BASK ülkesindeki ELA sendikası temsilcileri ‘Abdullah Öcalan’a yönelik tutum ikincil bir mesele değil; tam aksine, gerçek bir diyalog zemini açmaya yönelik siyasi irade eksikliğinin bir yansımasıdır’ dedi
İspanya’nın Bask, Katalan, Galiçya ve Endülüs bölgelerinde faaliyet yürüten büyük sendikalar ile farklı bölgelerden toplam 15 işçi sendikası, Avrupa Konseyi’ne çağrıda bulunarak Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan için umut hakkının tanınmasını ve barış sürecine katılımının önündeki engellerin kaldırılmasını istedi. Sendikalar, 27 Nisan’da kendi logoları ve temsilcilerinin imzalarıyla Avrupa Konseyi’ne ayrı ayrı mektuplar gönderdi.
Ortak yayımladıkları açıklamada, tüm ağır koşul ve zorluklara rağmen Kürt Halk Önderi’nin yaptığı çağrıların somut adımlarla karşılık bulmasının önemine dikkat çeken sendikalar, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne AİHM’in 2014 yılında verdiği “umut hakkı” kararının uygulanması çağrısında bulundu. BASK ülkesinden çağrıcı sendikalardan olan ELA Genel Sekreteri Yardımcısı Amaia Muñoa ve Uluslararası İlişkiler Sorumlusu Eider Azkunaga çağrıya ilişkin konuştu. Barış sürecinde somut adım ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın “umut hakkı” için sendikalar olarak çağrıcı olmalarının doğal olduğunu söyleyen Amaia Muñoa ve Eider Azkunaga, “Biz ELA olarak bunu sendikamızın bir dönüşümü değil, sendikanın sosyal işlevinin doğal bir görüntüsü olarak görüyoruz. Bizim bakış açımıza göre, bir sendikanın işlevi sadece çalışma hayatıyla sınırlı kalamaz; zira çalışma haklarının savunulması, sivil, siyasi ve ulusal hakların savunulmasıyla iç içedir. Devleti olmayan bir ulus olan Bask Ülkesi’nin (Euskal Herria) bir kuruluşu olarak, bu sendikal anlayış bizim için yeni veya konjonktürel bir durum değil, tarihsel çizgimizin bir parçasıdır. ELA, Abdullah Öcalan gibi bir meselede bir tarafta konum alırken bunu sadece insani adalet perspektifiyle değil, aynı zamanda Kürt halkının durumuna yönelik siyasi ve demokratik bir çözümün savunusu adına yapmaktadır” sözlerini kullandı.
‘İmralı’daki tecrit sürecin önünde açık bir engel’
Türkiye’de başlatılan süreçte çağrılarında da belirttikleri gibi “Geniş bir siyasi irade ve gerçek bir diyalog zemini olmadan ilerleme sağlanması mümkün değildir” diyen Amaia Muñoa ve Eider Azkunaga, “Barış süreçleri, ilgili tüm tarafların tanınmasını ve kendilerini ifade edip sürece katılabilecekleri koşulların yaratılmasını gerektirir. Sayın Öcalan’ın İmralı’daki tecrit koşulları gibi durumlar, her türlü sürecin önünde açık bir engel teşkil etmektedir” dedi.
‘Sayın Öcalan’a yaklaşım siyasi irade eksikliğinin yansımasıdır’
“Diyalog sürecinde somut ilerleme sağlanamamasının, doğrudan gerçek bir siyasi irade eksikliğiyle ilgili olduğunu düşünüyoruz” diyen Amaia Muñoa ve Eider Azkunaga, “Her ne kadar önemli adımlar atılmış olsa da devlet kanadından bir karşılık gelmediği sürece tek taraflı jestler yeterli değildir. Bu bağlamda, Sayın Abdullah Öcalan’a yönelik tutum ikincil bir mesele değil; tam aksine, gerçek bir diyalog zemini açmaya yönelik siyasi irade eksikliğinin bir yansımasıdır. Katılımı ve güven inşasını mümkün kılacak koşulların yanı sıra, mevcut tıkanıklığı aşacak net bir yol haritasına ihtiyaç vardır” diye belirtti.
‘Uluslararası mekanizmalar faydalı olabilir’
Sendikalar olarak Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne doğrudan çağrı yapmalarına ilişkin ise Amaia Muñoa ve Eider Azkunaga, “Uluslararası mekanizmaların faydalı olabileceğine inanıyoruz. Bu anlamda Avrupa Konseyi, hak ihlallerine dikkat çekebilir, belirli bir kamuoyu baskısı oluşturabilir ve durumun çözüme kavuşturulmasına yardımcı olabilir. Ancak, daha önce de belirttiğimiz gibi, asıl belirleyici olan tarafların iradesidir” dedi.
İşçi sınıfının mücadelesi ile Kürt meselesi ve savaş arasındaki bağa dair ise Amaia Muñoa ve Eider Azkunaga şunları belirtti:
“Bizim için bu bağ doğrudan bir ilişkidir. Çatışmanın, baskının, demokratik özgürlüklerin yokluğunun ve ulusal tanınmanın olmadığı bir ortamda onurlu çalışma koşullarından söz edilemez. Kürt meselesi, temel hakları etkilediği için sendikalizmi de doğrudan ilgilendirmektedir. Barışı ve demokratik çözümü savunmak, aynı zamanda savaşlardan ve çatışmalardan her zaman en büyük zararı gören işçi sınıfını savunmak demektir.
ELA olarak, Kürt gerçekliğine yönelik uluslararası ilgiyi canlı tutacak ve halklar arasındaki dayanışmayı güçlendirecek girişimlerin desteklenmeye devam edilmesini önemli görüyoruz. Olası bir barış sürecinin açılmasına yönelik bazı adımların atıldığı bir dönemde, bu fırsatın kaçırılmamasının ve gerçek bir diyalog zeminine doğru ilerlenmesinin hayati olduğuna inanıyoruz. Kürt halkının en kısa zamanda barış içinde yaşamasını ve bunun Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünü de kapsamasını temenni ediyoruz.”
Haber: Melek Avcı \ JINNEWS









