• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
31 Ağustos 2026 Pazartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Editörün Seçtikleri

Gazeteci Filiz Gazi: Cemaat operasyonun nereye kadar genişleyeceği önemlidir

31 Ağustos 2026 Pazartesi - 11:09
Kategori: Editörün Seçtikleri, Politika

Cemaatlere yönelik operasyonlar ‘ittifak çatırdıyor mu?’ sorusunu düşündürürken, bu yapıları ‘rejimin arayüzleri’ olarak tanımlayan gazeteci Filiz Gazi, ‘Asıl soru operasyonun nereye kadar genişleyeceği ve cemaatin buna kendi örgütsel yapısıyla nasıl karşılık vereceği’ dedi

“Görünmeyen Cemaat ve Mürideler: İsmailağa, Menzil, Süleymancılar” adlı araştırma kitabının yanı sıra tarikatlardaki kadınlarla yaptığı röportajlarla tanınan Gazeteci Filiz Gazi, cemaatlere yönelik operasyonları ve bu operasyonların yapısını değerlendirdi.

‘Operasyonlar bir süredir beklenen bir gelişmeydi’

Filiz Gazi, Süleymancılara yönelik operasyonların bir süredir beklenen bir gelişme olduğunu, bu çıkarımı iktidar yanlısı medyada Süleymancılara ilişkin dilin değişmeye başlamasıyla açıkladı. Filiz Gazi, bugünkü operasyonları daha iyi anlamak için geçmişe bakmak gerektiğini belirterek, Süleymancıların siyasetle ilişkisine dair şu ifadeleri kullandı:

“Süleymancıların siyasetle ilişkisi hiçbir zaman tek bir partiye bağlı, doğrusal bir ilişki olmadı. Süleyman Hilmi Tunahan’ın 1959’daki ölümünün ardından cemaatin başına geçen damadı Kemal Kaçar, Adalet Partisi’nden milletvekilliği yapmış bir isimdi. Cemaatin ana siyasi adresi uzun süre Milli Görüş ve Necmettin Erbakan değil, Süleyman Demirel hattı oldu. 12 Eylül sonrasında Kaçar’ın tutuklanması da önemli. Sonrasında Türk-İslam sentezinin güçlendiği yeni siyasal iklime uyum sağlayan daha karmaşık bir dönem başlıyor.

1980’lerde ANAP’a, daha sonra yeniden DYP’ye yönelen bir siyasi hareketlilik görüyoruz. AKP dönemindeki ilişki ise daha da ilginç. Kemal Kaçar’ın ölümünün ardından başlayan liderlik ve miras kavgası, cemaatin siyasal tercihlerine de yansıyor. Mehmet Beyazıt Denizolgun AKP’nin kurucularından biri ve 2002’de AKP milletvekili seçiliyor.

Cemaatin liderliğini üstlenen kardeşi Arif Ahmet Denizolgun başka bir siyasi hatta duruyor. Yani daha AKP’nin kuruluş yıllarında bile cemaat ile iktidar arasında yekpare bir ittifaktan söz etmek mümkün değil. Sonraki yıllarda mesafe daha görünür hâle geliyor. 2009 yerel seçimlerinde Süleymancıların güçlü oldukları Antalya’da cemaat, AKP karşısında CHP’yi destekliyor.

Alihan Kuriş döneminde bu mesafe daha açık bir siyasi tercihe dönüştü. 2018’de Meral Akşener ve İYİ Parti’den yana oldu. Sonraki yerel seçimlerde İstanbul, Ankara ve Antalya’da CHP, kentlerde de HDP desteklendi. Aynı dönemde Çağlayan’daki Sadabad Öğrenci Yurdu riskli ve kaçak olduğu gerekçesiyle belediye tarafından boşaltılarak yıkılıyor. Cemaat yurduna böyle bir şey yapılması zaten başlı başına bir şey anlatıyor.”

Cemaat kurucusunun torunu cemaate bağlı yapıları ihbar etti

Filiz Gazi’ye göre bugün yaşananları, ‘iktidar yıllarca desteklediği bir cemaate birden operasyon yaptı’ şeklinde okumak yanlış. Filiz Gazi, cemaat ve AKP arasındaki ilişkinin çatlaklarını şöyle aktardı:

“Cemaat içindeki liderlik kavgası siyasal tercihlere de bölünerek yansıdı: Denizolgun kolu AKP’ye yakınlaşırken, cemaatin ana gövdesi özellikle Alihan Kuriş döneminde AKP karşısındaki siyasi aktörlere yöneldi. 2024’te, (…) cemaatin kurucusu Süleyman Hilmi Tunahan’ın torunu, AKP’den milletvekilliği yapmış olan Fatih Süleyman Denizolgun, cemaatle bağlantılı şirket, vakıf ve derneklere yönelik mali operasyon yapılması için bir ihbarda bulundu. Bugünkü operasyonlardan iki yıl önceydi bu ihbar. Asıl soru bundan sonra operasyonun nereye kadar genişleyeceği ve cemaatin buna kendi örgütsel kapasitesiyle nasıl karşılık vereceği.”

Tarikat – iktidar ilişkileri

Türkiye’de hiçbir cemaate kolay kolay dokunulmayacağını “zımni bir anlaşmayla iktidara ortaklık” üzerinden aktaran Filiz Gazi, bu örgütlenme modelini şu şekilde özetledi:

“Bu yapılar ne tam anlamıyla görünürler ne de bütünüyle görünmez olurlar. Devletle aralarındaki ilişkinin önemli bir kısmı zaten bu ara bölgede kurulur. Siyasal İslam’ın temeli, Abdulhamit döneminde Anadolu’da yayılmaya başlayan Nakşibendiliğin Halidiyye koluyla temellendirilir. Nakşibendilik, siyasetle hep yakın temasta oldu. Osmanlı döneminde sarayla, Cumhuriyet dönemi ve 1950’lerden sonra siyasal partilerle ama bilhassa sağ partilerle ilişki kurdu. Nakşibendilikte, devletin içinde olma hali neredeyse tarihsel bir kaide gibidir. Bugünün AKP Türkiye’sinde bu kaide çok daha gelişti. Bakanlıklarda kadrolaşabilen, eğitim ve sağlık gibi kamusal alanlarda örgütlenebilen, bürokrasi ve zaman zaman yargı üzerinde nüfuz kurabilen yapılardan bahsediyoruz. Dolayısıyla cemaatlerin devletle ilişkisini yalnızca ‘iktidar onları koruyor, onlar da iktidara oy veriyor’ şeklinde bir çıkar alışverişine indirgemek yetersiz.”

 Rejimin ara yüzleri

Siyasi iktidarın doğrudan görünmediği alanlarda baskı kuran yapıları “rejimin arayüzleri” olarak tanımlayan Filiz Gazi, bu mekanizmanın doğrudan kadınların yaşamını hedef aldığını vurguladı:

“Neyin giyileceğinden kamusal alandaki varlığına kadar her şey denetleniyor. Bu, devletin her eve bir memur göndermesine gerek kalmadan işleyen bir toplumsal düzenleme mekanizmasıdır. Bir kadına ulaştığınızda; çocuklara, komşulara ve akrabalara uzanan geniş bir ilişki ağına giriyorsunuz. AKP’nin iktidara bilhassa kadın çalışmalarıyla geldiği unutuluyor.”

Kadın hayatı iktidarların ilk müdahale alanı

Filiz Gazi, cemaatler üzerine yaptığı araştırmalarda kadınlara ayrı bir parantez açtığına değinerek, kendisini böylesi çalışmalara iten şeyin ne olduğunu şöyle açıkladı:

“Ben bu konular üzerinde çalışmaya başladığımda ezber, o dünyadan bihaber ifadeler vardı. Cemaatlerdeki kadınları yalnızca feminizm ya da kadın meselesi gibi bir başlık altında ele almanın yanlış olduğunu düşünüyorum. Orada aynı anda sınıfı, dini, barınmayı, eğitimi, görünmeyen bakım emeğini, kadının şehirle ve kamusal hayatla kurduğu ilişkiyi konuşuyoruz. Meseleyi yalnızca laiklik-dindarlık ya da özgür kadın-muhafazakâr kadın karşıtlığı üzerinden de okuyamayız. Rejimler dönüşürken ilk müdahale alanlarından biri neredeyse her zaman kadınların hayatı olur. Yeni düzen kendisini önce orada sınar. Kadın ne giyecek, nasıl yaşayacak, kimlerle görüşecek, neye inanacak, kamusal hayatta ne kadar görünecek? Bu Türkiye’de yapıldı. O yüzden kadın hareketi gelişti, reflekslerini geliştirdi. Çünkü kimi şeyleri öngördü.”

 Hangi cemaate, hangi sınırı geçtiğinde dokunuluyor?

İstanbul Politikalar Merkezi ile Ankara Enstitüsü’nün 2023 yılında yayımladığı “Türkiye’de Dindarlık Algısı” araştırmasına dikkat çeken gazeteci Filiz Gazi, cemaatlerin toplumsal karşılığı ile siyasetteki özgül ağırlığı arasındaki makasa vurgu yaptı.

Söz konusu araştırmada katılımcıların yaklaşık yarısının dini bilgileri ailesinden öğrendiğini belirttiğini aktaran Gazi, cemaatleri işaret edenlerin oranının yalnızca yüzde 3,3’te kaldığını hatırlattı. Tarikat ve cemaatlerin toplumda oldukça sınırlı bir karşılığı olduğunu belirten Gazi, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“Ancak ben bu yapılara hiçbir zaman yalnızca nicelik üzerinden bakmıyorum. Asıl soru şu: Kendisine biçilen işlevi yerine getirebiliyor mu? Eğitimde, barınmada, bürokraside, siyasette ve gündelik hayatın düzenlenmesinde bir etki alanı yaratabiliyor mu? Yanıt evetse, yüzde 3’lük bir toplumsal karşılık bile siyasal olarak kendi boyutunun çok ötesinde bir ağırlık üretebilir.”

Süleymancılar grubu üzerinden yürütülen tartışmalara ve iktidarın hamlelerine değinen Filiz Gazi, durumun genel bir cemaat tasfiyesi olarak okunamayacağını kaydetti:

“Bugün yaşananları bütün cemaatlerin üzerindeki koruma kalkanının kaldırılması olarak okumuyorum. Süleymancılar örneğinde gördüğümüz, daha çok belirli bir yapıyla kurulmuş siyasal dengenin bozulmasıdır. Dolayısıyla asıl soru ‘İktidar neden artık cemaatlere dokunuyor?’ değil; ‘Hangi cemaate, hangi koşulda ve hangi sınırı geçtiğinde dokunuyor?’ olmalıdır.”

Yaşananları bütün çıplaklığıyla anlatmanın bedeli…

Filiz Gazi, cemaat yapılanmaları içerisinde yer almış kadınların yaşadıklarına dair şunları söyledi:

“Yakın zamanda 25’li yaşlarda, bu yapılardan birinde yaşamış ve şimdi bambaşka bir hayatın içinde olan genç bir kadınla konuştum. Bana, ‘Filiz abla, yaşadıklarımı yumuşak anlattığımı düşünüyordum; senin de yumuşak anlattığını fark ettim’ dedi. Yumuşak anlatmak zorundayız. Çünkü yaşananı bütün çıplaklığıyla anlatmanın bedeli barınmayı, ekonomik desteği, sosyal çevreyi, hatta kimi durumda güvenliği kaybetme ihtimali. Cemaat ile aile çevresi de çoğu zaman birbirinden bağımsız değil; birbirini tahkim eden, iç içe geçmiş bir ilişki. Dolayısıyla bu yapılardan çıkış, yalnızca bir inanç çevresinden çıkmak anlamına gelmiyor; insanın bütün hayat altyapısından çıkması anlamına gelebiliyor.”

Filiz Gazi konuşmasını şu sözlerle bitirdi:

“Aladağ yurt yangını 2016’da yaşandı. 2018’e gelindiğinde tutuklu sanık kalmamıştı. Geriye doğru gidip Kur’an kurslarında, yurtlarda ve bu yapılara bağlı kurumlarda ortaya çıkan istismar dosyalarına bakın: Davalar nasıl sonuçlandı, kim ne kadar ceza aldı, kurumların başına ne geldi?

Hakkında böylesine ağır olaylar ortaya çıkan bir yurt kapatıldı mı? Çoğu zaman bir süre kapanıp sonra açılır. Bir de ilişkinin siyasal tarafına bakmak gerekiyor. Bu yapıların liderleri öldüğünde cenazelerine kimlerin katıldığına bakın. Menzil şeyhi öldüğünde, İsmailağa şeyhi öldüğünde cenazelerinde iktidar partisinin yöneticileri, siyasetçileri, devlet erkânı vardı. Cenazeler, bu anlamda siyasal ilişkinin en görünür anlarından biri. Çünkü orada kamusal bir sahiplenme, meşruiyet ilişkisinin yanında çıkar ilişkisinin ötesinde içten bir bağ, ortak bir dünya olduğu da görülür.”

Ne olmuştu?

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Süleymancılar Cemaati’ne yönelik 13 Ağustos’ta “kara para aklama” iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında cemaat liderlerinden Alihan Kuriş tutuklanırken, 11 şirket ve 3 derneğe kayyım atandı. Alihan Kuriş’in kardeşi Hilmi Tuna Kuriş’in evinde yapılan aramalarda 200 kilogram külçe altın çıkarken, yine Hilmi Tuna Kuriş’in gözaltına alındığı aracın eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’e tahsisli olduğu ortaya çıktı.

Soruşturmalar sürerken cemaatin eski lideri ve eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un 2016 yılındaki şüpheli ölümüne dair dosya yeniden açıldı. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturmada, Denizolgun’un mezarı yeniden açılarak numuneler alındı. Soruşturma kapsamında 25 Ağustos’ta hazırlanan bilirkişi raporunda da Denizolgun’un ölümü için “şüpheli ölüm” denildi. Raporda Denizolgun’un “Ağız ve burnunun kapatılarak kasten öldürülmüş olma ihtimalinin bilimsel olarak dışlanamayacağı” belirtildi. Alihan Kuriş ve diğer şüpheliler hakkında “kasten öldürme” iddiasıyla soruşturma açıldı.

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi yaptığı açıklamada operasyonun cemaatin üst yönetimine yönelik olduğu açıklaması ‘operasyonun tarikat düzenine karşı değil, cemaat içinde AKP ile karşıtlık yaşayan taraflara yapıldığı’ yorumlarına neden oldu.

Cemaatlere yönelik son zamanlarda sıklaşan bu operasyonlar, iktidarın görünmeyen ama kopmaz bağ ile birbirine bağlı olduğu tarikat ve cemaat ağlarını bir kez daha gündeme getirdi. İktidarın bir zamanlar birlikte yol yürüdüğü ve “paralel devlet yapılanması” gerekçe gösterilerek “Fettullahçı terör örgütü” ilan edilen Gülen Cemaati’nden boşalan alanları dolduran diğer tarikatlara yönelik operasyonlara da tanıklık edildi. Bunların başında Adnan Oktar tarikatı ve Furkancılar geldi.

Bir diğer tartışmalı tarikat ise Menzil tarikatı oldu. 2023 yılında tarikat lideri Abdülbaki Erol’un ölmesiyle başlayan “taht kavgaları” için devreye giren iktidar çevresinden kimi isimler, tartışmayı sonlandırmak için adım attı.

Haber: Necla Demir Arvas / MA
PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Mêrdîn’de bir kişi tutuklandı

SON HABERLER

Gazeteci Filiz Gazi: Cemaat operasyonun nereye kadar genişleyeceği önemlidir

Yazar: Yeni Yaşam
31 Ağustos 2026

Mêrdîn’de bir kişi tutuklandı

Yazar: Yeni Yaşam
31 Ağustos 2026

TÜİK işsizlik rakamlarını açıkladı

Yazar: Yeni Yaşam
31 Ağustos 2026

Hürmüz Boğazı’nda saldırılar yeniden alevlendi

Yazar: Yeni Yaşam
31 Ağustos 2026

Çocuklarının taziyesinden ‘barış’ mesajı: Herkes için barış istiyoruz

Yazar: Yeni Yaşam
31 Ağustos 2026

Le Monde özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenleri haberleştirdi

Yazar: Yeni Yaşam
31 Ağustos 2026

Azadiya Welat ‘Amaçları barıştı’ manşetiyle çıktı

Yazar: Yeni Yaşam
31 Ağustos 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır