Bugün Türkiye gerçek bir yol ayrımındadır. Ya İttihatçı aklın güncel biçimlerinde ısrar edip yeni krizlere yürüyecek, ya da Kürtlerle demokratik bir gelecek kurmanın kapısını aralayacaktır. Bunun ortası yoktur
Ahmet Ağaç
İran savaşı Ortadoğu’daki dengeleri sarsarken, bölgede herkes kendi geleceğini yeniden hesaplıyor. Fakat Türkiye’de egemen akıl hâlâ eski hastalığını sürdürüyor. Bölgedeki sarsıntıyı doğru okuyup demokratik bir çıkış üretmek yerine, savaşın doğuracağı boşluklardan Kürtleri sıkıştırma hesabı yapılıyor. Sorun tam da burada başlıyor. Çünkü bu yaklaşım, değişen bölgesel gerçekliği okuyamayan, tarihsel ders çıkarmayan ve hâlâ bastırma ile sonuç alacağını sanan bir aklın ürünüdür.
Bugün yapılmak istenen şey açıktır: İran savaşıyla oluşan yeni eşikte, Kürt Özgürlük Hareketi’ni zayıflatmak, Önder Apo’nun açtığı demokratik çözüm yolunu boşa çıkarmak ve halkın tarihsel birikimini oyalama siyasetiyle etkisizleştirmek. Fakat artık ne Kürtler eski Kürtlerdir, ne de Ortadoğu eski Ortadoğu’dur. Yarım yüzyılı aşan mücadele, Kürt halkına yalnızca direnmeyi değil, siyasal aklı, tarihsel hafızayı ve bölgesel dengeyi okuma yeteneğini de kazandırmıştır. Bu yüzden savaş üzerinden kurulan her yeni hesap, geçmişte olduğu gibi kolay işlemeyecektir.
Asıl çelişki de burada ortaya çıkmaktadır. Türk devleti bir yandan barış, süreç, çözüm gibi kavramları dolaşıma sokarken; diğer yandan sürecin gerçek öznesi olan Önder Apo’yu tecrit altında tutmaya devam ediyor. Oysa bugün herkesin görmesi gereken temel gerçek şudur: Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü sağlanmadan, demokratik entegrasyon için gerçek ve onurlu yasalar çıkarılmadan, bu halkın büyük bedellerle yarattığı mücadele birikimi hiçbir oyalama planına sığmaz. Hileli, aşağılayıcı, göstermelik düzenlemelerle bu kadar derin bir tarihsel sorunun çözülebileceğini sanmak, ya halkı tanımamaktır ya da bilinçli bir biçimde süreci sabote etmektir.
Burada hedef alınan yalnızca bir hareket değildir. Hedef alınan, Kürtlerin demokratik ulus temelinde bölgenin yeniden kuruluşunda kurucu bir güç haline gelme ihtimalidir. Çünkü Önder Apo’nun açtığı çizgi, yalnızca Kürtler için değil, bütün Ortadoğu halkları için farklı bir yol göstermektedir. Bu yol, savaşın derinleştirdiği düşmanlık yerine demokratik toplumu; statükonun çürümüş sınırları yerine halkların birlikte yaşamını; inkâr ve tasfiye yerine hakikatle yüzleşmeyi esas almaktadır. Tam da bu yüzden bu çizgi hem hegemonik güçleri, hem bölgesel devlet akıllarını, hem de Kürtlerin özgürlüğünden korkan bütün statükocu çevreleri rahatsız etmektedir.
İran savaşı gösterdi ki bölge devletlerinin hiçbiri artık eski dengelerle ayakta kalamayacaktır. İsrail’in saldırganlığı, ABD’nin hegemonya hesabı, İngiliz aklının statükoyu koruma manevraları ve bölge rejimlerinin çözümsüzlüğü Ortadoğu’yu daha da kırılgan hale getiriyor. Böylesi bir tabloda Kürtlerle çatışmayı sürdürmek, yalnızca Kürtlere değil, bu siyaseti sürdüren devletlere de kaybettirir. Kürtlere düşmanlıkta ısrar eden her siyaset, kendi krizini büyütür. Kürtlerle demokratik zeminde buluşmayı reddeden her akıl, aslında kendi geleceğini karartır.
Tam da bu nedenle bugün en hayati mesele, savaşın yarattığı kaostan fırsat devşirmek değil, demokratik çözüm yolunu açmaktır. Bunun ilk şartı Önder Apo’nun önünün açılmasıdır. Çünkü mevcut tarihsel eşikte müzakereyi, demokratik toplumu ve onurlu çözümü bir çizgiye bağlayabilecek tek gerçek zemin budur. Bu zemin açılmadan çıkarılacak her yasa eksik, her çağrı yarım, her süreç kırılgan kalacaktır.
Bugün Türkiye gerçek bir yol ayrımındadır. Ya İttihatçı aklın güncel biçimlerinde ısrar edip yeni krizlere yürüyecek, ya da Kürtlerle demokratik bir gelecek kurmanın kapısını aralayacaktır. Bunun ortası yoktur. Çünkü mesele artık yalnızca bir güvenlik meselesi değil; doğrudan doğruya nasıl bir ülke, nasıl bir bölge ve nasıl bir gelecek istenildiği meselesidir.
Kürt halkı bu tarihsel eşiğe hazırlıksız değildir. Bedelini ödeyerek, direne direne ve öğrenerek gelmiştir. Bu yüzden artık oyalamayı da tanır, hileyi de tanır, hakikati de tanır. Ve bugün açık olan gerçek şudur: İran savaşından demokratik çözüm çıkmaz. Demokratik çözüm, ancak Önder Apo’nun açtığı yolun önündeki kapılar kaldırılırsa mümkün olur.









