• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
29 Eylül 2026 Salı
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Gündem Güncel

Barış ve Demokratik Entegrasyon Konferansı: Silahların susması barın inşaası için fırtasttır

29 Eylül 2026 Salı - 19:55
Kategori: Güncel, Manşet

Londra’da düzenlenen ‘Barış ve Demokratik Entegrasyon Konferansı’nda Kolombiya, Tamil ve Kuzey İrlanda deneyimleri üzerinden barış süreçleri, anayasal düzenlemeler ve siyasi mücadeleye geçiş ele alındı

Centre for Kurdish Affairs (Kürt Araştırmalar Merkezi) tarafından düzenlenen “Barış ve Demokratik Entegrasyon Konferansı” (Peace and Democratic Integration Conference) İngiltere’nin başkenti Londra’da devam ediyor. Konferansın ilk iki panelinde Kolombiya ve Tamil deneyimlerinin yanı sıra Kuzey İrlanda’daki barış süreci, yetki paylaşımı ve siyasi mücadeleye geçiş konuları ele alındı. “Barış Süreçleri Neden Başarılı veya Başarısız Olur?” başlıklı ilk panelin moderatörlüğünü yazar, editör ve insan hakları alanında çalışan Mustafa Gündoğdu yaptı.

Gündoğdu, panelin açılışında bir barış sürecinin başarısının yalnızca tarafların bir anlaşmaya varmasıyla ölçülemeyeceğini belirtti. Anlaşmaların nasıl uygulanacağı, güvenin nasıl inşa edileceği ve toplumların çatışmadan sürdürülebilir bir siyasal çözüme nasıl geçebileceğinin temel meseleler olduğunu ifade etti. Kolombiya ve Güney Afrika gibi örneklerden çıkarılabilecek derslere işaret eden Gündoğdu, müzakerelerde neyin ele alındığı, güvenin nasıl oluşturulduğu ve bir anlaşmanın kağıt üzerinde kalmayıp insanların yaşamlarında değişiklik yaratmasının nasıl sağlanabileceği sorularını gündeme getirdi.

‘Bir ‘güvenceler mimarisine’ ihtiyaç var’

Kolombiya hükümeti ile FARC-EP arasında imzalanan 2016 Barış Anlaşması’nın müzakerecilerinden ve eski Kolombiya Senatörü Victoria Sandino, panele video mesajla katılarak şunları söyledi: “On yıl sonra söyleyebilirim ki bir müzakere anlaşma imzalandığında sona ermiyor. Belki de en zor aşama tam da orada başlıyor. Barış için yalnızca müzakere masasındaki iki heyetin ötesine geçen bir ‘güvenceler mimarisine’ ihtiyaç var.”

Sandino, bir anlaşmanın tek bir kişinin iradesine daha az bağımlı olduğu ve devlet, toplum ile uluslararası kurumları kapsayan bir yapıya daha güçlü biçimde dayandığı ölçüde siyasi değişikliklere karşı daha dayanıklı hale geleceğini belirterek, “Kolombiya’da öğrendiğimiz gibi barış bir devlet politikası haline gelmelidir.”

Referandum deneyimini anlattı 

Kolombiya’da 2 Ekim 2016 tarihinde yapılan referandumda anlaşmanın reddedilmesine de değinen Sandino, bunun büyük bir darbe olduğunu ancak müzakere masasından ayrılmadıklarını anlattı. Hükümetin “Hayır” oyu veren kesimlerle görüşerek itiraz ve önerilerini dinlediğini, bunların yeniden müzakereye taşındığını ve gözden geçirilen metnin 24 Kasım’da imzalandığını aktaran Sandino, “Muhalefeti dinlemek, muhalefete barış üzerinde veto hakkı vermek anlamına gelmez” dedi. Toplumsal cinsiyet perspektifinin müzakere masasında başlangıçta yeterli desteği görmediğini; bu yaklaşımın anlaşmada korunmasında müzakere masasının içindeki ve dışındaki kadınların belirleyici olduğunu anlatan Sandino, Kolombiya sürecinin sonunda anlaşmaya toplumsal cinsiyete duyarlı 100’den fazla hüküm dahil edildiğini belirtti.

‘Silahların susması barın inşaası için fırtasttır’

Çatışmaların azalmasıyla ortaya çıkan siyasi alanın korunması gerektiğini vurgulayan Sandino, bu dönemin aynı zamanda son derece kırılgan olduğunu söyledi. Sandino, “Silahların susması henüz barış değildir. Bu yalnızca barışı inşa etmek için bir fırsattır” dedi. Şiddetin azalmasının siyasi sorunun çözüldüğü anlamına gelmediğine işaret eden Sandino, silahların sustuğu dönemde siyasetin, barışın ve demokrasinin daha güçlü biçimde konuşması gerektiğini belirtti. Sandino, “Silahların müzakeresi bir barış sürecinin son noktası olamaz. Yeni bir güvenceler mimarisinin başlangıç noktası olmalıdır” diye konuştu. Kalıcı bir süreç için hukuki, güvenlik, siyasi, toplumsal ve bölgesel güvencelerin yanı sıra uluslararası güvencelerin de gerekli olduğunu sıralayan Sandino, silahlı mücadeleden demokrasiye geçiş yapanların siyasi onurunun korunmasının da önemli olduğunu belirtti. Sürdürülebilir bir müzakerenin “kazanan ve kaybeden” fikri üzerine kurulamayacağını ifade eden Sandino, bir barış sürecinin başarısının teslim edilen silahların sayısıyla değil, bu silahların yeniden gerekli görülmemesini sağlayacak güvencelerin gücüyle ölçülmesi gerektiğini söyledi.

Kürt ve Tamil deneyimleri

Westminster Üniversitesi Uluslararası Hukuk, Kalkınma ve Çatışma Çalışmaları Profesörü Radha D’Souza, konuşmasında Tamil deneyimi üzerinden değerlendirmelerde bulundu. Kürt özgürlük mücadelesini temsil etme iddiasında olmadığını özellikle belirten D’Souza, konferansa farklı mücadelelerin birbirlerinden neler öğrenebilecekleri sorusuyla yaklaştığını söyledi. D’Souza, Kürt ve Tamil mücadeleleri arasında gördüğü önemli benzerliklerden birinin “yurt” meselesi olduğunu belirterek, bunun yalnızca maddi veya siyasi ölçülerle değerlendirilemeyeceğini ve insanların kendi içlerinde taşıdıkları derin bir anlamı bulunduğunu ifade etti. Tamil ve Kürt hareketlerinin çağdaş dünyayı ve devleti kavrama biçimleri üzerinde de duran D’Souza, bu yaklaşımların devletin, siyasi iktidarın ve çatışmanın çözüm olanaklarının nasıl değerlendirildiğini etkilediğini söyledi. Devletlerin bütünüyle bağımsız aktörler olmadığını, dış güçlerin ve uluslararası sistemin etkisinin de değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden D’Souza, Tamil hareketinin İrlanda mücadelesini yakından takip ettiğini, Filistin mücadelesi ve buradaki barış süreçlerini de incelediğini aktardı. D’Souza, Tamil hareketinin ulusal haklar, kendi kaderini tayin ve siyasal değişim mücadelelerini kendi koşullarının ötesinde izlediğini söyledi.

‘Gerçekçi ve somut yol haritası’

Eski Kolombiya hükümeti barış müzakerecisi ve SOAS University of London araştırmacısı Dr. Andrei Gómez-Suárez, Kolombiya barış sürecinden çıkarılabilecek dersleri ele aldı. Gómez-Suárez, Kolombiya’daki resmi müzakerelerin 2012’de başlamasına rağmen sürecin siyasi geçmişinin çok daha eskiye uzandığını belirtti. 2016’da imzalanan anlaşmanın ardından uygulama sürecine geçildiğini, FARC’ın 2017’de silah bıraktığını ve bu sürecin Birleşmiş Milletler tarafından doğrulandığını aktardı. Gómez-Suárez, Kolombiya deneyiminden aktarılabilecek beş temel ders sıraladı: “Gerçekçi ve somut bir barış yol haritası üzerinde anlaşılması, güvenilir garantörlerin seçilmesi, temel siyasi aktörlerin katılımının sağlanması, taraflar arasında ilerleme ve güven sağlayacak komisyonların oluşturulması ve sivil toplumun sürece katılması.”

Sürecin başarısızlığa sürüklenebileceğini gösteren işaretlere de değinen Gómez-Suárez; tarafların liderlikleri arasında stratejik uyumun bulunmaması, sivil toplum desteğinin zayıflaması ve tarafların kendi içlerindeki bölünmelerin büyümesini riskler arasında saydı. Gómez-Suárez, kalıcı ve güvenilir bir müzakere için anlaşmayı imzalayanların uygulamaya bağlı kalması, anlaşmanın ülkenin hukuki çerçevesine yerleştirilmesi, güvenilir uluslararası aktörlerin desteğinin sağlanması ve sivil topluma anlaşmanın uygulanmasını koruyabilecek araçların verilmesi gerektiğini belirtti.

FARC ile Kolombiya hükümeti arasındaki barış süreci

Britanya Sendikalar Kongresi’nde (TUC) görev yapan ve Kolombiya barış müzakereleri sırasında stratejik danışmanlık yapan Mariela Kohon, FARC ile Kolombiya hükümeti arasındaki barış sürecindeki deneyimlerini aktardı. Mariela Kohon, müzakere için tarafların sürece yönelik gerçek bir bağlılığa ihtiyaç duyduğunu belirterek, hükümet tarafında resmi süreç öncesinde gündemin ne olacağı konusunda yıllarca gizli ve kapalı görüşmeler yürütüldüğünü anlattı. Müzakerelerde “her şey üzerinde anlaşılmadan hiçbir şey üzerinde anlaşılmış sayılmayacağı” ilkesinin uygulandığını anlatan Mariela  Kohon, zor konuların gerektiğinde bekletilmesinin sürecin genel ivmesinin kaybolmasını önlediğini söyledi. Taraflar ve sivil toplum arasında güven oluşturucu adımların da önemli olduğunu kaydetti. Sivil toplumun sürece dahil olmak amacıyla örgütlendiğini belirten Mariela Kohon, uluslararası toplumun rolüne de dikkat çekti. Kolombiya sürecinde Norveç ve Küba’nın rolünün temel önemde olduğunu, zor anlarda yardımcı olduklarını ve garantörlük işlevi gördüklerini anlattı. Kadınların barış süreçlerindeki deneyimlerine de değinen Mariela Kohon, silahlı mücadeleden çıkan kadınların toplumsal hayata yeniden katılım sırasında kendilerine özgü sorunlarla karşılaştığını belirterek, bu seslerin de dinlenmesi gerektiğini söyledi. Mariela Kohon, anlaşmanın imzalanmasının ardından siyasi koşulların değişebileceğini belirterek, daha sonra yaşanabilecek siyasi değişimlere rağmen anlaşmayı ayakta tutacak mekanizmaların nasıl oluşturulacağının düşünülmesi gerektiğini ifade etti. Bunun için uluslararası mekanizmalar oluşturulmasına yönelik çalışmalar yapıldığını aktardı.

Konferansın ikinci paneli 

Konferansın ikinci paneli “Barış, Yetki Paylaşımı ve Anayasal Düzenlemeler: Birleşik Krallık’tan Dersler” başlığıyla gerçekleştirildi.

Panelin çerçevesinde Britanya’daki yetki paylaşımı, yetki devri ve farklılaşmış yönetim biçimleri üzerinden anayasal düzenlemelerin çatışma çözümündeki rolünün tartışılması; siyasi ve bölgesel taleplerin demokratik bir sistem içerisinde nasıl ele alınabileceğinin değerlendirilmesi öngörüldü. Panelin Kürt sorununa ilişkin tartışma çerçevesinde ise anayasal reform, siyasi katılım, tanınma ve yerel yetki konuları yer aldı. Panelde Prof. Michael Gunter, Dr. Matthew Whiting, Prof. Michael Keating ve Geraint Thomas yer alırken moderatörlüğü Matt Broomfield üstlendi.

‘Abdullah Öcalan serbest bırakılmalı’

Prof. Michael Gunter, konuşmasında Türkiye’de hükümet ile PKK arasında Ekim 2024’te başladığını belirttiği sürece ilişkin kendi değerlendirmelerini aktardı. Gunter, Türkiye’nin süreci esas olarak PKK’nin silahsızlanması ve feshi çerçevesinde ele aldığını, PKK’nin ise Kürtler için anayasal haklar ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılmasını istediğini söyledi. Gunter, iki tarafın sürece ilişkin yaklaşımlarının birbirinden oldukça farklı olduğunu belirtti. Gunter, silah bırakarak sivil hayata dönen ve şartlı tahliyeden yararlanabilecek PKK’lilere dahi güvence verilmediğini hatırlatarak, bu kişilerin yeniden tutuklanabileceklerine ilişkin kaygısını dile getirdi.

Gunter konuşmasının devamında Kuzey ve Doğu Suriye’deki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde de bulundu. Rojava veya Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi’ni Kürtlerin durumuna ilişkin kendi değerlendirmesinin önemli örneklerinden biri olarak gösterdi. Rojava’nın 2026’daki durumunu “ani çöküş” olarak nitelendiren Gunter, bunu “çarpıcı ancak öngörülebilir” olarak değerlendirdi. Nihai sonucun henüz tamamen belirlenmediğini ve Suriyeli Kürtlerin Esad yönetimi altında yaşadıkları koşullara kıyasla daha olumlu bir konuma doğru ilerliyor göründüğünü de sözlerine ekledi. Gunter, Rojava’ya ilişkin değerlendirmesinde “Shakespearevari bir trajedi” benzetmesini kullandı.

Türkiye’deki sürece ilişkin ciddi şüpheleri bulunduğunu belirten Gunter, buna rağmen yeni çerçeve yasaya bir şans verilmesi gerektiğini söyledi. Gunter, “Sizinle ciddi şüphelerimi paylaşmış olsam da, en iyi ihtimalle yalnızca mütevazı bir başlangıç olsa bile, hepimiz mevcut yeni Türk çerçeve yasasına bir şans vermeliyiz” dedi. Gunter, yasanın Öcalan’ın demokratikleşme çağrısının hem Türkler hem Kürtler olmak üzere Türkiye’nin bütün yurttaşlarına yarar sağlaması için bir açılım oluşturmasını umduğunu ifade etti.  Gunter, Cemil Bayık’ın çerçeve yasaya ilişkin “Yasa bir temel işlevi görebilir” değerlendirmesine de atıfta bulundu.

Kuzey İrlanda deneyimini aktardı 

Dr. Matthew Whiting ise konuşmasında Kuzey İrlanda deneyimini ve silahlı yöntemlerden siyasi mücadeleye doğru yaşanan dönüşümü ele aldı. Whiting, hareketin barış sürecine katılmasından yaklaşık 15 yıl önce, 1980’li yıllarda hedeflerine siyasi yollarla da ulaşabileceği yönünde bir değerlendirmeye başladığını söyledi. Whiting, bu uzun yeniden değerlendirme sürecini anlatırken, şiddetin başlangıçta bir araç ve vazgeçilmez unsur olarak görülürken zaman içerisinde siyasi taleplerin ilerletilmesini engelleyen bir unsur olarak değerlendirilmeye başlandığını ifade etti. Bu süreçte askeri unsurdan siyasi unsura doğru kademeli bir ağırlık değişimi yaşandığını belirten Whiting, tamamen siyasi yöntemlerin benimsenmesine doğru bir geçiş olduğunu söyledi.

Whiting, söz konusu dönüşümün hedeflerin değişmesi anlamına gelmediğini aktararak, hareketin yaklaşımını “Siyasete doğru bu geçiş taktiklerimizde bir değişikliktir, ancak hedefimizde bir değişiklik değildir” sözleriyle aktardı. İrlanda’nın birliği yönündeki nihai hedefin devam ettiğini belirten Whiting, bunun yanında kısa vadeli siyasi reformların takip edilmeye başlandığını; adil istihdam yasaları, eğitim olanakları ve konut reformları gibi somut siyasi taleplerin gündeme alındığını anlattı.

Sinn Féin örneğini verdi

Whiting, siyasi mücadeleye yönelmenin seçim alanındaki sonuçlarını anlatırken Sinn Féin örneğini verdi. Barış sürecinden önce Sinn Féin’in Kuzey İrlanda’daki ortalama oy oranının yüzde 8-10 civarında olduğunu söyleyen Whiting, barış sürecinin ardından bu oranın yüzde 30’lar seviyesine çıktığını ve partinin Kuzey İrlanda’nın en büyük partisi haline geldiğini belirtti. İrlanda Cumhuriyeti’nde ise partinin daha önce yaklaşık yüzde 2 düzeyinde oy aldığını, daha sonra oy oranının yüzde 20’lerin üst seviyelerine yükseldiğini ve ülkenin ikinci büyük partisi konumuna geldiğini söyledi. Whiting, siyasi mücadeleye geçişin seçim alanında sonuçlar yarattığını ifade etti.

Londra’da Barış ve Demokratik Entegrasyon Konferansı: Amacımız diyalog zemini yaratmak

Kaynak: MA

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Başlık: İran: Basra Körfezi’nde ABD’ye ait savaş gemisi kalmadı

Sonraki Haber

Fatma Betül Sayan Kaya için mal varlıklarının dondurulması talebi

Sonraki Haber

Fatma Betül Sayan Kaya için mal varlıklarının dondurulması talebi

SON HABERLER

Qers’te şüpheli bebek ölümü: Anne ve anneanne tutuklandı

Yazar: Yeni Yaşam
29 Eylül 2026

Fatma Betül Sayan Kaya için mal varlıklarının dondurulması talebi

Yazar: Yeni Yaşam
29 Eylül 2026

Barış ve Demokratik Entegrasyon Konferansı: Silahların susması barın inşaası için fırtasttır

Yazar: Yeni Yaşam
29 Eylül 2026

Başlık: İran: Basra Körfezi’nde ABD’ye ait savaş gemisi kalmadı

Yazar: Yeni Yaşam
29 Eylül 2026

Limter-İş Başkanı Yurtsever ile ESP’liler Ok ve Erözsoy tahliye edildi

Yazar: Yeni Yaşam
29 Eylül 2026

Zirgan’da Kürtçe eğitim için eylem: Kürtçe başladık, Kürtçe devam edeceğiz

Yazar: Yeni Yaşam
29 Eylül 2026

Müddetnamesi yanlış hesaplanan tutsak, kurula çıkarılmadan tahliyesi ertelendi

Yazar: Yeni Yaşam
29 Eylül 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır