• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
5 Ocak 2026 Pazartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Gündem Güncel

Hatem Ete: Süreç bilerek toplumsallaştırılmıyor

5 Ocak 2026 Pazartesi - 00:00
Kategori: Güncel, Manşet, Söyleşi

AKP’de siyaset yapmış, sosyolog, araştırmacı, yazar Hatem Ete ile süreci konuştuk:

Erdoğan çok hızlı adapte oldu bu sürece. Adapte olmasında da Suriye’de yaşanan rejim değişikliği çok etkili oldu. Bölgede yeni bir denklemin kurulduğu ve bu denklemin Türkiye’de iktidar lehine bir sonuç üretebileceğine ikna oldu Erdoğan

Nezahat Doğan 

Türkiye’de, Kürt sorunun çözümü ve barış için MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin çıkışıyla başlayan ve Abdullah Öcalan’ın paradigması ile gelişen süreç, Öcalan’ın dünyada örneği olmayan tersten stratejisi sonucunda PKK’nin kendini feshi ve silah bırakması ile Kürt tarafından hızla ilerletildi. Ancak Meclis komisyonu aynı aksiyonu gösteremedi. Demokratik siyaset için Meclis ve iktidarın atması gereken hukuki adımlar henüz atılmadı. İktidar ise süreci PKK’nin silah bırakması ve Suriye meselesine indirme stratejisini sürdürüyor. İktidarın uyuşturucu operasyonları başta olmak üzere ortaya koyduğu farklı gündemler de sürecin toplumsallaşmasının önünde bir engel olarak şekilleniyor.

Peki bu iktidarın bir süreç yönetimi stratejisi mi? Erdoğan ve Bahçeli’nin süreç yönetimindeki stratejileri ne tür farklılıklar içeriyor? Siyaset demokratik toplum sürecine hazır mı? Barışın toplumsallaşması nasıl sağlanabilir? Siyaset PKK’nin silah bırakmasına hazır mıydı? MHP toplumsallaşma isterken? AKP neden istemiyor?    Devlet artık somut adımlar atmak mecburiyetin de mi?

Tüm bu soruları ve gündemi AKP’de siyaset yapmış, sosyolog, araştırmacı, yazar Hatem Ete ile konuştuk.

  • Bir yıl önce barışın adı bile anılmazken, şimdi barışı konuşabiliyoruz ama doğru eksene de oturtulamıyor. Ortada hala bir makas var ama ciddi adımlar da var. Geçen bir yıllık süreci nasıl görüyorsunuz?

Yaklaşık on üç, on beş ay geçti. Süreci Öcalan’la temas üzerinden başlatırsak Ekim-Aralık arasındaki süre biraz ne olup ne bittiğinin anlaşılmaya çalışıldığı bir hazırlık evresi, aralık ayı da ete kemiğe bürünen ilk somut adımın atıldığı bir süreçti. Kabaca bir yılını geride bıraktığımız bu gelişmelerin öngördüğümüz muhtemel risklerin önünde olduğunu düşünüyorum.

  • Hangi risklerin nasıl önüne geçildi?

Baştan beri temel mesele iktidarın her iki ortağının bu süreçte ortak kanaate sahip olup olmamasıyla ilgiliydi. Bu Bahçeli üzerinden başlayan bir süreçti ama Cumhurbaşkanı Erdoğan da, AK Parti de bu sürece Bahçeli kadar gönüllü gözükmüyorlardı. İdarenin başı Cumhurbaşkanı olduğundan siyasi bir kararın alınması da ancak AK Parti’nin kabul etmesiyle mümkün olabilirdi. Meseleyi başlatan ve garantörlüğünü üstlenen aktör Bahçeli olmasına rağmen, sürecin ilerleyebilmesi için Erdoğan’ın ve AK Parti’nin onayı lazımdı.

  • Ülkeyi yöneten Cumhurbaşkanı Erdoğan, dolayısıyla süreç onun atacağı adımla yürür, atmayacaklarıyla yavaşlar mı diyorsunuz?

Evet. Cumhurbaşkanı Erdoğan, MİT başkanına “git İmralı’da Öcalan’la temas kur,” derse bu süreç başlayabilirdi ve Erdoğan’ın Ekim’den Aralık’a kadar bunu yapmadığını gördük. Bu meselede Erdoğan’ın ve Ak Parti’nin nerede durduğu en önemli dinamikti. Ben bu bir yılı geride bıraktığımızda o anlamda ciddi mesafeler kat edildiğini düşünüyorum. Erdoğan çok hızlı adapte oldu bu sürece. Adapte olmasında da Suriye’de yaşanan rejim değişikliği çok etkili oldu. Bölgede yeni bir denklemin kurulduğu ve bu denklemin Türkiye’de iktidar lehine bir sonuç üretebileceğine ikna oldu Erdoğan. Tabii bazı gecikmeler de oldu. Temmuz ayından bu yana meselenin yasal düzenleme ayağı bekletiliyor, geciktiriliyor.

  • Beklenen daha hızlanmasıydı ama Temmuz’dan bu yana süreç duraksadı, hukuki adımlar atılmadı, neden?

Temmuz ayından bu yana olan süreçte, silah bırakma kararı almış PKK’nın silah bırakmasını sağlayacak yasal düzenlemelerin yapılması, dolayısıyla devletin yanı sıra siyasetin de devreye girmesi gereken bir safhadaydık. Buradan baktığınızda yılın ikinci yarısı yavaş geçti. Meclis komisyonu ancak aralık ayının son haftasında siyasi partilerden yasal çerçeve önerisini talep etmeye başladı. Komisyonun bunları derleyip toplayıp genel kurula sunması lazım. Yıl bitti, bu daha gerçekleşmedi. Bunun sonrasında bir yasal düzenleme safhası gelecek. Dolayısıyla siyaset ayağı aksıyor. Ama ben ana doğrultuda bir sapma görmüyorum.

  • Yasaların çıkarılması, sürecin demokratikleşme eksenine oturtulması konusunda sorunlar var. Erdoğan kamuoyu önünde süreci tam sahiplense daha hızlı adımlar atılabilir miydi? Devlet ayağı yürüyor ama siyaset ayağı aksıyor mu?

Meseleyi çözümlerken bir tasnif kolaylığı sağlasın diye devlet ve siyaset gibi ayrımlar yapabiliriz ama meselenin özü ile ilgili bir ayrım olduğunu düşünmüyorum. Aslına bakarsanız devlet temelde siyasetin direktifiyle hareket ediyor ve eğer iktidar kanadını kastedeceksek iktidar kanadına DEM Parti’yi de ekleyeceksek sürecin ilerlemesi bağlamında devletle siyaset arasında bir eşgüdüm eksikliği görmüyorum.

  • Devlet tarafında adımların atılmaması planlı bir durum mu?

Devlet başlarda temas, çağrı ve karar aşamalarında hızlı hareket etti. Fakat bunun yasal düzenleme gerektiren safhasında bazı tereddütler, gecikmeler yaşandı. Bunun anlaşılabilir ama doğru bulmadığım iki gerekçesi olduğunu düşünüyorum. Birincisi bu mesele konuşulurken safhaların birbirini nasıl takip edeceği ile ilgili keskin çizgiler çizildi. Önce PKK silah bırakacak, sonra yasal düzenlemeler gerçekleştirilecek dendi. Yasal düzenleme çalışmaları için silah bırakma sürecinin tamamlanması bir şarta dönüştürüldü. İkinci olarak bu sürecin hızlı ilerlemesi Suriye’deki gelişmelere endekslendi. Suriye’deki gelişmeler de Türkiye’nin beklediği ölçüde hızlı ilerlemediği için yasal düzenleme ve Meclis safhası zamana yayıldı, yavaşlatıldı. Bunların ön şarta dönüştürülmesi bu 6 aylık gecikmenin temel nedenleri oldu.

  • İktidar niye kendisini böyle bir kısıtlamanın içine soktu?

Benim kanaatim orada toplumsallaşma, toplumsal destek faslı devreye girdi. Bu meselede yasal düzenleme safhası, muhtemel siyasal maliyetlerin ödenebileceği en kritik safha. Eve dönüş ile ilgili kritik adımlar atılması lazım ve bu kararlar zor kararlar. İktidar, topluma “eğer PKK’nın gerçekten silahı bıraktığını ve Suriye’de de Türkiye’nin lehine bir sonucun elde edildiğini gösterebilirsem, toplum gözünde bu iki argümanı yasal düzenlemelerin gerekçesine dönüştürebilirim” diye düşündü. Burada bence iktidarın AK Parti kanadıyla Bahçeli arasında başlarda bir farklılık vardı. Bahçeli bu ikisine de gerek duyulmadan hızlı sonuç alınması taraftarıydı. Fakat iktidarın AK Parti kanadı idare ve siyasetin direksiyonunda oturduğu ve bu konularda dirençli bir tutum takındığı için Ekim ayından itibaren Bahçeli’nin de ikna edilmesiyle bu farklılık ortadan kalktı. Aslında her iki konuda son noktaya da gelindi. Ocak ayı içerisinde muhtemelen Meclis’te bu yasal düzenleme safhasını görebiliriz.

  • Öncesinde MHP meseleye güvenlikçi politikalar ekseninde yaklaşırken Erdoğan’ın da seçime endeksli yaklaştığı dile getiriliyordu. Şimdi bulunduğumuz noktada MHP Kürt sorununun çözümünden ve demokratik bir süreçten yana, Erdoğan ise süreci daha güvenlikçi politikalar üzerine mi oturtuyor? Nasıl bir okuma yapıyorsunuz?

O kısmı aslında muğlak. Biraz niyet okuması yapıyoruz. İktidar bu meseleyi neredeyse tamamen PKK’nin silah bırakmasıyla sınırlandırdı. Bu konuda ikisi hemfikir. Kamuoyunda güven arttırıcı adımlar ile ilgili beklentilerin karşılanmaması da bundan kaynaklanıyor. Kürt meselesi ya da demokratikleşme süreçleri, sonraki safhalar denildi. Bu safha tamamlandıktan sonra gündeme gelebilecek meseleler diye konuşuldu. Dolayısıyla sürecin sınırları güvenlikle, PKK’nın silah bırakmasıyla sınırlandırılmaya çalışılıyor. Kamuoyundaki beklentiler de böyle yönetiliyor. Süreç yönetimi olarak ben bunda ciddi bir handikap görmeyebiliriz diye düşünüyorum. Çünkü bir süreç belli safhalara ayrılabilir.

  • Doğru mu yönetiliyor diyorsunuz?

Eğer başta kademelendirme yöntemi izlendiyse bunda bir sakınca yok diyorum. Biraz daha ötesini beklememiz gerekir. Çünkü iktidarın her iki kanadı da Kürt meselesi ya da demokrasi ile ilgili sıkıntılar bu safhanın nihayete ermesinden sonra gündeme gelmeyecek demiyor. İkisi de bu meseleye dair bir sürü konu önümüzdeki dönemde konuşulacak diyor. PKK’nın bir örgüt olarak lağvedilmesi ve üyelerinin topluma kazandırılması ile ilgili süreç tamamlandıktan sonra Türkiye’nin önünde kaçınılmaz olarak Kürt meselesi gelecek ve üstelik bu seçimlerden önce gelecek. Aynı zamanda demokratikleşmeyle ilgili bir sürü mesele de gelecek. Çünkü PKK’nın silah bırakmasının asıl gerekçesi silahla bugüne kadar yürütülen mücadelenin siyaset yoluyla yürütülmesi.

  • PKK’nin de varlığı Kürt sorununun çözümsüzlüğünden değil miydi?

Evet, PKK’nin varlık gerekçesi Kürt meselesi. Kürt meselesi bugüne kadar bir yolla yürütülüyordu. O yolun artık geçerli görülmediği ifade edildi Abdullah Öcalan tarafından. Önümüzdeki dönemde bu mücadele siyaset yoluyla yürütülecek. İktidar da bunun önünü açmakla mükellef. Bunu da söylüyor zaten. Silah bırakma süreci tamamlandıktan sonra Türkiye’nin önünde bir Kürt meselesi, demokratikleşme konuşulacak. Fakat bizim 2009-2015 yılları arasında deneyimlediğimiz tecrübeden farklı bir tecrübe bu. O dönemde biz Kürt meselesini de demokratikleşmeyi de PKK’nin silah bırakmasını da iç içe tartışıyorduk. Bizim tecrübemiz geçen çözüm sürecinde bu meselelerin paralel yürümesiyle ilişkili bir meseleydi. Ama şimdiki süreçte, biraz da o dönemden çıkarılan derslerle devlet ilk günden kendisini sınırlandırıldı ve “bu mesele sadece PKK’nin silah bırakmasıyla sınırlı bir mesele” dedi. Beklentileri baştan düşürdü. Şimdi siz bu doğru değil diyebilirsiniz ama iktidar baştan topluma ya da PKK’ye ve Öcalan’a vaat ettiği şeyin daha azını yapmadı bugüne kadar. Yani vaat edilen şey bu sınırlar kapsamında bir şeydi.

  • Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nı ve demokratik toplum inşası paradigmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Benim açımdan 27 Şubat’ın en önemli dinamiği Öcalan’ın bu meseleyi taktiksel bir düzlemde ele almayıp stratejik bir düzlem üzerinden gördüğünün teyidiydi.

  • Nasıl bir stratejik düzlem görüyorsunuz?

Silahsızlanma meselesini Türkiye ve devlet ile yürütülen dönemsel bazı pazarlıklarla, müzakerelerle ilişkilendirmek yerine öngörülen hedefle o hedefe varmak üzere kullanılan araçlar arasında yaşanan uyumsuzluğu giderme çabası olarak kodlamasıydı. Abdullah Öcalan tek taraflı olarak “devlet bizle bu meseleyi konuşsa da konuşmasa da biz silahlı mücadeleyi sonlandırıyoruz, yeni bir mücadele yöntemine geçiyoruz” demiş oldu, en güven verici kısmı buydu. Önümüzdeki dönemde kimse PKK’nin silah bıraktıktan sonra kendi hedeflerinden vazgeçmesini, farklı tarzlarla öngördüğü hedefe yönelik bir mücadele yürütmekten vazgeçmesini beklemiyor zaten. Ama Türkiye için en güçlü kazanım bunun artık silah yoluyla olmayacağına yönelik teminat vermiş olmasıydı. 27 Şubat’ı benim nezdimde bir milada dönüştüren ve benim “evet, bu sefer bu süreç başarıyla nihayetlendirebilir” diye düşünmemi sağlayan en önemli dinamiklerden birisi buydu.

  • Demokratik toplum inşası için gerekli adımların atılması, hukuk ve sistemin de değişmesinde Kürt meselesinin çözülmesinde nasıl bir yol var önümüzde? Şimdiye kadar nasıl ilerledi? Bundan sonra nasıl ilerleyecek? 

Elbette önümüzdeki dönemde PKK’nin yeni adla yürüteceği sivil siyasal mücadelenin de unsurları olacak. Bugüne kadar terör parantezine alınmış, tamamen güvenlik çerçevesinde değerlendirilen bir sürü meselenin önümüzdeki dönemde silah bırakıldığı için, terör parantezine sokulmayacağı için çok daha geniş, meşru, siyasal kanallarla yürütülmesinin imkânı oluşacak. Önemli olan bu talepler dile getirilirken bir kriminalizasyonun yaşanmaması. Serbest bir siyasal mücadele enstrümanıyla, meşru yollarla gündeme getirilmesi. Bu olursa Kürt meselesinin çözümünde de demokratikleşmede de Türkiye’nin yol alması çok gecikmeyecektir.

  • Sizin demokratik cumhuriyet tahayyülünüz nedir?

Bu neredeyse Türkiye’de tüm siyasal geleneklerin vaadi…

  • Ama bir türlü değişim olmuyor… tekçi, tek ulus, tek din, tek mezhep anlayışının Türk, Sünni cumhuriyetin sorunsallığında devam etmiyor mu?

Evet! Çünkü Türkiye’de Cumhuriyet döneminde hayata geçirilen ulus inşa projesi daraltıcı bir projeydi. Türkiye’nin sosyolojisine uygun değildi. Öyle olmadığı için bir jakoben elitin kendi okuduğu Türkiye ve dünya tahayyülünü herhangi bir alternatifin olmadığı bir denklemde zorla hayata geçirdiği tek parti dönemi yaşadık. Demokrasiye geçtiğimiz dönemlerde de on yılda bir tekrarlanan darbelerle, sonra yazılan anayasalarla da bu tahkim edildi. Yüzyıllık daraltıcı bir kimlik üzerine inşa edilmiş ulus inşa projesinin iz düşümleriyle bugüne kadar geldik. Öyle olduğu için de milliyetçisi de dindarı da muhafazakarı da solcusu, Kürdü, Sünni’si, Alevi’si de kendini bu sistemin içinde görmüyor ve değişmeli. O nedenle Demokratik cumhuriyet önümüzdeki dönemin en önemli başlıklarından birisi olacak.

  • CHP’nin komisyonda yer alması önemliydi. Ama İmralı’ya gitmemesinde eleştiriler oldu. Aldığı kararlar kendi tabanı ve seçime endeksli mi? AKP’ye karşı mı bir argüman ve yaklaşım belirliyor? CHP nasıl bir siyaset yürütüyor? Buradaki asıl imtihan yasal düzenlemeler aşamasında mı olacak?

Tabii en kritik şey yasal düzenlemeler safhası olacak. CHP’nin Öcalan’la görüşmeye katılmayışını DEM Parti seçmeni ile arasına mesafe girmesi anlamında doğru bir karar olarak görmüyorum. Ama CHP liderliğinin AK Parti’ye bir mesaj vermek üzere bu kararı aldığı kanaatindeyim. Yokluğunu göstererek varlığının değerini hatırlatmaya yatırım yaptığı kanaatindeyim. Ama yasal düzenlemelere destek vereceğini bekliyorum.

  • Sizin yaptığınız araştırmalar sürece yüzde 60’lara varan bir desteğin olduğunu gösteriyor. Ancak güven konusunda halen ciddi soru işaretleri var. Sürecin toplumsallaştırılmasının önünde ne tür engeller var?

Bu süreç ete kemiğe büründüğünden beri toplumun sürece desteği yüzde 50’lerin üzerinde, zaman zaman yüzde 60’lara, 65’lere vardı. Hiçbir zaman yüzde 55’in altına düşmedi. Bu bence çok ciddi bir destek. Meselenin toplumun genelinde prensip düzeyinde desteklendiğini gösterir. Fakat süreç iktidar tarafından siyasal gündemin öncelikli konularından biri haline getirilmiyor.

  • Neden?

Bu toplumsallaşma kararıyla ilgili bir mesele ve burada iktidar bu meseleyi toplumsallaştırmadan yürütmenin daha az maliyet üreteceği kanaatinde. Ben bunun iktidarın süreçle ilgili tedirginliği olarak okumuyorum. Süreç yönetimi ile ilgili bir karar olarak okuyorum.

  • Barış ve Demokratik Toplum Süreci toplumsallaştırılırsa iktidar kendisini zorlayacak adımlar atmaya mecbur kalacağını mı hesap ediyor? Nasıl bir muhasebe yapıyor?

Evet iktidar bir muhasebe yapıyor. Bu muhasebede toplumsallaştırmadan bu süreci yürütmenin süreçte vermesi gereken kararları vermesine daha fazla katkı sağlayacağını düşünüyor. Toplumsallaştıkça bunun muhtemel bir Türk sorunu doğurabileceğini, buna yönelik bir sürü tepkiyi gündeme taşıyabileceğini hesaplıyor. O nedenle de toplumsallaştırmama kararı alıyor. Ben bunu iktidarın süreci tam olarak benimsemediği bir aşamada bu süreçten vazgeçeceği şeklinde yorumlanmasının yanlış olduğunu düşünüyorum.

  • Neden?

Bu bir karar. Süreçle ilgili kararla, süreç yönetimi ile ilgili kararı birbirinden ayırt etmek lazım. İktidarın süreç ile ilgili kararında ben Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Devlet Bahçeli arasında bir fark görmüyorum. Bu sürece başlarken ortaya koydukları gerekçeleri her ne idiyse o gerekçelerin yerinde durduğunu, kendilerinin de bu nedenle süreci başarıyla neticelendirme konusunda kararlılıklarını sürdürdükleri kanaatindeyim.

  • Süreç yönetimi açısından AKP ‘toplumsallaştırılmasın’ MHP ise ‘toplumsallaştırılsın’ mı diyor?

Evet burada iki farklı tutum ortaya çıkıyor. Bahçeli, bunun toplumsallaştırılarak yürütülmesinin daha doğru olacağını düşünüyor ve sürekli bu meseleyi gündeme taşıyor, sürekli bunu konuşuyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise sürece destek verelim, fiili adımları atalım, kritik kararları verelim ama toplumun gündemine bunu çok fazla sokmayalım görüşünde. Süreç ilerliyor. Yöntem farkı var. Ak Parti’nin süreci çok fazla sahiplenmemesi, sözcülerinin televizyonlarda konuşmalarında bu meseleyi çok fazla gündeme getirmemeleri, AK Parti’nin sürece tam olarak ısınmaması olarak okunuyor. Ben burada biraz daha katmanlı bakılması gerektiğini düşünüyorum. Bunu test edebileceğimiz yerler var.

  • Nasıl testler?

Abdullah Öcalan’la görüşme kararında herkes AK Parti’nin ismini koymadan bu meseleyi çözmesini eleştirdi. Ama kimse nihayetinde AK Parti’nin oy vererek, kendi üyesini de göndererek bu sürecin gerçekleşmiş olmasını tartışmadı. Bizim burada sürecin yürüyüp yürümediğine bakmamız lazım. Bu gerçeği bir tarafa bırakıp niye ismi konulmadan bu yapıldı diye odaklanırsak, süreci okumakta yanlış yaparız diye düşünüyorum. Önümüzdeki dönemde de yasal düzenlemelerde AK Parti bu işi kamuoyunda çok fazla tartıştırmadan iki üç günde Meclis’ten hızlıca geçirmeyi tercih edebilir.

  • Süreç belli bir takvime bağlı ilerliyor diyorsunuz. Beklemediğimiz bir zaman diliminde teknik konular bir gece ansızın çıkarılabilir mi?  

AK Parti’nin süreç yönetimiyle ilgili verdiği bir karar var. O kararı bildiği gibi yürütsün. Bizim için önemli olan sürecin yürüyüp yürümediği. Bu kararı sürecin kaderiyle ilgili stratejik bir karar değil, süreç yönetimiyle ilgili taktiksel bir karar olarak okuyorum. Bunu ayrıştırdığımızda süreçle ilgili öngörülerimiz daha netleşir diye düşünüyorum. Süreçte verilmesi gereken kararlar verildiği müddetçe bu süreç yönetiminde iktidarın tercihlerini sorgulamanın gereksiz olduğu kanaatindeyim.

  • Türkiye PKK’siz döneme hazır mı? Ya da hazır olanlar kimler, olmayanlar kim?

Türkiye’de siyaset PKK sonrası siyasete hazırlıklı değil. Görece en fazla hazırlıklı gözüken hem MHP hem DEM Parti toplumun iki farklı kutbunda, büyük çoğunlukla etnik bir dokunun siyasallaşması üzerinden oy alan partiler. Bir siyasal sürecin toplumsal merkeze yerleşebilmesi için merkez partilerin bunu sahiplenmesi, siyasal bir dile tercüme etmeleri gerekir. Bu da bugünkü koşullarda AK Parti ve CHP’ye düşüyor. AK Parti ve CHP kendi tabanına ve kendi tabanları üzerinden topluma bu meseleyi siyasal bir dile tercüme ederek, bir söylem geliştirmedikleri müddetçe bu mesele doğru kodlar üzerinden toplumsallaşmaz. Türkiye’nin böyle bir handikabı var.

  • Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla: PKK’nin kendini fes etmesi, silah bırakması ve demokratik siyaset zemininin yolunu açması siyasetteki ezberleri mi bozdu?

AK Parti de son 10-15 yılda hem siyasetten korkan hem siyasetsizlik konforuna alışan bir parti haline geldi. Güçlü bir idari enstrüman ile ülkeyi yönetebiliyor. Adalet üzerinden, güvenlik üzerinden, medya üzerinden, dış politika üzerinden söylem enstrümanlarını kullanıp fiilen ince mühendislik gerektiren siyasal süreçlerden kaçıyor. O nedenle son 10 yıldır AK Parti’nin siyasal kasları da oldukça zayıflamış vaziyette. AK Parti’yi de CHP’yi de PKK’siz bir Türkiye’nin nasıl bir siyaset, nasıl bir dil; hukukta ve siyasal söylemde, dış politikada, ekonomide, idari alışkanlıklarımızda ne tür farklılaşmalar, yenilikler, zorunlu değişimler gerektirdiğine yönelik bir hazırlık içerisinde görmüyorum.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Papa 14. Leo’dan Venezuela çağrısı: Egemenlik korunsun

Sonraki Haber

Yeni bir dönemin başında

Sonraki Haber

Yeni bir dönemin başında

SON HABERLER

Amedspor Florent Hasani’yle anlaştı

Yazar: Yeni Yaşam
5 Ocak 2026

Özerk Yönetim: Barışçıl siyaset ve demokratik yeniden inşa şart

Yazar: Yeni Yaşam
5 Ocak 2026

Sezai Temelli: AİHM’in Demirtaş kararını uygulamak için neyi bekliyorsunuz?

Yazar: Yeni Yaşam
5 Ocak 2026

‘Özgürlük Sakine, Sêvê, Pakîze ve Fatmaların yolunda yeşerir’

Yazar: Aziz Oruç
5 Ocak 2026

Bedriye Doku: Kızımı devlete teslim ettim, 6 yıldır bir haber yok

Yazar: Bedri Adanır
5 Ocak 2026

DFG ve MKG Hüseyin Aykol için Amed’de taziye kurdu

Yazar: Bedri Adanır
5 Ocak 2026

YNK ve KDP cumhurbaşkanı adaylarını açıkladı

Yazar: Bedri Adanır
5 Ocak 2026

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır