• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
16 Ocak 2026 Cuma
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Manşet

Halep’ten Rojava’ya: Suriye’de yeni saldırı dalgasının perde arkası

16 Ocak 2026 Cuma - 09:50
Kategori: Manşet, Ortadoğu

Gazeteci Erdoğan Altan, Halep’te Kürt mahallelerine yönelik saldırıların yalnızca iki mahalleyle sınırlı bir çatışma olmadığını, bu sürecin Rojava’daki tüm Kürt kazanımlarını hedef alan planlı ve aşamalı bir tasfiye stratejisinin parçası olduğunu söyledi

Halep’in Eşrefiyê ve Şêxmeqsûd mahallelerine yönelik altı gün süren saldırıların ardından çatışmalar, Suriye’nin kuzeydoğusuna yayılıyor. Ateşkes ilan edilmesine rağmen sahadaki saldırılar sürerken, Rojava’ya karşı gelişen saldırıların arka planını ve niteliğini, Rojava genelinde ortaya çıkan tabloyu Gazeteci Erdoğan Altan ANF’ye değerlendirdi.

‘Sivil ve asker ayrımı bilinçli olarak silindi’

Erdoğan Altan, Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerine 6 Ocak’tan itibaren yapılan saldırıların aylar öncesinde Filistin’in Gazze’ye uygulanan ablukanın bu iki mahalleye uyarlandığını belirterek şöyle devam etti:

“1 Nisan 2025’te yapılan anlaşma ile bu süreci pekiştirdiler. Önce iç güvenlik güçlerinin sayısına göre silah ve cephaneler sınırlandırıldı, tüm takviye güçler veya lojistik engellendi. Mahalledeki halkın, Halep kenti başta olmak üzere bölgedeki farklı halk ve inançlarla iletişim kurmasını engellemek amacıyla adeta siyasi, toplumsal ve ekonomik her türlü ambargo uygulandı.

Yani her üç mahalleye yapılan saldırılar, Kürtlere karşı yürütülen savaşın niteliğinde yaşanan dönüşümü de açık bir biçimde ortaya koymuştur. Saldırılar her ne kadar demografi değişimi ya da Kürt-Arap çatışmasını amaç edinmiş olsa da onun çok ötesine geçildi ve bir soykırım alanına çevrilerek Kürtlere başka bir yerde yaşamayacak mesajı verilmek istendi.

Çünkü karşı karşıya olunan durum, klasik anlamda bir çatışma değildir. Cephe-arka alan, sivil-asker ve hukuk-hukuksuzluk ayrımlarının bilinçli biçimde silindiği yeni bir savaş normu yürürlüktedir. Hastaneler, mahalleler, su kaynakları ve kadın bedenleri askeri hedefler olmaktan çıkarılıp psikoloji kırma araçlarına dönüştürülmüştür. Amaç yalnızca alan kazanmak değil; toplumsal hafızayı yaralamak, sembolleri aşağılamak ve direnme iradesini kalıcı biçimde pasifize etmektir.”

‘Eşitsiz güç dengesiyle korku yaratma taktiği uygulandı’

Halep’te sadece iç güvenlik görevlilerinin sayısal olarak az olduğunu, buna karşılık mahallelere 40’ın üzerinde askeri tank ve ağır silahlarla orantısız saldırı gerçekleştirildiğini de değerlendiren Erdoğan Altan şunları belirtti:

“2013’te Efrin, Halep ve Kobanê’de DAİŞ eliyle Ortadoğu’da yayılmak istenen ‘korku siyasetinin’ kırılmasının ardından, bu politikanın yeniden canlandırmak istendiğini görüyoruz. Bu kez uluslararası ve bölgesel güçlerin ve devletlerin desteği arkasına alınarak yapıldı. Bu bağlamda Halep örneği şunu açık biçimde göstermiştir: Kürtlerin yaşadığı alanlar artık her an hedef olabilir ve bu tehdit yalnızca cephe hatlarından değil, siyasi pazarlık masalarından da gelmektedir. Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê’de yaşananlar, Rojava’nın bütününe yönelik daha geniş bir baskı ve tasfiye stratejisinin provası niteliğindedir. Dolayısıyla yaşananları ‘yerel bir çatışma’ olarak okumak eksik olacaktır.

Yeni savaş normunun belirgin özelliklerinden biri, vekalet şiddetinin açık biçimde meşrulaştırılmasıdır. Devletler, doğrudan sorumluluk almaksızın cihatçı ve paramiliter yapılar üzerinden hedeflerine yönelmekte; böylece sahadaki vahşet derinleşirken siyasal sorumluluk bilinçli biçimde bulanıklaştırılmaktadır. Halep’te Kürt kadın savaşçılara yönelen barbarlık, bir istisna değil, tarihsel bir sürekliliğin güncel tezahürüdür. Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürtlere yönelik yüz yıllık politik hafızasıyla DAİŞ, HTŞ ve benzeri cihatçı yapıların pratikleri arasında kurulan bu süreklilik tesadüf değil, bir zihniyet ortaklığıdır.”

Hastanelerin hedef alınması

Sivil yaşam alanlarına yönelik orantısız saldırıları ve katliamlara yönelen uygulamaları tarihsel örneklerle anlatan Erdoğan Altan şöyle devam etti:

“Birincisi, tarihsel anlamda Kerbela’da olduğu gibi, insan hafızasında ‘din olgusu’nun bitirilmek istercesine vahşet ortamı yaratılmasıdır; ki bu, bir dönem için başarıldı. İkincisi ise uluslararası savaş hukukunun ve ahlakının yerle yeksan edilerek hastanelerin top ve havan atışlarıyla hedef alınması, ardından da kurşunlanmasıyla insanlık adına bir vahşet yaratılmasıdır. Bununla da artık hiçbir güç veya oluşumun buna ses çıkarmayacağını bildiklerinden, hiç tereddüt edilmeden en azılı çeteler tarafından en vahşi saldırılar yapıldı.

Ortaya çıkan tablo, rastlantısal ya da anlık bir askeri gelişme değil; Kürtlerde siyasal, toplumsal ve psikolojik bir kırılma yaratmayı ve bu kırılma üzerinden Kürtleri derin, çok katmanlı bir krizin içine sürüklemeyi hedefleyen önceden kurgulanmış bir senaryonun parçasıdır. Amaç yalnızca alan kazanmak değil; savunmasız bırakılmış bir toplumu çözümsüzlük, çaresizlik ve teslimiyet sarmalına hapsetmektir.

Bu nedenle yaşananlar bir güvenlik operasyonu değil, bilinçli bir irade kırma ve iç krize sürükleme yoluyla tasfiye denemesidir. Bu müdahalenin, Kürtlerin ve Kürdistan’ın Ortadoğu’da giderek belirleyici bir denge unsuru haline geldiği bir dönemde gerçekleşmesi, sürecin stratejik niteliğini açıkça göstermektedir. Son olarak Halep süreci, Kürtler için ‘bekleme’, ‘umut etme’ ya da ‘dış dengelere yaslanma’ döneminin kapandığını göstermiştir.”

‘Saldıranlar arasında 2 bin 500 DAİŞ’li vardı’

Halep üzerinde kurgulanan çatışmaların genişlediğini ve bugün başka bir aşamayla devam ettiğini ifade eden Erdoğan Altan şu tespitlerde bulundu:

“Özellikle Türk devleti, Hakan Fidan ve Tom Barrack ardında yapılan tüm diplomatik görüşmelere ilişkin ilgili aldığımız duyumlara bakıldığında, yukarıda anlattığımız zihniyet çerçevesinde önce Halep’teki iki mahalleden sonra Der Hafir ve Dêra Zor hattında da bu saldırıların sürdürülmesinin hedeflendiğidir.

Zaten bölgedeki yapılan tüm askeri sevkiyatlar ve hazırlıklar da bunu göstermektedir. Daha önce DAİŞ emiri olan, sonra Türk devletine bağlı SMO komutanlığına geçen ve Esad rejiminin yıkılmasının ardından MİT’in dayatmasıyla Geçici Şam Hükümeti’nin Savunma Bakan Yardımcılığına atanan Fehim İsa’nın, DAİŞ ve Saraya Ensar El Sunne çete gruplarını Dêra Zor hattında konuşlandırılması, tüm Kuzey ve Doğu Suriye’yi işgal etmeyi, bu mümkün olmazsa da bölgeyi sürekli bir kaos ortamı içinde bırakmayı amaçlamaktadır.

Saldırılarda DAİŞ’liler de yer aldı

Zaten 10 Mart Anlaşması’nın uygulanmaması ve bozulması için yürütülen tüm bu çabalar yeterlidir. Bununla da QSD güçlerini tahrik ederek olası bir çatışma durumunda dünya kamuoyunda Demokratik Özerk Yönetimi ve QSD’yi suçlamak, ardından da bölgeyi tümüyle işgal etme planı için zemin oluşturulmak istenmektedir.

Uluslararası anlamda ise şunları belirtmekte fayda var: Koalisyon güçlerinin tutumu açıkça ifade edilmelidir. Özellikle Şêxmeqsud ve Eşrefiyê’ye yönelik IŞİD saldırılarının sona ermesinden sonra, bugün (11 Ocak) Amerika’nın IŞİD’e karşı özel bir operasyon başlattığı yönünde haberler ortaya çıktı. Oysa Demokratik Özerk Yönetim Diplomasi Komitesi ve kurumlar, Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê’ye saldıran güçler arasında 2 bin 500 DAİŞ’linin de bulunduğunu tespit edip sunmasına rağmen herhangi bir müdahale söz konusu olmadı. DAİŞ çeteleri nerede olursa olsun, müdahale etme yetkilerinin olduğunu belirtmelerine rağmen olmadı.”

Türkiye ne istiyor?

Erdoğan Altan, saldırıların zamanlaması ve kapsamını; İsrail-Şam hattında yürütülen görüşmeler, ABD ve Türkiye’nin bölgedeki pozisyonu ile Suriye sahasında yeniden kurulan dengelerle birlikte değerlendirerek şu tespitlerde bulundu:

Saldırılar, İsrail ile Şam arasında Paris’te imzalanan anlaşmayla aynı anda başladı. Bu anlaşma sırasında saldırıların başlatılması kasıtlı bir tercihtir. Çünkü Suriye’de, özellikle Sünni Müslümanlar arasında İsrail’e karşı büyük bir kızgınlık ve öfke var. Bu kültür neredeyse 1950’lerden bu yana yerleşmiş durumda. Bu nedenle Şam yönetimi, İsrail ile yapılan anlaşmayı gündemden düşürme ve sanki gerçekleşmiş ve yaşanmış bitmiş gibi sunma politikası izliyor. Halep’e yönelik saldırılar da bu bağlamda değerlendirilmelidir.

Böyle bir saldırının, Paris Anlaşması’nda onaylanmış olma olasılığı yüksektir. Türk devleti, HTŞ’nin İsrail ile entegrasyonuna karşı çıkmadı. Bu sessizliğin, yaygın saldırılara izin vermiş olması mümkündür. Trump liderliğindeki ABD, bazı Müslüman ülkelerle HAMAS’a karşı bir toplantı düzenlediğinde Erdoğan da onun yanında oturuyordu. İkisinin de toplantıyı yönettiği bir sahne vardı. O toplantıda HAMAS’ın ipi çekildi ve Erdoğan bu ipi çeken cellat rolündeydi. Başka bir deyişle, ‘Ulusal Ordu’ diye adlandırdığı HAMAS’a ihanet etti.

Bunun karşılığında Kuzey ve Doğu Suriye için bazı tavizler almış olmaları oldukça muhtemeldir. Amerika bu konuda İsrail’i ikna etmiş olabilir. Halep saldırısının bu ikna çabalarının bir sonucu olarak ortaya çıktığı söylenebilir.

Halep saldırısıyla, eğer savaş HTŞ ve SDF arasında bir savaşa dönüşürse (ki bu, Erdoğan ve grubunun istediği şeydir), Erdoğan bir taşla iki kuş vurmuş olur. Çünkü Erdoğan’a göre Şam’da Müslüman Kardeşler iktidarda olmalı. El-Kaide bunu istemiyor. Amerika Birleşik Devletleri ve diğer Batı güçleri ise Colani ve HTŞ’yi tercih ediyor.

Bu nedenle Erdoğan, bu iki gücü birbirine karşı kışkırtmayı ve Suriye’ye büyük bir askeri saldırı için zemin hazırlamayı, aynı zamanda HTŞ’nin iktidardan düşmesine ve ona bağlı güçlerin Şam’da hükümete geçmesine zemin hazırlamayı düşünüyor. Bu şekilde, özellikle Amerika olmak üzere Batı güçleriyle karşı karşıya kalmak zorunda kalmamayı hayal ediyor.

Şam Yönetimi gibi davranan ve neredeyse sahibi gibi hareket eden Türk devleti, Suriye’de barış olduğunu iddia ediyor ve Özerk Yönetim’i bu barışı bozan güç olarak gösteriyor. Bunu, saldırılar için bir bahane olarak kullanmaya çalışıyor. Sanki Dürzi ve Alevi katliamlarını gerçekleştirenlerin ve bugün Kürtlere yönelik katliam yapanların kendileri olmadığı izlenimini vermeye çalışıyor ve dünyaya bu yönde mesajlar gönderiyor. Kürtleri ‘domuz’ olarak nitelendirerek Müslüman halkı etkilemeye çalışıyor ve nefret söylemine dayalı bir saldırganlık politikası izliyor.”

Kaynak: ANF

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Yasemin Budak’ın ailesinden adalet talebi: Failler cezalandırılsın

Sonraki Haber

ÖHD’li Bekçi: Süreç cezaevlerini etkilemedi; barış umudu olumsuz etkileniyor

Sonraki Haber

ÖHD'li Bekçi: Süreç cezaevlerini etkilemedi; barış umudu olumsuz etkileniyor

SON HABERLER

Meclis’teki taciz davası başladı

Yazar: Nazlı Buket Yazıcı
16 Ocak 2026

Saruhan Oluç: Kimi pürüzler var ama süreç devam ediyor

Yazar: Heval Elçi
16 Ocak 2026

İran’da isyan büyüyor: Ne molla ne Şah

Yazar: Bedri Adanır
16 Ocak 2026

Star Kadın Derneği’ne 150 şiddet başvurusu: Devlet kadınları korumuyor

Yazar: Nazlı Buket Yazıcı
16 Ocak 2026

Komutan Ziyad Heleb’in resmi Kerkük sokaklarına asıldı

Yazar: Bedri Adanır
16 Ocak 2026

Senatör Graham’dan Ankara ve Şam’a bir uyarı daha: Akıllıca karar verin

Yazar: Bedri Adanır
16 Ocak 2026

Sömürgeci-gangster kapitalist emperyalizm (2): Klasik ve yeni sömürgecilik

Yazar: Heval Elçi
16 Ocak 2026

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır