Trump’ın ikinci kez başkan seçilmesiyle birlikte hükmünü uzunca bir süredir kaybetmiş olan uluslararası düzen, tamamen işlevsiz hale geldi. Venezuella devlet başkanı Maduro’nun eşiyle birlikte bir gece yarısı derdest edilip esir alınmasıyla Trump’ın ABD başkanlık koltuğuna oturmasından itibaren dünyanın dört bir yanındaki ülkelere savurduğu tehditlerin fiilen gerçekleşebildiği de görüldü. Uluslararası normların ve kurumların hiçe sayıldığı bu keyfi güç gösterisi karşısında Birleşmiş Milletler (BM)’den ses çıkmazken devletler düzeyinde gelen tepkiler ise -birkaç istisna dışında- yasak savmanın ötesine geçmedi. Dünyada ve ABD’de demokrasi duyarlılığına sahip kamuoyundan gelen ve “haydut”, eşkiya” gibi nitelendirmelerle ifade edilen tepkiler ise önemli ölçüde Trump’ın kişiliğine yönelik oldu.
Donald Trump, kendisine yönelen tepkilere “kendisini uluslararası hukukun durduramayacağını, yetkisini anayasa veya mahkemeler tarafından değil, kendi ahlakıyla sınırladığını söyleyerek” karşılık verdi. Öte yandan Venezuella’nın zenginliklerine el koymuş olmakla böbürlenirken, diğer Latin Amerika ülkelerinin yanı sıra Grönland, İran ve benzerlerine yönelik tehditlerini arttırarak hukuk tanımaz tavrını sürdürmekte ısrarcı olduğunu da gösterdi.
ABD, özellikle Doğu Bloku’nun dağılıp, dünyanın tek kutuplu hale gelmesinden bu yana emperyalist emellerini gerçekleştirmek için uluslararası hukuku fiilen yok sayıyor (BM kararları olmadan başka ülkelerde operasyon yapıp, siyasi ve ekonomik yaptırımlar uygulaması vb.), kimi ülkeler de ABD’nin açtığı bu yoldan giderek -kendi bölgelerinde- benzer bir tavır izliyorlardı zaten. Dolayısıyla Trump’ın diplomatik dili bir yana bırakıp hukuku tanımayacağını alenen ilan etmesini onun kişisel kabalığına ya da aymazlığına indirgemek mümkün değildir. Trump’a atfedilen bu süreci, kuralların tamamen ortadan kalktığı, -birikim rejiminde öngörülen dönüşüm doğrultusunda- kapitalist sistemi yeni bir yöne evriltilme çabası olarak okumak gerekir.
Egemenlerin kapitalizmin evrilmesini istedikleri yön, iki yüz yılı aşkın süredir işçi sınıfı hareketinin, sömürgeciliğe karşı ulusal kurtuluş hareketlerinin, kadın hareketinin, çevre hareketlerinin, barış mücadelelerinin sonucunda kazanılmış tüm hak ve özgürlüklerin ortadan kaldırılıp 19. yüzyılın başlarına geri dönülmesidir. Kapitalizm, 1980’lerden bu yana üretim sürecinde -esnekliği ve güvencesizliği dayatarak- emek sömürüsünü sınırsız hale getirirken; dağı, taşı, ormanı, denizi sermayeye kâr alanı yaparak doğayı sınırsızca talan ederken tüm kuralları ortadan kaldırmış, maskesini indirmiş, gerçek yüzünü göstermiştir. Sıra şimdi güçlü devletlerin güçsüz devletlerin egemenlik alanına dilediği gibi el koyarak bu sömürgeleştirme sürecinin “meşru” hale getirilmesine gelmiştir.
Sadece Trump değil Netanyahu, Putin, Erdoğan, Şi Cinping, Makron, Aliyev ve benzerinin de kendi güçleri çerçevesinde katkı sağladıkları kapitalizmin dönüştürülmesi arzulanan bu evresinde topluma politik özne olarak hiçbir rol tanınmamaktadır. Emeğini, toprağını, suyunu, yurdunu, kimliğini, inancını savunan toplumun her kesimi susturulmak, sindirilmek ve edilgen hale getirilmek istenmektedir. Bu bağlamda Tokat’ta hakkını arayan Şık Makas işçilerinin, Akbelen’de ormanını korumaya çalışan köylülerin, erkek şiddetine karşı direnen kadınların ya da yurdunda özgürce yaşamak isteyen Gazze’deki Filistinli’nin, Suriye’deki Kürdün, Alevinin, Dürzinin, Türkiye’deki barış savunucularının uğradığı baskıyı, şiddeti veya ABD’de federal göçmen polisi tarafından vurularak öldürülen 37 yaşındaki üç çocuk annesi Renee Nicole Good’u birbirinden ayrı düşünemeyiz.
Egemenler, egemenliklerini sürdürebilmek için toplumu kendi çıkarları doğrultusunda dizayn etmek zorundadır. Bunun için de toplum üzerinde tahakküm kurma çabasından vazgeçmeleri mümkün değildir. Ancak tarih göstermiştir ki toplumsal mücadelelerle egemenlerin tahakkümü kırılabilir ve egemenler dışında kalan toplum kesimleri de nesne olmaktan kurtulup, politik bir özne haline gelebilir. Yeter ki bu mücadeleler doğru hedefe -kapitalizme ve onun egemenlerine- yönelsin ve ortaklaştırılabilsin!







