• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
13 Ocak 2026 Salı
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Gündem Güncel

32 yıllık tutsak Altun: Kürtler en büyük çıkışlarını sosyalist ideolojiyle yaptı

13 Ocak 2026 Salı - 09:25
Kategori: Güncel, Manşet

Ömrünün 32 yıl 5 ayını tutsak geçiren devrimci Muhittin Altun, sosyalizm tartışmalarına ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu:

  • Engels, tarihsel materyalizmin, her önemli bilimsel buluştan sonra kendini gözden geçirmek zorunda olduğunu söylemişti. Eğer öyleyse bilimdeki gelişmeleri dikkate almak gerekiyor
  • Türkiye’de sosyalist hareketin 100 yıldan fazla bir tarihi var. Ne kadar mesafe aldık diye bakalım. Ama bu yeni tecrübeleri, yorumlayabilirsek deneyimlerimizi yeni bir fotoğraf içerisinde birleştirebilirsek, bu sosyalizmin gelişmesine katkıda bulunur
  • Hiçbir sosyalist bu anlamda bu süreç içerisinde kendisine düşen sorumluluktan kaçamaz bence, kaçmamalıdır. Filistin’e duyarlı olup da buraya duyarsızlık almak sosyalizm değildir

Ömrünün 32 yıl 5 ayını tutsak geçiren devrimci Muhittin Altun, Kürtlerin tarihteki en büyük çıkışlarını sosyalist ideolojiye dayanarak yaptığını ve bu bilinci canlı tutanın Abdullah Öcalan olduğunu söyledi.

Peki Öcalan’ın işaret ettiği “demokratik sosyalizm” nedir, Öcalan sosyalizm bağlamında “yeni” ne ortaya koyuyor, kapitalizme karşı nasıl bir örgütlenme modelini öngörüyor? Tüm bu başlıkları, sosyalist devrimcilerle konuşacağız.

Dosyanın ilk bölümünü, 32 yıl 5 ay 29 gün tutsaklığın ardından tahliye edilen sosyalist devrimci Muhittin Altun’ın değerlendirmelerine ayırdık.

Öcalan’ın 27 Şubat çağrısındaki ‘1990’larda reel-sosyalizmin iç nedenlerle çöküşü ve ülkede kimlik inkarının çözülüşü, ifade özgürlüğünde sağlanan gelişmeler, PKK’nin anlam yoksunluğuna ve aşırı tekrara yol açmıştır. Dolayısıyla ömrünü benzerleri gibi tamamlamış ve feshini gerekli kılmıştır’ vurgusu çok çarpıcıydı. Öcalan bu vurguyla neyi kastetti?

Fesih, hayatın/tarihi tecrübenin doğal bir sonucu olarak görünüyor. Büyük bir tecrübeden çıkan bir kavram. Tüm canlılar doğar, yaşar, bir noktaya gelir, ömürlerini tamamlar ve dönüşürler. Böyle bir tanımlama bu nedenle yapılmıştır diye düşünüyorum. Burada “tekrar” ve “anlam yoksunluğu” olarak iki temel neden belirtilmiş.

Çıkış, bir anlam arayışıdır. Bastırılan bir varlığın, bastırılan bir tarihin anlamını ortaya çıkarma arzusu var. Ve bu belli bir dünya görüşüne dayanılarak yapılmış olan bir eylemdir. Şimdi tarihi tecrübe ilk çıkış noktasındaki referansları aşmıştır. Yeni referansların kurulması zorunlu hale gelmiştir. Anlam yoksulluğunu ben biraz bu şekilde yorumluyorum. Tekrar, bazen gerekebilir çünkü bazı şeyleri tekrarlamak öğrenmenin bir yoludur. Ama aşırı tekrar olunca anlam kaybı oluşur. Eğer bir şey aşırı tekrarlanıyorsa, orada bir şeylerin yanlış gittiğini düşünmemiz gerekiyor. Yeni bir şeyler aramak, yeni bir şeyler söylemek gerekir. Oradaki o aşırı tekrar ve anlam yoksunluğu, bu anlamda fesihin ve ömrünü tamamlanmışlığın gerekçesini oluşturuyor.

Cümlenin ilk bölümü ise, daha çok tarihsel ve sosyolojik bir arka planla ilgilidir. Reel sosyalizmin iç nedenlerle çözüldüğü söylenmiştir. Reel sosyalizm, gerçekten dış baskıya uğramıştır, kuşatılmıştır. Fakat çözülmenin asıl nedeni içseldir. Kimse savaş ilan etmedi. Sovyetler, dünya tarihinin en gerici, en saldırgan gücü olan Hitler faşizmini yola getirmiş bir güçtür. Böyle bir gücü yenmeyi başarmış bir sistem, neden iç nedenlerle yıkıldı? Düşünülmesi gereken asıl konu bu. Bence sosyalistler bunu düşünmüyor.

Buradaki yeni anlam arayışının da bu çöküşle, bu çözümle bir bağı var. Demokratik sosyalizm anlayışı, buradan çıkarılan derslerle bağlantılıdır. Anlam yoksulluğu ve ömrünü tamamlamışlığın ikinci gerekçesi olarak da, inkarın aşılması belirtilmiştir. Kürt halkı verdiği mücadeleyle zaten inkarcı sistemi aşmıştır. Kürt varlığını ortaya çıkarmıştır, kabul ettirmiştir. Bir yerde varlık durumu değişince, tüm durum bir biçimde değişir.

İnkarcı sistem aşıldığına işaret ettiniz. Bu sistem tamamen aşıldı mı, Kürtlerin şimdiki durumu nedir?

İnkarcı sistem aslında hala belirli noktalarda direnç gösteriyor. Hala bazıları Kürt varlığını kabul etmiyor. Ancak Kürt halkı kendi varlığını ortaya çıkarmış durumdadır. Bir görünürlük kazanmıştır. Fakat henüz tam bir özgürlükten söz edemeyiz. Bir dönüşümü var, bir bilinçlenmesi var. Bunun üzerinden de yeni mücadele araçlarının olması gerekli. Kürt sosyalistlerinin mücadeleyi daha ileriye taşıyacak kavramları düşünmesi, geliştirmesi gereklidir. Demokratik sosyalizm kavramının, bu anlamda özgürlük arayışıyla, kendi varlığını özgürleştirme çağrısıyla alakası vardır. Ama aynı zamanda Kürt mücadelesinin, Kürdistan’daki sosyalist mücadelenin dünyadaki sosyalist deneyimlerle de bir biçimde diyalogunu geliştirmeyi, orada bir bütünlük oluşturmayı da hedefliyor. Çünkü sosyalizmin demokratikleşmesi gereklidir. Diktatörlükle bir yere varmak mümkün değildir. Zaten tarih de bunu bize göstermiştir. Bu anlamda yeni durum daha çok özgürlük, demokratik sosyalizm ve bu anlamda özgürlük arayışıyla ilişkili bir kavramdır.

Sosyalizmin zaten demokratik olması gerekmiyor mu? Demokratik olmayan bir sosyalizm anlayışı da mı var?

Sosyalizmin demokratik olması beklenir, arzu edilir. Fakat sosyalizmin tarihsel tecrübesine baktığımız zaman yeterince demokratik bir deneyim geliştirmediğini de görmemiz lazım. Bunun belli başlı nedenleri var. Ama sonuçta bir demokratikleşme gelişmemiştir. Mesela Sovyet pratiğini düşünelim. Devrim sürecinde Bolşeviklerin sloganı “Bütün iktidar Sovyetlere” olmuştur. Aslında Sovyetler demokratik bir girişimdir. Yani oradaki halk meclisleri demokratik yapılardır. Devrimden kısa bir süre sonra bütün yetkiler, bütün güç devlete aktarılmıştır, partiye aktarılmıştır. Böylece oradaki Sovyetler işlevsizleştirilmiştir. Demokrasinin gelişmesi bu nedenle mümkün olmamıştır. Sonraki dönemde de zaten bir proletarya diktatörlüğü, fiiliyatta da aslında bir parti diktatörlüğüne dönüşmüştür. Bundan kaynaklı bir sorun yaşandığını söyleyebiliriz.

Dünyadaki diğer sosyalist deneyimlere de bakıyoruz; temel sorun demokrasi sorunudur. Farklılıklara var olma hakkı çok fazla tanınmamıştır. Böyle bir rejimden de bir toplumu ileriye taşıyabilecek bir çaba beklemek biraz zor. O nedenle sosyalizm ile demokrasi arasında bir bağ kurmak, bir ilişki kurmak gereklidir. İnsanlığın demokratik birikimi çok büyüktür. Hiçbir sosyalist bunu görmezden gelemez. Sosyalizm kendiliğinden demokrat olmaz. Çaba gerektirir, duyarlılık, farkındalık gerektirir. Bunun hukuksal yapılarını oluşturmayı gerektirir. Eski ezberleri tekrarlamak yerine bu ilişkiyi yeniden düşünmek belki bir çıkışa yol açabilir.

‘Sosyalizmin demokratikleştirilmesi’ değerlendirmesi kapsamında ele alacak olursak; Abdullah Öcalan ‘yeni’ ne söylüyor? Öcalan’ın ‘demokratik sosyalizm’ vurgusundan ne anlamalıyız?

Aslında yeni olan şey bence sosyalizmin ve insanlığın bütün tecrübeleri üzerinde yeniden düşünme çağrısıdır. Biraz onda böyle bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum. Bilimde yeni gelişmeler var. Engels, tarihsel materyalizmin, her önemli bilimsel buluştan sonra kendini gözden geçirmek zorunda olduğunu söylemişti. Eğer öyleyse bilimdeki gelişmeleri dikkate almak gerekiyor. Kuantum, izafiyet teorisi, başka bilimsel gelişmeler… Tarih bilimindeki yeni gelişmeler, buluşlar, arkeolojinin, antropolojinin ve insanlığın siyasal tecrübelerinin getirdiği yeni bilgiler… Bütün bu bilgilerin dikkate alınması gerekiyor. Biz 19. yüzyıldaki o bilimsel birikimle nereye varabiliriz? Bence buradaki yenilik en başta bu. Yani bu bilimsel birikimle bir sosyalist olarak yeniden bir bağ kurmak. Tarihsel materyalizmi bu bağlamda yeniden düşünme, diyalektiği yeniden düşünme, böyle bir yenilik vardır. Bu bir çabadır. Geliştirilmeye muhtaç olan bir çabadır. Ama hayatla bağı var. Tarihle, bilgiyle, emekle, çevreyle, kadınla bağı var. Böyle olduğu için de gelişme ve başarılı olma şansı olan bir çabadır. Üstten konuşmalarla kimsenin bu çabayı küçümseme hakkı yok bence.

Bunların alt başlıklarına girilirse pek çok şey söylenebilir. Örneğin, tarihle ilgili yaklaşım. Tarihi sınıf çelişkilerinden, çatışmalarından ibaret gören yaklaşımın aşılması bence çok önemli. Çünkü tarih sadece sınıfların çatışmasından ibaret değildir. Öyle dersek tarihi belirli bir tecrübeyle sınırlandırmış oluruz. Egemen yapılar, egemen sistemler, toplumun geniş kesimlerini söndürmüşlerdir. Köylüler, kabileler, aşiretler, kadınlar, yani çok geniş bir sömürü alanı vardır. İnsan bütün bunları bir tarafa koyarak sadece “sınıf çelişkisi tarihi belirler” derse tarihi de, kendini de daraltmış olur. Yeni olandan biri geniş tarihsel dinamiklerin görülmesidir. Diğer bir konu bununla bağlantılı olarak mücadele öznelerinin çoğullaşmasıdır. Sadece bir sınıfın tarihin öznesi olarak görülmemesi. Bunun yerine kadınların, farklı kültürel grupların, yeni yaşantıların kurucu özneleri olarak kabul edilmesi bence önemli bir yeniliktir.

Daha da detaylar var. Örneğin stratejiler, program, örgütlenme bu konularda da bir yenilik vardır. Bir sistematik olma çabası vardır. Yeni bir sistem kurma, yeni bir sistem geliştirme arayışı vardır. Bütün parçalar birbirleri ile bağlantılıdır. Öyle bazılarının dediği gibi eklektik değil. Bütün tecrübeleri bir yerde birbirlerine ekleyen, birbiriyle ilişkilendiren, fakat bunu belli bir felsefi bakış açısından hareketle yapan, bir diyalektik bütünlük kurmaya çalışan bir yaklaşım vardır.

Abdullah Öcalan’a göre temel çelişki nerededir?

Temel çelişki daha çok komün ve devlet arasında görülmektedir. Devlet çözümlenemez çelişkilerin bir sonucu olarak düşünülmüştür. Fakat aynı zamanda en geniş kapsamlı sömürü sistemidir. Bu devletçi sistemin sömürüsüne maruz kalmış bütün kesimler, bu sistemden zarar görmüştür. Onun için de bütün bunları kapsayan bir kavramlaştırma gerekiyor. Bu kavramlaştırma da ancak demokratik toplum olabilir, komün olabilir. Yani daha geniş bir kavramlaştırma lazım. Bu anlamda komün ve devlet arasında bir temel çelişki görülmüştür. Komün toplumun temel varoluş biçimi olarak düşünülür. Toplum olmadan devlet olmaz diyebiliriz. Komün olmadan devlet olmaz fikri de buradan geliyor. Oradaki komün, komünalite; topluluk, toplumu ifade ediyor. Bunlarsız devlet olmaz. Ama devlet olmadan da bunlar var olabilir.

Mesela devlet öncesi toplumlarda topluluklar var olmuşlardır. Devletli dönemde de yine varlıklarını sürdürmüşlerdir ama bastırılmışlardır, marjinalleştirilmişlerdir, söndürülmüşlerdir. Fakat yine bir biçimde varlıklarını sürdürmüşlerdir. Bundan sonra da bu varoluş devam edecektir. Devletin bunu ortadan kaldırması mümkün değildir. O bakımdan insanlığın bu temel tecrübesi üzerinden yola çıkmak, bundan hareket etmek daha doğru olur. Sınıftan hareket edecek olursak da sınıfçı ilişkilerinin ortaya çıkarabileceği sonuçlar belli yani ortaya çıkmış durumdadır. Bugün dünyada devrim gerçekleştirebilecek bir proletarya var mı? Tek başına dünyayı dönüştürecek, tarihin yönünü belirleyecek bir proletarya var mı? Bizi eşitsiz, sömürüsüz bir dünyaya götürecek bir sınıf mı var? Ortada böyle bir durum da yok. Bu sadece bir sınıfın eseri olamaz. Bu ancak bu sistemden rahatsız olan, sömürülmek istenmeyen bütün toplumsal kesimlerin ortak çabasının bir sonucu olarak gelişebilir.

Geniş bir sömürü sistemi var ve bunun karşısında çoklu mücadele öznelerinin olduğunu söylediniz. Ancak bu mücadele öznelerinin pek görüldüğü söylenemez. Neden bu kadar ıskalandı sizce? Tarihsel materyalizm tek başına bir neden mi?

Bence temel ıskalanma nedeni tarihsel materyalizmdir. Bir de insanlığın tecrübelerinin ortaya çıkardığı yeni bilgilerin dikkate alınmaması bunda önemlidir. Bilim sürekli gelişiyor, bilimsel bilgi sürekli artıyor. Toplum hakkındaki bilgilerimiz, tarih hakkındaki bilgilerimiz, doğa hakkındaki bilgilerimiz şu anda 19. yüzyıla kıyasla çok daha fazladır. Bunlar dikkate alınmazsa tabi ki birçok şeyi ıskalarlar. İkinci olarak da, tarihsel tecrübelerin yeterince dikkate alınmadığını söyleyebiliriz. Türkiyeli bazı sosyalist arkadaşlar, Kürt halkının deneyimini çok az dikkate alıyor. Kendi yanı başında bu kadar mücadele yürüten bir halkın tecrübesini, bu tecrübeden yola çıkarak getirdiği bilgi dikkate alınmazsa nasıl bir yere varılabilir ki?

Neden dikkate almadıklarını düşünüyorsunuz?

Çünkü kendilerini yeterli görüyorlar. En temel şey bu. “Zaten işte düşünenler düşünmüş, bizim kader çizgimizi belirlemişler. Söylenebilecekleri onlar söylenmiş. Daha ne söyleyeceksiniz ki?” anlayışı var. Bir diğer neden biraz sosyal şovenizm etkisi olabilir; Kürt düşünemez, Kürt’ten alim, filozof ve düşünür çıkmaz. Bu bazı sosyalist arkadaşlar ile İslamcı bazı çevrelerin ortak refleksidir. Ama böyle değildir. Biraz düşünürlerse mücadele edenler düşünceye yönelir, hayatı yorumlamayı öğrenir. Zorlukları görenler, zorluklarla başa çıkmayı öğrenenler yeni bilgiler getirir. Onun için buradaki mücadelelerinin ortaya çıkardığı bilgi, ortaya çıkardığı birikim, ortaya çıkardığı bakış açısı mutlaka dikkate alınmalıdır.

Eğer bugün demokratik sosyalizm diye bir kavramlaştırma ortaya atılmışsa ve bu biraz daha tartışılıyorsa, bunun sebebi uzun yıllara dayalı mücadeledir. Bu mücadeleyi daha ileriye götürme arzusudur. Mücadeleyi ileriye götürmek isteyen insanlar, düşünürler de yeni kavramlar geliştirir. Yeni kavramlara üstten, retçi yaklaşmak yerine anlamaya çalışmak daha doğru olabilir. Türkiye’deki demokratikleşme sürecine, Türkiye’de sosyalizmin daha fazla toplumsal tavan bulmasına, daha yaşayan bir fikir haline gelmesine katkıda bulunmak lazım. Şu anda Türkiye’de sosyalizm çok da yaşayan bir fikir değil.

Bu konuda bir özeleştirel yaklaşım görüyor musunuz?

Bütün sosyalistlerin bu noktada özeleştirel yaklaşması gerekir. Ne oldu da biz bu duruma düşük? Tamam, kapitalizmi suçlayalım, burjuvaziyi suçlayalım. Fakat insan bir de dönüp kendine bakmaz mı? Türkiye’de sosyalist hareketin 100 yıldan fazla bir tarihi var. Ne kadar mesafe aldık diye bakalım. Ama bu yeni tecrübeleri, yorumlayabilirsek deneyimlerimizi yeni bir fotoğraf içerisinde birleştirebilirsek, bu sosyalizmin gelişmesine katkıda bulunur. En azından sosyalizmi yaşamsallaştırmamıza katkıda bulunur. Herkesin de buna açık olması beklenir. Kimsenin buna direnç göstermemesi, reddetmemesi beklenir. Çünkü bunun sosyalizme bir zararı yok, katkısı var.

Bir kesimde ‘Kürtler sosyalizmden ne anlar’ yaklaşımı söz konusu. Sizce de Kürtler sosyalizme yabancı mı?

Bir yandan böyle düşünülebilir, ama öte yandan Kürtler kendi tarihlerinin en büyük çıkışını sosyalist ideolojiye dayalı olarak yapmıştır. Kürtler 20. yüzyılın başlarında büyük bir yıkıma uğradılar, ülkeleri parçalandı, katliamlar yaşandı. Kürtler buna karşı sosyalist ideolojiyle durdular. Fakat belki bu tecrübenin de daha çok yorumlanması, içselleştirilmesi gerekebilir. Biraz değişik çevrelerin sosyalizm hakkındaki antipropagandalarının etkisi olabilir. Fakat insan kendi tecrübesini düşünürse, ‘ben neye dayanarak bir şeyler başarabildim’ diye düşünürse, o tür olumsuz etkileri daha kolay aşabilir.

Biz Kürtler olarak da kendi içimizde sosyalizmi, demokrasiyi daha çok tartışmak zorundayız. Bu da bizi ileriye götürecek olan bir şeydir. Halk olarak bizi daha çok özgürlüğe götürecek olan bir şeydir. İlerici dünya insanlığıyla daha çok ilişkiyle dayanışma kurmamızı sağlayacak olan bir şeydir. Zaten “demokratik sosyalizm çağrısı”nın muhatabı herhalde herkesten çok Kürtlerdir.

Demokratik sosyalizm nasıl bir örgütlenme modelini esas alıyor?

Bu noktada komünler esastır, topluluk fikri esastır. Komünleşmek gerekiyor. Sosyalist insan komündür. Komün olmayan bir kişi nasıl bir sosyalist olabilir ki? Yaşamı bencil, fikri komün olunabilir mi? Olunamaz. Bu bakımdan örgütlenme modelinin temelinde tabii ki komün fikri vardır, topluluklar fikri vardır. Bununla birlikte bunu geniş kapsamda düşünmemiz daha faydalı olur. Örneğin bir parti modeli üzerinde düşünmemiz gerekiyor. Mesela Lenin 20. yüzyılın başlarında bir parti modeli ortaya koymuştur. Bu parti üzerinde yeniden düşünmemiz lazım.

Mesela Gramsci Hapishane Defterleri’nde, partiyi bir proto devlet olarak tanımlamıştı. Bunun yerine parti ve demokrasi ilişkilerini düşünmemiz daha faydalı olur. Partinin görevi, devlet kurmaktan ziyade, şiddet kullanmaktan ziyade, demokrasiyi geliştirmek olmalıdır. Çünkü bizi sosyalizme götürecek olan şey demokrasidir. Biz demokratik kültürü, demokratik yaşamı, demokratik toplumu geliştirmeden nasıl sosyalizme varabiliriz ki? Varsak varsak sosyalist olmayan bir şeye gideriz, devlet kapitalizmine gideriz.

Sosyalist bir sisteme gitmenin ölçüsünü toplumun demokratikleşmesine mi bağlıyorsunuz?

Evet. Toplumun demokratikleşmesi, zihniyetlerimizin demokratikleşmesi gereklidir. Yasalarda demokratik duyarlılıkların gelişmesi gibi. Bu süreç biraz daha özel bir süreçtir. Bu süreci Türkiye’de, Kürdistan’da, Ortadoğu’da demokrasinin daha çok gelişmesi ve yaygınlaşması için bir fırsat olarak görmeliyiz. Bütün sosyalistler bunu böyle görmelidir bence. Çünkü fırsatlar var, imkanlar var. Bunları değerlendirmek gerekiyor. Bunun temel yolu da demokratik toplumu örgütlemektir. Demokratik mekanizmaları örgütleyip geliştirmektir. Eğer biz bunu başarabilirsek bu süreç de başarıya gidecektir. Bu sürecin başarıya gitmesi sosyalizmin daha fazla toplumsal zemin bulmasını sağlayacaktır. Çünkü savaş, çatışma, çözümsüzlük, şovenizm, milliyetçilik, Türkiye’de sosyalizmin gelişebileceği ortamı da sürekli daraltmıştır. Sosyalist fikrin insanlara ulaşmasını da engellemiştir. O bakımdan bu sürecin başarısı, bu topraklarda sosyalist fikriyatın, sosyalist yaşamın daha geniş insan kitlelerine ulaşmasına katkıda bulunacaktır. Hiçbir sosyalist bu anlamda bu süreç içerisinde kendisine düşen sorumluluktan kaçamaz bence, kaçmamalıdır. Filistin’e duyarlı olup da buraya duyarsızlık almak sosyalizm değildir.

Demokratik sosyalizmin sistemsel inşası nasıl olmalı ya da olacak?

Sistemsel inşası, üç ayak üzerinde kurulmuştur. Birincisi, siyasal kısmını oluşturan ulus devlet modeline karşı demokratik komünler üzerine düşünülmüştür. Daha çok konfedere birimler, topluluklar üzerinde kurulmuştur. İkinci ayağı, kapitalizme karşı eko ekonomidir. Tabii ki yine komün pratikleridir bunlar. Çevreyi tahribata götüren aşırı kâr hırsının beslendiği bu endüstriyalizme karşı da daha ekolojik üretim modelleri, üretim araçlarının oluşturulması. Bu üç ayak üzerinde konulmuş olan bir sistemdir. Muhtemelen bu inşa süreci içerisinde bu sistem daha çok tartışılır. Şimdiden kesin bir şey öngörmek; şöyle olacak, böyle olacak demek belki biraz zor olabilir. Fakat en azından bizi önümüzdeki süreçte mücadele etmeye daha çok sevk edecek araçlar olarak bu üçü düşünülebilir.

Öcalan’ın demokratik sosyalizm anlayışının temel özelliklerine dair neler söylersiniz?

Bunun dayandığı bir felsefi temel var. Tarihsel materyalizmi, insanlığın, bilimin yeni keşfi ışığında yeniden düşünmek gerekiyor. Yani bence en önemli nokta bu. Buradan başlamak, felsefeden, yani işin temelinden başlamak doğru olur. Çünkü felsefe olmadan demokratik sosyalizmin başarı şansı düşük olur. İkincisi demokratik sosyalizm, devletle kendisi arasına bir mesafe koymayı içeriyor. “Sosyalist insanlar, kurtuluşun devlette olduğunu düşünmemelidirler” gibi bir önerme getirir diyebiliriz. Kurtuluş daha çok toplumun demokratik inşasındadır, komünlerin inşasındadır. Ve bunlara dayalı yeni bir medeniyet arayışındadır, yeni bir uygarlık arayışındadır. Demokratik modernite diye formüle edilen şey aslında budur. Bununla birlikte sosyalizmin artık o ataerkil özelliklerden arınması gerekiyor. Demokratik sosyalizmin önemli başlıklarından birisi de bu olsa gerek. Kadınların getirdiği bilgi, onların taşıdığı tecrübe mutlaka sosyalist teoriye ve pratiğe yansımak zorundadır. Artık kadın özgürlük hareketi göz ardı edilemeyecek kadar büyük bir harekettir. Demokratik sosyalizm bunu da öngörüyor.

Program, strateji, taktikler, bütün bunların da zaten bu bağlamda gözden geçirilmesi gerekiyor. Benim anladığım şey bu. Sosyalizmin, demokrasi değerleri ile birlikte düşünülmesi gerekiyor. Demokratik değerleri içselleştiren, farklılıklara daha duyarlı olan, birlikte düşünmeye, birlikte yaşamaya, birlikte iş yapmaya daha çok açık olan bir yerden yaklaşmak gerekiyor. Özellikle emekçiler, kadınlar, ezilen halklar, bütün bunların tecrübelerinin dikkate alınmasına kısaca demokratik sosyalist yaklaşım diyebiliriz.

Bu sosyalizm anlayışı toplumsal dönüşümün öznesini nasıl tanımlıyor?

Yani özne artık bir sınıf olamaz. Kısaca öyle söyleyebiliriz. Bir tek sınıf tarihin yönünü belirleyemez. Burjuvazinin elinde bu kadar güç var, sermayesi var, medyası var, büyük bir bilgi havuzu var, büyük bir askeri gücü var. Bu, tarihin gidişatını tek başına belirleyebilir mi ki bir başka sınıf tek başına belirleyebilsin? Böyle bir güç kimsede yoktur. Tarihin gidişatı, ancak kapitalizmin bu yıkıcılığından rahatsız olan, buna itirazı olan herkesin ortak çabası ile belirlenebilir. Tarihin akışını belirleyecek olan böyle bir ortak kolektif çabadır. Özneler de bu anlamda çoklaşmak zorundadır. Çoklu özneler olacak. Tek bir özne yoktur. Cinsiyet mücadeleleri bunun içerisinde olacak. Hatta günümüzde çevre mücadelesinin, ekolojik mücadelenin de dikkate alınması gerekiyor. Artık bir felsefeye kavuşmuş çünkü. Bir örgütlülük var. Bütün bu öznelerin ortaklaşması gerekiyor. Tarihin seyrine bir müdahale olacaksa, böyle gelişecektir. Ama sadece bu hareketler değil, daha geniş; yeri gelir bir aşiret bile bazen çok belirleyici bir rol oynayabiliyor. Bir kabile de bazen çok büyük bir rol oynayabiliyor. Her ne kadar Türkiye’de, Kürdistan’da köylülük tasfiye edilmiş olsa bile, köylülük de bu mücadelenin bir parçasıdır.

Demokratik sosyalizmin sınıfı ret ettiğini söyleyebilir miyiz? Abdullah Öcalan’a böylesi bir eleştiri de söz konusu?

Hayır, asla böyle bir şey yoktur. Sınıf mücadelesi bir gerçektir. Sömürü, emek sömürüsü bir gerçektir. Emeğin sömürüsünün olduğu yerde sınıf mücadelesini inkar etmek doğru değildir. Fakat söylenen şey sınıf mücadelesinin ve daha büyük bir uygarlık mücadelesinin bir birleşeni olarak düşünülmesi gerektiğidir. Sınıfı ret etmek yerine, onu müttefikleri, ortakları ile birlikte düşünmeye bir çağrı var.

Öcalan ulus devlet anlayışını reddediyor. Bu kapsamda devlet nasıl işlevsizleştirilebilir?

Devlet belirli ortak işleri de üstlenen ve kendini bu şekilde meşrulaştıran bir yapıdır. Dolayısıyla burada izlenmesi gereken şey, bu işleri ve rolleri bizzat toplumun üstlenmesini sağlayacak pratikler örgütlenmelidir, mekanizmalar geliştirmektir. Böyle olduğunda devletin alanı giderek daralır. Fakat işlevler sürekli devlete yüklendiğinde, devletten beklendiğinde bu devleti güçlendirecek olan bir şeydir. Önceki sosyalist pratikte biraz böyle olmuştur.

Yetki Sovyetlere daha çok verilmeliyken, Sovyetlerden alınmıştır ve devlete aktarılmıştır. Bu da devletin dönüşmesini getirmemiştir. Tam tersine devletin daha da güçlenmesini getirmiştir. Çarlık Rusyası bir imparatorluktu. Çağdışı bir yapıydı. Fakat sosyalistler öyle yaptılar ki modern Rusya’yı inşa etti. Modern bir devlet inşa ettiler gerçekten. Bundan sosyalizm gelişmeli. Buradan çıkaracağımız temel derslerden bir tanesi şu olabilir; devlete aktarılmış olan o gücün, o fonksiyonların daha çok asli sahiplerine iade edilmesi. Toplumun kendi özyönetim yeteneklerinin geliştirilmesi gerekir. Bence meselenin özü budur.

Demokratik sosyalizm daha çok özyönetime dayanıyor diyebilir miyiz?

Evet. Daha çok özyönetim pratiklerini örgütlemeyi öngören bir ideolojik yaklaşımdır. Kendi kendini yönetme becerisi gelişen topluluklar devlete daha az ihtiyaç duyarlar. Devletin sönümlenmesi, devletin ortadan kalkması daha uzun süreli bir hedeftir. Sosyalistlerin temel hedefidir. Ama bu bugünden yarına gerçekleşecek olan bir şey değil. Sadece toplumların kendi özyönetim deneyimlerini daha fazla geliştirmesi, çoğaltması ile gelişebilecek olan bir süreçtir. Bunun dışında toplumu dönüştürmenin, daha doğrusu devleti dönüştürmenin ve sönümlendirmenin bir başka yolu yok.

Demokratik sosyalizmin ulus anlayışı nedir? Farklı kimlikler ya da kültürlerin sorunlarına nasıl yaklaşıyor?

Demokratik sosyalizm aynı zamanda ulus kavramı üzerine de bir yeniden düşünme çağrısıdır. Ulus kavramı çok önemli bir kavram olmuştur sosyalistler açısından. Sosyalizm tarihi biraz da ulusal sorunun tartışıldığı bir tarihtir. Ulusal soruna ne tür çözümlerin üretilebileceğine ilişkin tartışmalar çok yapılmıştır. Demokratik sosyalist yaklaşımda, ulus kavramı yeniden düşünülmüştür. Ulusu ulus yapan özellikler yeniden ele alınmıştır. Toprak, dil, tarih, ekonomik gelişmişlik vs. bunlar da yeniden ele alınmıştır. Demokratik sosyalizmde, ulus daha çok bir zihniyet yakınlığı, bir zihniyet birliği, değerler birliği, demokratik değerler etrafında bütün farklılıkların var olabildiği bir örgütlenme alanı düşünülmüştür. Belirleyici faktör daha çok zihniyet boyutuna verilmiştir. Değerler boyutuna verilmiştir. Bu değerler de daha çok demokratik değerler olmalıdır. Böyle belirli bir topluluğun değerlerinin herkese dayatıldığı bir şey değil. Bütün toplulukların kendilerini özgürce var edip, ifade edebildikleri bir ortam olarak düşünülmüştür. Ama aynı zamanda bunun hukuki güvencelere de kavuşması gerekiyor. Yani sadece dilekler, temennilerle bu işler olmuyor. Bir anayasa, bir toplumsal sözleşme, gerekli yasalar, yönetmelikler bütün bunların oluşturulması gerekiyor.

Burada da entegrasyon mu devreye giriyor?

Entegrasyon kavramında da zaten bu var. Entegrasyon, Kürt varlığının Türk varlığı içerisinde eritilmesi değildir. Ya da Süryani varlığının bir Kürt varlığı içerisinde eritilmesi değildir. Tam tersine burada yaşayan herkesin varlığının, var olmaktan kaynaklanan haklarının teslim edilmesi anlamındadır. Bunun için hukuksal güvenceler oluşturulmalı. Eğer güvenceler sağlanmazsa, varlık kabul edilmezse, bu varoluştan kaynaklanan haklar kabul edilmezse zaten sorunlar yaşanmaya devam edecek.

Olumlu/olumsuz eleştirilere ya da tepkilere rağmen bugün sosyalizm yeniden tartışılıyor. Bu bilincin canlı tutulmasında Abdullah Öcalan’ın rolü nedir?

Bence büyük bir rol olmuştur. Reel sosyalizmin yıkıldığı ve çözüldüğü bir ortamda “Sosyalizmde ısrar insan olmakta ısrardır” demiştir mesela. Bence bu önemli bir saptamadır. Çünkü sosyalizm insanlığın tecrübesidir. Sosyalizmin olmadığı bir dünya, kapitalizmin yıkıma götüreceği bir dünyadır. Bu bakımdan sosyalizm temel bir insani tutum olarak benimsenmiştir. Böyle düşünen, mücadelesini de buna göre yürüten bir insanın sosyalist bilincin canlı tutulmasında çok büyük katkısı olmuştur.

Abdullah Öcalan’ın bu rolü sizi nasıl etkiledi?

Reel sosyalizm çöktü diye umutsuzluğa kapılmadık. Sosyalizmi bir yaşam biçimi, bir fikir olarak tecrübe etmekten vazgeçmedik. Bunu yaşamaya çalışmaktan vazgeçmedik. En azından bizim kendi pratiğimizde, ulusal pratiğimizde böyle oldu. Zaten insan kendi tecrübesinde başardığı şeyleri ancak başkalarına katabilir, önerebilir. O anlamda bir sosyalist olarak Öcalan’ın Kürdistan’da aynı zamanda bir sosyalizm mücadelesi vermiş olması Kürt halkındaki bilinci geliştirmiştir. Zaten yürütülen tartışmalar bunun sadece Kürtlerle sınırlı kalmayacağını gösteriyor. Bu deneyimin giderek daha çok Kürt olmayan sosyalistlere de mal olacağını gösteriyor. Dünyaya da mal olacağını gösteriyor.

Siz sosyalizm fikriyle nasıl tanıştınız?

Benim sosyalizmle tanışmam daha çok mücadeleyle olmuştur. Ben önce yurtseverleşmiş, sonradan sosyalizmi benimsemiş bir insanım. Belki bu bile başlı başına önemli bir şeydir. Muhtemelen benim gibi çok arkadaş vardır. Bu da sosyalist fikrin Kürdistan’da nasıl tuttuğunu gösteriyor. Yurtseverdik, ulusal baskıya ve ulusal sömürüye karşı duygusal bir tepkimiz vardı. En azından benimki öyleydi. Bunu kabul etmeme, buna itiraz etme isteği vardı. Ama bu isteğimizi ifade edebileceğimiz, bu itirazımızı ifade edebileceğimiz kanalları bize sosyalist fikir sağladı. Sosyalist bir önderlik sağladı. Bu bence Kürdistan’da önemli bir sosyalist başarıdır.

Mesela ilk başlayan arkadaşlar ilkin sosyalistleşmiş olabilirler. Sonradan bir yurtseverlik mücadelesine geçmiş olabilirler. İlk başladığımda da çocuk denecek yaştaydım. O düzeyde bir bilincim de yoktu ama duygularım vardı, yurtseverlik duygularım vardı. Yurtseverlik duyguları zamanla sosyalizm fikriyle daha çok bütünleşti. Bundan da mutluyum. Bu gerçekten benim en azından kişisel hayatıma önemli bir katkıda bulunmuştur. Daha mutlu, daha tatmin olmuş hissediyorum.

Mücadele yaşamım biraz var. Ve bakıyorum bizim yaşamımız hep komün olmuştur, hep komün yaşamışız. Özel mülkiyet tanımamışız, özel mülkiyet peşinde koşmamışız. Bir lokmamız varsa, onu birlikte yemişizdir. Bir bardak suyumuz varsa, birlikte içmişizdir. Zaten sosyalizm de bence böyle bir şey. Sosyalizmin gereklerine uygun bir şekilde yaşadığımız kadar sosyalistiz. Komünümüz olduğu kadar sosyalistiz. Komün halinde yaşayabildiğimiz kadar sosyalistiz. Bunun dışında sosyalizm bir laf olarak kalır. Bu açıdan sosyalizm yaşamın kendisi olmalıdır diyorum. Tecrübemizle hep bunu uygulamaya çalıştık. Bu hareket de sosyalist bir hareket olmuştur. Bence herkes bunu dikkate almalıdır. Özellikle Türkiye’deki arkadaşlar. Öyle haksızlık etmemeleri gerekir. Çünkü sosyalizm haksızlığı kabul etmez. İnsanların tecrübesini adaletle değerlendirmek gerekiyor. Hakkaniyetle değerlendirmek gerekiyor.

Barış ve Demokratik Toplum Süreci, sosyalizmin geleceği açısından nerede duruyor?

Bu sürecin başarısı, bence bu topraklarda sosyalist deneyimi geliştirmemize bir katkıda bulunur. Sosyalist yaşamı örgütlememize katkıda bulunur. Çünkü sosyal şovenizm, milliyetçilik, devletçilik, o tür ruh hallerinin ve zihniyet hallerinin aşılmasına önemli bir katkıda bulunacaktır. Demokratikleşmeye katkıda bulunacaktır. Demokratikleşmenin olduğu yerde sosyalizmin gelişme şansı var. Onun için hepimiz bu sürecin başarısı için çalışmalıyız. Bu sürecin başarıya ulaşması için elimizden geleni yapmalıyız. Gelecek yüzyıllarımıza etki edecek olan bir süreçtir. Ben eninde sonunda bu sürecin başarılı olacağını düşünüyorum.

Bu öngörünüzün dayanağı ne?

Türkiye’nin modernleşme sürecini takip ettiğimiz zaman belirli gelişmelerin zaman zaman duraklatılsa da geri çevrilemediğini görüyoruz. Bence bu süreç de geri çevrilemeyecek süreçlerden biri. Modern Türkiye’nin kuruluş sürecinin başlarında Kürt yönetimleri ortadan kaldırılmıştır. Fakat bu Osmanlının da yenilgiye uğramasının önemli nedenlerinden biridir. Şimdi günümüzde Kürt halkının yeniden bir özyönetim gücü kazanmış olması, kaçınılmaz olarak bu topraklarda yeni bir siyasi tecrübeyi getirecektir. Zaten bilinç de dönüşür, eskisi gibi değil. Bu Kürt sorununun bir çözüme kavuşması, Kürt sorununun en azından hukuksal ve siyasal bir zeminde müzakere edilecek olması, demokrasiyi geliştirir. Bu da sosyalizmi besler diye düşünüyorum.

Haber: Diren Yurtsever / MA 

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Heyva Sor a Kurd Eşbaşkanı: Tahliye edilen 110 yaralıdan 2’si yaşamını yitirdi

Sonraki Haber

Halep’teki katliama tepki: Rojava’daki saldırılar durmalı ki Türkiye’de barış olsun

Sonraki Haber

Halep'teki katliama tepki: Rojava'daki saldırılar durmalı ki Türkiye’de barış olsun

SON HABERLER

Barış Anneleri Dışişleri Bakanlığı önünde: Bijî berxwedana Rojava

Yazar: Aziz Oruç
13 Ocak 2026

DEM Parti Gençlik Meclisi’nden yazılama: Rojava xeta sor e

Yazar: Heval Elçi
13 Ocak 2026

Barış Anneleri: Halep’te vahşet var, dünya neden sessiz?

Yazar: Bedri Adanır
13 Ocak 2026

Kapatılan Okmeydanı Özel Hastanesi’nde usulsüzlükler bitmiyor

Yazar: Heval Elçi
13 Ocak 2026

ABD’den vatandaşlarına ‘derhal İran’ı terk edin’ çağrısı

Yazar: Bedri Adanır
13 Ocak 2026

Trump, Venezuelalı muhalif lider Machado’yla görüşecek

Yazar: Bedri Adanır
13 Ocak 2026

Halep’teki katliam için BM’ye mektup gönderilecek

Yazar: Heval Elçi
13 Ocak 2026

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır