Sürece rağmen Kürdistan doğasına yönelik kırım politikalarının arttırılmasına tepki gösteren Şirnex Ekoloji Platformu üyesi Tahir Cin, ‘Doğa savunucuları olarak bu süreçte doğa ile barış olmadan toplum ile bir barışın mümkün olmadığına inanıyoruz’ dedi
Kürdistan’ın tarihsel, ekolojik ve kültürel açıdan önemli merkezlerinden biri olan Şirnex, 1990’lı yıllardan bu yana çatışmaların yanı sıra sermaye odaklı projelerin de laboratuvarına dönüştürüldü. Köy boşaltmaları, orman yangınları ve askeri yasak bölgeleriyle anılan Şirnex, günümüzde petrol sahaları, baraj projeleri ve planlı ağaç kesimleriyle gündemde.
Ekosistemi geri dönülemez bir biçimde tahrip edilen kentte, tarım ve hayvancılık çökerken su varlıkları hızla tükeniyor. Devlet Su İşleri (DSİ) 10’uncu Bölge Müdürlüğü tarafından, Şirnex’ın Qileban (Uludere) ilçesine bağlı Sêgirk (Şenoba) beldesinde bulunan doğa harikası Heftbori’de yapılması planlanan Şenoba Barajı ile bölgenin doğal güzellikleri ve doğal mirası sular altına gömülecek. Hêzil Çayı üzerinde yapılması planlanan baraj için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından 18 Şubat 2026 tarihinde hazırlanan nihai Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporunda, barajın doğaya vereceği zararlardan bahsedilmeden, ÇED olumlu kararı verildi. Öte yandan Şirnex’ta 2026’nın ilk 3 ayında 21 ÇED başvurusu yapıldı. Yapılan 17 başvuru hakkında ÇED gerekli değil kararı verilirken, 3 başvuru hakkında ise ÇED süreci başlatıldı. Qileban (Uludere) ilçesinde Kaizen Enerji A.Ş. tarafından yapılması planlanan Hidroelektrik Santrali (HES) için İnceleme Değerlendirme Komisyonu (İDK) toplantısı kararı alındı.
‘Eko-kırım geçmiş dönemleri geride bırakan bir seviyeye yükseldi’
Şirnex Ekoloji Platformu Üyesi Tahir Cin, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde Şirnex’ta barışın ekolojik bir imtihan olduğunu, barışın yolunun ekolojik barıştan geçtiğini belirti. Şirnex doğasının uzun yıllardır talan edildiğinin bir hakikat olduğunu belirten Tahir Cin, “1990’lı yıllarda bu çatışmalarla yapıldı. 4 bin köy boşaltıldı. Doğaya karşı da bir savaş başlatıldı. ‘Güvenlik’ adı altında girişilen bu savaşta Kürdistan demografisi ve hafızası hedef alındı. Köylerin boşaltılması ile başlatılan bu süreç günümüzde farklı yöntemler ile sürüyor. 1990’lı yıllarda köylerin yakılması ile başlatılan süreç, rant ve sermayedarlara bölgenin peşkeş çekilmesi ile sürdürülüyor. Eko-kırım şuan geçmiş dönemleri geride bırakan bir seviyeye yükselmiştir” diye konuştu.
‘Bu süreçte barış için ekoloji bir imtihandır’
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde ekolojik kırımın sürdürüldüğüne dikkati çeken Tahir Cin, “Güvenlik adı altında orman kesimlerinin yapıldığını yetkililer kabul ederek bundan sonra bunun devam ettirilmeyeceğini belirttiler. Ancak bu doğru değil. Yetkililerin bu sözleri sarf ettiği gün bile kıyımın sürdüğü belgelendi. Şuan da bu talan devam ediyor. Ağaç kesimi sadece ‘güvenlik’ ile bağlantılı değil, bir halkı topyekun hafızasızlaştırmayı amaçlamakta” dedi. Şirnex’ta doğaya karşı birçok yöntem ile talanın sürdürüldüğüne değinen Tahir Cin, “Ağaç kesimlerinin yanı sıra baraj ve HES’ler ile de bu talan büyütülmekte. Dicle ve kolları üzerinden kurulan barajların amacı bölgeyi insansızlaştırmadır. Barajlar ile iklim değişiyor. Bu süreçte barış için ekoloji bir imtihandır. Barış için önemli bir basamak ekolojidir. Doğa savunucuları olarak bu süreçte doğa ile barış olmadan toplum ile bir barışın mümkün olmadığına inanıyoruz. İnsanların yaşamı, özgürlüğü doğa ile bağlantılı” ifadelerini kullandı.
‘Ekolojik bir yaşam, özgür bir yaşamdır’
Köyleri boşaltılan yurttaşların geri dönmesi durumunda ekolojik kırımdan kaynaklı kendi köylerinden yaşamalarının zorlaştığını vurgulayan Tahir Cin, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yer altı suları bitirildi, ağaçları kesildi, havaları zehirlendi. Böyle bir durumda nasıl onurlu bir barış sağlanacak? Ekolojik bir yaşam, özgür bir yaşamdır. Botan bölgesi kar amaçlı projelerin laboratuvarına dönüştürülmüşken nasıl barış sağlanacak? Yasal düzenlemeler yapılacaksa doğanın güvenliği güvence altına alınmalı. Köylerine dönen yurttaşların kendi bahçelerini eke bileceği, hayvancılık yapacağı imkanlar yaratılması gerekirken, hala köylere gidişler yasaklı. Gabar’da her yer güvenlik alanına dönüştürülmüş durumda. Petrol aramaları adı altında bölge yaşanılmaz bir duruma getiriliyor. Ekolojik bir barış için bunlar son bulmalı. Eğer bu politikalar sürerse barışın bir kanadı sürekli kırık kalır.
‘Ekolojik bir paradigma ile kendimizi örgütlememiz gerek’
Herkes ekolojik mücadelede yerini almalı. Her ne kadar süreç olsa da bir çok yerde ekolojik kırım sürdürülüyor. Sadece Şirnex’ta değil Mêrdîn, Amed, Mûş başta olmak üzere bir çok yerde ekolojik kırım söz konusu. Kürdistan kimsenin laboratuvarı değil. Heftbori’de yapılması planlanan Şenoba Barajı doğal bir mirası sular altına gömecek. Hêzil çayına çöp dökülmesi insanlığa karşı suçtur. Petrol ve kömür araması adı altında doğanın talan edilmesi sürüyor. Bu politikalara karşı herkesin sesini yükseltmesi gerek. Ortak ekolojik mücadele büyütülmesi gerek. Sistemin istediği gibi değil ekolojik bir paradigma ile kendimizi örgütlememiz gerek. Doğa hepimizin. Doğayı hep birlikte özgürleştirmemiz gerek. Doğa özgür olmadan biz özgür olamayız. Bunun için örgütlenme şart. Demokratik kitle örgütleri mücadeleyi büyütmeli. Kaybedecek zamanımız yok.”
Haber: Emrullah Acar \ MA









