Kamuoyunda yaygın bir biçimde kullanılan biçimiyle “19 Mart Darbe Girişiminin” ardından patlak veren ve tüm Türkiye’ye yayılan protesto eylemleri sürüyor. Milyonların çok soğuk gecelerde dahi eylem alanlarını doldurduğu bu gösterilere asıl olarak gençler damgasını vurdu.
Yaratıcı eylem biçimleri
Özellikle de gençlerin sergilediği bazı (“sivil itaatsizlik” olarak da adlandırılabilecek) eylem biçimleri sadece alanları darbe karşıtı bir mücadele alanına çevirmekle kalmıyor, katılımcı kitleyi de giderek büyütüyor.
Polis barikatının önünde ve biber gazı eşliğinde dans eden gençler mi, erik dalı türküsüyle oynayanlar mı, yerde şınav çekenler mi, sevgilisine evlilik teklifi yapanlar mı ararsınız, bu ve benzeri çok şey var alanlarda. Tüm bunlar gençlerin ne denli yaratıcı olduklarını ortaya koyuyor
Ancak bu eylemlerden birisi tam anlamıyla viral oldu ve iktidarın, eylemci kitleyle ilgili “şiddete başvuran eylemci” algısı yaratan dezenformasyonunu etkisiz kıldı: Semazen kıyafetiyle (derviş) kendi etrafında dönen bir eylemci. Gençler böyle performanslar sergilerken, bu performanslara polisin verdiği tepki ise genelde gençlere tazyikli su ve biber gazı sıkmak biçiminde oluyor.
Bu birkaç günde elde edilen deneyim, adaletsiz ve hukuk tanımayan iktidarlara karşı toplumun kendisini savunabilmesi için güçlü bir strateji ve buna uygun etkili taktiklere başvurmasının kaçınılmaz olduğunu da gösteriyor. Kuşkusuz bu eylemlerin şiddet içermeyen, amacından saptırmaya ve provokasyona geçit vermeyen, demokratik ve barışçıl eylemler olarak ivme kazanması gerekiyor.
Kısaca, hak hukuk ve adalet arayışı içinde olanların, aşırı sağcı-otoriter rejimi, adaletsiz ve hukuk tanımayan iktidar sahiplerini ve baskıcı sistemi “kaybet-kaybet” durumuna sokmak için, bu eylemlerini sürdürmeleri ve şiddet içermeyen yeni taktikler ve eylem biçimleri geliştirmeleri gerekiyor. Bunun için de hem teoriye başvurulması hem de pratik örneklere bakılması lazım.
Araf’ta bırakan eylemlilikler!
Kabaca “İktidarı Araf’ta Bırakan Taktikler” olarak tanımlanabilecek olan bu taktikler, teoride, iktidar sahiplerinin adaletsizliklerini ortaya çıkararak, meşruiyetlerini sorgulatarak, her türden toplumsal muhalefeti harekete geçirmeyi amaçlar. Bu taktikler ayrıca demokratik bir direniş hareketini örgütlerken, siyasal iktidara da “göstereceği her antidemokratik aksiyonun kendilerine reaksiyon olarak geri döneceği seçimler yapmaya zorlayacağını” gösteren taktiklerdir.
“Araf’ta Bırakan Eylemler” sadece sembolik protestolar değil, stratejik, otoriterliği halkın önünde yargılayan iktidar karşıtı eylemlerdir. Bu eylemler özellikle performans sanatçıları, tiyatro sanatçıları, komedyenler tarafından hayata geçirilebilecek iyi birer araçtır. Sokak eylemlerinin yanı sıra, bu tür eylemlere de başvuran politik hareketler mücadele alanını genişletirler, rakiplerini hataya zorlarlar, rakiplerinin gayrimeşruluklarını açığa çıkarırlar ve daha fazla insanı ve kitleyi kendilerine çekerler. Kısaca, bu taktikler ve eylemler otoriterliğe, baskıya ve adaletsizliğe karşı mücadelede demokratik muhalefetin elindeki en etkili araçlardan birisidir. (1)
Bu eylemler genelde başarılı olurlar zira iktidarın adaletsiz doğasını açığa çıkartırlar ve dünyaya baskıcı rejimlerin tam olarak nasıl işlediğini gösterirler. İktidarları “zayıf görünmek ya da zalim görünmek” arasında seçim yapmaya zorlarlar ki her iki durumda da iktidara kaybettirirler. Kitlesel katılım sağlarlar ve sıradan insanların yüksek riskli çatışmalara girmeden eylemlere katılmalarına olanak tanırlar. Güçlü medya anları, viral, yüksek oranda paylaşılabilir görüntüler ve hikayeler yaratırlar, politik hareketin moralini yükseltirler. Bu anlamda başvurdukları mizah, hiciv ve yaratıcılık protestocular arasındaki dayanışmayı ve umudu güçlendirir.
‘Yaparsan lanetlenirsin, yapmazsan da lanetlenirsin!’
Bu stratejiye ve taktiklere uygun eylemler, otoriter- baskıcı rejimlerin katılığından ve güvensizliğinden yararlandıkları için özellikle otoriterlikle mücadele etmek anlamında son derece uygundur. Öyle ki mizah, yaratıcılık ve ahlaki netlikten yararlanarak baskıcı iktidarları “yaparsan lanetlenirsin, yapmazsan da lanetlenirsin” ikilemine sokarlar.
Örneğin 19 Mart operasyonlarıyla zirve yapan haksızlık, hukuksuzluk ve adaletsizliğe karşı bir tepki olarak ortaya çıkan ve gençlerin öncülüğünü yaptığı gösteriler ve yürüyüşlere kolluk kuvvetleri izin verirse iktidar zayıf görünür, diğer taraftan gençlere şiddet uygularsa canavar gibi görünür. Nitekim bazı kentlerde ağırlıklı olarak ikincisini seçen iktidar hem ülkedeki tepkilerin daha da büyümesine hem de dünyada tepkilerin ortaya çıkmasına neden oldu.
Stratejinin başarısı?
Araf’ta bırakan eylemler insan hakları hareketlerinden diktatörlüklere karşı demokratik muhalefete kadar tarih boyunca etkili bir şekilde kullanıldı.
Ancak bu tür eylemlerin etkili olabilmesi için öncelikle; baskının, zulmün ve adaletsizliklerin yeterince ifşa edilmesi gerekir. Yapılan eylemlerle sistemin acımasızlığı gözler önüne serilmelidir. İkinci olarak, siyasal iktidar için “eylemi bastırırsa zalim görünecek, eğer bastırmayıp görmezden gelirse ya da eylemlere izin verirse, kontrolü kaybedecek, bu da muhalefeti cesaretlendirecek ve iktidarı güçsüz gösterecek” ikilemini yaratmalıdır. Üçüncü olarak, eylem medyada yer alacak şekilde tasarlanmalı, viral olma potansiyeli taşımalı ve sonuç alabilmek için kitlesel katılım sağlanmalıdır. Son olarak, eylem ivme kazanmalı ve demokratik direniş hareketi için daha fazla olanak yaratmalıdır.
Gezi İsyanı ve ‘Duran Adam Protestosu’
Nitekim, Türkiye’de 2013 Gezi İsyanı sırasında gerçekleştirilen “Duran Adam Protestosu” Gezi Parkı protestocularına yönelik polis şiddetine tepki olarak Taksim Meydanı’nda sessizce ayakta duran bir eylemci tarafından gerçekleştirildi. Buradaki Araf’ta bırakma taktiği şuydu: “İktidar ya birini hareketsiz durduğu için tutuklayacaktı ki bu çok saçma olurdu. Ya da diğerlerini de katılmaya teşvik ederek devam etmesine izin verecekti”. Sonuçta, bu performans sosyal medyada viral oldu, binlerce kişi sessiz direnişe katıldı ve Türkiye toplumunun otoriterliğe karşı bir meydan okuma sembolü haline geldi.
Teneke çalma eylemi
İkinci örnek Sırp diktatör Slobodan Milošević’e karşı direniş sırasında gençlerin eylemleri sırasında kullandıkları bir eylemdir. Gençler Milošević’in resminin olduğu teneke kutuları kaldırımlara yapıştırdılar ve onun emekli olmasını talep ederek, kutuların içine “emekli olduğunda geçimini sağlayabilmesi için” bozuk para koydular ya da onun izlediği politikalar yüzünden tenekelere para koyamayanlar tenekelere sopayla vurdular. Polis teneke kutuyu döven insanları gördüğünde, şu ikisinden birini yapmak zorundaydı: Ya insanları tenekeye vurdukları için tutuklayacaktı ki bu da onları gülünç duruma düşürecekti. Ya da rejimi zayıf gösterecek şekilde devam etmesine izin vereceklerdi. Sonuçta bu gösteri polisi gülünç duruma düşürdü, protestocular arasında morali yükseltti ve Milošević’in 2000 yılında devrilmesini hızlandırdı. (2)
Sivil itaatsizlik
Faşizmin kurumsallaşmasını önlemek için tehlikenin farkında olmak yetmiyor. Örgütlü bir antifaşist mücadele vermenin gerekliliği göz ardı edilemeyecek bir gerçek olarak ortada duruyor. Kuşkusuz antifaşist cephenin kapitalizm tarihinde hem başarılı hem de başarısız örnekleri mevcut.
Bunun dışında faşizme karşı mücadelede başarılı olmuş şiddete dayalı olmayan mücadele yöntemlerinin de sayısız örneği var. Genellikle “sivil itaatsizlik” olarak tanımlanan bu yöntemler aslında “şiddetsiz direniş” biçimlerinden sadece birisi.
Ancak başarılı “şiddetsiz direnişler” tek başına ya da faşizme karşı diğer mücadele biçimlerinin ikamesi olarak değil, tamamlayıcısı olarak tarihte hak ettikleri yeri aldılar. Ülkelerin, toplumların tarihlerine, kültürlerine ve diğer bazı özelliklerine göre şekillendiler.
Şiddetsiz meşru savunma!
“Sivil itaatsizlik” “şiddet içermeyen meşru savunma”dır ve Mahatma Gandhi ve Martin Luther King’in direnişleri anlamında bir siyasi mücadele biçimidir. Modern tarihin en kötü krizinden kurtulmak için vatandaşlar arasında umut veren bir direniş biçimidir. Öyle ki liberal demokrasinin “sessiz/örtülü” diktatörlüğü birçok kentte “açık” bir diktatörlüğe dönüştürüldüğünde sivil itaatsizlik gündeme gelir.
Diğer yandan sivil itaatsizliğin uygulanabilirliğinin siyasal iktidarların yapısıyla da doğrudan ilgisi vardır.
Bertrand Russell’in vurguladığı gibi, “şiddet içermeyen direniş kesinlikle önemli bir alana sahiptir; bu, Hindistan’daki İngilizlere karşı Gandhi’yi zafere götürdü. Ancak, elde edilebilecek sonuç karşı çıkılan iktidarın niteliğine bağlıdır. Hintliler demiryolu raylarına yattıklarında ve yetkililere onları trenlerin altında ezmeleri için meydan okuduklarında İngilizler geri adım attılar. Ancak Nazilerin benzer durumlarda hiçbir çekincesi yoktu. Tolstoy’un büyük bir ikna edici güçle vaaz ettiği, ‘iktidarı elinde bulunduranların, direnmeme durumuyla karşılaşırlarsa ahlaki olarak yenilenebilecekleri savının’, 1933’ten sonra Almanya’daki gelişmeler sonucunda geçersiz olduğu kanıtlandı. Açıkça Tolstoy, ancak iktidar sahipleri bir noktaya kadar acımasız olduklarında, o noktadan sonra acımasızlığı bırakabildiklerinde haklıydı ve açıkça Naziler bu noktanın ötesine geçti.” (3)
‘Pupa çatladı, kelebek ortaya çıktı’: Türkiye kabusundan kurtuluyor!
Sonuç olarak, kapitalizm ve aşırı sağcı otoriter devletlerin, bir avuç seçkin dışındaki toplumun, gıda temini, eğitim, sağlık, barınma, ulaştırma ve sosyal güvenlik, hak, hukuk, sosyal adalet ve özgürlükler gibi yaşamaları için temel olan ihtiyaçlarını karşılamaya dönük kamusal hizmetleri ve hakları sunma konusunda başarısızları ortada.
Nitekim Türkiye’deki direnişin öznesini oluşturan üniversite gençliği insan onuruna yaraşır bir gelecek hayalleri bile ellerinden alındığı, işsizlikle, yoksulluk ve açlıkla, haksızlıklar ve zorbalıkla sınandıkları için günlerdir sokaklardalar.
Gençler, “Dum spiro spero, dum spero amo, dum amo vivo.” Yani, Çiçero’nun (MÖ 106 ila 43) deyimiyle, “nefes aldığım sürece umut ederim, umutlandığım sürece severim, sevdiğim sürece yaşarım” (4) sözüne uygun bir biçimde umutlarını yeniden yeşertmek için mücadele ediyorlar.
Kısaca, umut, sokakta protesto hareketlerinde, işyerlerinde grevlerde, okullarda boykotlarda ve halkların emperyalizme, sömürgeciliğe ve faşizme karşı direnişlerinde yatıyor.
Ancak, kurtuluş mücadelesini, tek başına değil, ancak birlikte verdiğimizde başarıya ulaştırabileceği unutulmamalı. Direneceğiz, yeniden odaklanacağız, emek, demokrasi, özgürlükler ve barıştan yana düşüncelerimizi, özellikle de yeni teknolojilerin araçları ve imkanlarıyla, tüm ülkeye, herkese yayacağız ve baskısız, özgür, sömürüsüz demokratik Türkiye’yi yeniden inşa edeceğiz.
Dip notlar:
- https://antiauthoritarianplaybook.substack.com/p/dilemma-actions (21 March 2025).
- Bertrand Russell, The Autobiography of Bertrand Russell (1967–1969), Ch. 12: Later Years of Telegraph House, p. 431).
- Rudolf Hänsel, “Civil Disobedience: As Long As I Breathe, I Hope”, Global Research, 19 November 2021.