Uzun süredir, sözünü kâğıda aktarmanın anlamsızlığını, karşılıksızlığını düşündüren bir hal var. Bilmem sizler de yaşıyor musunuz bunu? Sanki her şey gün gibi aşikâr, her şey yazılmış, söylenmiş de tekrara düşülüyormuş gibi bir duygu bu. Kimsenin bir şey okumadığı, kısa süreli görseller dışında hiçbir çabanın önemsenmediği de buna eklenince yazılar yarım kalıyor. Ama Yeni Yaşam’ı yayına hazırlayan, her şeyi göze alarak okura ulaştıran emeğin inadı ve onu her sabah, günü karşılarcasına bekleyenlerin varlığı utandırıp motive ediyor insanı. Bu nedenle gazetemize ve okurlara bir özür borçluyum…
İktidar her alanda, ilan edilmemiş bir olağanüstü hâl (OHAL) yaşatıyor topluma. Daha doğrusu OHAL, ülkenin rutini, rejimin adı oldu! “Terörsüz Türkiye” diye adlandırılan dönem buysa, “Terörlü” Türkiye’yi tercih eder hale geldik! Yenikapı’da dirsek temas aralığı hizaya girecek tek tip bir toplum isteniyor! Siyaset kurumu, bu cendereden bir çıkış yolu üretemezse toplumda büyük bir patlama beklemek kehanet olmaz.
Erdoğan’ın NATO’yu başkentte ağırlama hazırlıkları, Trump’tan aldığı meşruiyete bir de iktidarının güvencesini ekleme çabası olarak düşünülebilir. “Yerli ve milli” uçak Kaan için ABD’den istediği GE motorlarına ödenecek ve bizlerin cebinden çıkacağı kesin milyar dolarlar aslında bu güvencenin bedelidir. Üstelik bir lütuf gibi gösterecekleri satışa asıl ihtiyacı olan ABD’nin ta kendisidir.
OHAL’in en yoğun yaşandığı ilimiz ise Ankara elbet. Yurt genelinde sosyalistlere yönelik aylar öncesinden başlayan gözaltı ve tutuklamalar, sokak hayvanları dahil sokağa çıkma olasılığı olan herkese uzandı. Her şeye rağmen savaş ve NATO karşıtlarının oluşturduğu birlik çabalarını sürdürüyor. Çeşitli illerde farklılıklarıyla bir araya gelen sol sosyalist örgütler bildiriler dağıtıp protestolar gerçekleştiriyor. Ankara’nın aksine, NATO’nun İzmir’de bulunan Müttefik Kara Komutanlığı (LANDCOM) önünde iki kitlesel eylem yapıldı. Polis müdahale etmediği için de hiçbir olay yaşanmadı kuşkusuz! Bu karargâhın eskiden Kızılçullu Köy Enstitüsü yerleşkesi olması da tarihin ilginç bir cilvesi olsa gerek.
NATO Karşıtı Koordinasyon, şimdi dağıttığı broşürlerle İzmirlileri bilgilendirirken, 7 Temmuz’da yapılacak yürüyüşe çağrı yapıyor. WhatsApp gruplarında mesaj yazmakla yetinmeyip saat 19.00’da Şirinyer İzban önüne bekleniyor İzmirli yurttaşlar. Halkların İklim Zirvesi (HİZ) içinde yer alan Savaş ve NATO Karşıtı Koza da Ankara’da yasaklanan 2 günlük uluslararası etkinliğini, Webinar şeklinde 5 Temmuz Pazar günü 14.30-17.30 saatlerinde gerçekleştirecek, önceden kayıt yaptırmayı unutmayın lütfen.*
NATO’nun küresel kapitalizmin silahlı gücü olduğu, bir savunma paktı değil emperyalist yayılmacılığın jandarması olduğu, ülkemizdeki üslerinin savunma amaçlı olmadığı ve Türkiye’yi hedef haline getirerek savaşla burun buruna yaşattığı bir gerçek. ABD ile özdeşleşen Gazze’deki soykırımın sorumlularını, çocuk istismarcısı fuhuş ve insan kaçakçısı Epstein tacizcilerini ağırlamak için iktidarın bu çabası kendisini de bu küresel sistemin bir parçası olarak gördüğünün kanıtıdır. Trump’ın Erdoğan için övgüler düzmesi boşuna değil…
İktidarın ABD-NATO aşkının tarihsel kökleri var elbet. Alparslan Türkeş’in sesinden, 1960 darbesinin ilk radyo yayınında “NATO’ya ve CENTO’ya bağlıyız” sözünden bu yana bütün askeri darbelerin ardındadır NATO. Dolmabahçe’de 6. Filo’ya karşı çıkan devrimcilere saldıranlarla, sonraki kitlesel katliamlarda yer alanlar ve bugün protestocu gençlere saldıranlar aynı gerici, işbirlikçi örgütlenmelerdir ve hepsinin arkasında bir NATO yapılanması olan Kontrgerilla vardır. Bu anlamda NATO, 1978 Çorumdur, Maraştır, 1993 Sivastır, 2011 Roboskidir…
Tutarlı olmak gerekiyor. Filistinlileri destekler görünüp Trump’a kırmızı halı sermeye hazırlanmak kadar, ABD-NATO karşıtı görünüp, gelmiş geçmiş en NATO’cu iktidarın yanında olmak (Perinçekgillere özgü) büyük çelişkidir.
Sessiz kalıp izlemek de öyle…
*(Katılım Formu: https://cryptpad.fr/form/#/2/form/view/043HtNhEPyZYg6d9s5zmLjln-YooeIb5q1sdhEfPEVM/)









