İstanbul’da düzenlenen ‘İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı’ kapsamında yapılan panelde, Cumhuriyetin geleceği, demokrasi, kimlikler ve toplumsal eşitlik tartışıldı
İstanbul’da düzenlenen “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı”nın panel forumu oturumu gerçekleşti. “Kimin Cumhuriyeti, Nasıl Bir Gelecek?” başlıklı forumun moderatörlüğünü Nuray Türkmen üstlenirken konuşmacı olarak İrfan Çağatay, Ali Duran Topuz, Hüda Kaya, Levent Ayaşlıoğlu ve İhsan Eliaçık katıldı.
“Cumhuriyetin Kıyısında: Lazların Deneyimi ve Demokratik Yurttaşlık” başlıklı sunumu yapan İrfan Çağatay, “kimin cumhuriyeti” sorusunu sorarak şunları söyledi:
“Lazlar, Cumhuriyet tarihi boyunca tartışmanın içinde değil kıyısında yer aldı ve bu durum onları görünmez kıldı. Bugün birçok ailede kendi dilleriyle bile konuşulmuyor; son 50 yılda dil son derece geriledi. Mesele ne olduğu değil, bundan sonra geleceğe nasıl bakılacağıdır. Her halk kendi kimliğini demokrasi ve demokratik yurttaşlık üzerinden tanımlayabilmeli. Halkların güçlenmesi toplumun özgürleşmesini sağlar. Cumhuriyet sadece merkezdekilerin değil kıyıdakilerin de olmalıdır.”
Ali Duran Topuz: Süreç Bahçeli’nin söylediğinin tersine yürüdü
“Demokratik Umuda Karşı Hegemonik Restorasyon” başlığıyla sunum yapan Ali Duran Topuz, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin ilk açıklamaları ile bugün gelinen noktanın bir gerilemeye işaret ettiğini ifade etti. Topuz, “Bu meseleyi biz, Bahçeli’nin o ünlü çağrısının olduğu tarihten bu yana çok değişik boyutlarıyla konuşuyoruz. Bir yandan sürecin kendi iç ritminde birtakım gelişmeler oluyor; bunu izliyoruz. Türkiye’nin içinde birtakım gelişmeler oluyor, bununla bağlantılı veya bağlantısız. Öte yandan bölgede gelişmeler oluyor ve dünyada gelişmeler oluyor. Benim izlenimim, belirli bir noktadan sonra Bahçeli’nin konuşmasının Suriye’yle bağlantılı olduğunun kısa süre sonra ortaya çıktığı yönünde. Sonra olan bitenleri izlerken iki tarafı ilgimi çekti. Bir tarafı şu: Eğer Bahçeli’nin ve Erdoğan’ın ilk yıl içinde çok söyledikleri ama son üç aydır hiç telaffuz etmedikleri Türk-Kürt tarihsel ittifakının güncel olarak yenilenmesi ve bunu, Öcalan’ın da ifade ettiği şekilde, çatışmalı ve şiddet içeren bir zeminden hukuk ve demokrasi zeminine geçirecek bir süreç olacaksa, bundan doğal olarak birtakım beklentiler yaratacaktı. Fakat bu kısım, yani beklenti kısmı, hiçbir şekilde gerçekleşmediği gibi sanki hedeflenen şey başka bir şeymiş gibi süreç tersine yürüyüp gitti” dedi.
Hüda Kaya: Kadınların kurucu olduğu bir Cumhuriyet olmalıdır
“Zulmün Doğrusal Tarihinden Kozmik Uyuma: Onarıcı Cumhuriyet” başlıklı sunumunda Hüda Kaya, huzurlu bir Cumhuriyetin ancak huzurlu insanlarla mümkün olabileceğini vurguladı.
Hüda Kaya şunları belirtti: “Adalet olmadan barış olmaz. Vicdan olmadan ne adalet ne barış olur. Bir toplumda yaşanılan acılar konuşulmazsa hakikate erişilemez. Görünmeyen yara kapanmaz. Ama hakikat de tek başına yetmez. Çünkü insanlar sadece duyulmak istenmez. yaşadıklarının kabul edilmesini de ister. İntikam geçmişe, adalet ise geleceğe bakar. İntikam sende yaşa adalet ise bir daha kimse yaşamasın der. Onarıcı ve demokratik bir Cumhuriyet burada önemli bir yere sahip oluyor. Huzurlu bir cumhuriyet için huzurlu insanlar huzurlu bir toplum gerek. Ortak yaşam ideali inşa edilmeli. İnsan daha nasıl insan olabilmeli bir birini yenen değil, bir birini daha iyi nasıl anlayabilmeliyiz üzerine konuşmalıyız. Barış yalnızca silahların susması değil, onurlu bir cumhuriyet demektir. Cumhuriyet daha adil bir toplum, yatay demokrasi ve vicdanlı olmalı. Demokratik ekolojik, onarıcı, kadınların kurucu olduğu bir Cumhuriyet olmalıdır”
Levent Ayaşlıoğlu: Mekanı ve zamanı örgütlemek gerekiyor’
“Yerinden Edilmek, Birlikte Yaşamak: Mültecilik ve Hak Siyaset” başlığıyla sunum yapan Levent Ayaşlıoğlu, mülteciliğin kapitalizmin yarattığı toplumsal krizin bir ürünü olduğunu belirtti. Ayaşlıoğlu şunları söyledi: “Toplum da mültecilere uygulanan insandışılaştırmayı kabul ediyor. Geleceği olmayan bu insanlar tehdit olarak görülüyor ve dışlanıyor. Biz bu duruma ‘ırksız ırkçılık’ diyoruz; biyoloji temelli olmayan ama yaşamları tehdit eden bir durum. İnsanlık onuruna yakışan bir yaşam için hak siyasetine ihtiyaç var. Zaman ve mekanı yeniden örgütlemek bir kurtuluş olacaktır.”
İhsan Eliaçık: Devletin dini adalettir
“Medine Sözleşmesi’nden Demokratik Cumhuriyete: Birlikte Yaşam Mümkün mü?” başlıklı sunumda İhsan Eliaçık, Cumhuriyetin demokratikleşmesinde Medine Sözleşmesi’nin örnek alınması gerektiğini belirterek şunları söyledi: “Sözleşmede en çok geçen kelimeler; adalet, iyi, barış, savunma ve herkes kendi dininde serbest olacak kelimeleridir. Herkes kendi kültürünü, dilini yaşayacak ve kimse buna karışmayacaktır. Medine’nin ilk dönemlerinde komünal bir hayat vardır. Bu bir girişim ve halen bir referanstır. Demokratik Cumhuriyetten söz ediyoruz peki bu sözleşme referans için yeterli değil midir? Bugün Türkiye’de bu sözleşme gerçekleşirse Müslümanlık devletin dini olmayacaktır. Devletin dini adalettir. Yine tekçilik Anayasadan çıkarılmalıdır; demokratik Cumhuriyette böyle bir şey olamaz.”
Sunumların ardından konferansın birinci günü sona erdi.
Kaynak: MA









