalarına maruz kalan uzun süreli bir sorunsallık alanında tutuldu. Güncelde ise Bakanlık bünyesinde kurulan Cemevi Başkanlığı, kaba redçilikten öte Aleviliğin kavram ve kuramsal hattından, iç işleyiş ve kurumsallaşmalarına kadar tüm değerlerini ve özerk yapısını negatif entegre projeleriyle kontrol altına almaya yönelik kapsamlı bir yönelim gerçekleştirmektedir. Cemevlerini maddi tahakküm sarmalıyla devlet bünyesine entegre etmekten, “dede yetiştirme” gayelerine kadar birçok başlığa el atıldığı bir durumla karşı karşıyayız.

Son olarak ise Kürt Rêya Heq Alevi süreğinin serçeşmesi olan Dersim’de, tam da 37-38 sürecinde yaşanmış olan Tertelenin yıldönümü olan 4 Mayıs tarihinde, “Dedeler Zirvesi” başlığıyla bir buluşma gerçekleştirildi. Bu buluşmanın elbette ki birçok hedefi var. Bunlardan en önemlisi katliamın yıldönümü olan 4 Mayıs gününün seçilmesiyle tescillenmektedir. Tesadüfen gelişen bir denk getiriş değil, tamamen bilinçli olarak ve nispet yaparcasına seçilmiş bir tarih olduğunu vurgulamak gerekir. Dersim şahsında verilen mesaj nettir; “Dersim’e yönelik seferler devam ediyor ve bunu sürdürmekte ısrarcıyız. Siz 89 yıl önce katledilenleri anarken, biz “tunç eli” politikalarını güncellemeye devam ediyoruz.”

Kuşkusuz bu buluşmanın temel olarak Ocax temsiliyeti iddiasında olan şahısları hedefleyen bir proje olması, Ocax sisteminin Rêya Heq Aleviliği için temel örgütsel form olmasından kaynaklanmaktadır. Dersim’de yapılması ise Ocaxların merkezi olmasından ötürüdür. Mecra ve kaynak ilişkisi burada koparılmak istenmektedir. Dersim’de direnen Kürt Alevi toplumsal gerçeğine karşı, homojenleştirici ulus devlet politikaları ekseninde “Tertelenin” yeni koşullarda güncellenmek istendiği ve bunun da kültürel soykırım düzleminde yürütüldüğünü belirtmek gerekir.

Pirlik makamı halkın rızalığıyla oluşmuş ve icrası hakikatten alınan payla ölçülmüştür. Dolayısıyla “Dedelik” misyonu, Nakîbü’l-eşrâf (secere dağıtan makam) rolünü güncellemek isteyen devlet veya onun resmi kurumları tarafından değil, halk tarafından rızalık esasıyla verilebilir ancak. Ötesi denetim altına alma eksenli gerçekleştirilen “zirvelerdir.”

Komünalitede ısrar ederek tarihten günümüze kadar işleyen dervişane ikrar, maaş ve memuriyet gibi projelerle teslim alınmaya çalışılmaktadır. Yol itikadının Ocax sistemi içerisinde edep-erkân kurallarıyla işlettiği geleneğe karşı, “Yeniçerileştirme projesi” hayata geçirilmek istenmektedir. Son zamanlarda bürokratik protokollerde en önde dua verdirilen “dedelerin” Dersim’de öne çıkarılması bunun somut örneklerindendir.

Durum kısaca böyleyken daha soğukkanlı ve daha cesur tahliller yapmak gerekmektedir. Birincisi en temelde Ocax sisteminin özerk yapısı başta Dersim Tertelesi’nde ciddi anlamda darbelenmiş ve sonuç olarak elde kalan boyutları da kontrol altına alınmak istenmektedir. İkinci olarak ise değişen sosyolojik durumlardan kaynaklı ihtiyaç haline gelerek kurulmuş olan Cemevleri sisteme tamamıyla entegre edilmek istenmektedir. Üçüncüsü ise tüm bunlarla bağlantılı olarak bizzat Alevilik, Türk-İslam tarifleriyle baştan sona yeniden dizayn edilmek istenmektedir.

Bir komünalite süreği olarak Alevilik, tarih içerisinde dışsal dayatmalar ve ideolojik saldırılar kapsamında devletçi uygarlık ile gerilimler yaşamış ve bu durum karşısında gerek kültürel ve felsefik direnme yöntemleri, gerekse de dağ başlarını mesken tutma gibi çeşitli savunma yöntemleri geliştirerek konumlanmıştır. Elbette içsel sorunlar halinde yaşanan durumlar da olmuştur. Fakat büyük oranda dışsal yönelimler daha baskındır ve toplumsal refleksler kendini dışa karşı koruma yönündedir.

Gelinen aşamada ise kriz ve kaos yaratan toplumsal durumların kaynağı yine dışsal ve devlet eksenli olmakla beraber, asıl mücadele alanı içsel yani toplumsal bünyeye içkin bir hal almaya doğru sürüklenmektedir. Ocax evlatlarına yönelik hamleler ciddi yarılmalar yaratmakta ve yoğun tartışmalar doğurmaktadır.

İktidar her dönem yeni bir rapor yayınlayarak, Alevi toplumunda hiçbir karşılığı olmamasına rağmen pratiğe geçirmek istediği politikalarının meşrulaştırıcı aparatı olarak kurguladığı hayali federasyon ve derneklerden “onay” çıkarmaktadır. Bu hamleler uzun yıllar boyunca Alevi toplumunun eşit yurttaşlık temelli mücadelesini omuzlamış olan Alevi kurumlarını boşa çıkarmayı hedeflemektedir. Cemevleri, karşı karşıya kalınan devletleştirme pratikleri karşısında tüm bu sürecin kriz ve kaosunu en keskin yaşayacak alanlar olmaya doğru sürüklenmektedir. İktidara yakın çevrelerce hazırlanan son raporda Cemevi Başkanlığının Kültür ve Turizm Bakanlığından alınarak, direk olarak Cumhurbaşkanlığına bağlanması gündemleştirildi. Öte yandan İmam Hatiplere benzer okullar açılarak “dede yetiştirme” cüreti dillendirildi.

Önümüzde kısaca böylesi bir tablo var. Cemevi Başkanlığının yönelimlerine kapılan azımsanmayacak derecede Cemevi sayısı ve “dedeler” birikmekte. Artık Alevilerin komünalitede ısrarı daha çok kendi kurumlarını sahiplenme ve kendi hakikatlerine göre yaşatma yönünde olacağı gerçeğiyle karşı karşıyayız. Bu tabloyla yüzleşme zamanı çoktan gelmiş durumdadır. Bu yüzleşme elbette yolda birlik düsturu ile bir araya gelme ve ortak bir strateji belirleyerek mücadele zemini oluşturmayla ancak mümkündür.

Herkesin farkında olduğu fakat kimsenin cesurca tartışmaya girişmediği meseleler ile yüzleşecek muhabbet meydanları kurmak başlangıç için elzem olmaktadır. Cemevleri niçin kuruldu, şu an ne kadar mecrasında tutulabiliyor? Cemevlerini Alevi hakikatine uygun komün merkezleri haline getirebilir miyiz? Devlet aygıtını bir bütün olarak düşünecek olursak Cemevlerinin hükümet, belediye ve bürokrasiyle mesafesi ne olmalıdır? Aleviliğin omurgası olan Ocax sistemini tekrar nasıl inşa edebiliriz?

Bu ve benzeri sorulara öğretiyle çelişmeyen cevaplar bulmak ve erişilen cevaplar etrafında ikrarlaşarak mücadele hattı geliştirmek kaçınılmaz bir görev olarak karşımızda durmaktadır..

Gerçeğe Hü..

 

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Jin Dergi’nin yeni sayısı yayında

Sonraki Haber

Meşin yuvarlağın haysiyet barikatı: Amedspor ve statükonun hazımsızlığı

Sonraki Haber

Meşin yuvarlağın haysiyet barikatı: Amedspor ve statükonun hazımsızlığı

SON HABERLER

Gazetemiz çalışanı Reyhan Hacıoğlu’na 4 yıl 2 ay ceza

Yazar: Yeni Yaşam
14 Mayıs 2026

PAJK: Önder Apo’nun konumu ve statüsü yasallaşmalı

Yazar: Yeni Yaşam
14 Mayıs 2026

Gever’de 2 yıl süren kaldırım sorunu

Yazar: Yeni Yaşam
14 Mayıs 2026

‘Barış İçin Sende Bir Adım At’ yürüyüşlerine katılım çağrısı

Yazar: Yeni Yaşam
14 Mayıs 2026

Arhavi’de maden ve HES’e tepki: Endemik bitkiler yok ediliyor

Yazar: Yeni Yaşam
14 Mayıs 2026

KNK’den Kürt Dil Bayramı mesajı: Yasaklar kaldırılsın, Kürtçe korunup güçlensin

Yazar: Yeni Yaşam
14 Mayıs 2026

Tepebaşı Belediyesi’ne ‘yolsuzluk’ operasyonu: 20 gözaltı

Yazar: Yeni Yaşam
14 Mayıs 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır