2 oğlu ve eşi katledilen Emine Şenyaşar’la yaşamını, direnişini ve 8 Mart’ı konuştuk:
- Nöbete başlama kararını oğlum Ferit ile birlikte aldık. İnsanın acısı varken yerinde, evinde oturamıyor ki! Biz de oturamıyorduk. Dedik gidip kapılarında oturalım. Eşimin kardeşleri bizi durdurmaya ve nöbeti engellemeye çalıştı, ama vazgeçmedik
- Nöbet eylemi sürecinde korku nedir bilmiyordum. Benim adalet nöbeti eylemimi örnek alan ve kendisine güç verdiğini söyleyen kadınlar vardı. Bunun için nöbet eylemine başlayan da oldu. O yüzden asla ‘Ne olur, nasıl olur?’ diye sonunu düşünmedim
- Kadınlar fedaidir. Korkmasınlar! Dirensinler, ancak direnerek kazanılır. Ben direnmeseydim kazanamazdım. Cezaevlerinde çocuklarını yalnız bırakmasınlar. Kadınlar erkeklerden daha fedaidir. Yürekleri erkeklerinkinden daha büyüktür. Korkuyla bir şey elde edilmez
Reyhan Hacıoğlu
Hayatımıza ve hafızamıza “Adalet bu toprağın altında da olsa bulup çıkaracağım!” sözleriyle kazındı. Evinde kendi halinde yaşayan, kendi deyimiyle “Namazında niyazında bir kadındı,” ama bir anda peygamberler şehri Riha’da (Urfa) direnişin sembolü haline geldi.
Emine Şenyaşar, Pirsûs’ta (Suruç)14 Haziran 2018’de AKP eski milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınlarının saldırısında katledilen eşi Hacı Esvet ile oğulları Celal ve Adil ile yaralı halde tutuklanan oğlu Fadıl Şenyaşar için bin günden fazla adalet nöbeti tuttu, önce Riha’da, sonra Ankara’da Adalet Bakanlığı önünde. Hakkında 35’e yakın soruşturma ve 12 dava açıldı. 301’den açılan davalarda bile hakkında hapis cezaları istendi. En az 15 mevsim geçirdi; gözleri bozuldu, dizleri tutmadı. 40 derece sıcağında da kaldı Riha’nın, Ankara’nın ayazında da…
İlk olarak 9 Mart 2021’de Urfa Adliyesi önünde oğlu Ferit Şenyaşar ile “Adalet istiyoruz” pankartıyla oturma eylemi yaparak başladı direnişine. İlk günler onlar da eylemlerinin bu kadar uzun süreceğini tahmin etmiyordu ama yılları buldu bu talep ve Emine anayı dünya tanıdı zamanla.
Daha önce de birkaç kez görüşmüş ve haberini yapmıştım. Elbette adalet arayışı önemliydi, ama önemli olan bir başka husus da vardı: Bir kadının Riha’da hem sisteme hem feodal yapıya, aşiretçiliğe başkaldırması. O yüzden her buluşmamızda asıl merak ettiğim kendi hikâyesiydi. Nihayet 8 Mart vesilesiyle yaptığımız kadın hikâyeleri söyleşilerinin ikinci bölümünde Emine anaya misafir oluyoruz ve sorularımıza cevap alıyoruz.
- Bir yanıyla hepimiz hayatına ortak olduk. Ama bir kez daha sormak ve hatırlatmak istiyoruz sizi. Biz sizi tanımadan önce nasıl bir hayatınız vardı? Emine Şenyaşar kimdi?
Pirsûs’ta doğup büyüdüm. 23 yaşında görücü usulüyle, görümcemle “berdel” olarak evlendirildim. 2 kız ve 5 erkek çocuğum vardı. Köydeydim, sonra ilçeye taşındık. Kızlarımdan biri kanserden hayatını kaybetti, iki oğlumu da onlar aldı…
İnsanın kaderi baştan yazılır ya, benim de öyle bence. Çok zulüm gördüm. Babam annemin üzerine kuma getirmişti. O yüzden çok hakarete maruz kaldık. Evlenince de bu sefer kaynanadan çekiyorsun. Ev aldık, huzur buluruz, dedim, evlendirdiğim kızım bir yıl sonra kanser oldu. 5 yıl… 5 yıl boyunca hastane kapılarında kaldım onun için, ama kurtaramadım. Bir kızı kaldı, onu yanıma alıp büyüttüm.
Hayatım böyleydi işte, ta ki o güne kadar…
(Aslında acısını deşmek ya da tekrarlamak için sormak istemedim ama acısını hayatının “en ağır” parçası yapmış ve anlatmak isteyen Emine anayı da bölmek istemedim.)
‘Gitme seni de öldürürler’
Çocuklarımın katledildiği gün arife günüydü. Dükkânlarının önünden geçtim, içeriye girecektim, ama kalabalıktı diye girmedim, eve gittim.
Evdeydim, sonra bir çocuk koşa koşa gelip “Çocuklarını öldürüyorlar,” dedi, inanmadım. Dükkânın oraya varınca bir kadın beni tutarak, “Gitme seni de öldürürler” dedi. Ben dükkâna vardığımda Celal ve Adil hala iyilerdi, evet yaraları vardı ama iyilerdi. İbrahim Halil Yıldız çocuklarımın hastaneye götürülmesini söylemiş. Ancak Celal, “Bizi hastaneye götürmeyin, hepimizi öldürürler,” dedi.
Onları hastaneye götürdükten sonra biz de peşlerinden gittik. Hastaneye varır varmaz eşime (Hacı Esvet Şenyaşar) saldırdılar. Ardından diğer çocuklarımı öldürmeye çalıştılar, zaten Adil ve Celal orada öldü. Mehmet’i de sedyeden düştüğü için öldüğünü sanıp bırakmışlar. Fadıl’ı da aynı şekilde vurdular. Çocuklarımın kanı birbirine karıştı…
- Nöbete başlama kararını nasıl verdiniz? Sizi öncesinde, sonrasında vazgeçirmek isteyenler oldu mu?
Nöbete başlama kararını oğlum Ferit ile birlikte aldık. İnsanın acısı varken yerinde, evinde oturamıyor ki! Biz de oturamıyorduk. Dedik gidip kapılarında oturalım. Eşimin kardeşleri bizi durdurmaya ve nöbeti engellemeye çalıştı, ama vazgeçmedik. Orada bulunan polisler eylemimize izin vermiyorlardı, engellemek istiyorlardı. Çok zulüm yaptılar bize. Gelip pankartlarımızı kesiyorlardı.
Ama karar verdim, adaleti toprağın altında aradım. Adaletin olmadığını ve yerin altında olabileceğini düşündüm; adaleti toprağın altından çıkarmaya çalıştım. Çok çektik… Oğlum Ferit’i polisler yerden sürükleyerek götürmeye çalıştılar. Erdoğan bize çok zulüm etti.
DEM Parti’den herhangi bir milletvekili ya da eşbaşkanlar geldiğinde polis bizi araçlarına zorla bindirerek uzak bir yere götürüyordu. Gelen kişiler nöbet yerinden ayrılınca, polisler bizi tekrar getiriyordu. Gelen ziyaretçileri karşılamamıza dahi izin vermiyorlardı. Böyle böyle geçti işte o günler…
- Sizin eyleminizi hep şöyle düşündüm: Sadece adalet arayan ve iktidara karşı bir eylem değil, içinde olduğu toplumsal yapıya karşı da bir direnişti. Yani kadını yok sayan herkese karşı… Siz nasıl gördünüz bu direnişi?
Kadın olduğum için gitmemi istemeyen çok vardı. Ancak ben adaletin yerini bulması için gitmek zorundaydım. Eşimin kardeşleri eylemden vazgeçmemi istediler. Avukatları gönderdiler beni ikna etmek için ama vazgeçmedim. Bize destek vermiyorlardı, bir de eylemden vazgeçirmeye çalışıyorlardı. Birçok kişi eylemimin boş olduğunu ve vazgeçmemi istedi. Ama vazgeçmedim. Direndim…
- 1000 günden fazla ‘adalet nöbeti’ tuttunuz. Nasıl başardınız? Kaç mevsim, beton üstünde ve hasta halinizle?
İftarlarımızı Adliye önünde açıyorduk. Daha sonra Ankara’ya gittik. Orada da bir Ramazan geçirdik. Hiçbir zaman pes etmedim. Ölsem de adalet arayacağımı söyledim. Kanımın son damlasına kadar nöbet tutacağımı dile getiriyordum. O yüzden elbette karşı çıkan çok oldu ama ben pes etmedim onlara karşı da.
Adalet Bakanlığı önünde nöbet tutarken bize saldırdılar. Halka çağrı yaptım, benim adalet arayışıma destek versinler diye. Nöbet alanını zincirlediler. Adalet arayışıma zincir vurmak istediler. Bunun üzerine yol ortasında oturma eylemine başladım. Vicdanı olmayan bir hükümetle karşı karşıya kaldık. Oturma eyleminin ardından nöbet alanını açmak zorunda kaldılar. Böyle bir direnişti bizim ki…
- Hiç ‘başarabilir miyim?’, ‘tek başıma kalırım!’ tedirginliği yaşadığınız oldu mu?
Nöbet eylemi sürecinde korku nedir bilmiyordum. Benim adalet nöbeti eylemimi örnek alan ve kendisine güç verdiğini söyleyen kadınlar vardı. Bunun için nöbet eylemine başlayan da oldu. O yüzden asla “Ne olur, nasıl olur?” diye sonunu düşünmedim.
- Bir söyleşide ‘Eskiden çok erkek içine çıkmazdım ama şimdi koca koca insanlar gelip elimi öpüyor, bir şey diyemiyorum’ demiştiniz. Bu direniş sizde aynı zamanda bir dönüşüm mü yarattı?
Eskiden evimde otururdum. Çok fazla bir varlığımız yoktu. Geçimimizi sağlamaya çalışıyorduk. Katliamdan sonra evin tamamını bıraktım. Bu adalet arayışı sürecinde gözlerimden, boğazımdan ve her iki dizimden ameliyat oldum. Ama davamı bırakmadım. Çocuklarım öldükten sonra bir şeyin anlamı yoktu çünkü artık. Çocuklarımın kanıyla hastanenin duvarları boyandı. Ondan sonra bildiğim her şeyi unuttum zaten, tek amacım vardı, direnmek.
- Kapalı-feodal bir toplumda kadınlar bugün direniyor ve direndikleri için hedef de alınıyor. Yakın tarihte bir kadın savaşçının saçı kesildi ve tüm kadınlar da saçlarını örerek bu eyleme destek verdi. Siz de torununuzun saçını ördünüz. Saç kadınlar için neden bu kadar önemli ve sizin verdiğiniz mesaj neydi?
Halep’te üçüncü kattan atılan ve yine saçı kesilen kadının durumu çok zoruma gitti. Onlar için çok ağladım. Zulüm ile saçını kesmişlerdi. Özellikle o örgü beni çok etkiledi. Saç kesmek normaldir, ancak zulüm ile olduğu zaman çok büyük bir acıdır. Zulüm ile saç kesildiği için dünyanın tamamı ayağa kalktı. Kimisi sakalını ördü. Kimisi saçlarını. Benim de amacım o zulme karşı durmaktı, o kadınların yanlız olmadığını söylemekti.
- Dünyanın her yerinde size destek mesajları geldi, ziyaretler oldu. Sizi en çok etkileyen ve güç veren neydi o süreçte?
Herkes eyleme destek veriyordu. Beni asla yalnız bırakmadılar. Ama Pirsûs’tan kimse gelmedi. Herkes kendisini saklıyordu, korkuyorlardı. Bu durum beni çok etkiledi, onu unutmadım hiç. Ne soğuk ne güneş dinlemeden eylemi devam ettirdim. Herkes bu koşularda da geliyordu ama onlar gelmedi.
- Riha hem peygamberler şehri diye bilinir ama siz adalet sembolüne dönüştürdünüz. Bütün dünyaya, topluma bir kadının gücünü gösterdiniz. Nasıl bir histi bu?
Nöbet eylemime sonuç bulana kadar devam ettim. Oğlum eve geldiğinde de inanmıyordum. Çünkü mahkemelerde de çok sorun çıkıyordu. Acım çok büyüktü, kimse karşısında duramıyordu. İnsanlar bize sahip çıktı ve adalet arayışıma ortak oldu. Beni dayanışma ayakta tuttu ve beni mutlu eden buydu. Ama başımı toprağa koyana kadar acım gitmeyecek, bunu biliyorum.
- Amacımız 8 Mart dolayısıyla hem sizi tanımak hem de bir kadının direnişini göstermekti. Bugün dünyanın her yerinde kadınlar direniyor. Rojava’da olduğu gibi… 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için kadınlara bir mesajınız, çağrınız var mı?
Kadınlar fedaidir. Korkmasınlar! Dirensinler, ancak direnerek kazanılır. Ben direnmeseydim kazanamazdım. Cezaevlerinde çocuklarını yalnız bırakmasınlar. Kadınlar erkeklerden daha fedaidir. Yürekleri erkeklerinkinden daha büyüktür. Korkuyla bir şey elde edilmez, bunu bilsinler ve dirensinler.









