• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
21 Eylül 2026 Pazartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Editörün Seçtikleri

‘Özel güvenlik’ bölgesi ilanları ve yayla yasakları hayvancılığı bitirme noktasına getirdi

21 Eylül 2026 Pazartesi - 10:11
Kategori: Editörün Seçtikleri, Ekoloji

Bölge illerinde ‘özel güvenlik bölgesi’ ilanları ve askeri gerekçelerle uygulanan mera/yayla yasakları, kırsal ekonominin belkemiği olan hayvancılığı bitirme noktasına getirdi

Kürdistan’da onlarca yıldır süren güvenlik iddialı politikalar, kırsal nüfusun ekonomik temellerinden olan hayvancılık faaliyetlerini adım adım tasfiye ediyor. Meraya çıkışın askeri gerekçelerle kısıtlanması, otlakların “özel güvenlik bölgesi” ilan edilmesi ve köylülerin hayvanlarını dağa, yaylaya çıkaramaz hale getirilmesi, binlerce yıllık geçim biçimini fiilen ortadan kaldırıyor.

Kürdistan’da kırsal ekonominin belkemiğini oluşturan hayvancılık yapan köylüler, hayvanlarını otlatmak için yaylalarına çıkamıyor. Çıkabildiklerinde ise güvenlik iddialarıyla belirlenen dar koridorlarla, sürekli kimlik kontrolleriyle ve keyfi giriş yasaklarıyla engelleniyor. Bu engellemeler yalnızca ulaşımın zorlaşması demek değil; bölge halkının kendi toprağıyla, kendi ekonomik özerkliğiyle kurduğu bağın kasıtlı sekteye uğratılması.

Yayla yasakları çoğu zaman herhangi bir somut gerekçe olmaksızın, yoğun sezonda ve haber verilmeksizin uygulanıyor. Bir çiftçi için birkaç haftalık mera yasağı, o yıl için tüm hayvan varlığının kaybı anlamına gelebiliyor. Bu da köylüyü ya hayvanlarını erken ve zararına elden çıkarmaya ya da tamamen üretimden çekilmeye zorluyor.

Yaylalarda ekonomik tecrit politikası

Bugünkü mera ve yayla yasaklarının temeli, 1990’lı yıllarda yürütülen köy boşaltmaları ve olağanüstü hal uygulamalarına dayanıyor. O dönemde binlerce köy ve mezra devlet tarafından zorla boşaltılmış, halk kendi topraklarından koparılmıştı. Bugün ise aynı mantığın bir devamı yaşanıyor. Köyler doğrudan boşaltılmıyor ama köylünün geçim kaynağı olan meralar fiili yasaklarla kullanılamaz hale getiriliyor. Toprağın ve otlağın halktan koparılması, bölgenin demografik ve ekonomik yapısında yıkıcı etkilere neden oluyor.

Korucuların bazı meralara ayrıcalıklı erişimi, buna karşılık devletle ilişkileri olmayan köylülerin dışlanması, bölgedeki eşitsizliği ayrıca katmerlendiriyor. Böylece mera, kaynak olmaktan çıkıp, sadakat ve itaat üzerinden dağıtılan imtiyazlı bir rant alanına dönüşüyor.

Çöken bir ekonominin izleri

Bölge çiftçi odaları ve meslek örgütleri, son yirmi yılda küçükbaş hayvan sayısında bölgesel ölçekte ciddi bir gerileme yaşandığını, birçok köyde hayvancılığın neredeyse tamamen sona erdiğini ifade ediyor. Bir zamanlar bolluğuyla meşhur olan köyler, bugün sadece yaşlı nüfusun kaldığı, üretimden kopmuş yerleşimlere dönüşmüş durumda. Genç kuşak, köyde kalmayı bir seçenek olarak dahi görmüyor.

Sistematik ekonomik baskı, zorunlu göçü getiriyor

Geçim kaynağını yitiren köylü ailelerin önünde kalan tek yol göç. Bu göç, 1990’lardaki zorunlu ve toplu boşaltmalardan farklı olarak, görünürde halkın seçimi olarak dururken, aslında dayatılan bir süreç. Aileler, Amed (Diyarbakır), Wan, Riha (Urfa), Mêrdîn gibi bölge kentlerinin çeperlerine ya da Kuzey Kürdistan dışındaki büyük şehirlere göç ederek, çoğunlukla güvencesiz, düşük ücretli ve mevsimlik işlerde tutunmaya çalışıyor. Böylece yeni bir kent çeperine kitlelerin yığılması, güvencesiz işçi ve yedek işçi orduları büyümeye devam ediyor.

Bu göç dalgası, kent merkezlerinde yeni bir yoksulluk ve marjinalizasyon dalgası yaratıyor; bireysel bir yoksullaşmanın da ötesine geçerek toplumsal hafızayı daha da sakatlıyor.

Devletin denetimi, doğayı ve gerçekliği şekillendirme çabası

Devletin Kürdistan’daki güvenlik politikaları, sadece çatışmayı yönetme aracı olarak konulmuyor. Aynı zamanda toprağı, ekonomiyi ve nüfusu yeniden düzenleme aracı olarak da işlev görüyor. Meraların kapatılması; HES ve baraj projeleriyle su kaynaklarının el ve yer değiştirmesi ile suyun tutuklanması; ormanlık alanların askeri gerekçelerle sınırlandırılması da aynı stratejinin parçalarında yer alıyor.

Bu bakış açısına göre, kırsaldaki çöküş “kalkınmanın doğal bir sonucu” ya da “modernleşmenin bedeli” olarak sunuluyor. Aksine bu, halkın kendi toprağında var olma, üretme ve kendi kaderini belirleme kapasitesini hedef alan bilinçli bir politikadır.

Meraya, suya ve toprağa özgür erişim

Bölgede mera, su kaynakları ve ormanlık alanlara erişimde yaşanan sınırlamalar, yerelde yaşayan halk ve hak savunucuları tarafından temel bir hak ve yönetim meselesi olarak tartışılmaya devam ediyor. Hazırlanan raporlar ve saha gözlemleri, söz konusu kaynaklara erişimin askeri izin süreçlerine tabi kılınmasının, ekolojik ve toplumsal yapıda çeşitli aksamalara yol açtığını ileri sürüyor.

Kırsal alanın geleceği

Bu genel durumun, uygulanacak alternatif politikalarla tersine çevrilebileceği savunuluyor.

Meralara, su kaynaklarına ve toprağa engelsiz erişim hakkı, bölge halkının ekonomik ve siyasi özerkliğinin temel bileşenleri arasında gösteriliyor. Dolayısıyla kırsalın yeniden yapılandırılması, sadece bir tarım ve hayvancılık politikası olarak değil; halkların kendi yaşam alanlarındaki varlığını sürdürme hakkı bağlamında da ele alınıyor.

Tarihsel süreçler incelendiğinde, yerel toplulukların üretim alanları ve doğal kaynaklar üzerindeki karar alma süreçlerine dâhil olabildiği dönemlerde kırsal yaşamın yeniden toparlanma potansiyeli gösterdiği kaydediliyor. Güncel tartışmalarda öne çıkan ana eksen ise yeni bir kalkınma söyleminden ziyade, karar alma mekanizmalarının yerelleştiği ve güvenlik merkezli idari vesayetin geriletildiği bir düzenin tesis edilmesi gerekliliği üzerinde şekilleniyor.

Kaynak: ANF

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

İran Devrim Muhafızları ABD İHA’sını vurdu

Sonraki Haber

Ahmet Güneş’ten ‘İnsan İnsanın Pavyonudur’ kitabı

Sonraki Haber

Ahmet Güneş’ten ‘İnsan İnsanın Pavyonudur’ kitabı

SON HABERLER

İran’da öğrenci hareketi: Rejim fikirleri kontrol edemez

Yazar: Yeni Yaşam
21 Eylül 2026

Kongre sonrası DEM Parti MYK ilk kez toplandı

Yazar: Yeni Yaşam
21 Eylül 2026

Ahmet Güneş’ten ‘İnsan İnsanın Pavyonudur’ kitabı

Yazar: Yeni Yaşam
21 Eylül 2026

‘Özel güvenlik’ bölgesi ilanları ve yayla yasakları hayvancılığı bitirme noktasına getirdi

Yazar: Yeni Yaşam
21 Eylül 2026

İran Devrim Muhafızları ABD İHA’sını vurdu

Yazar: Yeni Yaşam
21 Eylül 2026

TSP ve Devrimci Parti: Barış ve demokrasiyi örgütlü mücadeleyle kazanalım

Yazar: Yeni Yaşam
21 Eylül 2026

Katılımevim ‘borsa manipülasyonu’ soruşturması: 15 gözaltı

Yazar: Yeni Yaşam
21 Eylül 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır