Süveyda’da ‘İdam Sehpası’ olarak bilinen alanın, anlatıların aksine idam yeri değil, bir kilise olduğu ortaya çıktı. Kadınların aktardığı sözlü hafıza, mekânın adını yaşatırken, arkeolojik bulgular bu anlatıya yeni bir boyut kazandırıyor
Suriye’nin Süveyda kentinde mekânlar çoğunlukla resmi haritalardan değil, insanların hafızasında şekillenen hikâyelerle tanımlanır. Halkın kolektif bilincinde “İdam Sehpası” olarak yer eden nokta, zamanla yalnızca arkeolojik bir kalıntı olmaktan çıkıp, gündelik yaşamda yön tariflerinde kullanılan canlı bir referansa dönüştü.
Yıllarca yeterli yazılı belgenin olmaması, boşlukların halk anlatılarıyla doldurulmasına yol açtı. Özellikle kadınlar, sözlü hikâyeleri kuşaktan kuşağa aktararak bu ismin yaşamasını sağladı ve mekânı zamansız bir sembole çevirdi.
Ancak son yıllarda yapılan arkeolojik çalışmalar, popüler anlatılardan oldukça farklı bir tablo ortaya koyuyor. Araştırmacı Noor Ashti’ye göre, “İdam Sehpası” olarak bilinen alan aslında Süveyda şehrinin girişindeki “Zafer Takı” ile aynı yerdir ve Hamdaniler döneminde burada idam yapıldığı yönündeki anlatılar doğru değildir.
Noor Ashti, buranın MS 4. ile 6. yüzyıllar arasına tarihlenen, eşsiz bir kilise yapısının parçası olduğunu belirtiyor. Kilise, siyah bazalt taştan inşa edilmiş bazilika planlı bir yapıdır. En dikkat çekici özelliği ise apsisinin alışılmışın aksine doğuya değil, kuzeye bakmasıdır.
Kadınların sözlü hafızada yaşattığı “İdam Sehpası” ismi, yapının kemerimsi formunun hayal gücüyle yorumlanması sonucu ortaya çıkmıştır. Noor Ashti, kadınların yalnızca hikâye anlatıcısı değil, aynı zamanda mekanın anlamını yeniden kuran yorumcular ve kolektif hafızanın taşıyıcıları olduğunu vurguluyor.
Noor Ashti, alanın korunması ve belgelenmesi gerektiğini belirterek, “Burası bir darağacı değil, büyük kültürel ve tarihi değere sahip bir kilisedir” diyor ve Süveyda’daki kadınların bu gerçeği yaymaya katkı sunmasını umut ediyor.
Haber: Rochelle Junior / NûJINHA









