- Üniversitenin içindeki yurttan tut Mollakasım’a kadar çalışmalar yapılsa her şey ortaya çıkar yani. Biz savcıya çok şey söylüyoruz. ‘Biz yapacağız’ diyor. Ama hala bazı cevapları alamıyoruz. Kamera kayıtları olsun, beyaz araba olsun, güvenlikçiler olsun, hiç kimseyi sorguya çekmemişler
- O gece otopsi yaparken, üniversite rektörü Rojin’in otopsisine girdi. Bu ne anlama geliyor? Örtbas değil de nedir? Sürekli savcıya da söyledim. Yine gitsem yine söylerim; her iki salonun görüntülerini bana çıkartın. Rektör içeri girdiğinde kiminle konuşuyor? Bunu biz tespit edeceğiz
- Biz sadece bu olayın peşindeyiz. Katiller bulunsun. Çünkü bellidir, bu bir cinayettir. İki erkek DNA’sı tespit edildi, boğazına zarar verilmiş, midesinde ilaç çıktı, akciğerinde su yoktu yani belli bu bir cinayet. Aklımızdan çıkmıyor
Şirin Bayık
Amed’e, Rojin Kabaiş’in cansız bedeninin bulunduğu haberinin geldiği günleri hiç unutmuyorum. Henüz Amed’de bir yas vardı. Kaybolduktan 19 gün sonra cansız bedeni Eğertutmaz Deresi’nde bulunan 8 yaşındaki Narin Güran’ın yası vardı hala kentte. Hala ‘Narin’e ne oldu?’ soruları yanıtsız dururken, bu kez 27 Eylül 2024’te Wan’da üniversite okumak için ailesinden ayrılan 21 yaşındaki Rojin Kabaiş’in kaybolduğu haberi geldi. 18 gün sonra da Rojin’in cansız bedeninin Wan Gölü kıyısında bulunduğuna dair haber. O dönem Adli Tıp Raporu’na ‘suda boğulma’ olarak kayda geçmişti. İntihar iddiaları öne sürüldü. Ancak Rojin’in ailesi ise ilk günden itibaren kızlarının ölümünün intihar olarak değerlendirilmesine karşı çıktı. Baba Nizamettin Kabaiş, arama çalışmalarından kamera kayıtlarına, yurt güvenliğinden telefon incelemesine kadar birçok başlıkta soruşturmanın yeterince etkin yürütülmediğini savundu. Ailenin ısrarı, dosyanın iki yıl boyunca tekrar tekrar gündeme gelmesini sağladı.
İntihar söyleminden cinayete
Rojin Kabaiş, 27 Eylül 2024 akşamı kaldığı Seyyid Fehim Arvasi Kız Öğrenci Yurdu’ndan çıktı. Annesiyle yaptığı son görüşmede ise markete gideceğini belirtmişti. Ancak o gece Rojin’den bir daha haber alınamadı. Kameralara son olarak yaklaşık 19.05 sıralarında yansıdığı ‘tespit edildi.’ Rojin’in kaybolduğu noktaya dair kamera kayıtları dosyaya girmedi. Daha sonra, Haziran 2026’da kamera kayıtları, baz sinyalleri ve tekneler yeniden gündeme gelerek kampüs çevresindeki döner kameraların yeniden incelenmesi, karartıldığı iddia edilen 15 dakikalık görüntünün çözülmesi, HTS ve baz istasyonu kayıtlarının araştırılması için yeni çalışmalar başlatıldı. Ayrıca Rojin’in kaybolduğu tarihten cansız bedeninin bulunduğu güne kadar Wan Gölü’nde seyreden tekne ve deniz araçlarının GPS ve kamera kayıtlarının incelenmesi istendi.
Arama çalışmalarının başlatıldığı günlerde ailenin anlatımına göre, kayıp haberinin kendilerine geç bildirilmesi ve ilk günlerdeki arama faaliyetlerinin sınırlı kalması soruşturmanın daha ilk aşamasında tartışma konusu oldu. Rojin’e ait cep telefonu, kulaklık, kek ve su şişesi Wan Gölü kıyısında bulundu. Telefonun şifreli olması nedeniyle inceleme için jandarma kriminal birimlerine gönderildi.
18 gün süren arama
Rojin’in kaybolmasının ardından aramalar ağırlıklı olarak üniversite kampüsü ve Wan Gölü kıyısında sürdürüldü. 10 Ekim’de Rojin’e ait başörtüsünün de göl kıyısında bulunduğu açıklandı. Aile ve kadın örgütleri ise kamera kayıtlarının, telefon sinyallerinin ve göldeki akıntının daha kapsamlı biçimde incelenmesini istedi. Arama çalışmalarının yeterince genişletilmediği, bazı teknik imkânların günler sonra kullanılmaya başlandığı yönündeki eleştiriler kamuoyuna yansıdı.
15 Ekim 2024’te, kaybolmasından 18 gün sonra Rojin’in cansız bedeni Wan Gölü’nün Mollakasım Mahallesi sahilinde bulundu. Bedenin, Rojin’in son görüldüğü belirtilen bölgeden yaklaşık 20-24 kilometre uzaklıkta ve akıntının ters yönünde bulunması da soruşturmanın başından itibaren yanıt bekleyen sorulardan biri oldu. İlk incelemelerde ateşli silah veya kesici alet yarası ve kemik kırığı tespit edilmediği açıklandı. Rojin, 16 Ekim’de Amed’de toprağa verildi.
İki erkek DNA’sı tespit edildi
Dosyanın en kritik aşamalarından biri Adli Tıp Kurumu incelemesi oldu. Kurumun raporunda Rojin’in ölüm nedeni ‘suda boğulma’ olarak değerlendirildi. Ancak rapor, boğulmanın intihar mı, kaza mı yoksa başka bir kişinin etkisiyle mi gerçekleştiği konusunda tıbbi bir değerlendirme yapılamayacağını belirtti. Raporda ayrıca vücuttan alınan örneklerin bir bölümünde iki farklı erkeğe ait DNA tespit edildi. DNA’lardan birinin sternal, yani göğüs bölgesinden, diğerinin ise vajinal bölgeden alınan örnekte bulunduğu ortaya çıktı. ATK, bulaş ihtimalinin tamamen dışlanamadığını belirtirken, daha sonraki incelemelerde cenazeye temas etmiş olabilecek çok sayıda kişiden DNA örneği alındı.
Rojin’in telefonunda cihaz silme işlemi
Rojin’in telefonu da dosyanın bir başka karanlık alanını oluşturdu. Telefonun şifresinin uzun süre açılamaması nedeniyle dijital verilerin önemli bölümüne ulaşılamadı. 2026’da Adalet Bakanlığı bünyesindeki Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı dosyaya teknik destek vermeye başladı ve telefonun yeniden incelenmesi için çalışma başlattı. Bakan Akın Gürlek, telefonun çözülmesinin soruşturma açısından önemli olabileceğini açıkladı.
Aynı dönemde dosyaya giren yeni bir uzman mütalaasında, Rojin’in kaybolmasının ardından telefonuyla bağlantılı Google hesabına erişildiği ve 10 Ekim 2024’te ‘cihaz silme’ işlemi gerçekleştirildiği belirtildi. Bu bulgu, telefonun yalnızca teknik olarak açılamaması değil, kaybolma sonrasındaki dijital hareketlerin de araştırılması gerektiğini ortaya koydu.
Telefon yazışmaları
Rojin dosyasındaki soru işaretleri 2026’da yeni bilirkişi incelemesiyle daha da genişledi. Eylül ayında basına yansıyan bilirkişi raporunda, Rojin’in kaybolmadan 13 dakika önce ‘hocam’ diye hitap ettiği Mehmet Çelik isimli kişiyle yaptığı yazışmaya ve bu kişinin telefonu ile Rojin’in telefonunun aynı baz istasyonundan sinyal vermesine dikkat çekildi. Dosyada aynı isimde iki kişinin bulunduğu, bunlardan birinin eski polis, diğerinin ise üniversitenin idari biriminde görev yaptığı aktarıldı. Yazışmanın hangi Mehmet Çelik’le yapıldığı ise henüz kesinleştirilmiş değil.
Yine yeni bilirkişi incelemesinde Bardakçı köyündeki bir kamerada, Rojin’in kaybolduğu gece beyaz bir araçtan ağır olduğu değerlendirilen bir cismin çıkarılarak bir eve götürüldüğü, ertesi sabah ise aynı cismin sürüklenerek başka bir araca yüklendiği belirtildi. Görüntülerdeki kişilerin kimliği ve aracın plakası belirlenemedi, taşınan cismin ne olduğu da görüntülerden anlaşılmadı. Dolayısıyla bu kayıtların Rojin’le bağlantısı şu aşamada kanıtlanmış değil. Ancak soruşturma açısından açıklanması gereken yeni bir başlık oluşturuyor.
Aile ne yaşadı?
Tüm bunları ise katledilmesinin ikinci yıldönümünde baba Nizamettin Kabaiş ile konuştuk. Nizamettin Kabaiş, iki yıldır sürdürdüğü adalet mücadelesinde hem tüm kapıları çaldı hem kapılarını herkese açtı. Onun adalet talebi çok farklı kesimler tarafından sahiplenildi. Başta kadın hakları savunucuları olmak üzere herkes onun adalet arayışına ortak oldu. Konuştuğumuz esnada telefonu sürekli çalıyordu. Gazeteciler, siyasetçiler, Rojin’in ölüm yıldönümü için arıyordu. Son aramasını paylaştı. “Refah Partisi’nden aradılar. Ziyarete gelmek istiyorlar” dedi. Ardından “Sağolsun, herkes arıyor” dedi. Ancak çoğu yerde dile getirdiği bir sitemini o anda dile getirdi. “Herkes geldi, ama AK Parti’den kimse bir gün kapımı çalmadı” dedi. Amed milletvekillerinin ismini özellikle belirtti. “Gelip bir baş sağlığı bile dilemediler” dedi sitemli bir ses tonuyla. Aklıma Amed sokaklarında yaşadığı olay geldi. Geçtiğimiz günlerde Bilal Erdoğan’ın kendisini dinlemediği anlar dijital medyada gündem olmuştu. Aile buna ilişkin bir açıklama yaptı ama görüntüler toplumun hafızasında kaldı.
Tüm bunların ardından iki yıldır yaşadıklarını sordum. Baba Nizamettin Kabaiş dosyada somut bir gelişmenin olmamasından şikayetçi, hayatına her gün yeni sorular ekleniyor ama çoğu cevapsız kalıyor. Nizamettin Kabaiş, “Eğer samimiyet olsa ortada her şey. Doğru soruşturulsa yani en çok beş-altı ayda sonuç çıkar. Zor bir dosya değil. Beş altı ayda her şey çözülür. Niye iki sene bize acı çektiriyorlar?” demekten alıkoyamadı kendini.
Dosyadaki yeni gelişmeler
Baba Nizamettin Kabaiş, dosyanın her ayrıntısına hakim bir şekilde, “Üniversitenin içindeki yurttan tut Mollakasım’a kadar çalışmalar yapılsa her şey ortaya çıkar yani. Biz savcıya çok şey söylüyoruz. ‘Biz yapacağız’ diyor. Ama hala bazı cevapları alamıyoruz. Kamera kayıtları olsun, beyaz araba olsun, güvenlikçiler olsun, hiç kimseyi sorguya çekmemişler. Mollakasım’da aynı şekilde villalar şerit halindedir. Yani nereden baksan 400-500 tane villa var. O villaların hepsinde kamera sistemi var. Orayı da araştırmamışlar. Bu cansız beden nereden gelmiş? Suyun içinden mi gelmiş yoksa herhangi birileri mi bırakmış? Onu da araştırmamışlar. Bütün sorularımız cevapsız” dedi.
Son dönemlerde yaşanan gelişmeleri sorunca ise, “Savcı bunları değerlendirirse bir yere varacağız. Mesela örnek olarak oradaki beyaz arabadan bahsediyorlar. Hem bir kadın görmüş hem de tespit etmişler. Beyaz bir arabadaki ağır bir cismi gece bir eve bırakıyor. Sabah da gidip alıyor, götürüyor. O şahsı görmüşler. Adam diyor ki ‘Ben ciğerciyim, kömür bıraktım’ diyor. Akşam kömür bırakıyor, sabah yine alıyor. Yani ifadeleri birbirini tutmuyor. Çelişkili bir durumdur. Bir de zaten insanın aklına şu geliyor. Rojin’in elbisesinde, atletinde bir kan tespit edilmişti. Önce ‘insan kanı’ sonra ‘hayvan kanıdır’ dediler. Acaba ondan mı bulaştı diye merak ediyoruz. Bu hala aydınlatılmayan bir sorumuz” dedi.
Baba Nizamettin Kabaiş, devamında ise şöyle konuştu: “İkincisi de oradaki güvenlikçi, Rojin’in kaybolduğu ikinci gün sabah saat 10’da çalıların arasına bir şey bırakıyor, saklıyor. Yani o da çok önemlidir. O güvenlikçi orada ne yapıyor, ne saklıyor. 11 dakika sonra öğrenciler gidiyor. Rojin’in telefonunu göz kenarından görüyorlar. Acaba orada saklandı, sonra götürdü oraya mı bıraktı? Bu da bizim için çok önemli. Kameraları doğru düzgün incelememişler.”
Arkadaşını da susturdular
Baba Nizamettin Kabaiş, sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Üçüncü sorumuz ise arkadaşıyla ilgili; oda arkadaşının telefonu gece Bardakçı köyünün içinde sinyal vermiş. Oda arkadaşı ifadesinde ise diyor ki ‘ben 10.30’da yurda döndüm.’ 10.30’da da yurdun girişine dair bir şey yok. 6.30’da falan çıkış yapmış ama giriş yapmamış. Avukatımız böyle bir kaydın olmadığını söyledi. Oda arkadaşının da baktığınızda ifadesi çelişkilidir. Bana göre bir şey biliyor ancak onu susturdular. İfadeleri de karışıktır. Mutlaka bir şey biliyor diye düşünüyorum. Çünkü bizimle hiç görüştürmediler. Okulu bırakmış. Müdürü o dönem çok ağladığını söyledi. Sadece kızın babasıyla iki dakikalık bir görüşme yaptık telefon üzeri. Birkaç soru sorunca telefonu kapattı. Ben artık üniversite yönetiminden şüpheleniyorum. Onlar susturmuş olmalı. Çünkü ucu rektöre dokunuyor. Herkes iki yeğeninden bahsediyor. Bunu sadece ben söylemiyorum. Hem yakın köyde hem de üniversitenin içindeki öğrenciler bana söyledi. Daha önce de onun iki tane yeğeni genç kızları rahatsız etmiş.”
Van’daki ilgili kişilerin Adalet Bakanlığı’na da yanlış bilgi verdiğini belirten Nizamettin Kabaiş, “O gece otopsi yaparken, üniversite rektörü Rojin’in otopsisine girdi. Bu ne anlama geliyor? Örtbas değil de nedir? Sürekli savcıya da söyledim. Yine gitsem yine söylerim; her iki salonun görüntülerini bana çıkartın. Rektör içeri girdiğinde kiminle konuşuyor? Bunu biz tespit edeceğiz. Bu nettir, kesindir, ortada ama kamera kayıtlarını bir türlü çıkartmıyorlar. Yardımcı olmuyorlar. Çünkü her iki salonda da kamera vardır mutlaka. Devletin kurumlarının her tarafında kamera var. Otopsi odasına da girdi. Savcıyla özel görüştü, vali ile özel görüştü. 8 saat boyunca o adam orada ayrılmadı. Şimdi bugün rektörle yurt müdürü aynı şekilde ikisi de suçludur. Çünkü ölüme sebebiyet getiren eksiklikleri vardı. Ama delilleri karartan rektör. Nettir, kesindir. Benim şaşırdığım bugüne kadar onu neden sorguya çekmiyorlar? Gülistan Doku dosyasında valiye 68 soru sordular ama rektöre tek soru sormadılar. Adam beg gibi, aşiret gibi yaşıyor” diyerek rektörün dokunulmazlığını sorguladı.
Ne yorulma ne de aç kalma
İki yıldır hem işine, ailesine koşturan hem de adalet mücadelesini sürdüren Nizamettin Kabaiş, bu ısrarını sürdüreceğini de belirtti. Tünelin ucunda küçücük bir ışık bile olsa misali, “Ben az bir ışık da görsem Rojin için, bilsem bir şey yapacaklar, benim için yorulma ya da aç kalma önemli değil. Ne mesafe ne zorluk gözüme gelmiyor. Gidiyorum, takip ediyorum” dedi.
Baba Nizamettin Kabaiş, “Herkese kapımız açık” derken de “Biz sadece bu olayın peşindeyiz. Katiller bulunsun. Çünkü bellidir, bu bir cinayettir. İki erkek DNA’sı tespit edildi, boğazına zarar verilmiş, midesinde ilaç çıktı, akciğerinde su yoktu yani belli bu bir cinayet. Aklımızdan çıkmıyor. Annesi de aynı şekilde ben de, kız kardeşi de kardeşleri de biz çok zor durumdayız. Sürekli düşünüyoruz. Yani 3 günlük bir öğrenci, kim yaptı, nasıl oldu, ne oldu?” sorularını eksik bırakmadı.
Soruların soruları doğurduğu dosyaya ilişkin bir şüphesine dikkat çekiyor Baba Nizamettin Kabaiş; “Çünkü oda arkadaşıyla iki tane kız arkadaşı ayın 26’sında Rojin’i aynı bölgeye götürmüş. Orada gezmişler. Bunu da savcı bize söyledi. Kamera kaydında var. Ayın 27’sinde de bu olay oluyor. Bu büyük bir şüphedir. Kızımı oraya niye götürdüler? Ayın 26’sında, 27’sinde de aynı noktaya Rojin gidiyor. Orada olay oluyor. Bir de oda arkadaşının telefonu da köyün içinde sinyal veriyor. Demek ki berabermişler? Bu geldi kendini kurtardı. O çocuk (Rojin) orada kaldı. Sonra da yanlış ifade verdiler. Büyük bir suçtur. Kimseye de haber vermemiş. Ben onların peşini hiçbir zaman bırakmayacağım. Davacıyım ben onlardan.”
Kadınları katlediyorlar, ‘intihar’ diyorlar
Son olarak da kadın katliamlarına dair iç çekerek şu yanıtı verdi Baba Nizamettin Kabaiş; “Kadınları öldürüyorlar. Cinayet olduğu halde ‘intihar etmiş, balkondan düşmüş, ya suya atılmış’ diyorlar. Bunun olmaması lazım. Bu kadınlara sahip çıkmazsak ne olacak? Devlet sahip çıkmazsa kim sahip çıkacak? Savcı sahip çıkmazsa kim sahip çıkacak? Emniyet ne iş yapıyor? Ne için var? Bu tür şeyler için vardır. Kadınları katlediyorlar. Sonra intihar etmiş diyorlar. Eğer tanıdığı biri üzerinde dursa olay aydınlanacak. Üzerinde durmazsa kapatılıyor. Mesela Sena Düzgün. Dicle Üniversitesi’nde katlettiler. Öğretmeni sebep oldu. Hiçbir günde ceza yemedi. Görevden uzaklaştırma yaptılar. Birkaç ay kalacak. Adam görevine gidecek. Ne oldu? Olan o kıza oldu. Bizim gibi çok mağdur aile var. Çocukları öldüren, katledilen, dosyası kapatılan çok aile var. Bu görev Meclis’e düşüyor. Cumhurbaşkanına, Adalet Bakanına, İçişleri Bakanına, öbür partilere. Bu dosya neden böyle karanlıkta kalıyor? 2 sene yani devletin neyi eksik? Polis mi yok? Emniyet mi yok? Savcı mı yok? Ne eksik? Niye iki senedir bize acı çektiriyorlar?” diye sordu.








