İstanbul’da iki gün süren ‘İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı’ sona erdi. Konferans sonunda yayımlanan bildirgede ‘Kürt meselesinin demokratik ve barışçı çözümüne dönük gelişen olanaklar, yalnızca bir sorunun çözümünü değil, Türkiye’nin bütününün demokratikleşmesini güçlendirecek tarihsel bir eşiği ifade ediyor’ denildi
İstanbul’da iki gün süren “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı” kapanış bildirgesini yayımladı. Siyasetten sivil topluma, emek örgütlerinden kültür-sanat camiasına geniş bir katılımla gerçekleşen konferans, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında demokratikleşme taleplerini ve barış sürecini merkeze alan tartışmalarla son buldu.
Kapanış bildirgesinde Kürt meselesinin çözümü ile Türkiye’nin genel demokratikleşmesi arasındaki bağ özellikle vurgulandı. Bildirgede “Kürt meselesinin demokratik ve barışçı çözümüne dönük gelişen olanaklar, yalnızca bir sorunun çözümünü değil, Türkiye’nin bütününün demokratikleşmesini güçlendirecek tarihsel bir eşiği ifade ediyor” denildi.
Konferans kapanış bildirgesi şöyle:
“YENİ YÜZYILA DEMOKRATİK ÇAĞRI
Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı’nda demokratik bir cumhuriyet ve yeni bir Türkiye fikrini yeniden düşünmek, ortak geleceğin imkanlarını tartışmak ve bu dönüşümün yollarını birlikte kurmak için bir araya geldik. Cumhuriyet’in ikinci yüzyılını demokrasi, eşitlik ve özgürlük perspektifiyle tartıştık.
Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı; ikinci yüzyılda siyasal, iktisadi, toplumsal, kültürel ve ekolojik alanda yapısal krizlerin yaşandığı ama aynı zamanda barış ve demokratikleşme taleplerinin yükseldiği bu dönemde; cesaret, coşku ve ısrarla birlikte yol yürüme kararlılığını pekiştiren önemli bir buluşma oldu. Konferansta birinci yüzyıl muhasebesini ve toplumsal-siyasal hafıza ile yüzleşme çağrısı yaparken geçmişten konuşsak da sözümüzü aslında içinde bulunduğumuz an’a ve geleceğe söyledik.
Konferansımız önemli bir tarihsel imkâna işaret etmiştir. Kürt meselesinin demokratik ve barışçı çözümüne dönük gelişen olanaklar, yalnızca bir sorunun çözümünü değil, Türkiye’nin bütününün demokratikleşmesini güçlendirecek tarihsel bir eşiği ifade ediyor. Böylesi bir dönemde, barışı ve özgürlükleri kurumsal güvenceye kavuşturacak düzenlemelerin gecikmeksizin gündeme gelmesi, geçmişin inkâr ve dışlama politikalarıyla yüzleşen, toplumsal güveni yeniden tesis eden ve demokratik dönüşümün önünü açan güçlü bir siyasal irade ile güven verici adımların atılması yalnızca siyasal bir tercih değil, ortak geleceğe karşı bir sorumluluk olarak görülmelidir. İnanıyoruz ki böylesine bir gelecek, toplumun dönüştürücü gücü ile siyasal ve kurumsal dönüşümün buluştuğu yerde kök salabilir. Barış ve demokrasi aynı ufka açılan iki yol, aynı geleceği kuran iki kurucu değerdir.
Konferansta öne çıkan vurgulardan biri, barışın imkanları ve sorunlarını tartışırken aynı zamanda mevcut baskıların bir an önce sona erdirilmesi ve memleketin bütünüyle demokrasiye ve barışa yoğunlaşması gereği oldu. Biliyoruz ki siyaset alanına yönelik her türlü müdahalenin, demokratik iradenin gasp edilmesinin ve ülkeyi saran krizlerin çıkış yolu demokrasiden geçiyor. Demokrasiye yönelik her tür baskı Türkiye’yi daha derin bir çıkmaza sürüklüyor. Buna karşın, demokratikleşme hem özgürlüğün hem de istikrarın yegâne güvencesi olabilir.
Yürütülen tartışmalar bir kez daha gösteriyor ki Türkiye’nin temel sorunları birbirinden ayrı değildir ve ortak bir demokratikleşme sorununun farklı görünümleridir. Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında ihtiyaç duyulan şey devletin demokratikleşmesinin zorunluluğu yanında toplumun kendi demokratik örgütlülüğünü geliştirmesi, dayanışma ağlarını büyütmesi, ortak yaşam zeminlerini güçlendirmesi ve demokratik siyasetin toplumsal temellerini genişletmesidir. Kalıcı demokratikleşme; demokratik bir toplumun inşası ile devletin hukuk, özgürlükler ve eşit yurttaşlık temelinde yeniden yapılanmasının birbirini beslediği bir süreçtir.
İçinden geçtiğimiz dönem yalnızca eleştirme ya da tanıklık etme dönemi değildir. Demokrasi, özgürlük ve eşitlik temelinde yeni bir ortak yaşamın imkânlarını çoğaltacak kurucu bir siyasal ve toplumsal iradeye her zamankinden daha fazla ihtiyaç var. Bu nedenle Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı’nı bir sonuç değil, uzun soluklu bir demokrasi arayışının, ortak düşünmenin ve ortak mücadele sürecinin yeni bir başlangıç buluşması olarak görüyoruz. Çünkü biliyoruz ki demokratik bir gelecek kendiliğinden ortaya çıkmayacak; onu ancak demokrasi, özgürlük ve eşitlik mücadelesiyle birlikte kurabileceğiz. Geleceği inşa etmek ile demokrasi mücadelesini büyütmek aynı tarihsel zorunluluğun parçalarıdır. Bu ortak arayışı çoğaltmayı, yeni buluşmalarla derinleştirmeyi, toplumsal dayanışmayı güçlendirmeyi bugün ve gelecek için ortak sorumluluğumuz olarak görüyoruz.
Bu nedenle başta kadın, gençlik ve ekoloji hareketleri olmak üzere tüm toplumsal hareketleri, Türkiye’nin bütün demokratik güçlerini, emek ve meslek örgütlerini, hak ve özgürlük mücadelelerini, yerel inisiyatifleri, aydınları, sanatçıları, akademisyenleri ve ilk yüzyılda “dışarıda bırakılan” ve geleceğe dair sözü olan herkesi; bu ortak demokratik arayışı büyütmeye, yeni buluşmalar ve dayanışma ağları örmeye, demokrasi ve barış mücadelesini toplumsallaştırmaya ve demokratik dönüşümün öznesi olmaya çağırıyoruz.
Konferansımız hem bir çağrı hem de davet buluşması olarak sesini duyurdu. Cumhuriyet’in demokratikleşmesine kapının biraz daha aralanmasının kolektif bir uğrağı olan bu buluşma ile;
Yeni yüzyıla çağrımız; toplumu ve devleti demokratikleştirecek, demokrasiyi birlikte kuracak ve barışı kalıcılaştıracak ortak iradeyi bugünden büyütme, “yeni bir pencere açma” çağrısıdır, Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü çağrısıdır.”
HABER MERKEZİ









