‘Umut hakkı’na dair konuşan IACTA üyesi Avukat Altamira Guelbenzu, ‘Abdullah Öcalan ve tüm siyasi tutukluların serbest bırakılmasına yönelik uygun bir plan olmazsa, bu süreç başarısız olacaktır’ dedi
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin (AK BK) kamuoyunda “umut hakkı” olarak bilinen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları kapsamında Türkiye’ye verdiği süre Haziran ayında doluyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) yıllardır uygulanmayan kararları nedeniyle Türkiye’ye söylemler ile kınama verilirken pratikte ise bir yaptırım uygulaması görülmedi.
Bakanlar Komitesi, Türkiye’den AİHM kararlarının uygulanmasına ilişkin somut adımlar ve yasal düzenlemeler konusunda adım atacağına ilişkin en geç Haziran 2026 sonuna kadar bilgi sunmasını istedi. Sürecin yalnızca bireysel başvurularla sınırlı olmadığı, Türkiye’de ağırlaştırılmış müebbet rejiminin tamamını ilgilendiren yapısal bir insan hakları meselesi olarak ele alınıyor.
Barcelona merkezli feminist kadın avukatlar oluşumu IACTA üyesi Avukat Altamira Guelbenzu, konuya dair değerlendirmelerde bulundu.
‘Çözüm için baskı yapılmıyor’
Avrupa kurumlarının yaklaşık 10 yıldır Türkiye’den ağırlaştırılmış müebbet rejimini uygulamasını değiştirmesini talep etmesine rağmen yeterince baskı mekanizmalarının işletilmediğini söyleyen Altamira Guelbenzu, “?Ne yazık ki, gerçek bir ilgi olmadığını düşünüyoruz. Bu, siyasi duruş eksikliğinden kaynaklanıyor; Avrupa ülkeleri bu taleplerle idare etmeye çalışıyor; bir yandan demokratik partiler ve dernekler de bir çözüm için baskı yapmıyor. Avrupa hükümetleri, Türkiye’yi kızdırmamak için gerçekten bu sorunla ilgiliymiş, ilgi varmış gibi davranıyor ama çok da fazla değil. Diğer yandan ise Avrupa da benzer cezalarla karşı karşıya kalmamak için bir yol arıyorlar. Örneğin, İtalya’daki 41bis ve İspanya’daki FIES rejimi gibi” sözlerini kullandı.
‘Avrupa etkili önlemler alabilirdi’

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin elindeki mekanizmaları pratikte işlemekte yetersiz kaldığını, özellikle umut hakkı ile ilgili verilen sürenin Haziran’da dolması düşünüldüğünde Altamira Guelbenzu, “Mevcut siyasi durumu göz önünde bulundurarak ve bu konuda 10 yılı aşkın bir süredir çalıştıktan sonra, farklı tavsiyelerin ve baskı kanallarının nasıl etkili önlemlere dönüşmediğine tanık olduk. Ve buna rağmen, Avrupa etkili önlemler alabilirdi; ancak hiçbiri etkili bir şekilde uygulanmadı. Türkiye’ye yaklaşımında çifte standart durumu tamamen ekonomik ve stratejik çıkarlarla ilgilidir. Ancak Avrupa, yapması gerektiği gibi Türkiye’ye baskı uygulamakla ilgilenmiyor gibi görünüyor” diye belirtti.
‘Umut hakkı’ her tutsak için geçerli
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ve diğer siyasi tutsakları etkileyecek olan “umut hakkı” düzenlemesinin özellikle Kürtlere karşı uygulandığını belirten Altamira Guelbenzu, “Umut hakkının her tutsak için geçerli olması gerektiğini gerçekten düşünüyoruz. Bu hakkın özellikle Kürt halkına ve Kürt siyasi tutuklulara karşı kullanıldığına ve tecrit rejimi, müebbet hapis cezaları ile H tipi cezaevlerindeki tecrit koşullarının ezici bir çoğunlukla Kürtlere karşı uygulandığına tamamen katılıyoruz. Şöyle ki Avrupa ülkeleri AİHS’nin tavsiyelerini uygulamak zorunda olsalar da bu gerçekten diğer ülkelerin kararı uygulamaları için onlara uyguladığı baskıya bağlıdır” dedi.
Tüm tutsaklar serbest bırakılmalı
Bakanlar Komitesi’nin denetim süreci sonunda Türkiye’ye karşı ihlal prosedürü gibi daha sert mekanizmaları hayata geçirip geçirmeyeceğine ilişkin ise Altamira Guelbenzu, “Bu izleme sürecinden sonra, Avrupa Bakanlar Komitesi’nin ihlal prosedürlerini uygulamak zorunda kalacak olsa bile bu ihlal prosedürünü kararlılıkla uygulamasını gerçekten umuyoruz. Sayın Öcalan masada olmasına rağmen sürece katılımının sınırlı ve tecridin sürüyor olması en azından kısmen, barış sürecini boykot etmenin bir yolu olarak görmemek zor. Öcalan, Kürt nüfusunun büyük bir kısmının temsilcisidir. Öcalan ve tüm siyasi tutukluların serbest bırakılmasına yönelik uygun bir plan olmazsa, bu süreç başarısız olacaktır” sözlerini kullandı.
Haber: Melek Avcı / JINNEWS









