Cizîr’deki barış panelinin ikinci oturumunda konuşan Gülistan Kılıç Koçyiğit çatışmasızlığı sürecin en büyük kazanımı olarak değerlendirdi. Koçyiğit ‘Barışı denemek, barışa bir şans vermek, barış umudunu büyütmek gerek’ dedi
Emek ve Demokrasi Platformu öncülüğünde Şirnex’in Cizîr ilçesinde düzenlenen “Adalet ve Haklar Temelinde Barışın İnşası” panelinin ikinci oturumu, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit ve DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Emin Ekmen’in katılımıyla devam etti.
Mehmet Emin Ekmen, barış sürecinin toplumda doğru bir ruh hali ve dille ele alınması gerektiğini belirterek, “Hepimiz aslında nihai hedefin kutsallığı, büyüklüğü, tarihi yönü, bunun hepimiz için ne kadar iyi olacağı, bize ne kadar iyi geleceği ve bunun için ne yapılması gerektiği mevzularını atlıyoruz. Adeta birileri, derken iki tarafta birileri, kolumuzdan tutmuş, bizi zora barışa götürüyor. Tabii sürece dair dilimizi, bakış açımızı, ruh halimizi de doğru koymamız için süreci de doğru tasnif etmemiz lazım” dedi.
‘Bu pozitif barış değil’
Barışın yalnızca çatışma ve şiddetin sona ermesiyle sınırlı olmadığını vurgulayan Ekmen, “Bu bir pozitif barış değildir. Yani negatif barış olarak tanımlanan şiddetin ve şiddetin araçlarının ortadan kalkışının kurumsallaşması sürecidir. Pozitif barış dediğimiz Kürtçe’yle, Kürtlerle, onarıcı adaletle, vatandaşlıkla, yerel yönetimlerle ilgili mevzular önümüzdeki dönemin meselesi. Ve o zaman da biz Türkiye toplumunu ve Türkiye siyasetini ikna etmek durumundayız. Birbirimizi ikna ederek ilerleyeceğiz” ifadelerini kullandı.
Sürecin toplumsallaşması için farklı görüşlerin de dikkate alınması gerektiğini belirten Ekmen, “Toplumsallaşma dediğimiz şey sadece gidip bir şeyi anlatmak değil ve sadece destekleyenlere de değil; karşıtlarına da önce, belki bir format olarak söylüyorum, kısa bir anlatım, sonra uzun ve geniş dinlemeler, sorulara cevap vermeler… Bunun bir ikna ve güvene dönüşmesi ve neticede muhatabın aktif bir şekilde sürecin paydaşı olacağı bir yere evrilmesini hedeflemek gerekiyor. Silah yoksa ikna esastır. Karşı tarafın iknası onların bizi anlamasını talep etmek kadar, bizim de onları anlayacağımız, bizim umutlarımız kadar onların da kaygı ve endişelerini dikkate alan bir dil ve bir metot üretmek zorundayız” diye konuştu.
‘Dünya değişiyor, bizde değişmeliyiz’
DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, savaş ve çatışmaların yarattığı ağır sonuçlara dikkat çekerek barışın en büyük kazanımının yeni can kayıplarının yaşanmaması olduğunu vurguladı. Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Her taziyeye gittiğimizde ne kadar büyük aslında kayıplarımız olduğunu, bu savaşın, bu çatışmanın bedelinin ne kadar büyük olduğunu bir kez daha görüyoruz. Gencecik bir resmin önünden geçerken aslında çatışmanın bedelini, savaşın bedelini, Kürt halkının ödediği bedelin ne kadar büyük olduğunu bir kez daha görüyoruz. Bunu hep görüyorduk, hep yaşıyorduk, hep ödüyorduk ama yan yana bu kadar çok genç resmi görmek, burada bulunan her bir arkadaşı bir kez daha aslında bütün o gençlere borçlu olduğumuzu, geleceği, barışı, en fazla da barışı borçlu olduğumuzu bize düşündürüyor” dedi.
Yaklaşık iki yıldır yeni bir can kaybının yaşanmamasının önemli bir kazanım olduğunu belirten Koçyiğit, “İki yıldır bir tabut sırtlanmıyorsa, iki yıldır yeni bir can kaybı yaşamıyorsak bundan daha büyük bir kazanım olabilir mi? Barışı denemek, barışa bir şans vermek, barış umudunu büyütmek ve gerçekten bu ülkede halklar olarak eşit, özgür, demokratik bir yaşamı kurmanın bir kapısı aralandı. Evet, biz bu sürece ‘çözüm süreci’ demiyoruz. Kürt sorununu bu haliyle, bu yasayla çözülecek demedik, demiyoruz. Ama şunu çok iyi biliyoruz ki dünya değişiyor, çağ değişiyor ve bizlerin de değişmesi gerekiyor” diye konuştu.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat çağrısının mücadele yönteminde önemli bir değişimin önünü açtığını belirten Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Sayın Öcalan’ın 1993’ten beri olan barış mücadelesini yeniden damıtılmış haliyle bu değişim ve dönüşümün öncüsü pozisyonuna getirdi. Kendi kurduğu hareketin aslında mücadele stratejisini değiştirme ve bununla beraber toplumsal bir değişimin, mücadele yöntemlerinin değişmesini ve aynı zamanda devletin de değişmesinin kapısını aralamaya çalıştı. Yani devletin de değişmesinden bahsediyoruz burada. Sadece bizlerin, sadece mücadele araçlarının değişmesinden değil, devletin de demokratik değişimden, demokratik dönüşüme kapı aralamasından bahsediyoruz” ifadelerini kullandı.
‘Kürtler ne kazanacaksa mücadeleyle kazanacak’
“Kürtler ne kazandı?” sorusunun henüz erken olduğunu söyleyen Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Ne kazanacaksak bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da mücadeleyle kazanacağız. Bugün elimizde ne varsa, bugün neye sahipsek, bugün ‘bizim’ dediğimiz, bize ait olan, bizi ifade eden ne varsa biliyoruz ki canla, kanla, bedelle, emekle kazanıldı. Şu belediye, şu belediyenin konferans salonu, bunun bile bedeli var. Birkaç gün öncesine kadar burası kayyumla yönetiliyordu, üç dönem üst üste. Cizre’deyiz. Cizre bodrumlarını biliyoruz. Ne bedeller ödendiğini biliyoruz. Onun için bundan sonra ‘Kürtler ne kazandı?’ sorusunu ‘Kürtler ne kadar mücadele edecekse onu kazanacak’ sorusuyla değiştirmek gerekiyor” dedi.
‘Sürecin yasal çerçeveye kavuşması önemli’
Sürecin yasal bir çerçeveye kavuşmasının önemine dikkat çeken Gülistan Kılıç Koçyiğit, “İlk defa bu kadar güçlü, bir yasanın çıktığı, artık bir yasal çerçeveye kavuştuğumuz bir sürecin içerisindeyiz. Bu, Kürtlerin tarihindeki bütün çatışma çözümü deneyimlerine, barış deneyimleri açısından bir ilk. İlk defa evet, artık bu süreç açısından ortaklaşılmış, 467 kabul oyuyla Meclis’ten geçmiş, iktidarıyla muhalefetiyle, ana muhalefetiyle eksik de olsa desteklediği bir yasadan bahsediyoruz. Bu kadar kritik, bu kadar önemli bir dönemden bahsediyoruz. Bu dönemdeki bütün bu saldırıları iyi okumak gerekiyor” dedi.
Türkiye’de demokratikleşmenin önündeki en önemli engellerden birinin çatışma ortamı olduğunu ifade eden Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Bu ülkenin demokratikleşme şansı var. O da Kürt sorununun çatışma zemininden çıkması. Kürt sorununun çatışma ve şiddet zemininden çıkması, Türkiye’nin kendi demokratik dönüşümünün kapısını aralayabilecek, o büyük dönüşüme adım atabilecek, onu güçlendirebilecek biricik noktada duruyor. Savaşın, şiddetin, çatışmanın, ölümlerin olduğu bir yerde Türkiye’nin demokratikleşeceğini beklemek bir ham hayal” diye konuştu.
Panel, soru-cevap bölümünün ardından plaketlerin verilmesiyle sona erdi.
Kaynak: MA









