Türkiye’de parasını kaybedenler için bir söz vardır ‘’donumuza kadar soyulduk’’ denir. Şu anki ülke durumu budur. Yalnız ekonomik olarak donumuza göz dikmediler her alanda en çok da adalet konusunda. Adalet bir ülkenin temel taşıdır o sağlam olmazsa ülke çöker. Fon soygunu çok önemli bir konu. Burada AKP’li siyasiler var ve bunlar daha cezaevine girmediler. Daha doğrusu gerekli yerlerden önemli ifadeler alınmadı. Adalet Bakanı bu işle ilgilenecek ama onun da vurgunu var hükümette kim sorunluysa onları ortaya çıkartacak bir güç yok. Bu iktidar halkın gözünde beş paralık oldu artık. Adaletli bir hükümet, kim AKP’den nemalanmışsa deşifre eder ve cezasını da keser. Şimdi Akın Gürlek mi cezasını kesecek öyle bir şey olabilir mi? Saray rejimi zorlandıkça sonlarının geldiğini de biliyorlardır. Yandaş yazar Selvi dahi bu yolsuzları yapanların kellesinin alınmasını istiyorsa durumun ne kadar vahim olduğu açık. Cübbelinin damadı günah çıkartıyor nefsime yenildim diye. Cebe girdikten sonra her şey helal oluyor ne hikmetse. Fon krizinde en büyük suç mühür sahibidir. Artık bu son krizden sonra da AKP birinci parti çıkarsa vay halimize.
Erdoğan ülkenin kuruluşunda nasıl hatalar yapıldığını bilen bir kişidir. Son on beş yıldır bu hataların tekrarlanmasında önemli bir figürdür. Özellikle de Kürt sorununda çözümsüzlükler serisine devam edildi ne yazık ki şimdi de devam ediliyor. Erdoğan’ın ülke krizinden çıkması için elindeki en büyük koz Kürtlerle masaya oturup muhatabıyla şeffaf olarak görüşmeler geliştirmesidir. Erdoğan seçimleri kazanmak istiyorsa ülkede barışı ve adaleti sağlamak için önemli adımlar atması gerekmektedir. Eğer sağlayamazsa ve kaybederse iktidarı sorgulamak için mahkeme salonları kapılarını açık tutacaktır. Seçimlere kadar yapacakları, yolsuzlukların üzerine gitmeli ve cezasız bırakmamalı, Kürt sorununda açık olarak muhatabıyla görüşmelidir, KHK’lılar haklarını almalıdır, hasta tutsaklar bırakılmalıdır, medyaya baskı sonlandırılmalıdır bunlar ilk etapta yapılması gerekendir. Bu önerilerde bu sene sonuna kadar hayata geçirilmelidir.
Kürtler parçalanmış topraklarında mücadelelerine devam ediyorlar ancak zor şartlar hem siyasi ve hem de askeri yönden olumlu adımlar atılmasına engel teşkil ediyor. Suriye’de halen ufak çapta da olsa Türkiye destekli çetelerin saldırıları ortamı geriyor. Şam hükümetinin bir an evvel bu çeteleri kontrol altına alması gerekiyor. Türkiye’nin Suriye ilişkilerini bir atasözüyle değerlendirebiliriz; kelin ilacı olsa kendi başına sürerdi. Güvensizlik ortamında istikrar da gelişmez. Türkiye’de Kürtler barış diyalogunda ısrarcı ama iktidar değirmene kova ile su taşıyor. Zaman geçtikçe sabırlar zorlanıyor. Fazla sabır da namussuzluğu beraberinde getirir. Onun için bir an evvel güven ortamı yaratılmalıdır. Ama günlük yaşamda bu güveni hissetmiyoruz. İran’da molla rejimi Kürtlere yeniden saldırı başlattı. Ortadoğu’da Kürtlerin topraklarına el koyanlar kirli bir ittifak kokusu etrafa yayıyorlar. Halklar açısından yıkım ve üzüntüyü yaşatacak savaşları kimse istemiyor. Bakalım halklar mı kazanacak yoksa silah tüccarları mı?









