• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
28 Şubat 2026 Cumartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Gündem Güncel

Öcalan: Yüzyılı aşkın süredir devam eden bir sorunu çözüyoruz

 Abdullah Öcalan bize ne anlatıyor? - 4

27 Şubat 2026 Cuma - 23:00
Kategori: Güncel, Manşet

Kürt isyanlarını ve Kürt siyasetini darağacından masaya indirdim. Bunu ilk kez yapıyoruz. Harpagos’tan günümüze isyanlar idam ve darağacında bitmişti. İlk kez masaya indiren benim. Bu masaya sorunu getirmem tarihseldir

Kuzey-Doğu Suriye’de yaşanan son olayların Kürtlerde bir duygu kırılmasına yol açtığı görülüyor. Kürt inkârı Türk’ü bitirir. Kürt’ün kırımı Türk’ün, Türk’ün kırımı Kürtü’n kırımıdır! İş geldi oraya dayandı. Anladınız mı şimdi?

Serdar Altan

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan bir yıl önce Barış ve Demokratik Toplum çağrısında bulunduğunda elbette birçok derin tartışmanın da fitilini ateşledi. Kürtler büyük bir ilgiyle takip etti bu süreci. Ancak Türkiye cephesinde de bu ilgi azımsanmayacak düzeydeydi. Tabii uluslararası arena da bu tartışmalardan muaf değildi. Öcalan, neredeyse iki yüz yıldır var olan ve yarım asırdır PKK hareketiyle belli bir boyut kazanan bu devasa sorunu nasıl çözecekti? 26 yıldır ağır bir tecrit altında tutulan Öcalan çözüm gücü ve kudretine sahip miydi? Örgütü ve kitleler üzerinde ne kadar etkisi vardı, onları ikna edebilecek miydi? Veya Türk devletini çözüme çekebilecek miydi? Bunu yapabilse bile, bu durum uluslararası alanda nasıl karşılanacaktı?

Tüm bu sorular meselenin ne kadar çetrefilli olduğunu da ortaya koyuyor. Her biri kendi içerisinde ayrı bir mesele olan, ancak birbiriyle bağıntılı bu konuları Kürt meselesinin çözümü çerçevesinde bir bütün olarak değerlendirebiliriz. Abdullah Öcalan’ın sözlerine ve değerlendirmelerine baktığımızda, bu kez çözüm için her zamankinden daha umutlu olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü bu süreç öncekilere nazaran daha etkili bir mekanizmayla yürütülüyor. Devlet ilk kez Öcalan ile bu kadar komplike ve organize bir şekilde müzakereler yürüttü. Ayrıca, Türkiye siyasetinin milliyetçi partisi MHP ve Lideri Devlet Bahçeli de bu meseleye doğrudan dahil oldu. Yine, konu ilk kez parlamento çatısı altında tartışıldı. Hem devlet hem de siyaset nezdinde Öcalan ilk kez bu düzeyde muhatap alındı ve kendisiyle görüşmeler gerçekleştirildi. Bunun sonucunda yarım asırdır Kürt halkının kurtuluş mücadelesini yürüten örgüt, kendini feshetti ve silahlı mücadeleden vazgeçeceğini açıkladı. Belki de bu kez müzakerelerin daha etkili yürümesinin en büyük nedenlerinden biri de bu oldu.

Peki aradan geçen bir yıllık süreçte Öcalan nasıl bir çözümle karşımıza çıktı ve durum yeterince anlaşılabildi mi? Dosya serimizin bu bölümünde ağırlıklı olarak “çözümü arayan Öcalan”a odaklanacağız ve aslında nasıl bir süreç kurguladığına etraflıca bakmaya çalışacağız. Bunu yaparken önceki bölümlerde olduğu gibi Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu’ndan ve Öcalan’ın İmralı heyetiyle yaptığı görüşmelerden faydalanmaya çalışacağız.

Bu süreç bir Kürt buluşmasıdır

“Devlet bu masayı niye kurdu? Ve sizleri bu masada neden-nasıl birleştirebildik? Bu ciddi bir buluşmadır. Bir Kürt buluşmasıdır ve devletin Kürt kelimesini bile en ağır şekilde cezalandırdığı bir süreçten geliyoruz. İçinde oldukça çeşitli anlamlar barındırıyor. Nasıl realize edileceğini değerlendiriyoruz. Buraya nasıl gelindiğini, bunun için nasıl mücadele edildiğini en iyi bilen benim.”

‘Kürtlerin Türklerle tarihsel ittifakı’

Meseleyi tariflerken inkâr ve imhanın geldiği aşamayı bir isyan hareketi olarak PKK’nin meseleye dahil olmasını ve 50 yılı aşkın verdiği mücadelenin ardından artık bu gücün misyonunu tamamlamasını da bu bağlamda ele alıyor Öcalan. İşte o çokça bahsi geçen Kürt-Türk ilişkileri sorunsalını da bu çerçevede çözümlüyor: “Kürdistan coğrafyası ilk defa Sümerler tarafından ‘Kürtler, Hurriler, Urlar’ şeklinde ifade bulmuş. Bu ilk mekânsal tanımdır. Dünyanın hiçbir tarafında ülke tanımı yokken ilk defa Sümerler tarafından burası tanımlanmıştır. Daha sonra ‘Kurdia’ diye Yunan tarih yazımında geçer. Heredot tarihinin neredeyse yarısı Kürdistan gerçekliğini konu edinmiştir. Yunan toplumu Medler’e özenti halindedir. Ki Medler’i taklit ederler. Demokrasilerini bile buradaki duyarlılıktan türettiler. Orta çağda Arap İslam devrimiyle birlikte Kürt kavramı tamamen yerleşti. Selçuklular da ilk defa Kürdistan kavramını siyasi bir olgu haline getirdiler. Sultan Sencer kendi merkezini Hemedan (Ekbatan) olarak ifade ederken, Ekbetan’ın merkezlik ettiği ülkeye de Kürdistan diyor. Kürdistan bir yönetim biriminin adı olarak ilk defa Sultan Sencer ile anılmaya başlıyor. Türk hakanı Kürdistan’ı inşa ediyor. Buradan vardığım sonuç: Acaba Selçuklu Sultanı Kürt Sultanı değil midir? Merkezi Ekbatan’dadır, veziri Nizamülmülk’e ‘git’ diyor, ‘benim ailemi koru’, hatta ‘Yenilirsem Hemedan’a çekileceğiz’ diyor.”

Öcalan bu belirlemeden sonra Malazgirt’le devam eden Selçukluların Kürtlerle ilişkilerinden başlayarak, Yavuz Sultan Selim dönemindeki Kürt-Osmanlı ittifakı ve son olarak Mustafa Kemal’in Kürtler sayesinde kurtuluş savaşını kazanması gerçeğini bu ilişkiye kanıt olarak gösteriyor. Hatta 2025 yılının Ağustos ayında heyetle yaptığı görüşmede şöyle bir kıssadan hisseyle olayı özetliyor: “Kanuni Sultan Süleyman’ın annesi Hafsa Sultan hikayesi vardı, okumuşsunuzdur. Oğlu Kanuni’ye şöyle diyor; ‘Oğlum o kadar yer fethettin. Nasıl koruyacaksın bu toprakları?’ Bahsettiği yer İran sınırı ve Kürdistan Bölgesi. Kanuni, şu cevabı verir; ‘Kürtlerden kale ve sur inşa ettim.’ Ben de şöyle diyorum; Şimdi bir şey inşa ediyorsan, ne yapacaksın sorusu gelir sana.”

‘PKK Kürt kimliği gerçekliğini açığa çıkardı’

Öcalan, daha sonra inkâr sonucu bozulan ilişkiyi ve PKK’nin bu inkâr siyasetini nasıl boşa çıkardığını da şu sözlerle anlatıyor: “Cumhuriyetin asli kurucusu olan Kürtler, Cumhuriyet kurulduktan bir yıl sonra yok sayıldı, Kürt kimliği yasaklandı. Böylece Sümerlerden bu yana varlıkları tarihsel kayıtlarda bulunan Kürtler, Cumhuriyetle birlikte yok sayılıyor. PKK bu inkârı büyük bir direnişle boşa çıkardı; Kürt kimliği gerçekliğini tarihsel-toplumsal bakımdan açığa çıkardı ve dosta-düşmana kabul ettirdi.”

Hatırlarsanız, dosya serimizin ikinci bölümünde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın PKK’yi neden feshettiğini ayrıntılı ele almıştık. İşte çözüm sürecini başlatan en önemli gerçeklik de burada gizli. Yine manifestodan aktaralım; “Kürtler kendilerini demokratik ulus, eko-ekonomi ve komünalite üzerinden özgürleştirecek, kalıcı bir yaşamı inşa edip kesinleştireceklerdir. Bu da tabii ki inşa ve kendini var etme mücadelesi ile sağlanacaktır. Dışa yönelik, dış baskıya yönelik direniş de başarıldı. PKK’nin miadını doldurmasının bir nedeni de dışa dönük direnişi başarmış olmasıdır. Bundan sonra direniş ve mücadele içe yönelik olacaktır. Önümüzdeki dönem kendini inşa dönemi olacaktır. Bu da Barış ve Demokratik Toplumu gerektirir. Şimdi bir eşikteyiz.”

Kürt-Türk ilişkisi ve bozulan hukuk

Aslında manifestoda sorunun tarifi ve çözüm yolları etraflıca ele alınmış durumda. Ancak Öcalan 27 Şubat sonrası İmralı heyetiyle yaptığı görüşmelerin birçoğunda bu meseleyi gündeme getirmeye devam ediyor. 2025 yılının Mayıs ayında Öcalan Türk-Kürt ilişkilerini ve bozulan bu ilişkiyi şöyle gündeme getiriyor: “Türk-Kürt ilişkisinin mahiyeti bambaşkadır, bozulan şey kardeş ilişkisidir. Kardeşler kavga eder ama biri diğerisiz olmaz. Çetrefilli, karmaşık ilişkiler. Evet, son iki yüz yıl bozulmuş, İngiliz emperyalizmi, modernite bozmuş, tavşana kaç tazıya tut politikası uygulanmış. Bu tuzağa tek biz düşmedik, herkes düştü. Bu tuzakları, mayınları tek tek temizlememiz gerekir, bozulan yoları, köprüleri onarmak gerekir. Biz bunu yapıyoruz. Yok ‘taviz mi verildi’, yok ‘Lozan mı gidiyor!’ Bunlar yanlış. Biz karar verdik. Silah bundan sonra bitmiştir. Savaşı durdurduk, silahla devlet kurma işi bitmiştir. Derdimiz kandırmak olsa birkaç silah getirir atarız şuraya. Ama bu değil ki mesele. Bozulmuş bir ilişki var.”

‘Kürt sorununu ateş topu gibi kucağımızda bulduk’

Yine Mayıs görüşmesinde ilişkinin bozulma nedenlerini ve yapılması gerekenlere odaklanıyor Öcalan: “Ben burada tarihsel sosyoloji konuşturuyorum. Sizin edebiyat yapmanıza benzemez. Türkiye açısından da söylüyorum. Sen unuttuğun kardeşine ne vereceksin peki? Komisyonlar oluşturulur ve gelirlerse onlara da bunu söyleyeceğim. Kürt sorunu 70’li yıllarda bizim önümüze konuldu, bunu kucağımda buldum. Ateş topuydu. Şimdi alıp attım bu ateş topunu. Ben bunu son 50 yıldır sürdürüyorum. Binlerce defa bana lanet getiriyorlar. Bu haksızlıktır. Ama Bahçeli bunu anlamış. Ben bunları zihniniz açılsın diye söylüyorum. Adamlar 200 yıldır ateş topu yaratmışlar. Ortada Türklük diye bir şey kalmamış. Önceleri ben de derinlikli değildim bu kardeşlik hukuku meselesinde. Ama ben de kabul ettim sonra. 90’lardan beri aşmaya çalışıyorum. Bunu anlayarak hareket etmek lazım. Böyle tartışılırsa bütün parametreler döşenmiş olur.”

‘Bunu ancak ben yapabilirdim’

Öcalan Haziran ayında heyet ile yaptığı bir görüşmede ise neden bu barışı sağlamak gerektiğini ve bunun nasıl yapılacağını izah ediyor: “Ben bu girişimimle silahı devre dışı bırakıyorum. Bu bir yol temizliğidir. Bunu kimse yapamazdı, ancak ben yapabilirdim. Bunu herkes biliyor. Peki temizlik yapıldı da onun yerine ne konulacak, herkes bunun cevabını merak ediyor. 11 Temmuz’da gerçekleşecek olan durum bunun sağlamasıdır. Görüldüğü gibi amaç cumhuriyeti parçalama değildir. 27 Şubat’la Önderlik kararı bunun açık ilanıdır. Kuzey, Suriye, İran, yurtdışı, hepsinin toplamında büyük bir kütleyiz. Ancak entegrasyon sorunumuz var. 100 bin insan kaybı oldu deniliyor.”

‘PKK’yi ben kurdum, ben bitirdim’

Bilindiği üzere 11 Temmuz’da PKK düzenlediği bir törenle silahları yakmıştı. Hemen akabinde yapılan bir görüşmede Öcalan bu duruma dikkat çekiyor ve uyarılarda bulunuyor: “Bizim burada yapmaya çalıştığımız şeyin doğru anlaşılması gerekir. Ben inisiyatif kullanarak buraya kadar getirdim, çıkmaza girebilecek Türk-Kürt ilişkilerine bir yol açmaya çalıştım. […] PKK’nin tüm hazırlığı da 2025’e dönükmüş. Biz zorlarız diyorlardı, Gazze benzeri, işte 2015’te yaşananlara benzer, kırsalda da teknik savaş, ona göre hazırlıklarını yapmışlardı, belli ki 2025 çatışmalı bir şeye dönüşecekti. Ben tam buna müdahale ettim. Bunda devletin, sayın yetkililerin katkısı da oldu ama buraya kadar ben getirdim. Ben bu adımı attığım için işte 2025 gayet sakin geçti. […] Silahlı mücadele dönemi stratejik olarak da taktik olarak da fiili olarak da bitti. PKK’yi ben kurdum ben feshettim. Bir askere, bir görevliye bizim adımıza kurşun sıkılırsa göstersinler. Ama işte zaten silah bıraktılar vs diye iş boşa vurulursa uyarıyorum, bitti. […] Dün Süleymaniye’de yapılan toplantının anlamı şudur: İrade olarak silahlar bırakılmıştır. Besê onurlu bir kişiliktir, o bir güvencedir, o okuduğu metinle bırakılmıştır, bitmiştir. Biz yaşadıkça silahlar konuşulmayacak.”

Ekim ayına gelindiğinde Öcalan, yapılan girişim ve atılan adımlara rağmen devletin herhangi bir somut ilerleme sağlamamasına tepki gösteriyor. Bu tepkisini şöyle dile getiriyor Öcalan: “”Apo nasıl çalışıyor, anlaşılması gerekir. Çağrı yap, bir adım daha atsınlar diyorlar. Çağrı yap, SDG şunu yapsın diyorlar. Bana göre rollerini oynadılar. Kandil kendini feshetti. Böyle bir örgütü devlet değil dünya birleşse feshedemezdi. Bunu ben yaptım. Bu samimi bir adımdı. Siz bile bunu yeterince açıklayamıyorsunuz. Bu, bana özgüdür ve değerlidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kaderinde belirleyicidir.”

‘Kürt isyanlarını darağacından masaya indirdim’

Öcalan devlete yönelik mesajlar verirken aynı zamanda zaman zaman örgüte de çeşitli mesajlar gönderiyor. Kasım ayında yapılan bir görüşmede attığı adımların ne kadar gerçekçi ve önemli olduğunu vurguluyor: “Kürt isyanlarını ve Kürt siyasetini darağacından masaya indirdim. Bunu ilk kez yapıyoruz. Harpagos’tan günümüze isyanlar idam ve darağacında bitmişti. İlk kez masaya indiren benim. Bu masaya sorunu getirmem tarihseldir. […] Aslında anlamaları gereken temel mesele şu; sosyalizm silahla kurulamaz. Mao diyor ki ‘iktidar namlunun ucundadır’. Ben bunu doğru bulmuyorum işte. Ulus devlet ile sosyalist toplum yaratılamaz diyorum. […] Silahın gölgesinde sosyalizm inşa edilemez. Reel sosyalizmin etkisinde biz de kaldık, ne oldu? Yıkıldı geçti.”

‘Bir habitus var, müdahale etmek istiyor’

Bilindiği üzere Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyeleri, 24 Kasım’da adaya giderek Öcalan ile bir görüşme gerçekleştirmişti. Olumlu bir havanın esmesine neden olan bu görüşmenin ardından çok da somut bir ilerleme sağlanmaması ve kamuoyunda yaşanan sert tartışmalar Öcalan’ın da gündemindeydi. Özellikle CHP’nin heyete üye vermemesini değerlendiren Öcalan, bunun nedenlerini ve kararda etkili olan faktörleri sorguluyor. Aralık ayının başında, yani komisyon heyetinin İmralı’ya gitmesinin hemen akabinde yapılan bir görüşmede Öcalan bu kez sürece karşı duran kesimlerin harekete geçtiği uyarısında bulunuyor. Bunu da “habitus” kavramına atıf yaparak şöyle açıklıyor: “Cumhurbaşkanı olarak Özal ile Başbakan olarak Erbakan ile, Başbakan olarak Erdoğan ile ve Cumhurbaşkanı olarak Erdoğan ile dört süreç geliştirdik. Hatta Ecevit de var arada. Hepsinde karşılaştığımız aynı şey var. Bunu söylüyorum ama siz de bunu yeterince anlatamıyorsunuz. Bir çevre, habitus var. Sizin yaklaşımınız fazla pozitivist. Ağacın dallarıyla, görünenle ilgilisiniz. Bu yüzden anlatamıyorsunuz. Ağacın köklerine bakmak gerekir. Habitus buradadır. Komisyonun ziyaretine ilişkin süreç, yürütülen tartışmalar bunu gösteriyor. Ciddiye almayabilir, fasa fiso diyebilirler. Ben 15 Temmuz öncesi de söylüyordum. Paralel devlet olayı diyordum, gülüp geçiyorlardı. Şimdiki sürece bakıyorum en az o kadar bir durum var. Klasik bir darbe çalışması değil, bundan bahsetmiyorum. Doğrudan benim üzerimden geliştiriliyor. Günü gününe benim attığım her adıma karşı bir çevre peydahlanıyor, bir habitus oluşuyor. Burada da medyayı izlerseniz kimler olduğunu anlarsınız.”

‘Kürt’ün kırımı Türk’ün kırımıdır!’

Öcalan sonrasında bu darbe habitusunu engellemek için büyük çaba içerisinde olacağını vurgulayarak, bunun için bir an önce gerekli adımların atılmasını istiyor. Özellikle 2026 yılının başlarında Rojava ve Suriye’de yaşanan gelişmeler Öcalan’ın bu konudaki görüşlerini destekler nitelikte. Dosya dizimizin sonraki bölümlerinde bu konuyu etraflıca değerlendireceğiz ancak Ocak ayındaki bir görüşmede Öcalan’ın bu hususu Kürt-Türk ilişkisi çerçevesinde ele aldığı sözleri önem arz ediyor: “Kuzey-Doğu Suriye’de yaşanan son olayların Kürtlerde bir duygu kırılmasına yol açtığı görülüyor. Kürt inkârı Türk’ü bitirir. Kürt’ün kırımı Türk’ün, Türk’ün kırımı Kürtü’n kırımıdır! İş geldi oraya dayandı. Anladınız mı şimdi? Mesele SDG’nin silahsızlandırılması mı, Türk-Kürt savaşı mı? Suriye’nin toprak bütünlüğüne kimse bir şey demiyor. SDG’nin entegrasyonuna kimse bir şey demiyor. Peki neden tersi oluyor? Nasıl 15 Şubat bana karşıydı, bu da bana karşı.”

Yarın:

  • Demokratik entegrasyon ne anlama geliyor?
  • Asimilasyonun panzehri olarak entegrasyon
  • Öcalan: Devlet istemiyorum ama Kürtlerden de vazgeçmiyorum!
  • Entegrasyonun temeli olarak özgürlük yasaları

Öcalan’ın anlatımıyla PKK’nin feshi, değişim ve ‘komünal toplum’

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Yaşar Kemal: Edebiyatın içindeki halk

Sonraki Haber

Dili yasakla, Türkçeye mecbur et: Anadil haneye hapsedildi

Sonraki Haber

Dili yasakla, Türkçeye mecbur et: Anadil haneye hapsedildi

SON HABERLER

ANF Images

Berlin’de Kürt Kadın Kültür Günleri başladı

Yazar: Yeni Yaşam
27 Şubat 2026

Tetwan Belediyesi’nde Kadın Meclisi kuruldu

Yazar: Yeni Yaşam
27 Şubat 2026

Beş şehir iki hastaneye akıyor, tedavi sınava dönüşüyor

Yazar: Yeni Yaşam
27 Şubat 2026

Dili yasakla, Türkçeye mecbur et: Anadil haneye hapsedildi

Yazar: Yeni Yaşam
27 Şubat 2026

Öcalan: Yüzyılı aşkın süredir devam eden bir sorunu çözüyoruz

Yazar: Yeni Yaşam
27 Şubat 2026

Yaşar Kemal: Edebiyatın içindeki halk

Yazar: Yeni Yaşam
27 Şubat 2026

MEB’in genelgesi ve laiklik bildirisi üzerine

Yazar: Yeni Yaşam
27 Şubat 2026

Kategoriler

  • Abdullah Aysu
  • Afşin Aybar
  • Ahmet Güneş
  • Ali Adalı
  • Ali Sinemilli
  • Arif Mostarlı
  • Asrın Hukuk Bürosu
  • Asrın Keleş
  • Ayşe Düzkan
  • Ayşe Gökkan
  • Ayşegül Devecioğlu
  • Azad Barış
  • Aziz Ferman
  • Aziz Tunç
  • Bahadır Altan
  • Beyza Üstün
  • Birinci sayfa
  • Bülent Felekoğlu
  • Cahit Kırkazak
  • Cengiz Çiçek
  • Cengizhan Kaptan
  • Çeviri
  • Çiğdem Doğa
  • Deniz Aras
  • Dicle Anter
  • Doğan Durgun
  • Doğan Kılıçkaya
  • Dr. Hayri Hazargöl
  • Dr. Hayri Hazargöl
  • Dünya
  • Editörün Seçtikleri
  • Ehmed Pelda
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Emine Ilgaz
  • Ender İmrek
  • Eren Keskin
  • Erol Katırcıoğlu
  • Ertuğrul Kürkçü
  • Eski Yazarlar
  • Ezgi Koman
  • Ferda Koç
  • Fikret Başkaya
  • Forum
  • Gençliğin Sözü
  • Genel
  • Güncel
  • Gündem
  • Güner Yanlıç
  • Güner Yanlıç
  • Haber-Analiz
  • Hakan Öztürk
  • Hasan Durkal
  • Hasan Kılıç
  • Haydar Ergül
  • Hicri İzgören
  • Hüseyin Ali
  • Hüseyin Aykol
  • Hüseyin Bul
  • Hüseyin Deniz
  • Hüseyin Kalkan
  • Hüseyin Ozan
  • İçeriden
  • İlham Bakır
  • İsa Taşçı
  • Jineolojî'nin Sözü
  • Kadın
  • Kadınların Sözü
  • Kadriye Doğan
  • Karikatür
  • Kenan Kırkaya
  • Kezban Konukçu
  • Koray Türkay
  • Kültür
  • M. Ender Öndeş
  • Manşet
  • Mehmet Nuri Özdemir
  • Mehmet Yılmazer
  • Menekşe Kızıldere
  • Mervan Özdemir
  • Metin Yeğin
  • Miheme Zebeşoğlu
  • Muhammed İnal
  • Murat Çakır
  • Murat Çepni
  • Mürüvet Küçük
  • Musa Anter yazıları – Arşiv
  • Musa Piroğlu
  • Mustafa Durmuş
  • Mustafa Mesut Tekik
  • Naci Sönmez
  • Nazan Üstündağ
  • Necati Sönmez
  • Nesrin Akgül
  • Nihat Demir
  • Oğuzhan Kayserilioğlu
  • Online Gazete
  • Ortadoğu
  • Özel
  • Özge Yurttaş
  • Özgür Amed
  • Özgür Müftüoğlu
  • Özlem Gümüştaş
  • Öztürk Türkdoğan
  • Pakrat Estukyan
  • Panorama 2022
  • Panorama 2023
  • Panorama 2024
  • Panorama 2025
  • Perihan Koca
  • Politika
  • Ragıp Zarakolu
  • Şahin Tümüklü
  • Salih Yılmaz
  • Sami Evren
  • Savunmanın Sözü
  • Sebahat Tuncel
  • Seçim 2019
  • Seçim 2023
  • Sedat Ulugana
  • Seydi Fırat
  • Sezai Temelli
  • Sinan Çiftyürek
  • Sinan Cudi
  • Söyleşi
  • Tevfik Kalkan
  • Tugay Karakuzu
  • Tüm Haberler
  • Vahap Işıklı
  • Veli Saçılık
  • Veysi Sarısözen
  • Volkan Yaraşır
  • Yaşam
  • Yazarlar
  • Yerel Seçimler 2024
  • Yusuf Gürsucu
  • Zafer Yörük
  • Zeynel Kete
  • Ziya Güler

Kategoriler

  • Abdullah Aysu
  • Afşin Aybar
  • Ahmet Güneş
  • Ali Adalı
  • Ali Sinemilli
  • Arif Mostarlı
  • Asrın Hukuk Bürosu
  • Asrın Keleş
  • Ayşe Düzkan
  • Ayşe Gökkan
  • Ayşegül Devecioğlu
  • Azad Barış
  • Aziz Ferman
  • Aziz Tunç
  • Bahadır Altan
  • Beyza Üstün
  • Birinci sayfa
  • Bülent Felekoğlu
  • Cahit Kırkazak
  • Cengiz Çiçek
  • Cengizhan Kaptan
  • Çeviri
  • Çiğdem Doğa
  • Deniz Aras
  • Dicle Anter
  • Doğan Durgun
  • Doğan Kılıçkaya
  • Dr. Hayri Hazargöl
  • Dr. Hayri Hazargöl
  • Dünya
  • Editörün Seçtikleri
  • Ehmed Pelda
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Emine Ilgaz
  • Ender İmrek
  • Eren Keskin
  • Erol Katırcıoğlu
  • Ertuğrul Kürkçü
  • Eski Yazarlar
  • Ezgi Koman
  • Ferda Koç
  • Fikret Başkaya
  • Forum
  • Gençliğin Sözü
  • Genel
  • Güncel
  • Gündem
  • Güner Yanlıç
  • Güner Yanlıç
  • Haber-Analiz
  • Hakan Öztürk
  • Hasan Durkal
  • Hasan Kılıç
  • Haydar Ergül
  • Hicri İzgören
  • Hüseyin Ali
  • Hüseyin Aykol
  • Hüseyin Bul
  • Hüseyin Deniz
  • Hüseyin Kalkan
  • Hüseyin Ozan
  • İçeriden
  • İlham Bakır
  • İsa Taşçı
  • Jineolojî'nin Sözü
  • Kadın
  • Kadınların Sözü
  • Kadriye Doğan
  • Karikatür
  • Kenan Kırkaya
  • Kezban Konukçu
  • Koray Türkay
  • Kültür
  • M. Ender Öndeş
  • Manşet
  • Mehmet Nuri Özdemir
  • Mehmet Yılmazer
  • Menekşe Kızıldere
  • Mervan Özdemir
  • Metin Yeğin
  • Miheme Zebeşoğlu
  • Muhammed İnal
  • Murat Çakır
  • Murat Çepni
  • Mürüvet Küçük
  • Musa Anter yazıları – Arşiv
  • Musa Piroğlu
  • Mustafa Durmuş
  • Mustafa Mesut Tekik
  • Naci Sönmez
  • Nazan Üstündağ
  • Necati Sönmez
  • Nesrin Akgül
  • Nihat Demir
  • Oğuzhan Kayserilioğlu
  • Online Gazete
  • Ortadoğu
  • Özel
  • Özge Yurttaş
  • Özgür Amed
  • Özgür Müftüoğlu
  • Özlem Gümüştaş
  • Öztürk Türkdoğan
  • Pakrat Estukyan
  • Panorama 2022
  • Panorama 2023
  • Panorama 2024
  • Panorama 2025
  • Perihan Koca
  • Politika
  • Ragıp Zarakolu
  • Şahin Tümüklü
  • Salih Yılmaz
  • Sami Evren
  • Savunmanın Sözü
  • Sebahat Tuncel
  • Seçim 2019
  • Seçim 2023
  • Sedat Ulugana
  • Seydi Fırat
  • Sezai Temelli
  • Sinan Çiftyürek
  • Sinan Cudi
  • Söyleşi
  • Tevfik Kalkan
  • Tugay Karakuzu
  • Tüm Haberler
  • Vahap Işıklı
  • Veli Saçılık
  • Veysi Sarısözen
  • Volkan Yaraşır
  • Yaşam
  • Yazarlar
  • Yerel Seçimler 2024
  • Yusuf Gürsucu
  • Zafer Yörük
  • Zeynel Kete
  • Ziya Güler
  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır