• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
1 Aralık 2025 Pazartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Gündem Güncel

İhsan Eliaçık: Eşitlik olmadan kardeşlik olmaz

1 Aralık 2025 Pazartesi - 00:00
Kategori: Güncel, Manşet, Söyleşi
İhsan Eliaçık: Eşitlik olmadan kardeşlik olmaz

İlahiyatçı yazar İhsan Eliaçık ile süreci ve eşitlik hukukunu konuştuk:

Bu coğrafyada bir inancı, bir mezhebi, bir etnik kimliği esas alan bir devlet ve ülke kurduğunuz zaman, bu bölge çok kimlikli ve çok mozaikli olduğu için sorunlar hiç bitmeyecektir. Yüzyıllardır yaşadığımız da bunun bir göstergesidir

Nezahat Doğan

Ortadoğu, çatışmaların, savaşların, çoklu krizlerin kimlikler, dinler, inançlar üzerinden yaşandığı yer. Yüzyıllardır da kan ve gözyaşı durmuyor. Kürtler Ortadoğu da en ağır sorunları yaşarken, diktatörlüklerle, statükoyla yürütülen sistemlerin değil, adem-i merkeziyetçilikle yönetilmesi gereken sistemlerin kurulması çözümün de anahtarı. Bu anahtar şimdi Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 40 yıldır damıtarak biçimlendirdiği paradigması ve demokratik toplum perspektifiyle bu topraklara; başta Türkiye olmak üzere tüm Ortadoğu’ya yeni bir şans ve pencere açılıyor. Bu pencere Türk-Kürt ittifakıyla Türkiye’de de bölgesel olarak bir güç oluşturmuyor mu? Devlet kendini nasıl değiştirmeli? Eşitlik ve kardeşlik hukuku nasıl uygulanmalı? Teolojik açıdan baktığımızda demokratik toplum ve barış ne anlama geliyor? İslam felsefesinde karşılığı ne? Medine Sözleşme ile ne tür benzerlikler var? Toplumsal genlere işlemiş kardeşliğin kökleri nereye uzanıyor? Bu süreç o genlere tekrar yaşam verecek mi? Tüm bunları ilahiyatçı yazar İhsan Eliaçık ile konuştuk.

  • Hassas dönemlerden geçiyoruz. Değişim bir zorunluluk artık. Özellikle Ortadoğu’daki sorunların temelinde tek kimlik, tek dil, tek inanç üzerine kurulan ve başta Kürtler olmak üzere diğerlerini yok sayan ulus-devlet sistemlerinin yerine ne konmalı nasıl değişmeli?

Üzerinde yaşadığımız coğrafya Anadolu, Mezopotamya, Akdeniz havzası, yaygın ismi ile Ortadoğu diye biliniyor. En eski tarihlerden itibaren çok farklı inançların, kadim geleneklerin, aşiretlerin, mezheplerin, etnik kimliklerin bulunduğu bir yer. Bunun en bilinen klasik örneği de Kürtler. En eski, en kadim kavim. Ali Şeriati Kürtleri Ortadoğu’nun hiçbir yere taşınmamış, göç etmemiş en eski halkı diye tarif eder. Böyle bir coğrafyada da ulus devlet projesi kaostan başka bir şey getirmez, getirmiyor. Ulus devlet projesi derken de kastettiğimiz şudur: Bu coğrafyada bir inancı, bir mezhebi, bir etnik kimliği esas alan bir devlet ve ülke kurduğunuz zaman, bu bölge çok kimlikli ve çok mozaikli olduğu için sorunlar hiç bitmeyecektir. Yüzyıllardır yaşadığımız da bunun bir göstergesidir. Tarihte bunu aşmaya yönelik değişik girişimler oldu. Günümüzde de bunu aşmaya yönelik bazı girişimler var ama tam gerçekleşmiş değil.

  • Bu girişimlerin başında halkların, kimliklerin ortak yaşamı için bir modelin yaşam bulması mı gerekiyor? Tarihte var mı böyle örnekler?

Var tabii. Medine’de Muhammed Peygamber çok kültürlü, çok kimlikli bir toplum düzeni ortaya koydu. Medine Sözleşmesi ile 17 tane Yahudi kabilesi, ona benzer diğer Arap ve farklı inançlardan olan kabilelerle beraber, egemenlik değil ortaklık, hakimlik değil hakemlik esasına dayalı bir toplum düzeni oluşturmak istedi. 10 yıl kadar sürdü.

  • Hz. Muhammed’in Medine Sözleşmesi’yle kurmak istediği düzen, Abdullah Öcalan’ın ortaya koyduğu demokratik toplum sistemine benzer ve komünleşme değil mi?

Tabii, ama o tarihte geliştirilemedi. Tarih boyunca geliştirilen sistemler; dört halife dönemi, Emeviler, Abbasiler, Selçuklu-Osmanlı sistemleri Roma ve Sasani taklidi, merkezi, askeri tarım imparatorluklarıdır. Dolayısıyla merkezde bir padişah olur ve yukarıdan aşağıya doğru hiyerarşiktir. Onun dili neyse, onun mezhebi neyse herkes ona göre şekillenir. Peygamber’in kurmuş olduğu Medine Sözleşmesi tarih boyunca gelişemedi ve kurumsallaşamadı. Halbuki buradan bir çoğulcu düzen, bir demokrasi çıkabilirdi. Bu belki de tarihin çok erken döneminde meydana gelmiş devrimci bir hamle olması sebebiyle, tarihin çok önünde gitmesi sebebiyle gerçekleşememiş de olabilir.

  • Günümüzdeki durumu nasıl görüyorsunuz?

Günümüzde de başta İsrail olmak üzere merkezi tekçi sistem esas alınıyor. İsrail sonuç itibarıyla bir apartheid rejimi. Üstelik dinden oluşan bir ırkı esas alan bir ulus devlet. Bu sistem gereği Yahudi olmayan herkesi ötekileştirmek zorunda. Arap Cumhuriyeti dediğin zaman Arap olmayanları, Türk Cumhuriyeti dediğin zaman Türk olmayanları, İslam Cumhuriyeti dediğin zaman Müslüman olmayanları ötekileştirmek zorundadır bu sistemler.

  • Sistemin özü ne olmalı?

Sistemin adalete ve hukuka göre kurulması gerekiyor. Mademki bu coğrafyadaki halklar Müslümandır. O zaman bunun tarihsel ve dini altyapısı olan Medine Sözleşmesi’ne bakacağız, oradan ilham alarak, onu günümüzde yeniden ifade edeceğiz.

  • Tarihte Medine Sözleşmesi ile ortaya konan bu yapı bugün yeterince inceleniyor ve tartışılmıyor mu?

Benim gördüğüm kadarıyla sol gruplarda da İslamcılarda da bu işi anlamış, bölge halklarına dini ve tarihsel referans olabilir diyerek Medine Sözleşmesini esas alarak, buradan gitmemiz lazım diyen yok. Bir tek Abdullah Öcalan bu işin farkında ve geliştirdiği demokratik konfederalizm dediği şey tam bu.

  • Abdullah Öcalan’ın demokratik ulus ve demokratik konfederalizm paradigması bölge ve Türkiye halkları için bir çözüm modeli mi?

Demokratik ulus ve demokratik konfederalizmin dini ve tarihsel referansı Medine Sözleşmesi. Oradan esinlenerek bunu geliştiriyor ve Öcalan’ın Demokratik Konfederalizm diye kitabı var. Ben onu çok iyi okudum. Benim de Adalet Devleti diye bir kitabım var. Oradaki yaklaşımlara çok benziyor ve çok örtüştüğümüz yer olduğunu ortaya çıkardım. Bunun esas alınarak bölgenin yapılandırılması gerekiyor. Herhangi bir coğrafyada, bir ırkın bir mezhebin ve bir dinin tek başına egemen olmaması gerekiyor. Olduğu zaman da sonuç kan ve kaostur.

  • Türkiye’nin yüzyıllık devlet sisteminde herkes devletin vatandaşı kabul edildi ama hepsi ‘Türk’ olarak tanımlandı. Şimdi bu sorunun çözülmesi için bir eşikteyiz. Yeni sistem nasıl kurulmalı? 

Türkiye’nin, Türk Cumhuriyeti olmaktan çıkıp demokratik cumhuriyet olması gerekiyor. Demokratik cumhuriyetin içerisinde tabii ki Türkler olacak, tabii ki Kürtler olacak, tabii ki onların tarihi olacak. Onların kültürel, sanatsal, dilsel bütün varlıkları yaşayacak ama devletin ortaklaşmış hale gelmesi gerekiyor. Yani tüm kimliklerin içinde olduğu yeni bir demokratik cumhuriyet. Biz ona Adalet Devleti diyoruz. Abdullah Öcalan da Demokratik Cumhuriyet diyor. Aynı şeyi kastediyoruz.

  • Demokratik cumhuriyetin teorisini ve Ortadoğu’daki krizlerin çözümünü ortaya koyan Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği paradigma iyi anlaşılıyor mu? Önümüze nasıl bir çıkış koyuyor? İslam bunu nasıl anlıyor? Türkiye’de devlet bunu nasıl anladı?

Anlayanlar var ama bence bu çok ileri bir teori. Bunu anlamak için çok görmüş geçirmiş olmak gerekir. Türkiye’de şu anda anayasada “Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türk’tür,” cümlesi var. 1928 yılında “Türkiye devletinin dini dini-mübin-i İslam’dır,” ibaresi anayasadan çıkarıldı. Önemli ve demokratik cumhuriyet olma yolunda güçlü bir adımdı. İslamcılar bunu anlamadılar. “Devleti dinsiz hale getiriyor, dinsiz mi olacağız,” dediler. Ama anayasadan bu madde çıkınca Müslümanlık ortadan kalkmadı. Bu anayasadan çıktı sadece. Şimdi aynı şekilde milliyetçi, ulusalcı kesimler panikleyerek herkes Türk’tür ifadesini Anayasadan çıkarırsak Türklük elden gider diye endişeleniyorlar. Halbuki bu da boş panikten ibaret. Herkes Türk’tür ibaresi anayasadan çıkarsa Türk kimliği tek başına devlete egemen olmaktan çıkmış olacak, Türklük bu topraklardan yok olmayacak. Sosyolojiyi yok edemezsiniz.

  • Türk-Kürt kardeşliğine ve eşitliğine kim neye göre, nasıl direnç gösteriyor?

Amerika’da White/Anglosakson/Protestan (WAPS) Amerika’yı kuran, Amerikan egemen kimliği denir ya, aynı şekilde Türkiye’de de Türk/Müslüman/Sünni buranın egemen kimliğidir denir. Gerisi azınlık olmak zorunda denir. Bu egemen kimlikten vazgeçemeyiz denir ve bunu devlet üzerinden millete dayatır. Şimdi burada en çok fedakârlık bu üçünden olanlara düşüyor. Müslümanlığı, Türklüğü ve Sünniliği bir devlet kimliği olmaktan çıkarmak gerekiyor. Çünkü bir sistem, bir hukuk yapısı bu üçünün arkasında durursa o zaman diğerleri otomatikman ötekileşmek zorunda. Yani devlet kimlikler karşısında da laik olmalı. Türklük dahil bütün kimlikler karşısında eşit mesafede durmalı, devletin kimliği sadece adalet olmalı. Klasik İslam düşüncesinde de bunun köklerinin olduğu görüşündeyim.

  • İslam düşüncesinde devlete dair görüş nedir?

İslam’da iki temel argüman var: Bir adalet mülkün temelidir. İki devletin dini adalettir. Bunu esas alan bir devlet olması gerekiyor. Devletin kimliği, ideolojisi, dini adaletten başka bir şey olmamalı. Ben bunu hem Türkiye hem Ortadoğu hatta tüm dünya devletleri için kurtuluş yolu olarak görüyorum.

  • Demokratik konfederalizm ve demokratik ulus paradigması Rojava’da somut bir şekilde kendini göstermiş durumda. Demokratik bir sistem kuruldu ve halklar kendi özgün özyönetimleri ile orayı yönetiyorlar. Türkiye ise Şara ile görüşüyor ama Mazlum Abdi ile görüşmüyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şimdi Rojava’da bu işin farkındalar. Zaten bu “Medine Sözleşmesi temelinde demokratik konfederalizm Ortadoğu için çözümdür,” görüşünün farkında olan bir onlar var. O Şara tayfası ise İslamcı geçiniyor güya ama Medine Sözleşmesi’nden haberi yok. Bunu gavurluk olarak görüyor.

  • Ahmet El Şara İslam’dan bihaber mi?

Adam Hitler, Mussolini ya da diktatörlükten gördüğü şeye İslam devleti diyor. Başındaki halife de diktatör ama halife diyor. Tek merkezli bir din devleti düşünüyor. Kalkıyor İslam’ın emri budur, İslam devleti budur diyor. Yanlış, külliyen yanlış.

  • Bu külliyen yanlış dediğiniz yapı İslam ve dinin araçsallaştırılması sonucu mu ortaya çıkıyor? Suriye’yi nasıl görüyorsunuz?

Burada dini kullanıyor. Yani siyasi bilinci yok ama dindarlığı var. Onların dindarlığı cihadistlik şeklinde ortaya çıkıyor ve geçmişteki uygulamaları referans alıyorlar. Şara, Selefiler, IŞİD, El Kaideciler, Talibanlar, Peygamberden 600 sene sonra ortaya çıkan ve zamanın Memluk Sultanı’na siyasi tavsiyelerde bulunan İbni Teymiye’nin Siyâset-i Şer’iyye kitabını ve bu tür kitapları örnek alıyor, onlara bakıyorlar. Orada kadınlar başını örtecek, dışarı çıkmaları yasak diyor. Namaz kılmayanları cezalandıracaksın diyor. IŞID Musul’u ele geçirdiğinde yayınladığı 12 maddelik bildirinin birinci maddesinde de “Kadınlar dışarı çıkmayacak, dışarı çıktıklarında başlarını örtecek ve yanlarında mutlaka bir erkek olacak, namaz kılmayanlar yakalandığı taktirde kırbaçlanacak” diyordu. Namaz kılmayan birine Musul meydanında 25 tane kırbaç vurup videoya çekip yayınlıyorlar ve buna İslam devleti diyorlar. Daha da ilerisi kafa kesiyorlar, videolara çekiyorlar ve böylece cihat ettiklerini sanıyorlar.

  • Bu canilikleri din adına yaptıklarını söylüyorlar. Ciddi bir tehlike yok mu orada? Dinin kaynağı olan Kur’anı Kerim ne diyor?

Tabii tehlike. Bunların hiçbirisi dinin asıl kaynağı olan Kur’anı Kerim’de yok.

Namaz kılmamanın Kuran’da cezası yok ki. Başını örtmemenin cezası yok ki. Baş örtmenin kendisi var mı yok mu? Namazın kendisi bildiğimiz anlamda namaz mı değil mi? O bile tartışmalıdır. Şimdi Türkiye yanlış tarafı, yanlış kişileri, yanlış bir dini anlayışı tutuyor ve taraf oluyor. IŞİD’in taraf olunacak bir tarafı yok ki. O kimseler Suriye’ye hâkim olduklarında Musul’da ne yaptılarsa tüm Suriye’de de onu yapacaklar.

  • Bugün içinde IŞİD’in de olduğu cihadistler HTŞ de dahil Suriye’de Alevileri katlediyorlar, ciddi katliam tehlikesi halen devam ediyor.  

Çünkü dini ideolojik kimlik olarak görüyorlar. Çünkü bunların uygulamasını yaptılar bizatihi. Gittikleri yerde, ele geçirdikleri yerde bunların hepsini uyguladılar. Bunlar onlara sonradan yamanmış bir şey değil. Onların referans aldığı kitaplarda zaten bunlar yazıyor. Rojava’dakilerin toplumsal çoğulculuk, Medine Sözleşmesi temelinde demokratik konfederalizm anlayışı ise bizim söylediklerimize yakın. Rojava’da geliştirilmeye çalışılan demokratik konfederalizm anlayışının tüm Suriye’de benimsenmesi gerekir. O zaman bu dayatma olmayacaktır. Çünkü bu teorinin kendisi zaten bir dayatmanın ortadan kaldırılmasına yönelik bir teori.

  • Abdullah Öcalan zaman verilirse ben Suriye’deki meseleyi bir haftada çözerim demişti?

 Doğru söylüyor. Öcalan ile Suriye’ye gitsem üç günde çözeriz bu meseleyi…

  • Siz ne açıdan nasıl çözersiniz?

Ben adalet devleti diyorum. Öcalan da demokratik konfederalizm, demokratik cumhuriyet diyecek. Yani Suriye adalet devleti, Suriye Demokratik Cumhuriyeti. Herkes kendi dininde, kimliğinde, anadilinde serbesttir ama tüm Suriye tek bir demokratik cumhuriyettir diyeceksin. Hem bölünmeyeceksin hem de halkları bir arada yaşatacaksın.

  • Bu çok dilli ve kimlikli çözüm, adem-i merkeziyetçilik hem Türkiye hem de tüm Ortadoğu için geçerli değil mi?

Tabii biraz dikkatli yaklaşmak gerekiyor. Bu saydıklarım, Türkiye için, Suriye için, Ortadoğu için gerekli olan temel çözümler. Öcalan da düşünüyor, taşınıyor, kafa yoruyor buraya geliyor. Biz ve bizim gibi düşünenler de aynı. Fakat bir de dış dünya var. Amerikalılar var, İsrail var. Onların da geliştirdiği bazı planlar var. O planlar ve buradaki planların yer yer örtüşmesi ile çakışması söz konusu. Sen herhangi bir kimliğin, dinin hakimiyeti olmasın; Kürtler olsun, Türkler olsun, Êzidîler olsun, Aleviler olsun, Sünniler olsun, bütün Ortadoğu halkları ayrı ayrı olsun, herkes kendi dilinde serbest olsun ama bir arada yaşasın diyorsun.

  • Suriye’de egemenler çözümden, ortak yaşamdan değil de kendi çıkarları için kargaşa ve çatışma mı körüklüyor?

Amerika ve İsrail ise bunlar hazır ayrılmışken nasıl birini diğerinden koparırım, nasıl birini diğerine kırdırırım diyor. Senin olumlu düşündüğün şeyi olumsuz yönde ve kendi menfaatleri doğrultusunda kullanmayı düşünüyor. Bu nedenle şu anda yaşamış olduğumuz barış süreci Türkiye’nin, Ortadoğu’nun ve Suriye’nin hem tamamen yerli bir projesidir, olumludur ve lehinedir, hem de aynı anda Amerika ve İsrail’in projesidir. Yani senin kendin için ürettiğin şeyi adam kendisi için kullanmak istiyor. Hazır bunlar Türk-Kürt diye ayrılmışken birini diğerinden ayırayım diyor. Böyle bir kargaşa var şu anda.

  • Öcalan sürecin akamete uğramasının doğuracağı olumsuz sonuçlara vurgu yaparak bu ikileme ve tehlikeye dikkat çekiyor? Erdoğan ve Bahçeli bunu görüyor mu?

Bahçeli, Öcalan ve Erdoğan arasında bu topraklar için gerçekten acı çeken sadece Öcalan’ı görüyorum. Diğerleri siyasetçi olduğundan politik oyun oynuyor veya bir görevi yerine getiriyor gibiler. Aralarında çap farkı var. Onu anlayamıyorlar. Ben Öcalan’ın kitaplarını çok okudum. Öcalan’ın teorisini, metinlerini en iyi bilenlerden birisiyim. 25 yıldır okuyor, yazıyor. O güzelim teoriler siyaset meydanında heba ediliyor.

  • Abdullah Öcalan’ın teori ve felsefesinin tam anlaşılmadığını mı düşünüyorsunuz?

Güzelim teorileri mahveden pis gerçekler diye bir söz vardır. Türk orta sınıf, şark kurnazı birtakım siyasetçilerin elinde madara oluyor o teoriler. Bir tarafta sürüp giden acıları dindirmek, Ortadoğu’nun, Anadolu’nun, Kürtlerin ve Türklerin makus talihini kırmak. Büyük bir uzlaşı ve barış arayışı. Diğer tafarfta ise önümüzdeki seçimlerde ben nasıl iktidarda kalırım diye plan kurma, hesaplar, entrikalar.  Bir tarafta büyük anlatı ve teoriler, diğer tarafta bunu bir süre daha kendisinin kalması için kullanmaya kalkan bir şark kurnazlığı…

  • Barış yeterince sahiplenilmiyor mu?

Şu anda barış süreci bana göre sahipsiz. Tabandan sahiplenilmesi lazım. Taban çalışması yapılması lazım. 

  • Abdullah Öcalan’ın süreç şeffaf olsun ve topluma aktarılsın dediğini anlıyoruz. Siz ne görüyorsunuz?

Abdullah Öcalan’ın orada yalnız kaldığını düşünüyorum. Sonuç itibarıyla bir mahkûm konumunda. Eşit değiller. Kendini anlatamıyor, derdini anlatamıyor. Kafasında geliştirdiği büyük anlatılar ve teoriler var. Sadece Türkiye değil, Ortadoğu, dünya ile ilgili hayalleri var. Bunların hepsi siyaset arenasının kısır çekişmeleri arasında kaybolup gidiyor.

  • İslami kanadın, muhafazakârların barışa bakışı nedir? Nasıl olmalı?

Bir Müslümanın her halükârda barışı savunması gerekir. Kuran ı Kerim “Hepiniz toptan barışa girin. Eğer birisi sizden barış isterse ne olursa olsun hemen savaşı bırakın. Daima barışı arayın. Sorunları hep barışla çözmeye çalışın,” der. Zaten İslam kelimesi barış demektir. Bu dinin adı barıştır. Bu dinin dünyaya teklifi barıştır. Dolayısıyla muhafazakârların, Kuran’ı rehber olarak kabul edenlerin daima barışı savunması lazım. Bir yerde barış dendiği zaman hemen oraya kulak kabartmaları lazım.

  • Barış ve kardeşliğin nasıl olması gerekir? Yusuf ve Bünyamin gibi kardeşlik mi? Habil ve Kabil gibi kardeşlik mi?

Peygamber’in Medine’de yaptığı kardeşlik gibi kardeşlik olması gerekir. Yani Muhammed Peygamber kendisine Ali’yi kardeş yapmıştı, bu Alevi kültüründe hala yaşar, musahip derler. Her ailenin bir kardeşi, musahipi olur. Peygamber Medine’de 183 tane aileyi birbiriyle musahip yani sahabe kardeş yapıyor. Yani iyilikte, kötülükte, varlıkta, yoklukta birbirine sahip çıkacaksınız diyor. Uhuvvet akdi denir buna.

  • Kardeşlik sözleşmesi mi diyorsunuz?

Tam da bu. Şimdi Türkiye’ye bir kardeşlik sözleşmesi lazım. Kürtlerin Türklere, Ermenilere, Rumlara, Yahudilere bu memlekette kim yaşıyorsa komşuların birbirlerine manevi olarak bu gözle bakması gerekir. Türkiye sağlam bir temel üzerine kurulmuştur ve bu kardeşliğin en önemli vasfı eşitliktir. Eşitlik olmadan kardeşlik olmaz. Gerçek kardeşlik, eşitlikle at başı gider. Kürdü kendine kardeş biliyorsan önce eşit, sonra kardeş gör. Eşitlik hukuki bir statüdür. Kardeşlik ahlaki bir statüdür. Ahlaken kendine kardeş olarak görüyorsan çekinmeden ona her şeyi verirsin. Ama hukuken de bil ki eşitsin. Yani mirası eşit bölüştürmen lazım. Anadili eşit konuşman lazım. Sen dersen ki tamam kardeşiz ama ben Türk’üm. Benim konuştuğum dili esas alacaksın. Bütün ilimleri benim konuştuğum dille öğreneceksin. Anneannenle, babaannenle de benim sana öğrettiğim dille konuşacaksın. O zaman eşitlik de kardeşlik de nerede kaldı?

  • Kur’an ı Kerim ne diyor?

Rum Suresi 22. Ayet, “sizin dillerinizin ve renklerinizin farklı farklı oluşu, çeşit çeşit oluşu Allah’ın ayetlerindendir” diyor. Sen bu farklılığı ortadan kaldırınca Allah’ın ayetini ortadan kaldırmış oluyorsun. Yani Allah’ın ayetine savaş açmış oluyorsun. Allah bu dünyayı böyle yaratmış, insanları böyle yaratmış. Bu dünyaya bir bak. Hiçbir şey birbirine benziyor mu? İnsanlara bak, kimse kimseye benzemiyor. Farklı diller, farklı kültürler var. Bu insanlığın, ülkelerin zenginliğidir. Müzikte, kültürde, sanatta, edebiyatta çeşitlilik ve renklilik zenginliktir. Tek tip yapmaya çalışmayacaksın.

  • Sırrı Süreyya Önder’in dokunduğu herkesle barış ve kardeşlik adına kurduğu dil bambaşka bir yerdeydi. Vasiyeti üzerine cenaze namazını siz kıldırdınız? Sırrı Süreyya ne bıraktı ardında?

Abdullah Öcalan’ın da yıllardır söylediği bir şey var Türkiyelileşme diye. Bu doğru bir çizgidir. Bence bu Türkiyelileşme politikasının Türkiye’de simgesel iki tane büyük ismi vardır. Birisi Sırrı Süreyya’dır, diğeri de Selahattin Demirtaş’tır. Sırrı Süreyya tüm Türkiye’ye HDP’yi, Kürtleri, o çevreyi sempatik hale getirmiştir ve sevdirmiştir. Zaten kendisi yaratılış gereğince bir muhabbet adamıydı. Türkiye’nin dertleriyle ilgileniyordu. Kültür, sanat, edebiyatla da aynı şekilde. Barış için ömrünü koydu bu yola. Bıraktığı yer ve geldiğimiz yer daha da sahiplenmeyi gerektiriyor.

  • İhsan Eliaçık’ın derdi nedir?

Şimdi benim derdim adalet. Benim dünyada en inandığım şey adalet. İçinde eşitlik barındıran adalet. Babam şu lafı çok söylerdi; “Çok laf yalansız, çok mal haramsız olmaz.” Bir de “Biri yer, biri bakar kıyamet ondan kopar,” derdi. Şimdi bu iki söz de aslında büyük bir dünya eleştirisi. Bu toprakların dünyaya bakışını yansıtıyor aslında. Demek ki bu toprakların ruhu bu. Şimdi bizim zihnimiz de bununla şekillenmiş. Biri niye zayıf, diğerine hükmediyor, öbürü de o hükme boyun eğiyor? Biri yönetiyor, öbürü yönetiliyor… Bu eşitsizlikler beni çok rahatsız ediyor ve yüzden konuşuyorum, yazıyorum, çiziyorum, kendimce bir mücadele yapıyorum.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Radyoya Dengê Gel 23 yılın ardından yayın hayatını sonlandırdı

Sonraki Haber

Büyük cürüm

Sonraki Haber
Hassasiyet mi dediniz?

Büyük cürüm

SON HABERLER

barışa ses vermek

ne alametler belirdi

Yazar: Nazlı Buket Yazıcı
1 Aralık 2025

Pozitif akıl, çöplük ve inci

Pozitif akıl, çöplük ve inci

Yazar: Nazlı Buket Yazıcı
1 Aralık 2025

Hassasiyet mi dediniz?

Büyük cürüm

Yazar: Nazlı Buket Yazıcı
1 Aralık 2025

İhsan Eliaçık: Eşitlik olmadan kardeşlik olmaz

İhsan Eliaçık: Eşitlik olmadan kardeşlik olmaz

Yazar: Nazlı Buket Yazıcı
1 Aralık 2025

Radyoya Dengê Gel 23 yılın ardından yayın hayatını sonlandırdı

Radyoya Dengê Gel 23 yılın ardından yayın hayatını sonlandırdı

Yazar: Yeni Yaşam
30 Kasım 2025

Köprüleri yeniden hatırlamak

Köprüleri yeniden hatırlamak

Yazar: Bedri Adanır
30 Kasım 2025

Wan ve Mêrdîn’de 60 bin meşe palamudu toprakla buluşturuldu

Wan ve Mêrdîn’de 60 bin meşe palamudu toprakla buluşturuldu

Yazar: Yeni Yaşam
30 Kasım 2025

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır