Kaş’ta orman, tarım ve arkeolojik sit alanları mermer ocakları için ruhsatlandırılıyor. Peş peşe verilen mermer ocağı ruhsatlarına tepki gösteren köylüler ve çevreciler, mahkeme kararlarına rağmen sahaların yeniden ruhsatlandırıldığını belirterek, projelerin derhal iptal edilmesini istedi
Duygu Kıt
Antalya’nın Kaş ilçesinin Dere, Çerler ve Ahatlı mahallelerinde yapılmak istenen 100’er hektar büyüklüğündeki iki mermer ocağı projesine, Antalya Valiliği tarafından 30 Nisan 2026 tarihinde Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Olumlu kararı verdi. Son iki yıl içinde verilen dördüncü mermer ocağı ruhsatına karşı yöre halkının tepkileri sürüyor. Halk yaşam alanlarını, Kaş’ın köylerini, ormanlarını, su kaynaklarını ve tarım alanlarını geri dönüşü olmayan biçimde tahrip edeceğini belirttikleri projelerden vazgeçilmesini isterken, Kaş Çevre ve Kültür Derneği Başkanı Ahmet Akoy, mahkemenin ve Orman Bölge Müdürlüğü’nün uygun bulmadığı sahaya MAPEG’in yeniden ruhsat verdiğini belirterek, ‘Köylerimiz maden sahası değildir’ dedi.
‘Yıkımda ısrar’
Akoy, 2024 yılının Haziran ayından bu yana Kaş genelinde seri biçimde mermer ocağı ruhsatları verildiğini belirterek şunları söyledi: “Kaş’ta en büyük köyümüz yaklaşık 3 bin ila 3 bin 500 dönüm büyüklüğündeyken, bin dönümlük köylerimize, orman alanlarımıza, sulak alanlarımıza ve tarım arazilerimize mermer ocağı ruhsatları veriliyor. İlk ruhsat 2024 yılının Haziran ayında Çamlıova’ya verildi. Alana çıktığımızda her yerin asırlık sedir ve ardıç ağaçlarıyla kaplı olduğunu gördük. Orman Bölge Müdürlüğü de buranın verimli orman alanı olduğunu, aynı zamanda tohum meşceresinin yanında bulunduğunu belirterek burada madencilik yapılamayacağı yönünde görüş verdi. Şirket bu kararı dava etti. Mahkeme Orman Bölge Müdürlüğü’nü haklı buldu ve ÇED süreci kapandı. Ancak bir yıl sonra MAPEG, aynı alana başvuran başka bir firmaya bu kez hem mermer ocağı hem de kırma-eleme tesisi ruhsatı verdi.”
‘Raporlarda 17 ağaç, sahada bin dönüm’
Akoy şöyle devam etti: “2025 yılının Ocak ayında bu kez Gökçeyazı Köyü’ne yaklaşık bin dönümlük bir mermer ocağı ruhsatı verildi. Dosyada alanda yalnızca 17 ağaç bulunduğu yazıyordu. Ancak yaptığımız incelemede alanın tamamının sandal ormanıyla kaplı olduğunu gördük. Girişinde asırlık meşe ve pırnal meşeleri bulunuyordu. Raporlamaların ciddi biçimde yapılmadığını görüyoruz. Yönetmelikler kullanılarak halkın katılımı toplantılarından kaçılıyor. Ruhsatlar, valilikte Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü tarafından masa başında onaylanıyor; ya ÇED Olumlu ya da ÇED Gerekli Değildir kararları veriliyor.”

‘Birinci derece sit alanına ruhsat’
30 Nisan’da Ahatlı ve Çerler mahalleleri sınırları içerisinde yaklaşık bin dönümlük yeni bir mermer ocağı ruhsatı verildiğini hatırlatan Akoy, “Birinci derece arkeolojik sit alanının bulunduğu bir yere mermer ocağı ruhsatı verilebilir mi?” diye sordu. Akoy, “Çamlıova’da halkın katılımı toplantısını yaptırmadık. Ardından Gökçeyazı’nda verilen ‘ÇED Gerekli Değildir’ kararını da Ocak ayında iptal ettirdik. Buna rağmen süreç devam etti. İki ay sonra da Dere Mahallesi’ne ruhsat verildi. Bu köylerin tamamı tarımsal üretimin yapıldığı dağ köyleri. Dere Mahallesi’nde ruhsat verilen alanın hemen yanında arkeolojik kalıntılar tespit ettik ve tescil başvurusunda bulunduk. Yetkililer gelip inceleme yapacak. Bu alanlara baktığımızda hemen yanında, çevresinde hatta bazen içinde sit alanları bulunduğunu görüyoruz. Çerler’e verilen ruhsat sahasının içinde birinci derece arkeolojik sit alanı bulunuyor. Burada uygulanan yöntem de dikkat çekici. Ruhsat alanı gerçekte yaklaşık bin dönüm olmasına rağmen başvurular 25 hektarın, yani 250 dönümün altında gösteriliyor. Böylece halkın katılımı toplantısı yapılmıyor. Dosya doğrudan valiliğe götürülüyor. ÇED dosyası yerine yalnızca bir proje tanıtım dosyası hazırlanıyor ve bu dosya onaylandığında süreç tamamlanmış oluyor. Siz dava etmediğiniz sürece de uygulama devam ediyor” dedi.
‘Köylüler süreçlerin dışında bırakılıyor’
Halkın karar süreçlerinden dışlandığını belirten Akoy, “Bütün köyün tarımını, suyunu, ormanını, sağlığını, gelirini ve yaşamını etkileyecek bir karar alınıyor ama köye hiçbir şey sorulmuyor. Antalya Valiliği’nden köylülerin bilgisi ve katılımı olmadan karar çıkarılıyor. Kanunun amacını ortadan kaldıran, kanunu fiilen etkisiz hale getiren bir yönetmelik uygulanıyor. Gökçeyazı’ndaki ruhsat sahasında yaptığımız araştırmalarda arkeolojik kalıntılar tespit ettik. Tescil başvurusunda bulunduk ve incelemelerin ardından burada birinci derece arkeolojik sit alanı belirlendi. Mermer ocağı ruhsatı verilen alanların hemen hepsinde ya da yakınında arkeolojik değerler bulunuyor. Ruhsatlandırma sürecinin ne kadar hızlandığı da ortada. 30 Nisan’da bir köye, Haziran ayında başka bir köye ruhsat veriliyor. Bu şekilde devam ederse bu coğrafyaya daha kaç mermer ocağı verilecek? Turizmin merkezi olan, aynı zamanda tarımsal üretimin sürdüğü bir bölgede bu kadar yoğun madencilik faaliyeti planlanması kabul edilemez” diye konuştu.

Ahmet Akoy, son olarak şunları söyledi: “MAPEG’de artık kamu yararı anlayışının kalmadığını görüyoruz. Aynı durum Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı için de geçerli. Bakanlıklar ve bağlı kurumlar kamu yararı yerine şirket mantığıyla hareket ediyor. Devletin temel ilkelerinden biri olan kamu yararı anlayışı ortadan kaldırılmış durumda. Oysa devletin bu köylerle ilgili bir üretim politikası olması gerekir. Tarımı desteklemesi, çiftçinin maliyetlerini düşürmesi, üretimi artıracak adımlar atması gerekir. Bunun yerine dere görüldüğünde HES, orman görüldüğünde mermer ocağı ruhsatı veriliyor. Süreç maalesef bu noktaya gelmiş durumda.”
Kaş turizm, tarım ve kültürel mirası aynı anda barındırıyor
Ahmet Akoy: Kaş bir turizm merkezi. Türkiye’nin en önemli turizm destinasyonlarından biri. Aynı zamanda iki Özel Çevre Koruma Bölgesi’ne ev sahipliği yapıyor. Türkiye’nin en çok ziyaret edilen antik kenti Patara ile UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan Xanthos’un da aralarında bulunduğu sekiz antik kente sahip. Likya kültürel mirasıyla bezeli adeta bir açık hava müzesi. Koyları ve deniziyle bilinen Kaş’ın dağlık kesimleri ise örtü altı seracılığın yaygın olduğu, tarımsal üretimin sürdüğü alanlardan oluşuyor.









