Fransa Ulusal Meclisi’nde düzenlenen konferansta Kürtlerin Ortadoğu’daki rolü ve çözüm süreçlerindeki yeri tartışıldı. Bakırhan’ın da katıldığı konferansta, Kürtlerin yüz yıllık inkâr politikalarına karşın Ortadoğu’da güçlü bir siyasal aktör haline geldiği vurgulanırken Fransa’nın yalnızca söylem düzeyinde değil, somut adımlar atması çağrısı yapıldı
Fransa Ulusal Meclisi’nde Fransa Kürt Demokratik Konseyi ve Meclis Kürt Çalışma Grubu öncülüğünde düzenlenen konferans, siyasetçiler, akademisyenler ve parlamenterleri bir araya getirdi. Ortadoğu’nun yeniden şekillendiği bu kritik dönemde Kürtlerin rolü ve geleceği masaya yatırıldı.
“Ortadoğu’nun Yeniden İnşasında Kürtlerin Rolü ve Perspektifi” başlığıyla gerçekleştirilen konferans iki oturum halinde yapıldı. İlk oturumda Kürt siyasal temsilcileri söz alırken ikinci oturumda Fransız parlamenterler Kürt meselesine ilişkin değerlendirmelerini paylaştı.
Kürtler artık belirleyici bir aktör
“Kürtlerin yeniden yapılanan Ortadoğu’daki rolü: dört parça, dört cephe, tek halk” başlıklı ilk oturumda DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Kürtlerin son yüzyılda maruz kaldığı inkâr ve baskı politikalarına dikkat çekti. Sykes-Picot Anlaşması’nın ardından başlayan sürecin Kürtler açısından ağır sonuçlar doğurduğunu vurgulayan Bakırhan, buna rağmen Kürtlerin mücadeleyle varlığını koruduğunu ve bugün Ortadoğu’da belirleyici bir güç haline geldiğini söyledi. Kürtlerin dışlandığı hiçbir çözümün kalıcı olmayacağını belirterek demokratik müzakerenin önemine vurgu yaptı.
İran ve Jin Jiyan Azadî süreci
Rojhilatê Kürdistanı’nı temsilen söz alan Siyamend Mûînî, bölgede baskıların sürdüğünü; idam ve tutuklamaların devam ettiğini ifade etti. Jin Jiyan Azadî protestolarıyla birlikte Kürt toplumunda önemli bir siyasal uyanış yaşandığını belirten Mûînî, Kürtlerin artık geleceğini belirleme konusunda daha örgütlü ve bilinçli bir noktaya geldiğini vurguladı.
Başûr: Fiilen devlet gibi işleyen bir yapı
Başûrê Kürdistanı’nı temsilen konuşan Blesa Cabar Ferman, federatif yapının fiilen bir devlet gibi işlediğini söyledi. Bölgenin komşu ülkelerle sorun istemediğini ancak buna rağmen saldırılara maruz kaldığını dile getiren Ferman, bölgesel gerilimlerin Kürt kazanımlarını tehdit ettiğini vurguladı.
Rojava: Kadın özgürlükçü model
Rojavalı katılımcı Fuad Omer ise Rojava’daki dönüşüme dikkat çekti. Uzun süre yok sayılan Kürtlerin örgütlenerek kadın özgürlükçü bir perspektifle kendi kendini yönetme modelini hayata geçirdiğini belirten Omer, Batılı ülkelerin Heyet Tahrir el-Şam üzerinden bölgedeki kazanımların tehdit altına girmesine göz yumduğunu eleştirdi. Buna rağmen Kürtlerin Suriye’deki diğer halklarla birlikte demokratik bir gelecek kurma mücadelesini sürdüreceğini vurguladı.
İkinci Oturum: Söylem değil, somut adım
Konferansın ikinci oturumu, Danielle Mitterrand Vakfı öncülüğünde düzenlenen yuvarlak masa toplantısıyla sürdü. 1986’dan bu yana Kürt halkıyla kurulan dayanışma geleneğine dikkat çeken vakıf temsilcileri; yerel kalkınma projelerinden ulusötesi işbirliklerine, Rojava ve Başûr’a düzenlenen delegasyon ziyaretlerinden BM nezdindeki farkındalık çalışmalarına kadar pek çok somut adımı aktardı.
Fransa’nın rolü
Oturumun ana sorusu ise Fransa’nın bu tarihsel desteğinin bugün ne ölçüde karşılık bulduğu oldu.
Thomas Portes, Fransa’nın iç politika ve uluslararası diplomasi olmak üzere iki düzeyde sorumluluğu bulunduğunu vurguladı. Fransa’da yaşayan Kürtlerin korunması gerektiğini belirten Portes, geçmişteki suikastlara ilişkin bazı devlet belgelerinin hâlâ kamuoyuyla paylaşılmadığını hatırlattı. Suriye’deki gelişmeler karşısında Fransa’nın daha net ve aktif bir tutum sergilemesi gerektiğini ifade eden Portes, NATO ve bölgesel ilişkilerden bağımsız, insan hakları temelli bir diplomasi yürütülmesi çağrısında bulundu.
Danielle Simonnet, Fransa’nın yıllarca Kürtleri müzakere süreçlerine dahil etmek için yeterli çabayı göstermediğini belirterek Kürt meselesinin bir sorun değil, bölge için bir çözüm anahtarı olduğunu söyledi. Anna Pic, Rojava için Başûrê Kürdistanı’ndaki mekanizmalara benzer uluslararası bir koruma statüsü oluşturulması gerektiğini savunurken Fransa’nın dış politikasındaki şeffaflık ve tutarlılık eksikliğine dikkat çekti.
Jean-Paul Lecoq ise Fransa’nın resmi politikaları ile toplumsal değerleri arasında derin bir fark bulunduğunu vurgulayarak Kürt halkının mücadelesini “onur ve varlık mücadelesi” olarak nitelendirdi. BM ve diğer uluslararası platformlarda Kürt meselesinin daha güçlü biçimde gündeme taşınması çağrısında bulundu.
Fransa’ya ‘tutarsızlık’ eleştirisi
Oturumda öne çıkan ortak eleştiri, Fransa’nın Kürt meselesinde tarihsel bir dayanışma geleneğine sahip olmasına rağmen, güncel politikalarının çoğu zaman tutarsız ve yetersiz kaldığı yönünde oldu.
Katılımcılar, Fransa’nın yalnızca söylem düzeyinde değil, somut adımlar atarak; insan hakları, demokrasi ve halkların kendi kaderini tayin hakkı temelinde daha aktif bir rol üstlenmesi gerektiği konusunda görüş birliğine vardı.
Kaynak: ANF









