• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
24 Ekim 2026 Cumartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Editörün Seçtikleri

Kayıp yakınları beş kentte sokakta: Failler bulunsun

24 Ekim 2026 Cumartesi - 14:22
Kategori: Editörün Seçtikleri, Güncel

Kayıp yakınları beş kentte yaptıkları eylemlerle, Abdurrahman Çoşkun, Şefik Geçgel, Hamit Temel, Hamza Arslanoğlu, Ayhan Efeoğlu ve Hüseyin Toraman için adalet istedi

Kayıp yakınları ve İnsan Hakları Derneği (İHD) Amed, Êlih, Rıha, İzmir ve Colemêrg’te bir araya gelerek kayıpların akıbetini sordu ve faillerin yargılanmasını talep etti. Amed’de yapılan açıklamada, 22 Ekim 1993’te gerçekleştirilen Licê katliamı hatırlatıldı ve katliamın aydınlatılması talebi yinelendi.

Riha 

İHD Riha Şubesi, “Kayıplar bulunsun failler yargılansı” şiarıyla yaptığı açıklamayla 86’ncı haftasında Şefik Geçgel’in akıbetini sordu. Nowada Park AVM önünde yapılan basın açıklamasına kayıp yakınları ile çok sayıda insan hakları aktivisti katıldı.

Gözaltında zorla kaybettirilenlerin fotoğrafının açıldığı açıklamada basın metnini İHD Kayıplar Komisyonu üyesi Demet Aykut okudu. Şefik Geçgel’in hikayesini anlatan Demet Aykut,  “Şefik ve ailesi korucu olan akrabaları Mehmet Geçgel ile aralarında bir arazi anlaşmazlığı vardı. Konu adli makamlara intikal etmiş, mahkeme itilafa konu arazinin Şefik Geçgel ailesine ait olduğuna karar vermişti. Bu durumu kabullenmek istemeyen Mehmet Geçgel intikam amacıyla Şefik Geçgel’in örgüt üyesi olduğuna dair ihbarda bulundu. 11 Kasım 1993 günü sabah saatlerinde Mehmet Geçgel kendisi gibi korucu olan oğulları Sinan ve İbrahim Geçgel, başka aşiretlere mensup korucular, Üsteğmen Ahmet Şentürk’ün komuta ettiği askerlerle birlikte Yılanlı köyüne baskın yaptı. Şefik ve aile arasında Hamo olarak bilinen kuzenini gözaltına aldı” dedi.

Aile bireylerine gözaltı işlemini gerçekleştiren uzman çavuş Mehmet Kıraç ve Astsubay Mehmet Demirci bir soruşturma kapsamında ifadelerinin alınacağını ve daha sonra bırakılacaklarını söylendiğini kaydeden Demet Aykut, “Askeri araca bindirilen kuzenler köyden uzaklaşınca araçtan indirilip gün boyu işkenceye tabi tutuldular. Akşamüzeri Hamo Geçgel yaralı bir halde arazide bırakıldı, Şefik Geçgel ise tekrar araca bindirilerek götürüldü. O günden sonra Şefik Geçgel’den bir daha haber alınamadı.  Aile Siverek ve Urfa savcılıklarına, Urfa Emniyetine, Urfa Valiliğine, Genel Kurmay Başkanlığına başvurdu ancak Şefik Geçgel’in gözaltına alındığı reddedildi. Olay Batman Mv. Nizamettin Toğuç ve Adıyaman Mv. Mahmut Kılınç tarafından yazılı soru önergeleriyle meclise taşındı. Dönemin İçişleri Bakanı İsmet Sezgin’in soru önergesine verdiği cevapta ‘Kasım 1993 günü gerek güvenlik kuvvetleri tarafından gerekse korucular tarafından Yılanlı köyüne operasyon düzenlenmemiştir’ dedi. Ailenin bugüne kadar yaptığı tüm suç duyuruları takipsizlikle sonuçlandı” diye konuştu.

Demek Aykut, “Eşi Aliye Hanım, çocukları ve kardeşleri Şefik Geçgel’i aramayı, hukuki girişimlerde bulunmayı sürdürüyorlar. Bizler, insan hakları savunucuları olarak tüm kayıpların akıbetinin tüm yönleriyle açığa çıkarılmasını, zorla kaybedilmelerinden sorumlu olanların etkin biçimde soruşturulup yargılanmasını ve cezasızlık politikalarına son verilmesini talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Açıklama, bir dakikalık oturma eyleminin ardından son buldu.

Colemêrg

Kayıp yakınları, İHD Colemêrg Şubesi, eylemlerinin 250’inci haftasında Gever (Yüksekova) ilçesinde bulunan Sanat Sokağı’nda bir araya geldi. Eylemde, kaybettirilenlerin fotoğrafları taşınırken, “Kayıplar bulunsun failler yargılansın” pankartı açıldı.  Bu haftaki eylemde 1991 yılında Colemêrg’in Gever (Yüksekova) ilçesinde silahlı kar maskeli 10 kişilik bir grup tarafından mezarlık mahallesindeki evinden çıkarıldıktan sonra Pelan köyü girişinde cenazesi bulunan Hamit Temel’in failleri soruldu.

Basın metini İHD Colemêrg  Şube Yöneticisi Keskin Erol tarafından okundu. Erol, kişilerin canını korumakla yetkili kolluk kuvvetinin gözaltına aldığı kişileri işkence ile katletmesi artık insanlığa karşı işlenmiş suç olduğunu belirterek, “Her ne kadar Türkiye’de yargı erki ilgili soruna derman olma konusunda sınıfta kalmış olsa da hak savunucuları ne kadar zaman geçerse geçsin katledilenlerin akıbetini sormaya devam etmektedir” dedi.

Hamit Temel’in hikayesi şu şekilde: “1988 yılında memleketi olan Şirnex’in Elkê (Beytüşşebap) ilçesinden Colemêrg’in Gever (Yüksekova) ilçesine taşındı. Maddi imkansızlıklardan dolayı pek çok işte çalıştı. Özellikle inşaatlarda çalışarak veya çobanlık yaparak kendisinin ve ailesinin geçimini sağlamaya çalışıyordu. Görgü tanıklarının anlatımına göre 1991 yılında silahlı kar maskeli 10 kişilik bir grup tarafından mezarlık mahallesindeki evinden çıkarıldı. Kimlik bilgisi soruldu ve işkence ile gözaltına alındı. Yaratılan korku iklimi yüzünden insanlar bu hukuksuz fiile karşı herhangi bir müdahalede bulunamadı. 4 gün boyunca Hamit Temel’den haber alınamadı. Ailesi Yüksekova İlçe Jandarma Karakoluna, Yüksekova İlçe Emniyetine ve Yüksekova Cumhuriyet Savcılığında başvuruda bulundu. Hamit Temel’in gözaltına alındığı gerçeği inkar edildi. Kaçırıldığının 5. Gününde Gever’in Pelan köyü girişinde yol üzerinde bir çoban tarafından bulunur. Aileye haber verilmesi üzerine cenazeyi tespit ederek kafasında iki kurşunla infaz edildiğini görmüştür. İşkence yapılmış bedeni ve kafasına sıkılmış iki adet mermi girişi ile karşılaşan aile Hamit Temel’i teşhis etti. Bütün kurumlara başvurusunu yineleyen aile bireylerine karşı herhangi bir resmi cevap verilmedi. Yüksekova savcılığının yürütmüş olduğu soruşturma  ‘kovuşturmaya’ yer olmadığı gerekçesi ile kapatıldı.”

Basın açıklaması yapılan oturma eylemi ile son buldu.

Amed

İHD ve kayıp yakınları, “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” eyleminin 924’üncü haftasında da Koşuyolu Parkı’nda bulunan Yaşam Hakkı Anıtı önünde bir araya geldi. Açıklamada kaybettirilenlerin fotoğrafları açıldı. Bu haftaki eylemde 25 Ekim 1995’ten bu yana kendisinden haber alınamayan Hamza Arslanoğlu’nun hikayesine yer verildi.

İHD Eş Genel Başkan Yardımcısı Ercan Yılmaz, ailelerin yıllardır burada adalet talebinde bulunduğuna dikkat çekti. Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı’na dair Adalet Bakanlığı tarafından yapılan duyuruları hatırlatan Yılmaz, “En son 3 Ekim 2026’da bir açıklama yapıldı. Bu açıklamada bugüne kadar 58 faili meçhul dosyanın aydınlatıldığı belirtildi. Daha önce de bu konuda defalarca çağrıda bulunmuştuk. Türkiye’de zorla kaybetme ve faili meçhul cinayetler bir gerçekliktir. Ancak siyasi boyutlarla işlenen suçların bugüne kadar göz ardı edildiğini görüyoruz. Bahsi geçen 58 dosyanın aydınlatılmış olması çok önemlidir ancak bu dosyaların hiçbirinde kamu kurumları fail olarak bulunmamakta. Yine aynı açıklamada yıllardır burada ifade ettiğimiz sloganın kullanılması da trajikomik. ‘39 yılda geçse faili meçhul suçların araştırılmasından vazgeçilmeyecek, fail meçhuller ortaya çıkarılacak’ diye bir açıklaması var. Bu sloganı yıllardır biz kullanıyoruz, hayata geçirilmesi için mücadele ediyoruz. Ancak istikrarlı bir şekilde devlet projesi olarak uygulanan bu suçlar açığa çıkarılmak istenmiyor” şeklinde konuştu.

Bunun en yakın örneğinin 22 Ekim 1993’te gerçekleştirilen Licê katliamı olduğunu sözlerine ekleyen Yılmaz, “4 gün boyunca Lice ilçesinde bir devlet terörü, şiddeti yaşandı. Biri asker olmak üzere 17 yurttaş yaşamını yitirdi. Bu olayın üzerinden 20 yıl geçtikten sonra göstermelik bir dava açıldı. O davada da tek sanığın yaşamını yitirmesi sonrası dosyada düşme kararı verildi. Bugün hala 33 yıl geçmesine rağmen Licê’de neler yaşandı, kimler bu suçu gerçekleştirdi yargıya geçirilmedi. Bizler biliyoruz bu suçu kimlerin işlediğini fakat yargı mekanizması tarafından failleri aklamak, dosyayı cezasızlıkla sonuçlandırmak dışında bir adım atılmadı. Bu suçların aydınlatılması talebini yineliyoruz ve bunun için mücadele etmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Ardından konuşan Hamza Arslanoğlu’nun oğlu Mesut Arslanoğlu ise babasının yürüttüğü siyasi çalışmalar nedeniyle JİTEM tarafından takip edildiğini ve Hatboyu Caddesi’nde Beyaz Toras’a bindirilerek kaçırıldığını belirtti. Arslanoğlu, “Aradan geçen yıllara rağmen kendisine ulaşamadık. Buradaki kayıpların taziyelerini daha kuramadık. Bugün buradan bir annenin gözüyle size seslenmek istiyorum. 2017’de kaybettiğimiz nenem şunu demişti: ‘Babandan önce de çocuklarımı kaybettim. Bu dünyada evlat acısından daha ağır bir şey yok diye düşünüyordum. Ben en büyük oğlumun yasını tuttum ama senin babanın verdiği acıyı vermedi. Çünkü büyük oğlumu kollarımda kaybettim, defnettim, mezarına gidiyorum ama senin babanın durumu aynı değil. Ben oğlumu yıkayamadım, kefenleyemedim.’ Eğer bu konuda bir ciddiyet, samimiyet varsa derhal mecliste komisyon kurulmalı, ailelerle görüşülmeli. Bu şekilde kemiklerimize ulaşacağımızı düşünüyorum” dedi.

Hamza Arslanoğlu’nun hikayesi

Hamza Arslanoğlu’nun hikayesini İHD Amed Şubesi Yönetim Kurulu üyesi Ali İhsan Demirtaş okudu. Hikaye şu şekilde: “Hamza Arslanoğlu evli 4 çocuk babasıydı. Geçimini inşaatlarda boyacılık yaparak geçiren Hamza Arslanoğlu aynı zamanda Diyarbakır HADEP İl Yönetiminde yer almaktaydı. Hamza Arslanoğlu HADEP İl Yönetiminde yer aldığından dolayı sürekli JİTEM elemanları tarafından izlenmekteydi. Kaybedilmeden bir süre önce Dağkapı semtinde arkadaşı ve 13 Kasım 1994 tarihinde gözaltında zorla kaybedilen Ali Tekdağ ile birlikte silahlı saldırıya uğradı fakat yara almadan kurtuldu.

Hamza Arslanoğlu, 25 Ekim 1995 tarihinde eşine ‘bir iş için Diyarbakır’ın Lice ilçesine gideceğini ve arkadaşlarının akşam saatlerinde eve misafirliğe geleceğini’ söyleyerek sabah saatlerinde evden ayrılır. Evden ayrıldıktan sonra Bağlar semtinde Mürsel isimli bir arkadaşının dükkânına telaşla giren Hamza Arslanoğlu JİTEM tarafından takip edildiğini söyledi. Bunun üzerine dükkân sahibi şapkasını ve montunu kendisine verdikten sonra kahvedekilere haber vermek için dükkândan ayrıldı. Dükkân sahibi döndüğünde Hamza Arslanoğlu’nun orada olmadığını gördü ve Hamza Arslanoğlu’ndan o tarihten sonra bir daha haber alınamadı.

Hamza Arslanoğlu kaybedildikten sonra polisler evine sık sık baskınlar düzenledi. Bu baskınlar esnasında aile tehdit ve hakaretlere maruz kaldı ve aile daha fazla bu baskılara dayanamayarak İzmir’e taşınmak zorunda kaldı. Hamza Arslanoğlu’nun ailesi uzun bir süre boyunca tehdit edildiklerinden ve can güvenliklerinin olmamasından kaynaklı herhangi bir kuruma başvuruda bulunmadı. Hamza Arslanoğlu dosyası öylece sonuçsuz olarak kalır. Bu insan hakkı ihlalinin asli unsuru ve tarafı olan devlete Hamza Arslanoğlu şahsında gözaltında zorla kaybetme hakikatiyle yüzleşmesini, belirsizliğin, cezasızlığın ve tüm bilinmezliklerin ortadan kaldırılması gerektiği yükümlülüğünü bir kez daha yüksek sesle hatırlatıyoruz.”

Açıklama oturma eyleminin ardından sona erdi.

Êlih

İHD Êlih Şubesi ve kayıp yakınları, eylemlerinin 760’ıncı haftasında Gülistan Caddesi’ndeki İnsan Hakları Anıtı önünde bir araya geldi. “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” pankartının açıldığı eyleme, insan hakları savunucularının yanı siyasi parti temsilcileri de katıldı.

Bu hafta 29 Ekim 1995 tarihinde Mêrdin’in Kerboran (Dargeçit) ilçesi Ulaş Köyü’nde evinden alınan ve kendisinden bir daha haber alınamayan Abdurrahman Coşkun’un akıbeti soruldu.

Hikayeyi İHD Êlih Şube Yöneticisi Sedat Yıldırım okudu. Hikaye şöyle: “01 Nisan 1974 de Mardin ili Dargeçit ilçesine bağlı Ulaş köyünde doğan Abdurrahman Çoşkun hem çobanlık yapıyordu hem de okuyordu.  Ortaokul öğrencisiydi. 1993 yılıydı, bir grup asker Abdurrahman ve 2 arkadaşını alarak bir mağaraya götürdü, ‘gidin içine bir bakın, ne var orda’ dediler. Mağaranın kapısına mayın döşenmişti. PKK militanlarına tuzak kurulmuştu. Abdurrahman ve arkadaşları kendilerine kurulan tuzaktan habersiz içeri girdiler ve içeri girer girmez mayın patladı. Patlama sonucu Abdurrahman bir gözünü kaybetti, vücudunun birçok yerinde derin yaralanmalar oluştu. İki arkadaşı ise yaşamını yitirdi. Vücudunun birçok yeri parçalanan Abdurrahman, 4 ay hastanede tedavi gördü.

Abdurrahman okuluna devam etti. Lise 1. sınıftaydı.  29 Ekim 1995 tarihinde gece saat 03.00 sıralarında askerler evlerine baskın düzenleyerek Abdurrahman’ı gözaltına aldılar. Bu arada aynı köyden 6 kişi daha gözaltına alınmıştı. Ertesi günü aile, Dargeçit savcılığına ve askeri tabura Abdurrahman’ı sordu. ‘Abdurrahman biz de’ dediler. İkinci günü ailesi hem savcıya hem de taburdakilere Abdurrahman’ı tekrar sordu. ‘5 kişiyi bıraktık, iki öğrenciyi de Mardin’e gönderdik’ dediler.

Aile 9 gün boyunca hep aynı cevabı aldı. Abdurrahman’ın hayatından iyice endişe etmeye başladı. Mardin’e gidip tekrar Abdurrahman’ı savcıya sordu. Savcı, ‘Sizin Dargeçit’te savcınız var, niye buraya geliyorsunuz’ dedi ve bağırarak tersledi. Tekrar Dargeçit savcısına gelen aile, savcıya Abdurrahman’ı sordu.  Bu kez Dargeçit savcısı ‘bana kâğıt geldi, serbest bırakmışlar sizinkileri’ dedi. Abdurrahman’ın yakınları daha ilk günden 5 kişiyi serbest bıraktığınızı söylediniz, 9 gündür hiçbirini göremedik. Şimdi de iki kişiyi bıraktığınızı söylüyorsunuz, peki bu çocuklarımız neredeler’ diye ısrarla sordular.

Ailelerin çoğu yaşlı ve Türkçe bilmiyorlardı. Biraz Türkçe bilen içlerinden biri.  Savcının Dargeçit savcısını arayarak ‘Siz niye bana tekrar gönderdiniz bunları’ diye bir süre tartıştığına tanıklık etti.  Başvurular hep sonuçsuz kaldı. Ve babası da köy ortasında işkence edilerek öldürülen Abdurrahman Coşkun’dan bir daha haber alınamadı.”

Açıklama oturma eylemi ile son buldu.

İzmir 

İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şubesi, gözaltında kaybedilenlerin faillerinin bulunması için Konak Eski SümerBank önünde basın açıklamasını gerçekleştirdi. “Kayıplar vicdandır sahip çık”, “Kayıplar belli failler nerede” pankartının açıldığı açıklamada metni Şube Yönetim Kurulu Üyesi Hatice Erdoğan okudu. Gözaltına alınıp kaybedilen, Ayhan Efeoğlu ve Hüseyin Toraman’ın kaybedilme öykülerini paylaşıp, akıbetlerini sormak için bir araya geldiklerini belirten Hatice Erdoğan, “Kayıplarımız bulunmadan, failler yargılanmadan ve gerçekler açığa çıkarılmadan toplumsal barış da adalet de eksik kalacaktır” dedi.

Savcılığın kararına göre Ayhan Efeoğlu’nun işkence sonucunda öldürülmüş olsa bile öldürme kastı olmadığından zamanaşımı süresinin 15 yıla indirildiğini belirten Hatice Erdoğan, “2008 yılında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından sürdürülen soruşturma insanlığa karşı suçlarda hukuk dışı olan 20 yıllık zamanaşımı bile beklenmeden takipsizlik kararı ile kapatıldı. 2011 yılında Eski Özel Harekât Polisi Ayhan Çarkın, Ayhan Efeoğlu’nun gözaltındayken işkence ile öldürüldüğüne tanık olduğunu söyledi. “Onu bizzat ellerimle gömdüm” diyerek Ayhan Efeoğlu’nu işkence ile sorgulayan ve bedenini kaybeden polislerin isimlerini açıkladı. Bu itiraflar sonucunda Efeoğlu Ailesi’nin dosyanın yeniden açılıp etkin ve bağımsız bir soruşturma yapılarak oğullarının gömüldüğü yerin tespit edilmesi ve ceza adaletinin sağlanması için başvurular yapsa da talepleri bugüne kadar gerçekleşmedi” şeklinde konuştu.

Hüseyin Toraman’ın ise kaçırıldığı Beyaz Toros’u sahil yolunda durdurulduğunu ancak polis ekibinin işlem yapmadan olay yerinden ayrıldığını söyleyen Hatice Erdoğan, “Anne Hatice Toraman, oğlunun birçok tanığın gözü önünde 34 ATZ 56 plakalı bir araca konularak kaçırıldığını anlattı. Yetkililer, standart gözaltında kayıp yanıtları verdi: ‘Gözaltında böyle bir isim yok’, ‘Bizde değil’, ‘Yurtdışına çıkmış olabilir’. Ama ortada plakası belli bir araba vardı. Polis, buna da hazırlıklıydı: ‘Plaka sahte’ Ailenin tüm kurum ve kişilere yaptığı başvurular sonuçsuz kaldı. Hüseyin Toraman’ın gözaltına alındığı inkar edildi. Bugüne kadar etkin bir soruşturma yürütülmedi. 1991 ve 2011 yılında yürütülen iki soruşturma da sonuçsuz kaldı. ‘Zamanaşımı süresi dolduğundan soruşturmaya yer olmadığı’ kararı ile dosya kapatıldı. İHD avukatlarının yaptığı itiraz sonucunda dosya üzerindeki kapatma kararı kaldırıldı. Ancak bugüne kadar herhangi bir gelişme yaşanmadı” diye konuştu.

HABER MERKEZİ 

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Wan’da tutsakların tahliyesi istendi: Barışın yolunu açacak somut adımlar atılmalı

Sonraki Haber

Fon soruşturması: Nusret Altınbaş teslim oldu, Ertan Aydın adliyeye sevk edildi

Sonraki Haber

Fon soruşturması: Nusret Altınbaş teslim oldu, Ertan Aydın adliyeye sevk edildi

SON HABERLER

Komünalist Öğrenciler Konferansı Amed’de başladı

Yazar: Yeni Yaşam
24 Ekim 2026

Fransa’da protesto günü: Hükümet fiili OHAL uyguluyor

Yazar: Yeni Yaşam
24 Ekim 2026

Fon soruşturması: Nusret Altınbaş teslim oldu, Ertan Aydın adliyeye sevk edildi

Yazar: Yeni Yaşam
24 Ekim 2026

Kayıp yakınları beş kentte sokakta: Failler bulunsun

Yazar: Yeni Yaşam
24 Ekim 2026

Wan’da tutsakların tahliyesi istendi: Barışın yolunu açacak somut adımlar atılmalı

Yazar: Yeni Yaşam
24 Ekim 2026

Zürih’te ‘Demokratik Entegrasyon’ konferansı: En temel ilke eşit yurttaşlıktır

Yazar: Yeni Yaşam
24 Ekim 2026

Netanyahu Batı Şeria’da tam kapatma emri verdi

Yazar: Yeni Yaşam
24 Ekim 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır