Savaşlar kadın bedeni sistematik gözdağı aracına dönüştürülürken, Halep’ten dünyaya yayılan barbarlık, tarihsel sürekliliğin güncel tezahürü oldu
Heyet Tahrir Şam (HTŞ) ve Türkiye’nin desteklediği paramiliter grupların Halep’te Kürtlere karşı düzenlediği saldırılarda, asayiş üyesi Deniz Efrîn’in cenazesinin binadan aşağı atılması erkekliğin kol kola ilerlediği militarizmin yüzünü bir kez daha gün yüzüne çıkardı. Erkeklerin çıkardığı savaşlarda tüm çirkinlikler kadın bedeni üzerinden kusuluyor.
Türkiye’de de kadın bedeni üzerinden açılan yeni cepheye, ölülere yapılan saygısızlıklara birçok kez tanıklık edildi. Şirnex (Şırnak) ve ilçelerinde 2015-2026 yıllarında ilan edilen sokağa çıkma yasakları döneminde, askeri yoğunluk, giriş çıkışlardaki kontroller, evlere ve duvarlara yapılan cinsiyetçi yazılamalar militarizmin günlük yaşamdaki görünürlüğünü arttırdı. Silopiya’da Taybet İnan’ın cenazesinin yedi gün boyunca sokakta bekletilmesi, Mûş’ta çıkan çatışmada yaşamını yitiren YJA-Star üyesi Kader Kevser Eltürk’ün (Ekin Wan) çıplak bedeninin sokakta teşhir edilmesi dün gibi hala hafızalarda.
Antik çağdan günümüze
Tarih boyunca savaş ve çatışmalarda kadınlar yalnızca katledilmedi. Bedenleri teşhir edildi, cenazeleri aşağılandı ve mezarları yok sayıldı. Antik çağdan günümüze uzanan çok sayıda belgeli olay, kadın bedeninin sistematik biçimde bir “çatışma alanı” olarak görüldüğünü ortaya koyuyor.
Günümüze dek süren bu yaklaşım ise, değişmeyen zihniyetin kadın bedeni üzerinden verdiği mesajın sürekliliğini gösteriyor. İskenderiye’de Hypatia’dan Rojava’da YPJ’li savaşçılara, Bosna Foça’dan Gazze’ye, Bangladeş’ten Ruanda’ya, Şengal’den Türkiye ve Mûş’a kadar uzanan tarihsel örnekler, kadınların beden ve kimliklerinden dolayı nasıl hedef alındığını ortaya koyuyor. Tecavüz, öldürme, teşhir ve cenazeye yönelik aşağılayıcı muamele, her dönemde farklı biçimlerde ortaya çıkmasına rağmen aynı örüntüyü tekrar ediyor.
Filozof Hypatia
Milattan Sonra (M.S.) 415 yılında İskenderiye’de yaşayan filozof ve matematikçi Hypatia, bir grup tarafından sokakta soyularak katledildi, bedeni parçalandı ve yakıldı. Hypatia’ya cenaze hakkı dahi tanınmadı.
Orta Çağ’da ‘cadı avları’
Avrupa’da 14. yüzyılın sonlarında başlayan cadı avları, 16. ve 17. yüzyıllarda zirveye ulaştı. Bu süreç, dini korkuların, salgın hastalıklar, kıtlık ve savaşlar gibi toplumsal krizlerin yarattığı belirsizlik ortamında “günah keçisi” arayışının bir sonucu olarak ortaya çıktı. Şeytanla işbirliği yaptığına inanılan kişiler hedef alındı, özellikle yalnız, yoksul, yaşlı, toplum normlarına uymayan kadınlar ile ebeler ve şifacılar hedef seçilerek, cadılıkla suçlandı. Kilise ve devlet otoriteleri, bu korkuyu bir kontrol aracına dönüştürdü. Tarihçilere göre, yaklaşık 40.000-60.000 kişi cadılıkla suçlanarak katledildi ve bunların yüzde 75 ile 85’i kadınlardan oluştu. Suçlanan kişiler, meydanlarda teşhir edilip, çoğunlukla işkenceyle itirafa zorlandı, savunma hakları olmaksızın yakıldı, ya asıldı ya da başları kesilerek idam edildi.
Jeanne d’Arc
1920’de azize ilan edilen Fransa’nın ulusal kahramanı ve koruyucu azizesi Jeanne d’Arc, erkek kıyafetleri giyerek şeytani görüşlerle hareket etmek ve eylemlerinin gerçekleştirilmesi, kilisenin yargılamasını reddetmek gibi sapkınlık suçlamalarıyla yargılandı. Suçlu ilan edildi ve 30 Mayıs 1431’de, yaklaşık dokuz depo kazığa bağlanıp yakıldı. Külleri ise Seine Nehri’ne atıldı.
20.yy savaşları
1950 yılındaki Kore Savaşı sırasında Nogun-ri ve çevresinde katledilen kadınların cenazeleri günlerce açıkta bırakıldı. 1971 Bangladeş Kurtuluş Savaşı’nda binlerce kadın, tecavüz edilerek katledildi, cenazeleri ise nehir ve toplu çukurlara atıldı. Bosna-Hersek’te 1992-1995 yılları arasında Foça ve Srebrenitsa’da kadınlar tecavüz kamplarında katledildi, cenazeleri parçalanarak toplu mezarlara atıldı. Ruanda Soykırımı’nda ise kadınların cenazeleri, köy meydanlarında teşhir edilerek topluma gözdağı verildi.
Êzidi kadınlar
2014’te DAİŞ’in Şengal’e dönük saldırıları sırasında Êzidî kadınlar kaçırıldı, tecavüze uğradı ve köle pazarlarında satıldı. Katledilenlerin cenazeleri yol kenarlarına bırakıldı, toplu mezarlara atıldı ve propaganda amaçlı teşhir edildi.
YPJ savaşçıları
2016 yılında Rojava’da YPJ savaşçısı Asia Ramazan Antar (Viyan Antar), DAİŞ tarafından Minbiç’te katledildi. Cenazesi çıplak olarak fotoğraflandı ve sanal medya üzerinden paylaşıldı. Benzer şekilde çatışmalarda yaşamını yitiren bazı YPJ’li kadınların cenazeleri parçalanarak gözdağı verilmek istendi.
Ekin Wan ve Cizîr
2015 yılında Mûş’un Gimgim (Varto) ilçesinde katledin YJA STAR’lı Ekin Wan’ın cenazesi çıplak halde sokaklarda sürüklendi, fotoğrafları çekilerek sanal medyada paylaşıldı. Ailesine cenazesi uzun süre teslim edilmedi. Olay, kadın bedeninin savaş ve çatışma ortamında nasıl hedef alındığını bir kez daha gözler önüne serdi.
Şirnex’in Cizîr ilçesinde ilan edilen sokağa çıkma yasaklarında katledilen iki kadına ait cenaze, 11 Şubat 2015’te sokak ortasında devletin bölgeye yığdığı asker ve polisler tarafından soyulup, fotoğraflanarak sanal medya üzerinden yayımlandı.
Ukrayna- Rusya savaşı
Kadın bedenine yönelik saldırılarla güç gösterisinin yapıldığı çatışmalardan biri de Rusya-Ukrayna arasındaki savaştı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 24 Şubat 2022’de saldırı emri vermesiyle başlayan savaşı, Ukraynalı bir kadının “Bana tecavüz eden Rus askeri oğlumla aynı yaştaydı” sözleri özetlerken, Ukrayna İnsan Hakları Komiseri, yalnızca Nisan ayının ilk iki haftasında Ukraynalı kadınlara yönelik 400 cinsel saldırı vakasının kaydedildiğini aktardı.
Gazze
7 Ekim 2023’te Hamas’ın saldırıları sırasında katledilen Alman-İsrailli Shani Louk’un bedeni, yarı çıplak halde bir kamyonetin kasasında Gazze sokaklarında dolaştırıldı. Görüntüler video ve fotoğraf olarak yayına sokuldu.
Halep’te Deniz Efrîn
Suriye’nin Halep kentindeki Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerine yönelik HTŞ ve Türkiye’ye bağlı paramiliter grupların saldırıları devam ederken, sanal medyada bir görüntü yayınlandı. Görüntüde, mahallenin asayişini sağlayan üyelerden Deniz Efrîn’in cenazesinin bir binanın üçüncü katından “Allahu Ekber” sloganları eşliğinde aşağı fırlatıldığı görüldü. Büyük tepki toplayan görüntü, sosyal medya kullanıcıları ve insan hakları savunucuları tarafından “savaş suçu” ve “insanlık onurunun ağır ihlali” olarak nitelendirildi.
Savaşlarda insani değerlerin korunmasını mevzuata bağlayan uluslararası sözleşmelerden biri de Cenevre Sözleşmeleri. 2 Ağustos 1949’da Cenevre’de imzalanan sözleşme, geçtiğimiz yüzyılın en önemli başarılarından biri olarak kabul edilse de, uygulamada çok da dikkate alındığı söylenemez.
Haber: Zeynep Durgut / MA









