Bahçeli ezber mezber bozmadı. Olması gereken ve kimsenin aklına gelmeyen yolu gösterdi. Öcalan hala tecrit altında susturulmuş olsaydı, Bahçeli’nin çağrısıyla o ana kadar hiçbir gücün sona erdiremediği silahlı isyana son vermeseydi, hiçbir askeri operasyonun yok edemediği PKK’nin feshini sağlamasaydı, bu akla hayale sığmaz adımları Kürt halkına, bırakalım halkı, binlerce genç gerillaya benimsetmeseydi, hala savaş sürüyor, askerler ve gerillalar ölüyor, Bakur topraklarında askerle-polisle halk karşı karşıya geliyor olsaydı, savaşa harcanan trilyonlarca dolara, ekonominin çökmekte olduğu bir zamanda milyarlarca dolar eklenseydi ve bu durum Türkiye’yi tehdit eden dünya savaşı ortamında devam etseydi, gerilla her an Kürt halkının ulusal çıkarlarından yana olan güçlerle ittifakın eşiğinde olsaydı, o zaman Bahçeli ezberi mezberi bozmak değil, Türk devletinin aklını kaçırmasına neden olacak bir “koordinatörlük” önerisi yapmış olurdu. Önce Erdoğan “imdat” diye, ardından Özel “yetişin” diye bağırırdı. Ses bile çıkmadı.
Şimdi “öyle olsaydı” dediğimiz hiçbir şey artık öyle değil. Hiçbir hayalperestin bile hayal edemeyeceği her şey gerçekleşti. Bunları ne Bahçeli, ne Erdoğan, ne Özgür Özel ve ne de Kürdün ezeli ve ebedi düşmanı bir iki kırıntı partinin şefleri değil, Abdullah Öcalan gerçekleştirdi.
Öcalan bunları nasıl gerçekleştirdi? Türkiye’de hangi kabadayı kalkıp da biz Öcalan’ı bütün bu adımları atmaya zorladık, o da mecbur kaldığı için böyle adımlar attı diyebilir? Ayıp olacak ama “sıkıysa deyin bakalım” diyeceğim. Atılan adımlar, devlet ve iktidarlar Kürt sorununda çözümü barışçı ve legal yoldan gerçekleştirme yolunu tıkadığı için geciken adımlardır. Çünkü Öcalan’ın öyle esaret altında değilken ve savaş devlete kök söktürürken, daha 1990 başlarında Özal’a, Erbakan’a, Ecevit’e ve devlete önerdiği adımlardır. Ve vahim olan, bu adımların atılması karşılığında Öcalan’a verilen demokratikleşme adımlarında otuz yıldır bir milimetre ilerleme olmamıştır.
Bugünün sorunu budur ve Bahçeli son önerisiyle bu sorunu çözmenin yolunu göstermiştir. Bahçeli devletin koskoca ordusuyla atamadığı adımları atan Öcalan’ın, taraflar “barış süreci ve siyasallaşma” masasında yer aldığında, tarafları demokratik adımları atma konusunda da kimsenin uzlaştıramayacağı ölçüde uzlaştırmayı başaracağını görmüştür. Çünkü şu ana kadar mevcut hiç kimse böyle bir uzlaşmayı sağlayamamıştır. Herkes denenmiştir, sıra Öcalan’a gelmiştir.
Var mı şu söylediklerimizi inkar edecek bir Allah’ın kulu? Varsa çıksın ortaya “ben herkesi uzlaştıracağım” desin.
O halde sorumuz şudur: Faşist partiler ve trol ordusu, yani “Öcalan Koordinatör olursa, özgür de olacak, o halde bu iş olmaz” diyenler müzakere sürecini tıkar ve sonunda çöpe atarlarsa bunun sonucu ne olur? Önce süreç başarılı olursa ne olur sorusuna bakalım.
Öcalan’ın “koordinatörlüğünde” yapılacak ilk koordinasyon komitesi toplantısı duyulduğu gün, hiçbir güç ne İmamoğlu’nu hapiste tutabilir ne de CHP’yi mutlak butlanla tasfiye etmeyi aklının ucundan geçirebilir.
Ama Bahçeli’nin Türkiye’nin önüne serdiği bu “son şans” da kaçırılırsa, kaçırıldığı gün bırakalım İmamoğlu’nun özgürlüğünü, bırakalım mutlak butlanla Kılıçdaroğlu’nun tekrar “başkanlığını” CHP “suç örgütü” sayılarak kapatılır. Kapatma talebi şimdiki Adalet Bakanının imzasıyla Yargıtay’ın önünde duruyor.
Bir başka ifadeyle butlan olursa müzakere süreci de biter demiyorum; tam tersine, müzakere süreci biterse CHP ya butlanla yaşayan ölü haline gelir ya da İBB davası “CHP suç örgütü haline gelmiştir” hükmünü verdiğinde kapatılır. Ardından Özgür Özel’den, Özel’le “irtibat ve iltisak” halinde olan sıradan vatandaşlara kadar, kolluk önüne geleni, tıpkı Cemaat FETÖ haline getirildiğinde olduğu gibi gördüğü yerde kelepçeler.
Müzakere süreci Öcalan’ın koordinatörlüğünde selamete çıkarılamazsa bunlar olur, ama bunları AKP-MHP iktidarı yapmaz, yapamaz.
Kim yapar? Çakma 15 Temmuz darbesini kim yaptıysa onlar yapar. “Norm dışı devletten” ve bu illegal devleti kullanarak, dünya savaşında Türkiye’yi “mayın eşeğine” çevirmek isteyen ABD, İngiltere ve İsrail’den söz ediyorum.
Eğer Bahçeli’nin önerisi hayat bulmaz ve müzakere süreci başarısızlığa uğrarsa, bilelim ki, ya butlanla ya da CHP’yi “suç örgütü” ilan eden kararla birlikte ülke kaçınılmaz şekilde darbe sürecine girer. Ekonomi yıkıma uğrar ve CHP kitleleri alanlara, eve dönmemek üzere çağırır. Her yerde protesto eylemleri başlar ve ülkenin dört yanını “puslu hava” kaplar. “Kurt ise puslu havayı sever”. Barışçı, silahsız protestoları “ajan provokatörler” eliyle bir iki gün içinde silahlı çatışmalara çevirmek darbeciler için çocuk oyuncağı bile değildir. Tıpkı çakma darbe günü olduğu gibi, tecrübeli darbeciler hem sivil insanları, hem askerleri ve polisleri faili belli olmayacak şekilde katlettikten ve bu defa Erdoğan’a, onun mafyatik bagajını yüklenmemek için, “darbeyi bastıran lider” rolünü vermeyerek “Erdoğansız, muhalefetsiz ve seçimsiz diktatörlüğe” geçmek üzere idareye el koyarlar.
Adını verdiğim küresel güçler, ABD elçisi Barrac’ın dediği gibi Ortadoğu’da “demokrasi” değil diktatörlük söktüğü ve diktatörleri “mayın eşeğine” çevirmek çok kolay olduğu için darbeyi “bizim oğlanlar yaptı” diyerek kesinlikle desteklerler.
Bu kadarı olur mu olmaz mı diye tartışmanın alemi yok. “Ya olursa” demek ne yapmak gerektiğine karar vermek için yeterlidir.
Bu yazı seçime giderken her şeyinden olacak olan Erdoğan’a da Özgür Özel’e de haddim olmasa da yaptığım bir “uyarıdır.” Birisi “iktidarını korumak”, ötekisi “iktidara geçmek” için müzakere sürecinin tıkanmasında doğrudan ya da dolaylı rol oynayanlar, farkına bile varmadan darbenin şartlarını yaratıyorlar.
Ben herkesi uyarmış olayım.
Bizimkilere de bir iki cümleyle hitap edeyim:
İş Kürt özgürlük hareketine, sosyalistlere, kadın özgürlükçülerine, ekoloji savaşçılarına düşüyor. Çaresiz değilsiniz.
Herkes Karayılan’ın şu sözlerini akılda tutsun: Öcalan özgür bir koordinatör olmayacaksa, müzakere süreci gerillayı teslim amacına bağlanacaksa, bunun sonucunda ülke darbe ve mesela İran savaşına sürüklenecekse “bizim farklı seçeneklerimiz vardır.”
Yani bu karamsar tablo içinde Türk ve Kürt halkı çaresiz değildir.









