Kuşkusuz yapılan uluslararası hukuka aykırıdır, haydutluktur. Ama Türk devleti yada basını bu konuda tutarlı ve samimi midir?! PKK önderliği 1999’da ABD ve İsrail tarafından korsanca kaçırılıp Türk devletine teslim edilince bunu ulusal bayram ilan ettiler
Dr. Hayri Hazargöl
ABD, Venezüella’da askeri bir operasyon yaparak devlet başkanı Nicolas Maduro’yu kaçırdı. Bu, açıkça uluslararası bir korsanlıktır. Şu anki devletler hukuku, bu tür harekatları gayrimeşru görmektedir. Dolayısıyla Trump yönetimi bu operasyonu her türlü uluslararası hukuku yok sayarak yapmıştır. Trump ABD’si “Pax Romana” barışını gerçekleştirmeyi amaçlıyor. Güçlü Roma İmparatorluğu askeri gücü ile herkesi dize getirip hegemonyasını kabul ettirmişti. Buna da Pax Romana denilmişti. Trump’ın amacına da Pax Amerikano denilebilir.
1648 Westfalya Anlaşması’yla Avrupa’da bir ulus devlet sözleşmesi imzalanmıştı. Birinci Dünya Savaşı sonrası ABD başkanı Wilson’un ‘14 Nokta’sı (14 ilke) ile yeni bir ulus devletler sözleşmesine gidildi. Kuşkusuz Cemiyeti Akvam denen bu oluşum Birinci Dünya Savaşı galibi İngiltere’nin damgasını taşıyordu.
Birleşmiş Milletler (BM) ise İkinci Dünya Savaşı sonrası esas olarak savaşın muzaffer ülkesi ABD damgasını taşıdı. BM’nin belirlediği uluslararası hukuk soğuk savaş döneminde de geçerli oldu.
Sovyetlerin dağılması sonucu dünyadaki siyasi dengeler değişti. İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan siyasi dengelerin değişmesi doğrudan BM sistemini de etkiledi. Çünkü BM, 2. Dünya Savaşı sonrası oluşan dengelere dayanıyordu.
Soğuk savaş sonrası ABD’nin öncülüğünde yeni dünya düzeninden söz edildi. Kapitalizmin küreselleşmesine denk yeni bir dünya düzeninin kurulacağı yazıldı, çizildi. ABD soğuk savaş sonrası küresel kapitalizmin anayasası olarak ifade edilen ticaret yasalarını çıkardı. Küresel kapitalizm ABD’nin yapılmasında öncülük ettiği bu yasalara göre işleyecekti.
Trump, ilk iktidara geldiğinde ilk önce uluslararası hukuku tanımayacağını gösterdi. İkinci döneminde de bu politikayı açıkça uygulamaya koydu. Çin’in yararlandığını düşünerek ABD’nin şekillendirdiği ticaret yasalarını tanımayacağını açıkça ilan etti. ABD çıkarına olmayan hiçbir uluslararası hukuku tanımayacağını ve tek taraflı adımlar atacağını ilan etti. Kanada, Panama ve Grönland konusunda söyledikleri ise kendisi açısından en meşru gördükleri oluyordu.
Trump, politikalarıyla adeta ABD’nin hakim olacağı yeni bir dünya düzenin hukukunu oluşturmaya çalışıyor. Yeni askeri ve siyasi dengeler oluşup yeni uluslararası bir hukuk düzeni oluşana kadar bu tür durumlarla karşılaşacağımız görülüyor. Kuşkusuz yeni hukuk düzeni de halkların mücadelesiyle yaratılan normlarla sağlanacaktır.
BM yasaları halklar ve birçok devlet açısından artık kabul görmeyen bir hal almıştı. ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa gibi konseyin daimi üyelerinin veto hakkı tartışılmaya başlandı. Tayyip Erdoğan da birçok devletin rahatsızlığını görerek 5 devletin veto hakkı olmasını eleştiriyordu. Aslında Türkiye’nin de bu statüde bir ülke olması duygusunu ifade etmiş oluyordu.
ABD’nin yaptığı ben güçlüyüm, o zaman benim dediğim olmalı anlayışıdır. Zaten dünyada gücü olduğunu düşünenler her fırsatta bu tutumlarını ortaya koyuyorlar. Önceden de öyle adaletli uluslararası bir hukuk yoktu. Ancak şu anda uluslararası hukukun temsilcisi gibi görülen BM işlevsiz hale gelmiştir. Doğru dürüst işlevi olmayanın varlığı da tartışmalı olur.
Türkiye’de hükümet Maduro’nun kaçırılmasına cılız bir tepki gösterdi. Hükümet yanlısı basın da muhalif basın da bu konuda ortak tepki gösteriyor. ABD’nin yaptığının hukuksuz olduğunu, haydutluk olduğunu söylüyorlar. Kuşkusuz yapılan uluslararası hukuka aykırıdır, haydutluktur. Ama Türk devleti yada basını bu konuda tutarlı ve samimi midir?! PKK önderliği 1999’da ABD ve İsrail tarafından korsanca kaçırılıp Türk devletine teslim edilince bunu ulusal bayram ilan ettiler. Halbuki başbakan Ecevit bile neden bize teslim ettiler diye bunu sorguluyordu. Bu bir uluslararası komploydu! Çünkü PKK önderinin gittiği Avrupa ülkelerinde siyasi iltica talebi vardı. Ancak bu hukuk çiğnenerek Kenya’ya sürüklenmiş, orada da CİA ve MOSSAD operasyonuyla Türk devletine telsim edilmişti.
AKP iktidarı egemen bir devlet olan Suriye’ye iki defa askeri müdahale yaptı. Kürt şehirlerini işgal edip Kürtleri göçmen hale getirdi. Irak’a defalarca askeri harekat yapıldı. Şimdi burada birçok alana Türk askeri yerleşmiş durumda. Bunlar da güce ve siyasi dengelere dayanarak yapılmıştır. Türkiye’de ne siyasetçiler ne de basın Kürtlerin önderim dediği Abdullah Öcalan Türk devletine teslim edilince ve Suriye ve Irak’a askeri harekatlar yapılınca ses çıkarmıştır. Bu açıdan Venezüella’ya müdahaleye tepki ilkesel ve samimi bir yaklaşımdan kaynaklanmıyor. Hele hele Rojava ve Kuzey-Doğu Suriye’ye her gün işgal tehdidinin yapıldığı bir zamanda bu tür tepkilerin hiçbir inandırıcılığı olmaz.
ABD kapitalist emperyalist bir ülkedir. Kapitalist olan ülkelerin tümü bu korsanca saldırı ve işgal harekatından sorumludur. Çünkü bu politikalar kapitalist modernist zihniyetin ürünüdür.
ABD ne gerekçe öne sürerse sürsün bu korsanlık meşru değildir. Emperyalistler, işgalciler her zaman kendilerine bir gerekçe bulurlar. Venezüella işgali güçlünün gücünün yettiğini ezmesini normalleştiren çok kötü ve karşı çıkılması gereken bir durumdur.
Ancak Maduro’nun kaçırılmasına karşı çıkma yanlış bir anlayış ve yaklaşımla olmamalıdır. Bu saldırıya karşı çıkmak doğrudur. Ancak Maduro bir sosyalist gibi gösterilerek karşı çıkmak yanlıştır. Demokratik olmayan hiçbir güç ne anti-emperyalist olabilir ne de emperyalizme karşı mücadele edebilir. Demokratik olmadan bir halk kazanılamaz, halk kazanılmayınca da mücadele verilemez. 20. yüzyılda demokratik olmadan da emperyalist kapitalist ülkelere karşı belli düzeyde bir mücadele veriliyordu. Bu 20. yüzyılın özgün koşullarının sonucuydu. Zaten bu tür mücadele ve politikaların bir sonuç vermediği ve sonunda kapitalist emperyalist sistemin parçası haline geldikleri bilinmektedir.
Halklar demokrasi, özgürlük ve sosyalizm istiyor. Ancak halkların bu istemi demokrasisiz ve özgürlüksüz biçimde iktidarcı ve devletçi zihniyetle ele alındığında sonuç Maduro iktidarının ülkesine yaşattıkları oluyor. Güney Amerika’da sosyalizm eğilimi güçlü ama devletçi iktidarcı anlayış bu eğilimi zayıflatıyor. Demokratik olmayan anlayışların yarattığı sonuçlar da sosyalizme mal ediliyor. Artık bu durumdan çıkmak, iktidarı ve devleti amaçlamayan demokratik toplum sosyalizmini hedeflemek gerekir. Yoksa ne siyasi olaylar ne de toplumsal olaylar doğru değerlendirilip doğru bir mücadele verilebilir.
Dünya genelinde yeni bir uluslararası hukuk gerekiyor. Yeni uluslararası oluşum ‘Dünya Demokratik Uluslar Birliği’ biçiminde olabilir. Devleti olmayan uluslar da bu sistem içinde yer alabilmelidir. Kuşkusuz yeni uluslararası hukuk otoriter, baskıcı, halklar ve ülkeler üzerinde egemenlik ve diktatörlükler kuran güçleri sınırlayan bir içerik ve biçimde olursa o zaman insanlığın bugün geldiği aşmayı temsil edebilir.









