Toplumsal Barış ve Özgürlük Sergisi’ne ‘Kürt gazeteciliği ve Özgür Basın geleneği’ adlı eseriyle katılan sanatçı Hogir Ar, eserinin yalnızca bir anma değil, politik bir yüzleşme çağrısı olduğunu söyledi
Amed Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen Toplumsal Barış ve Özgürlük Forumu, atölyelerin yanı sıra sanatın barış gücünü öne çıkaran yönlerini de ele alan önemli çalışmalara yer verdi. Bunlardan biride Toplumsal Barış ve Özgürlük Sergisi oldu. 32 sanatçının eseriyle destek verdiği sergide, sanatçılar resimleriyle barışın toplumsallaşma çalışmalarına katkı sundu. Ressamların, heykeltraşların eserlerinin sergilendiği sergide dikkat çeken eserlerden biri de yere düşmüş ve tekerleği hiç durmayan bir bisiklet ve etrafına saçılan Kürtçe gazeteler oldu. Hafızalarda Özgür Basın emekçisi Kadri Bağdu’nun Adana’da 14 Ekim 2014 tarihinde katledildiği fotoğrafı andıran eser, aynı zamanda yüzleşme ve unutulmayan hafızanın da yansımasıydı.
Yurtdışında yaşayan sanatçı Hogir Ar, “Kürt gazeteciliği ve Özgür Basın geleneği” ismini verdiği eserini, anlattı.
Êlih’te (Batman) doğup, büyüyen ve yurt dışına gitmek zorunda kaldığını aktaran Hogir Ar, “Benim hikâyem yalnızca kişisel bir yaşam hikâyesi değil; doğrudan şiddetin, baskının ve devletin beden ile hafıza üzerindeki tahakkümünün içinden geçen bir deneyimdir. Gözaltına alındım, işkence gördüm, tehdit edildim ve sanatsal üretimim engellenmeye çalışıldı. Bu nedenle sanat pratiğim teorik bir ilgiden değil, doğrudan maruz bırakıldığım gerçeklikten doğdu. Benim için sanat estetik bir üretim alanından çok, iktidarın kurduğu görünürlük rejimine müdahale eden politik bir karşı-alandır. Çünkü modern iktidar yalnızca yaşamı değil; hafızayı, dili, imgeyi ve hakikatin dolaşımını da kontrol etmek ister. Çalışmalarım tam da bu noktada; nekropolitika, devlet şiddeti, kolonyal hafıza ve beden politikaları etrafında şekilleniyor” diye konuştu.
Kürt gazeteciliğine sistematik saldırı
Kürt gazeteciliğini ele almasına dair Hogir Ar, “Çünkü Kürt gazeteciliğine yönelik saldırılar yalnızca bireylere dönük değildir; doğrudan hakikatin üretimine yönelmiş sistematik bir devlet şiddetidir” dedi.
Özgür Basın geleneğinin, Kürt halkının hafızasını, tanıklığını ve politik varlığını dolaşıma soktuğu için hedef alındığını kaydeden Hogir Ar, saldırıya uğrayanın sadece bir meslek olmadığını hakikatin kamusal dolaşımı olduğunu belirtti.
‘Politik yüzleşme alanı açıyor’
Eseriyle sadece bir anmayı vurgulamadığını ifade eden Hogir Ar, “Devletin görünmezleştirmeye çalıştığı şiddet sürekliliğini maddesel olarak görünür hale getiriyor. Çünkü egemen iktidar her zaman kendi hafıza rejimini üretir: Hangi ölümün ‘meşru’, hangi bedenin ‘önemsiz’, hangi hakikatin ‘tehlikeli’ olduğuna karar verir. Ben bu yerleştirmeyle tam da bu rejime müdahale etmek istedim. Devrilmiş bisikletler, parçalanmış gazeteler ve sürekli dönen tekerlek; yalnızca kaybı değil, organize edilmiş bir yok etme politikasını görünür kılıyor. Bu nedenle eser yas üretmekten çok politik bir yüzleşme alanı açıyor” dedi.
‘Şiddet gerçekten bitti mi?’
Eserinde bir tekerliğin sürekli dönmesini de Hogir Ar, şöyle açıkladı: “Dönen tekerlek, sistematik kıyımın ve devlet şiddetinin görünürde sessizleşmiş olsa bile devam ettiğini temsil ediyor. Burada hareket, yaşamı ya da ilerlemeyi değil; süreklilik kazanmış bir yok etme mekanizmasını ifade ediyor. Çünkü Kürt gazetecilerine yönelik saldırılar belirli dönemlere sıkışmış münferit olaylar değil; biçim değiştirerek devam eden yapısal bir şiddet rejiminin parçasıdır. Sessizlik burada şiddetin sona erdiği anlamına gelmiyor. Aksine, şiddetin normalleştirilmiş ve gündelikleşmiş biçimini gösteriyor. Bu nedenle tekerlek hiç durmuyor. Çünkü devlet şiddeti de durmuyor; yalnızca biçim değiştiriyor. Dönen hareket, sürekli yeniden üretilen bir imha politikasının görsel metaforuna dönüşüyor. İzleyiciye de şu soruyu yöneltiyor: Şiddet gerçekten bitti mi, yoksa yalnızca görünmez hale mi getirildi?” ifadelerini kullandı.
Yüzleşme çağrısı
Aynı zamanda yüzleşme çağrısının da eserinde yer aldığını kaydeden Ar, yüzleşmenin sadece geçmişi hatırlamak olmadığını aynı zamanda şiddeti üreten yapıları açığa çıkarma anlamına geldiğini de belirtti. Devlet şiddetinin görünmez kılınmaması gerektiğini de aktaran Ar, “Bugün en büyük sorunlardan biri, devletin kendi şiddetini istisna olarak sunmasıdır. Oysa Kürt meselesinde yaşanan şey geçici sapmalar değil; kurumsallaşmış ve süreklilik kazanmış bir yönetim biçimidir. Benim eserim de tam olarak bunu görünür kılmaya çalışıyor. Bu nedenle yüzleşme yalnızca etik değil, politik bir zorunluluktur. Hafızanın bastırıldığı yerde adalet kurulamaz. Adaletin olmadığı yerde ise barış yalnızca yüzeysel bir uzlaşma olarak kalır. Gerçek bir barış, kayıpların tanındığı, devlet şiddetinin teşhir edildiği ve bastırılmış hafızaların kamusal olarak yeniden konuşulabildiği bir zeminde mümkündür” dedi.
‘Sanat karşı hafıza üretimidir’
Yüzleşme ve barış süreçlerinde sanatçılara da önemli rol düştüğünü ifade eden Ar, şunları söyledi: “Sanatçı, egemen anlatının dışında yeni bir görme ve düşünme alanı açabilen kişidir. Özellikle çatışmalı toplumlarda sanat yalnızca estetik üretim değil; karşı-hafıza üretimidir. Çünkü iktidar yalnızca toprağı değil, imgeleri, dili, hafızayı ve duygulanımı da yönetir. Bu yüzden barışın sanatı dekoratif bir uzlaşma estetiği olamaz. Acıyı estetize eden, şiddeti nötralize eden ya da herkesi eşit derecede mağdur gösteren bir sanat dili hakikati örter. Benim için barışın sanatı; çatışmanın nedenlerini görünür kılan, devlet şiddetini teşhir eden ve bastırılmış hafızayı kamusal alana geri taşıyan bir sanat olmalıdır. Sanatın görevi bazen belge olmak, bazen tanıklık etmek, bazen de unutmaya zorlanan topluma hafızayı geri çağırmaktır. Çünkü sanat yalnızca temsil etmez; aynı zamanda politik bir bilinç üretir. Özellikle Kürt meselesinde sanatçının sorumluluğu, sessizleştirilenlerin sesi olmak kadar, yeni bir özgürlük tahayyülü kurabilmektir.”
Haber: Müjdat Can – Berivan Altan / MA









