• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
17 Nisan 2026 Cuma
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Kadın

‘İntihar’ iddiasıyla cezasızlık: Kadın ölümlerinde fail devlet ilişkisi

17 Nisan 2026 Cuma - 09:42
Kategori: Kadın, Manşet

Gülistan Doku dosyasındaki son gelişmeler, ‘intihar’ denilerek kapatılan ve devlet bağlantılarıyla cezasız bırakılan şüpheli kadın ölümü dosyalarını yeniden gündeme taşıdı

Dêrsim’de 5 Ocak 2020 tarihinde kaybettirilen Gülistan Doku dosyasında, 6 yıl sonra 13 kişinin gözaltına alınmasıyla yeni bir aşamaya geçildi. Soruşturma dosyası kapsamında eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in adının sık sık kamuoyuna yansıması, gözleri bürokrasideki kadın faillerine çevirdi. Yakın tarihte failin politikacı, yönetici, bürokrat, asker, polis ve memur olduğu yüzlerce dosyanın üzeri cezasızlıkla kapatılırken, birçoğunun ortak noktası “intihar” algısı yaratılıp, gerçeklerin çarpıtılması oldu.

Sadece yakın dönemde kamuoyuna yansıyan bazı dosyalar ve bürokrasinin cezasızlıktaki rollerinden bazıları şöyle:

Rabia Naz Vatan

Giresun’un Eynesil ilçesinde Rabia Naz Vatan, 12 Nisan 2018 tarihinde şüpheli bir şekilde yaşamını yitirdi. Rabia Naz Vatan’ın ölümünün “intihar” ya da “yüksekten düşme” olduğu öne sürülse de aile kızlarına siyah bir aracın çarptığını ve dönemin AKP Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin devreye girerek olayı kapattığını belirtti. Baba Şaban Vatan, kızına çarpan araç sürücüsünün dönemin Eynesil Belediye Başkanı’nın yeğeni olduğu ve araç sürücüsünü korumak adına yaralı haldeki Rabia Naz’ın bedeninin olay yerinden taşınarak evinin önüne getirildiği, çatıdan düşerek yaralandığı süsü verildiği, hastaneye götürüldüğü ambulansın kamera kayıtlarının silinerek delillerin karartıldığını sık sık vurguladı. Soruşturmada adı geçmesine rağmen eski Eynesil Belediye Başkanı Coşkun Somuncuoğlu’nun ifadesi dahi alınmadı. 7 Ağustos 2019’da Ankara Kriminal Polis Laboratuvarı yaptığı incelemede, “Okul üniforması ile pantolon üzerinde oluşan izler muhakeme edildiğinde, söz konusu izlerin araç lastik izi olabileceği değerlendirilmiştir” ifadelerine yer verdi. Buna rağmen Rabia Naz Vatan’ın şüpheli ölümünün araştırıldığı dosyada, 16 Temmuz 2020’de takipsizlik kararı verildi. Rabia Naz Vatan’ın babası Şaban Vatan ise yıllardır adalet mücadelesini sürdürüyor.

Nadira Kadirova

Nadira Kadirova, 23 Eylül 2019’da eski AKP İstanbul Milletvekili Şirin Ünal’ın evinde şüpheli bir şekilde yaşamını yitirdi. Hastalara bakan yardımcı personel olarak çalışan Nadira Kadirova, şüpheli bir şekilde hayatını kaybetmeden bir yıl önce Şirin Ünal’ın hasta eşine bakıyordu. Şirin Ünal’a ait silahla yaşamını yitiren Nadira Kadirova’nın ‘intihar’ ettiği öne sürüldü. Savcılık, şüpheli ölümün ‘intihar’ olduğunu iddia ederek dosyayı kapattı. Ailenin avukatı ise konuya ilişkin 5 Ağustos 2020’de Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurdu. AYM başvuruya dair yaklaşık 3 buçuk yıl sonra açıkladığı kararında, “Nadira Kadirova’nın Anayasa’nın 17’nci maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının ihlal edilmediği” iddiasında bulundu. AYM ayrıca, “Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğu” kararının da oybirliğiyle alındığını açıkladı.

Olay yeri raporu  

Nadira Kadirova’nın “intihar” ettiği iddia edilen olay yeri tutanağında, Nadira Kadirova’nın cenazesiyle silah arasında 153 santimetre olduğu kayda geçti. Daha sonra bilgisayarda hazırlanan krokide ise, bu mesafe 57 santimetre olarak ölçüldü. Davaya bakan avukat İlyas Doğan, “Olay sırasında bir kavga yaşanmış. Normal bir intihar olayının çok uzağında. Eşyalar bir etrafa saçılmıştı. Biri kendisini silahla vurduğu zaman o silah, kişinin en fazla 30-35 santim uzağına düşer çünkü o sırada kişi kendinde değildir, o silahı uzağa fırlatması imkansızdır. Olay yeri krokisinde Nadira’nın yaralı olduğu öne sürülen yer ile silahın bulunduğu yerin arası yaklaşık 153 santim. Bu durum ise intihardan ziyade bir cinayete benziyor” ifadelerini kullandı.

Yeldana Kaharman

Xarpet’teki (Elazığ) evinde 2019 yılında şüpheli bir şekilde yaşamını yitirmiş olarak bulunan Yeldana Kaharman’ında “intihar” ettiği öne sürüldü. Ancak olaydan iki yıl sonra devlet bağlantılı organize suç örgütü lideri Sedat Peker, şüpheli ölüme ilişkin eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar’ın oğlu eski AKP Milletvekili Tolga Ağar’ı işaret etti. Sedat Peker, Tolga Ağar’ın Yeldana Kaharman’a cinsel saldırıda bulunduğu ve şikayetçi olduktan sonra Yeldana Kaharman’ın yaşamını yitirmiş halde bulunduğunu söyleyerek, ekledi: “Tolga Ağar’ın bir kız arkadaşı var Kırgız ya da Kazak uyruklu. Kızcağız jandarmaya gidiyor, ‘Tolga Ağar bana tecavüz etti’ diye. Kız şikayet ediyor. Daha sonra kızı helikopterle aldırıyorlar. Kız ertesi gün ölü bulunuyor. Orada bir garipcağız öldü, herkes biliyor kimse sesini açmıyor.  E derin devletin başı. Adam ne istiyorsa o oluyor.”

Otopsi raporu intiharı yalanlıyor  

Malatya Adli Tıp Grup Başkanlığı, Yeldana Kaharman’ın ölümüne ilişkin otopsi ve toksikoloji raporunu yayımladı. Yeldana Kaharman’ın alkol aldıktan sonra “intihar” ettiği iddiası raporda yalanlanarak kanında alkol bulunmadığı aktarıldı. Yine raporda, Yeldana Kaharman’ın ölümden önce vücudunun bazı bölgelerinde morluklar bulunurken, kendini astığı iddiasına rağmen boyundaki yumuşak doku, kemik ve kıkırdaktaki herhangi bir morluk bulunmadı. Yani dışarıdan bakıldığında görülen telem izi açıldığında içeride herhangi bir kanama, doku zedelenmesi veya kıkırdak, kemik hasarı yok. Bu da Yeldana Kaharman’ın öldürüldükten sonra asıldığı şüphelerini güçlendirdi.

Kürdistan’da özel savaş politikaları  

Kürdistan’da yürütülen özel savaş politikalarının hedefinde kadınlar ve bedenleri yer aldı. Yıllardır devlet eliyle fuhuş, uyuşturucu ve silahlı çeteler bölgede yerleştiriliyor. Buna ilişkin en net açıklama ise 2011 yılında dönemin Siirt Valisi’nden geldi. Sêrt’te okul müdür yardımcısının da dahil olduğu bir çete tarafından kız öğrencilerine fuhuş yaptırıldığı açığa çıkınca, dönemin Siirt Valisi “Dağa çıkacaklarına fuhuş yapsınlar” dedi. Valinin bu sözleri ise bu politikaların devlet tarafından planlandığını bir kez daha ortaya koydu.

Gülistan Doku 

Son yıllarda kamuoyunun en çok konuştuğu ve bölgeye dönük özel savaş politikalarının en somut örneği Gülistan Doku oldu. Dêrsim’de Munzur Üniversitesi öğrencisi olan 21 yaşındaki Gülistan Doku, 5 Ocak 2020’de kaybettirildi. Ailenin 6 Ocak’ta yaptığı kayıp ihbarıyla birlikte Gülistan Doku için araştırma çalışmaları başlatıldı. Ancak bu olayda da ilk günden “intihar” algısı yaratılmaya çalışılırken, Gülistan Doku’nun cep telefonunun en son Uzunçayır Baraj Gölü üzerindeki Sarısaltuk Viyadüğü’nde sinyal verdiği belirlendi. Viyadük üzerinden geçen bir aracın kamerasına Gülistan Doku’nun birkaç saniyelik görüntüsü yansıdı. 7/24 güvenlik ve MOBESE kameraları ile izlenen Dêrsim’de bunun dışında hiçbir izin olmadığı iddia edilirken, arama çalışmaları Munzur Nehri ile sınırlandırıldı. Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel, Gülistan Doku’nun “intihar” ettiğini iddia ederek, arama çalışmalarını yönlendirdi. Aile, baş şüpheli olarak Gülistan Doku’nun erkek arkadaşı Zainal Abarakov ve polis olan babası Engin Yücel’i işaret etti. Aradan geçen zaman zarfında da hem toplum hem aile Gülistan Doku’nun “intihar” ettiğine inandırılmak istendi. Gülistan Doku dosyası yıllarca bilinçli bir çarpıtılarak, faili meçhule bırakılmak istendi. Aile ve kadın örgütlerinin “Gülistan nerede?” sorusu yıllarca yanıtsız bırakıldı. Gelinen aşamada ise Gülistan Doku’nun “intihar” etmediği ve katledildiği ortaya çıktı. Ailenin avukatı, Abakarov’un şüpheli olarak tutuklanması için 17 Haziran 2020’de Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı’na dilekçe verdi. Haziran ayındaki incelemede, Abarakov’un 26 Şubat’ta bir arkadaşına telefonuna bir gün sonra el konulacağına dair mesaj attığı ortaya çıktı. İncelemeler sonucunda Abakarov’un Gülistan Doku’nun dosyasına erişimi olduğu anlaşıldı. Abarakov’un Asayiş Şube’de görevli üvey babası Engin Yücer, sanal medya hesabından Gülistan Doku’nun “intihar” ettiği iddiasına dair bir fotoğraf paylaştı ve bunun dosyada bulunduğunu belirtti. Ancak savcı, dosyada böyle bir bilginin olmadığını söyledi. Bunun üzerine de Doku ailesi suç duyurusunda bulundu.

Soruşturma dosyasının 6’ncı yılında (13 Nisan) birçok kentte yapılan baskınlarda 13 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında dönemin valisi Tuncay Sonel’in oğlu Mustafa Türkay Sonel de yer aldı. Gözaltına alınanların isimleri ise şöyle: “Zeinal Abakarov, Engin Yücer (Zeinal’ın eski polis olan üvey babası), Cemile Yücer (Zeinal’ın annesi), Uğurcan Açıkgöz (Mustafa Türkay Sonel’in arkadaşı), Erdoğan Elaldı (O dönem Tunceli İl Özel İdare’de çalışan kişi), Mustafa Türkay Sonel, Gökhan Ertok (İhraç olan eski polis memuru, Vali ve korumasıyla soruşturma sürecinde irtibatı olan kişi), Savaş Gültürk (Munzur Üniversitesinde kameralardan sorumlu görevli), Süleyman Önal (Munzur Üniversitesinde kameralardan sorumlu görevli), Celal Altaş, Nurşen Arıkan, Şükrü Eroğlu (Vali Tuncay Sonel’in koruması).”

Vali ve Süleyman Soylu ilişkisi 

Ortaya çıkan belgeler ve itiraflar neticesinde dönemin Valisi Tuncay Sonel’in başından beri soruşturmayı bilerek yönlendirdiği ortaya çıktı. Tuncay Sonel ve dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yakın ilişkisi ise ön plana çıkan detaylar arasında yer aldı. Sonel Kadıköy Kaymakamı iken Süleyman Soylu’nun İçişleri Bakanlığı döneminde önce Dêrsim daha sonra Ordu valisi olarak atadı. Tuncay Sonel, sanal medya hesaplarından Süleyman Soylu’nun fotoğraflarını, “İyi ki varsınız”, “Sizi Allah için seviyoruz” şeklinde paylaşımlar yaptı.

Gülistan Doku’nun ailesi birçok kez Soylu ile görüşerek destek talebinde bulundu. Aygül Doku, 19 Şubat 2020’de Dêrsim’de İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile bir görüşme yaptıktan sonra “Özellikle kendisi tarafından özel bir ekip oluşturma imkanı varsa onu talep ettik. Sayın bakanımız da bize özel bir ekip oluşturup göndereceğinin sözünü verdi” açıklaması yaptı.

Soylu’nun açıklamaları  

Süleyman Soylu, 23 Şubat’ta X (Twitter) hesabından yaptığı açıklamada, “Üniversite öğrencisi Gülistan Doku’nun 5 Ocak 2020 tarihinden beri kaybolmasının ardından milletçe büyük bir üzüntü yaşanmış ve hem ailesinin acısını paylaşmak, kendilerine destek olmak hem de sorumluluğumuzun gereğini yerine getirmek üzere devletin tüm imkanlarıyla ve samimiyetle ciddi bir gayret ortaya koyulmuştur” diye belirtti. Soylu yine Gülistan Doku’nun kaybolmasına ilişkin, “Gülistan Doku’nun kaybolması olayı ile ilgili olarak ilk andan itibaren Emniyet Genel Müdürlüğü’nden bir İstihbarat Şube Müdürü başkanlığında, KOM, İstihbarat ve Siber Suçlar birimlerinden uzmanlardan oluşan ortak bir ekip oluşturulmuştur. Bu ekip Tunceli’ye gönderilmiş ve eldeki tüm delil ve bulgular, İl Emniyet Müdürlüğü ekipleriyle koordineli şekilde sahada titizlikle takip edilmiştir” açıklaması yaptı. Soylu, her ne kadar sorumlu yetkili olarak “derin üzüntü” yaşadığını söylese de konumu gereği soruşturmayı sürüncemede bırakarak, faili meçhule bırakılmasına göz yumdu.

‘Tuncay Sonel yargılansın’

Soruşturmada gelinen son aşamada Sonel’in delilleri karartmak için büyük bir çaba harcadığı ortaya çıktı. Doku ailesi avukatı Ali Çimen, “Vali, Gökhan Ertok’a para gönderdi. Bu Gökhan’ın özelliği hacker olmasıdır, bir siber çeteye hizmet etmesidir. Dolayısıyla Tuncay Sonel’in de bu siber çeteyle ilişkilenip, Gülistan Doku dosyasında kendileri aleyhine olabilecek olası delilleri silmesi için siber çeteyle bir ilişkiye girdiği görülüyor. Aralarında para trafiği de var. Birbirleriyle görüştüklerine dair HTS kayıtları da var. Bu yönüyle Tuncay Sonel’in eylemi artık gerçekleşmiştir. Yargılanmasını talep ediyoruz” dedi.

Rojin Kabaiş 

“İntihar” algısı yaratılarak kapatılmak istenen dosyalardan biri de Rojin Kabaiş dosyası. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi öğrencisi 21 yaşındaki Rojin Kabaiş, 27 Eylül 2024’te kaldığı KYK yurdundan ayrıldıktan sonra kayboldu ve 18 gün sonra 15 Ekim 2024’te Van Gölü Molla Kasım sahilinde cenazesi bulundu. Rojin Kabaiş dosyası, tıpkı diğer dosyalar gibi sürüncemede bırakılarak, üzeri kapatılmaya çalışıldı. Hem Rojin Kabaiş’in ailesi hem de kadınların “intihar” iddialarını kabul etmemesi ve mücadeleyi büyütmesiyle birlikte dosyada birçok gelişme yaşandı fakat hala dosya aydınlatılmadı. Rojin Kabaiş dosyasına getirilen gizlilik kararı nedeniyle hem ATK raporları hem de delillere ne aile ne de avukatları ulaşabildi. Kamuoyu baskısı sonucunda açıklanan ATK raporunda Rojin Kabaiş’in vücudunda 2 farklı erkek DNA’sı bulunduğu ortaya çıktı. DNA’ların ortaya çıkması, ailenin ve kadın kurumlarının baskısı nedeniyle soruşturma genişletildi. Soruşturma kapsamında Rojin Kabaiş’in telefonun şifresinin açılması için telefon İspanya’ya gönderildi. Şifrenin kırılamaması nedeniyle aile ve avukatları telefonun üretici firması olan Çin’e gönderilmesi için başvuruda bulundu.

Araştırma komisyonu AKP MHP oylarıyla reddedildi  

Gülistan Doku kaybına ilişkin duyulan “derin üzüntüsü” Rojin Kabaiş dosyasında da görüldü. Dönemin Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Rojin Kabaiş’in katledilmesine ilişkin “derin üzüntü yaşadığını” ve olayın “çok yönlü” soruşturulduğunu söylese de 19 aydır soruşturmada bir arpa boyu dahi yol alınmadı. Baba Nizamettin Kabaiş’in adalet mücadelesi ise devam ediyor. Kabaiş, Adalet Bakanları dahil birçok yetkili ile görüştü fakat sonuç alamadı. Kabaiş, defalarca katillerin korunduğunu ve mücadele ettiği için tehdit edildiğini söyledi. Rojin Kabaiş’in ölümünün araştırılması önerisi Meclis’te AKP ve MHP oylarıyla reddedildi.

İpek Er

Failin asker olduğu ve cezasızlıkla sonuçlanan dosyalardan biri de İpek Er dosyası. İpek Er, 2020’de Êlih’in (Batman) Qûbîn (Beşiri) ilçesinde uzman çavuş Musa Orhan’ın tecavüzüne maruz kaldıktan sonra intihar etti.

İpek Er, intihar etmeden önce babasıyla birlikte 7 Temmuz 2020’de Musa Orhan’dan şikayetçi oldu. Musa Orhan hakkında “nitelikli cinsel saldırı” suçundan soruşturma başlatıldı ve 16 Temmuz’da gözaltına alındı. İfadesinin ardından tutuklamaya sevk edilen Musa Orhan, adli kontrol tedbiriyle serbest bırakıldı. Musa Orhan ile işbirliği içinde olan iki uzman çavuş hakkında da bir işlem yapılmadı. Dava neticesinde Orhan’a, İpek Er’e cinsel saldırıda bulunmak ve  intiharına sebebiyet vermek suçundan 12 yıl hapis cezası verildi. Ancak mahkeme bunu da “Geleceği üzerinde olumsuz etki yaratabileceği” ve tüm duruşmalara düzenli katıldığı için “iyi hal” indirimi uyguladı. Yargılama süreci avukatların tutuklama talebi kabul edilmedi.

Dava boyunca Orhan, İpek Er’e tecavüz etmediğini, “rıza” dahilinde birlikte olduğu iddia etti. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Türkan Yalçın ve Yakın Doğu-Girne Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Eylem Ümit Atılgan’ın, dava için hazırladığı bilimsel mütalaada İpek Er’in gerçeği söylediğini ifade etti.  Mütalaada, “Mağdur İpek Er’in içinde bulunduğu sosyal, kültürel çevre bekaretini bozan bir cinsel ilişki yaşadığını kolayca dile getirebileceği bir çevre değildir. Buna rağmen tüm aşamalardaki beyanlarıyla bu beyanlar sonucu elde edilen bulgular tutarlılık taşımaktadır. Olay bir bütün olarak değerlendirildiğinde ve sanık Musa Orhan’ın her aşamadaki çelişkili beyanları dikkate alındığında, mağdurun beyanlarının inandırıcı olduğu kanaatine ulaşılmıştır” denildi.

Failden ‘arkamda devlet var’ tehdidi  

İpek Er’in babası Fuat Er, kızının Musa Orhan tarafından tehdit edildiğini belirterek, “Kızımın ölümünden kim sorumluysa ondan şikayetçiyim. Türkiye’de adalet yerini bulmamıştır. Cumhurbaşkanı, bakanlık bundan sorumludur. İntihardan iki gün önce kızım bana ‘İki arkadaşı beni tehdit ettiler, bunlar silahlı, bunlar kamu görevlisi, tuzağa düşürüldüm, evlerini biliyorum sana göstereyim, size bir şey yapar diye korkuyorum, o yüzden şimdiye kadar sesimi çıkaramadım, Musa Orhan elindeki fotoğraflarla beni tehdit etti’ dedi. Musa Orhan kızıma, ‘Arkamda devlet var, kimse bana karışamaz’ dedi. Banada ‘Siz sahipsizsiniz bir şey yapamazsınız’ dedi. Gerçekten devlet ilk günden bu yana arkasında” diye belirtti.

Firdevs Babat 

Şirnex’in Qileban (Uludere) ilçesine bağlı Sêgirkê (Şenoba) beldesinde, 18 Ağustos 2022 tarihinde kaybolduktan bir gün sonra cenazesi bulunan Firdevs Babat’ın önce “intihar” ettiği iddia edildi. Olayın üzeri örtünmek istense de verilen mücadele sonucu Firdevs Babat’ın 5 kurşunla katledildiği ve tecavüze maruz kaldığı ortaya çıktı. Ayrıca fail Ahmet Babat’ın korucu olan abisi Ramazan Babat’ın silahıyla Firdevs’i katlettiği de ortaya çıkarken, dosyaya yansıyan bilgilerde Firdevs Babat’ın vücudundan çıkan kurşunların Ramazan Babat’ın silahıyla uyumlu olduğu ve bu silahın da koruculara verilen türde bir silah olduğu yönünde bulgular yer aldı. Fakat mahkeme heyeti Ramazan Babat’a herhangi bir ceza vermedi, hakkındaki talepleri reddetti.

Fuhuş çeteleri 

Özel savaş politikalarının yoğunlaştırıldığı kentlerin başında Şirnex, Dêrsim, Wan ve Colemêrg geldi. Bu kentlerde failin asker ve polisin olduğu birçok tecavüz yaşandı, fuhuş çetesi ortaya çıktı. Şirnex’te, “Fuhuş yapmak ve yaptırmak amacıyla örgüt kurmak” suçundan 2013’te 25 şüpheli hakkında başlatılan soruşturma 11 yıl sonra davaya dönüştü. Kadınları fuhuşa zorlayan bu çetede 3 uzman çavuş ve bir astsubay da yer aldı. Örgüte yöneltilen suçlar ise: “Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak”, “Çocukları fuhşa teşvik etmek veya yaptırmak”, “18 yaşını doldurmamış kişilere karşı insan ticareti yapmak”, “Çocuğun nitelikli istismarı”, “Bir kimseyi fuhşa teşvik etmek veya yaptırmak”, “İnsan ticareti yapmak”, “Suç örgütlerinin isimlerini kullanarak tehdit”, “Şantaj” ve “Tefecilik” oldu. Çetede yer alan uzman çavuşlar Ertaç Kaya, Hüseyin Şahin, Turgay Koç ve astsubay Mustafa Yalçın’ın askeri nüfuzlarını kullanarak, fuhuş yaptırmak için kent dışından kadın getirdikleri ortaya çıktı.  Fuhuş çetesinin birçok kadına ve çocuğa tecavüz ettiği, siyasi ve askeri nüfuzlarını kullanarak korkuttuğu ve fuhuşa sürüklediği öğrenildi.

Dêrsim

Dêrsim’de B.T. adlı kadın, Cumhuriyet Başsavcılığı’na yaptığı başvuruyla fuhuş çetesini teşhir etti. Birçok kamu görevlisinin de şebekede yer aldığını belirten kadın, fuhuş çetesini isimleri tek tek vererek, anlattı. Kadın, İl Gençlik ve Spor Müdürü Antrenörü Sibel Yüksel, 2019’da Dêrsim’de eğitim gören üniversite öğrencilerini kaymakamlara ve valiyle ilişkiye zorlamasıyla gündeme gelen CHP Milletvekili Cemal Enginyurt’un danışmanı ve Munzur Üniversitesi’nde Daire Başkanı Cem Tekinoğlu, Zabit Yıldız, soyadını bilmediği Okan adlı esnaflar, Şafak Gür, Özkan Aslan, Kemal Demirel, Çetin Çam hakkında suç duyurusunda bulunarak, şikayetçi oldu.

Wan

Wan’da asker ve polislerin fail olarak bulunduğu birçok suç dosyası bulunurken, akıllarda kalan dosyalardan biri Bêgirî (Muradiye) ilçesinde 40 kişinin 16 yaşındaki çocuğa yönelik sistematik tecavüzde bulunduğu dosya oldu. Tecavüz 2019 yılının sonlarından 9 Ocak 2023’e kadar sürdü. Lise öğrencisi Y., 2019’da önce uyuşturucuya alıştırıldı ardından uygunsuz görüntüleri çekilerek şantaj zoruyla sistematik tecavüze maruz bırakıldı. Y., uyuşturucu madde bağımlısı olduğu gerekçesiyle de okuldan uzaklaştırıldı. Ardından 16 yaşındaki Y.’nin görüntülerini çeken, aralarında polislerin ve memurların bulunduğu kişiler, çektikleri görüntülerle şantaj yoluyla yıllarca tecavüzü sürdürdü. 9 Ocak 2023’te bir binada tecavüze uğrayan ve haykırışlarını duyan bir kişinin ihbar etmesi ardından emniyete götürülen Y., yıllardır yaşadıklarını anlatarak, aralarında 7 polisin, kaymakamlık memurlarının ve yerel siyasetçilerin de bulunduğu 40 kişinin ismini savcılığa verdi. Y., ifadesinde kendisine kimlerin tecavüzde bulunduğunu, kimlerin kendisini uyuşturucu maddeye alıştırdığını tek tek anlattı. Y, ayrıca okul okuduğu sırada beden eğitimi öğretmeninin kendisini bir yarışmaya götüreceğini söyleyerek kandırdığını ve zorla başka bir kamu görevlisi ile birlikte olmak zorunda bırakıldığı bilgisini de verdi.

Colemêrg

Özel savaş politikalarının kadınlar üzerinde yürütüldüğü kentlerden biri de Colemêrg. 2024 yılının sonunda Ayşegül Akdoğan’ın birçok kadını ve çocuğu uyuşturucuya alıştırdığı ardından da fuhuşa zorladığı ortaya çıktı. Ayşegül Akdoğan’ın kurduğu çetede, kentteki birçok AKP’li yöneticinin çocukları ve yakınlarının olduğu tespit edildi. Ayşegül Akdoğan’ın fuhuşa zorladığı P.K.’nin annesi N.K., Jinnews’e verdiği röportajda, “Kızım bana tehdit edildiğini, ya fuhuş ve uyuşturucu kullanma tekliflerini kabul edeceğini ya da onu öldüreceklerini söylemişler. Kızımın fotoğraflarına montaj yapmışlardı ve o fotoğrafları yayınlamakla tehdit ediyorlardı. Kızımın fotoğraflarına fotomontaj yapanlardan da şikayetçi oldum. O aile ise bana para verme karşılığında anlaşma teklifinde bulundu ama ben asla şikayetimi geri çekmem” ifadelerini kullandı. N.K. ayrıca savcının kendisini tehdit ettiğini de aktararak, ekledi: “Hakkari’de olan savcı F.A. beni tehdit etti. Savcı F.A., bana ‘Bu aile benim için çok önemli, neden uzak durmuyorsun bu aileden? Eğer rahat durmazsan seni cezaevine koyarım’ dedi.” N.K., polisin de kendisini defalarca şikayetlerini geri çekmeleri için aradıklarını belirtti.

Haber: Berivan Kutlu / MA 

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

İsrail-Lübnan ateşkesi yürürlüğe girdi: İhlal iddiası var

Sonraki Haber

Silemanî ve Hewlêr’e SİHA saldırısı: Bir kamp da hedef alındı

Sonraki Haber

Silemanî ve Hewlêr’e SİHA saldırısı: Bir kamp da hedef alındı

SON HABERLER

İdam Sehpası: Hafıza ile tarih arasında kalan bir mekân

Yazar: Yeni Yaşam
17 Nisan 2026

DEM Parti yöneticisi gözaltına alındı

Yazar: Yeni Yaşam
17 Nisan 2026

Şengal’in sessiz çığlığı: Êzidî kadınların ağıtlarında saklı direniş

Yazar: Yeni Yaşam
17 Nisan 2026

Paris’te ‘Hürmüz’ zirvesi: Avrupa’dan ABD’siz ‘güvenlik misyonu’ hamlesi

Yazar: Yeni Yaşam
17 Nisan 2026

Savaşta yeni bir eşik: İstihbarat ve teknolojinin senkronizasyonu

Yazar: Yeni Yaşam
17 Nisan 2026

Rojin ve Nilay’ın aileleri Gülistan Doku eyleminde: Mücadeleden vazgeçmeyeceğiz

Yazar: Yeni Yaşam
17 Nisan 2026

Gülistan Doku soruşturması: 7 kişi adliyede

Yazar: Yeni Yaşam
17 Nisan 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır