TÜMAD Madencilik A.Ş.’nin Madra Dağı’ndaki Altın ve Gümüş Madeni için planladığı kapasite artışına çevre platformları ve köy dernekleri tepki gösterdi. ÇED sürecinde alanın yaklaşık 1.300 hektara çıkarılmak istendiğini belirten çevreciler, projenin su havzaları, ormanlar ve Kozak Yaylası başta olmak üzere bölgenin ekolojik bütünlüğünü tehdit ettiğini vurguladı
TÜMAD Madencilik A. Ş. tarafından 2019 açılışı yapılan, İvrindi ile Burhaniye ilçeleri yakınlarında bulunan ve Kazdağları ekosisteminin güney uzantısı olan Madra Dağı’nda faaliyetlerini sürdüren Altın ve Gümüş Madeni Projesi’nin kapasitesinin arttırılması kararı alındı. Çevre koruma platformları ve köy dernekleri, konuya ilişkin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nda düzenlenen İnceleme Değerlendirme Komisyonu (İDK) toplantısına katıldı.
Toplantının arından bakanlık önünde açıklama düzenleyen platform ve dernekler, 7 Mayıs 2025 tarihinde Çevre Etki Değerlendirmesi (ÇED) toplantısı ile tartışmaya açılan kapasite artışına ilişkin açıklama düzenledi. Yapılan açıklamada, “Tümad Madradan Defol” sloganları atılırken, “Tümad Defol Kaz Dağları ve Madra Dağları Halkındır Halkın Kalacak” pankartı açıldı. Açıklamaya, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İzmir Milletvekili İbrahim Akın da katıldı.
Açıklama yapan Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği Başkanı Süheyla Doğan, 27 Mayıs 2025 tarihinde düzenlenen ÇED toplantısına katılan bölge sakinleri ile beraber, kapasite artışına itiraz ettiklerini belirtti. Süheyla Doğan, Çevre ve Şehircilik Bakanlığında yapılan toplantıda da itirazlarını ilettiklerini kaydederek , “Proje hakkında kurumların görüşleri alındı. Bizler de toplantıya katıldık ve projeye olan itirazlarımızı belirttik. Kapasite artışı projesi kapsamında, 835 bin 53 hektar olan ÇED alanı, 452 bin 44 hektar artış ile toplam bin 287 bin 97 hektara çıkartılmak isteniyor. Bin 300 hektara yaklaşan orman arazisi, siyanürlü maden sahasına dönüştürülecek. Ocak sahası 134 hektardan 353 hektara, yığın liç alanı 83 hektardan 257 hektara, yıllık üretim kapasitesi 7 milyon 760 bin tondan, 15 milyon 500 bin tona çıkartılıyor. Mevcut ÇED Olumlu kararına esas yığın liç tesisi kapasitesi 75,3 milyon tondur. Bu kapasitenin Mart 2025 yılı itibari ile 39,1 milyon tonluk kısmı fiili olarak kullanılmıştır. Kapasite ve alan artışı ile birlikte toplam yığın liç tesis kapasitesi 155,3 milyon tona çıkarılacaktır” dedi.
‘Bölgenin ekolojik bütünlüğüne zarar veriliyor’
Mevcut projenin, bölgenin ekosistemi açısından önemli bir değer olan karaçam ormanlarını ve tarım alanları ile meraları yok ettiğini belirten Süheyla Doğan şu ifadeleri kullandı:
“Kapasite artışı ile bu yıkım daha da artacak. Proje, 9 bin 50 ha ruhsat alanı ile oldukça geniş bir coğrafyanın, İvrindi’nin, Burhaniye’nin, Madra Dağı’nın, Kozak Yaylası’nın, Madra Barajı’nın biyoçeşitliliğini ve su rejimini tehdit ediyor. Türkiye’nin en büyük altın madeni işletmelerinden biri olan TÜMAD İvrindi Altın ve Gümüş Madeni Projesi, Madra’nın yeraltı su varlıklarını kullanıp, kirletiyor. Kapasite artışı projesi de Edremit Körfezi’ni, Kozak Yaylasını ve Midilliye kadar olan geniş bir bölgeyi daha fazla etkileyecektir. 4 bin 758 sayfalık ÇED raporunun satır aralarında gizlenen en çarpıcı detaylardan biri, maden sahasının bölgenin en kıymetli ekosistemlerinden biri olan ve bilim insanları tarafından ‘ekolojik hassas bölge’ diye nitelenen Kozak Yaylası ile olan teması. Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğünün görüş yazısına göre, maden ruhsat sahasının bir kısmı, İzmir il sınırları içinde kalan ‘Kozak Yaylası-sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanı’ içerisinde kalıyor. TÜMAD, ayrıca Kaz Dağları Milli Parkı’na kuş uçuşu 29.6 km mesafededir bu durum da, bölgenin ekolojik bütünlüğüne zarar vermektedir.”
‘İki farklı havzayı aynı anda zehirleme potansiyeline sahip’
TÜMAD’ın projenin 57 L/sn olan su ihtiyacının karşılanması için, başta Burhaniye İlçesi içme suyu kaynakları kullanmak istediğine dikkat çeken Süheyla Doğan şöyle devam etti:
“Düdüklü Suyu kaynağı olmak üzere, 6 adet su kaynağını kullanmaktadır. Şirketin bölgenin içme ve kullanma suyu kaynağı olan Madra Barajı’ndan da su kullanmak istediği bilinmektedir. Bölgede madenin etkilenme alanı içerisinde yerleşim yerleri ile, uzunluğu değişken, sürekli ya da mevsimlik akan akarsular olan 4 makro havza (Susurluk, Kuzey Ege, Gediz ve Marmara) ile 4 adet mikro havza ve çeşmeler bulunmaktadır. Madenin konumu, hidrolojik açıdan oldukça kritiktir. ÇED raporuna göre saha, Kuzey Ege Havzası ile Susurluk Havzası’nı birbirinden ayıran su bölüm hattı üzerinde kuruludur. Yani maden alanında yaşanacak bir sızıntı veya kirlilik, iki farklı havzayı aynı anda zehirleme potansiyeline sahiptir.
Bölgenin can damarları olan Madra Deresi, Kocaçay ve Karadere, projenin doğrudan etki alanındadır. Bugün burada yapılan İDK toplantısında verilecek karar, bir şirketin kapasite artışı için değil, Madra Dağı’nın suyunun, ormanının ve kurdunun, kuşunun yaşam hakkı için verilecek bir karardır. Bakanlık’tan projenin ÇED sürecini sonlandırarak olumsuz görüş vermesini istiyoruz. Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın tamamen ormanlık alanda, su havzalarının tepesinde kurulu olan bu projeye ilişkin vereceği karar, 2026 yılında COP 31 Taraflar İklim Konferansına ev sahipliği yapacak olmakla övünen Türkiye’nin çevre koruma politikasının da turnusol kağıdı olacaktır.”
Akın, 7554 sayılı yasanın Meclis’ten geçmesinin ardından Türkiye’nin her yerine ruhsat verildiğini belirterek, “Şimdiye kadar birçok yerde ruhsatlar verilmişti. Şu anda ülkemizin en önemli doğal varlıklarından birisi olan Kazdağları ve tüm at ve aynı zamanda bağlı bulunan bütün ormanlarımız korkunç bir şekilde talan edilmeye çalışılıyor. Bununla ilgili her türlü açıklamayı yapıyoruz ve muhalefet olarak da önümüzdeki süreçte 7554 sayılı yasanın yarattığı tahribatı durdurmak için Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yapacağız ve bir an önce yürütmeyi durdurmasını ve bu talanın önüne geçilmesini istiyoruz” diye belirtti.
Ülkeye düşmanlıktır
Maden şirketlerinin şuanda Türkiye coğrafyasının neredeyse yüzde 75-80’ini ruhsatlandırdığını kaydeden Akın, “En çokta Çanakkale, Balıkesir ve aynı zamanda İzmir’in birçok bölgesinde bu gerçekleşiyor. Bunun önüne geçmek için bütün sürdürdüğümüz mücadeleye rağmen şu anda şirketlerin neredeyse ihtiyacını karşılamak üzere görevlendirilmiş bir sistemle karşı karşıyayız. Bunun dünyanın hiçbir yerinde böyle olmaz biliyoruz. O nedenle bu ülkeye yönelik açık bir düşmanlık politikasıyla karşı karşıya kaldığımızı ve bir talan siyaseti ile karşı karşıya kaldığımızı ifade etmek istiyoruz. İçeride de söyledim; Yurttaşlarımız kendi topraklarını, suyunu, havasını korumak için mücadele ediyorlar. Maalesef şu andaki mevcut yönetim de bu mevcut şirketlere ruhsat verme konusunda tereddütsüz davranıyor” diye konuştu.
ÇED değerlendirmeleri bilimsel
Akın, “Biz toplumsal maliyet hesabının yapılmadığını, sadece bakanların kendi ihtiyacı olan, çeşitli bilimlerden rapor olarak verilmiş olan ÇED’lerin aynı zamanda yanlış ve bilimsel olmadığını söylüyoruz. Şu andaki mevcut koşullarda verilen bütün raporlar bir kısmı ÇED gerekli değildir diye doğrudan adrese teslim ruhsatlar veriliyor. Ancak ÇED ile ilgili yapılan araştırmalar ve değerlendirmeler de doğru ve bilimsel olarak yapılmıyor. Bunun önüne geçmeye çalışıyoruz. O nedenle buraya gelen yurttaşlarımıza ben ayaklarına yüreklerine sağlık diyorum. Mücadele etmeye devam edeceğiz ve engel olmaya devam edeceği” ifadelerini kullandı.
Kaynak: MA









